Agustos 2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Agustos 2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.2.08

Joe Bonamassa - Sloe Gin (Premier Artists, 2007)

Blues'un yeni nesil temsilcilerinden ve benden 1 yaş büyük Joe Bonamassa'nın yeni albümünü biraz geç de olsa inceleyeceğim. Abimizdir saygıda kusur etmeyelim. Zaten Stevie Ray Vaughan, B.B. King, Robert Johnson ve hocası Danny Gatton'dan etkilendiğini söyleyen birine kusur etmeyiz.

Etkilenmek ayrı bir şey, etkilendikten sonra üzerine yeni şeyler koyup bunu dünyaya dinletebilmek ayrı. Şekil A-1'deki Joe bunu becermiş. 2000'de çıkardığı ilk albümden beri gittikçe daha çok ön plana çıkıyor Blues türünde. Tabii bunda çıkardığı 6 albümden 5'inin Blues listelerinde bir numaraya çıkmış olmasının da etkisi var. Ha bu arada kendisinin yeni Blues efsanelerinden biri olarak anıldığını da söylemek lazım.

Albümü dinlediğimden beri ciddi anlamda etkilendim tarzından. Feyz aldığı birçok insanın tarzından seçmeleri parçalarda görmek mümkün. "One Of These Days"'de özellikle B.B. King ve Stevie'nin tarzlarını çok iyi harmanlamış. Bu arada tarzlarını harmanlamış derken kopya anlamında değil. Daha modern bir bakış açısı sunuyor her an. Sesi gitarı kadar iyi değil, zaten bu da zordu ama yine de elinden geleni yapıyor vokal açısından. Gitarı ise bulduğu her boş noktayı en güzel şekilde dolduracak kadar güçlü.

"Seagull"'da biraz Folk Rock'a kayış yaşamış. E bu da kaçınılmaz aslında. Ama albümün genelinde agresif bir tavır var ve bu ciddi anlamda gitarın gücünü ortaya çıkardığından çok daha güzel geliyo kulağa. "Dirt In My Pocket" gerçekten çok güzel bir örnek bu konuda. İçimden Bon Jovi'de biraz Joe Bonamassa'da feyz alsa demek geçiyor ama neyse. "Blaze Of Glory"'nin üzerinden çok sular aktı.

Albümde Blues klasikleri dönemine gönderme yapan "Sloe Gin" ve "Black Night" çok ilgimi çekti. Gitarın insanı kendine aşık edeceği parçalardan ikisi işte burada. Bugüne kadar hayran olduğumuz birçok gitaristin Blues kökenli olduğunu düşünürsek bundan doğal bir şey de olamaz. Örnek isteyenler bkz: Jimi Hendrix, Eric Clapton, Slash, Buckethead. B.B.King ve Stevie Ray'i saymama gerek yok diye düşündüm haliyle.

Bir Delta Blues bile var albümde amanın aman. "Jelly Roll"'u dinlemeden albümü bitirmemek lazım. Robert Johnson'ı cızırtılı sesle bile olsa dinleme mutluluğuna eriştikten sonra bunu dinleyebilmek bile bize onu anmak için fırsat tanıyor.

Blues'u sevenler, henüz kendisiyle tanışmamış olanlar için buyrun muhteşem bir fırsat. Joe Bonamassa çok güzel bir albümle bize bu imkanı tanımış. Gerisi de dinleyip takdir edecek bizlere kalıyor.

MP3: Joe Bonamassa - Sloe Gin
MP3: Joe Bonamassa - One Of These Days

Joe Bonamassa'nın resmi sitesi
Joe Bonamassa @ MySpace
Albümü satın almak için

5.12.07

Public Enemy - How You Sell A Soul To Soulless People Who Sold Their Soul (Hip-Hop Records, 2007)

Bring Tha Noiiiiizeeeee!!! Gelmiş geçmiş en efsanevi müzik grupları arasında 44. yer alan PE'den bahsedeceğim. Haliyle en önemli Hip Hop grubu olarak anıldıklarını da söylememe gerek yok bu noktadan sonra.

Aslında yeni albümlerinde bunu iyice ortaya koyuyorlar "Can You Hear Me" adlı parçada. "Hip Hop'u TRL'de keşfedildi zannedenler, utanmanız gerekiyor. Zaten benim adımı da bilmezsiniz." Bu laf geçirmelerin en nazik versiyonu diyebiliriz. Genelde özellikle ırkçılık, politika ve basına boylu boyunca giriştiklerini söylemek mümkün. Explicit Lyrics taşımayan albümleri yoktur herhalde.

Neyse PE hakkında aslında çok şey söylemeye gerek yok. Run DMC ve Beastie Boys'un temel ilham kaynakları desem yeter mi acaba? Yetmediyse A Tribe Called Quest derim, The Jungle Boys derim ve daha birçok efsane sayabilirim. Ama işin daha ilginç bir yönü var. Grubun İslami yönü de pek hafif değil. Hatta Louis Farrakhan PE'nin sözlerini birçok konuşmasında aralara sıkıştırıyor. Küfürsüzleri tabii.

Açıkçası PE'nin son 3 albümüyle aram çok iyi olamamıştı. Ama artık bunların hiçbirinin önemi yok. Yeni albümleri ile bize gerçek Hip Hop'u sunan grup geçmişi tek kalemde silmemi sağladı.

Albüme 3 kültürden şöyle yorumlar gelebilir:

Amerika - That's HUGE!!!
Ingiltere - MASSIVE!!!
Türkiye - Vay be!

Albüm aynı ismi taşıyan parçayla başlıyor ve gelişine vurmaya başlıyorlar. Toplumdaki tüketim çılgınlığından kıçında başında altın taşıyan Rapçilere kadar durmadan vuruyor. "Black Is Back"'te ise 20. yıllarında geri dönüşlerini kutluyorlar. Rock ekseninde gelişen bu Hip Hop parçada aslında PE'nin gerçek özelliğini görüyoruz. Hip Hop'u tanımlayan ve bununla yetinmeyip müzikal açıdan Free Jazz, Hard Funk ve Rock'ı işin içine sokan bir grup.

Albümün neresine değinsem ne yapsam şaşırdım. Ama işin özü uzun zamandır unutulan bazı erdemleri hatırlatmak, hatta insanların kafasına çakmaya çalışmak temeli oluşturuyor. Bu yaşadıkları köklerine dönüş içerisinde sürekli mesaj veren bir yapıdalar. Müzikal anlamda ise son damlasına kadar etkileyici bir hava var. Tüylerin diken diken olmaması imkansız.

Hip Hop'un eline mikrofon alıp otantik bir melodi önünde bıdı bıdı konuşan altın kaplı bir adamdan ibaret olmadığına inananlar için bir kurtuluş bu albüm. Mutlaka dinlenesi.

MP3: Public Enemy - How You Sell A Soul To Soulless People Who Sold Their Soul?
MP3: Public Enemy - Can You Hear Me Now?

PE'nin resmi sitesi
Public Enemy @ MySpace
Albümü satın almak için

10.11.07

Luke Vibert - Chicago Detroit Redruth (Planet Mu, 2007)

Elektronik müziğin yetenekli IDM prodüktörlerinden Luke Vibert'in yeni albümü Ağustos ayının sonunda çıktı. IDM dedim de, aslında birçok projesiyle farklı müzik türlerine de adım atıyor, özellikle son dönemde Acid'e, ama yine de onun tanınmasını sağlayan IDM prodüksiyonlarıydı.

Yeni albümde IDM'den, DnB'e, Acid'den piyano resitaline kadar her nevi çalışma mevcut. Hatta zaman zaman Techno'ya da kayıyor. Eteğinde ne kadar taş varsa dökmüş ve albümün adından da anlaşılacağı gibi bunu Amerikan müzik kültürünün temellerine oturtmuş.

Detroit'in endüstriyel havasını vermiş, başka bir parçada Chicago'dan Acid House'u alıp onun eğlenceli ve enerjik dünyasına bir kapı açmış. Aslında albüm için elektronik müzikte Amerika dünyasının bir reklamı da diyebiliriz. Birçok farklı yaklaşımla birlikte özünde bu kültürün uzantılarını ve bizleri nereden nereye getirdiğini hiç çekinmeden açıkça sorgulamış, göstermiş.

Albümde Luke Vibert'in son dönemdeki Acid hayranlığının çok açık emarelerini görmek mümkün. Bunun yanında Acid döneminden sonra prodüksiyona başlamış bir isim olarak bu türe bu kadar hakim olduğunu görmek sevindirici. Günümüzdeki "piyasa" tabir edilen kullanımlarından uzak olarak gerçek ruhuna hitap edebilmiş. Acid sevenler içinmuhteşem bir fırsat kesinlikle. E zaten bu sene çıkardığı ama incelemediğim "The Ace Of Clubs" projesinden çıkardığı albümde bu türde çok başarılı örnekler sergiliyordu. Neden incelemedim acaba.

Bu arada Luke Vibert yeni bir albüm daha çıkardı. Bu seneki üretim furyasının sonucu bunlar ama nasıl bir üretkenlik ben anlayamadım. Efsanevi elektronik müzik prodüktörü Jean Jacques Perrey'nin parçalarını yeniden düzenlediği albümü umarım en kısa zamanda inceleyeceğim.

Bu arada bunu yazarken Warp Records'ın sitesinde bir şey daha dikkatimi çekti.

MP3: Luke Vibert - Comfycozy
MP3: Luke Vibert - Breakbeat Metal Music

Luke Vibert @ MySpace
Albümü satın almak için

2.11.07

David Sylvian - When Loud Weather Buffeted Naoshima (Samadhisound, 2007)

David Sylvian'ı Japan grubunun vokalisti ve söz yazarı olarak tanıyoruz. Ancak Japan grubunun dağılmasının ardından kendisi çok farklı müzik türlerine genel olarak deneysel bakış açısıyla yaklaşan önemli bir müzisyen olarak karşımıza çıktı. Alternatif müzik severlerin her zaman dikkatini çekmeyi başaran güçlü bir isim oldu.

Bu blog'da en son Burnt Friedman ve Steve Jansen ile birlikte kurduğu Nine Horses grubunun "Money For All" albümüyle yer almıştı. Şimdi ise Ağustos ayında çıkardığı albümüyle karşımızda.

70 dakika 21 saniyelik albüm tek parçadan oluşuyor. Albüm aslında Japonya'daki Naoshima adasındaki Naoshima Standard 2 adlı sanat festivalini düzenleyen Naoshima Fukutake Art Müzesi Vakfı'nın isteği üzerine hazırlanıyor. Albüm bu festival boyunca gösterilerde ve etkinliklerde temel müzikal öğe olarak kullanılıyor. Kapağından müzikal içeriğine kadar adanın birçok özelliği de albümde yansıtılıyor. Hatta o derece ki kapakta işlenilen tema albümün ilk hazırlanan versiyonunda atlandığı için David Sylvian tekrar stüdyoya girmiş ve kapakla ilişkinin tam oturması için yeni bir bölüm eklemiş.

Albümde David Sylvian'ın yanında birçok önemli sanatçının da katkısı var, Clive Bell, Akira Rabelais, Arve Henriksen ve Christian Fennesz. Sonuç olarak da karşımıza yine bir sanat eseri çıkıyor. Kesinlikle Japon halk müziğiyle alakası yok baştan uyarayım. Elbette esinlenmeler, ses kesiti olarak kullanımlar mevcut ama bununla sınırlı. Genel olarak avant garde bir bakış açısı gerek adaya gerekse adanın kültürüne.

Bazen kuş sesleri çıkıyor karşımıza, bazen vapuru andıran bir saksafon geliyor. Ama genel olarak Sylvian'ın kendine has buğulu havası hakim. Kullanılan vokaller ise derinden ama yapısına dokunulmadan iletilmiş. Derinden bir Japon türküsü geliyor kadın vokaliyle. Genel olarak sınırları oldukça esneten güzel bir sanatsal çalışma.

David Sylvian resmi sitesi
Albümü satın almak için

1.11.07

Stanton Warriors - The Remixes (Skint, 2007)

Stanton Warriors yine yapacağını yaptı. Breakbeat'in bu sene biraz daha sessiz kalmasını içine sindiremeyen Dominic Butler ve Mark Yardley ortalığı karıştıracak bir albümle karşımıza çıktı.

Stanton Warriors bugüne kadar birçok düzenlemeyle karşımıza çıktı ve bunların büyük bir kısmı çok başarılıydı. Burada ise çok başarılı yeni bir düzenleme serisiyle başımızı döndürüyor. Gorillaz, Alter Ego, Apollo 440 ,Basementt Jaxx ve Fatboy Slim bu girişimden payını alan sanatçılar arasında. Düzenlemeler de Old Skool ve 2 Step Breakbeat tarzları yoğunluk kazanmış. Bunun yanında Big Beat'e de dirsek temasında bazı noktalarda. Eğlenmek için tartışılmaz derecede uygun bir albüm. Ama uyarayım, yüksek sesle dinlerseniz çok tehlikeli.

Agresif tarz genelde albümün temelini oluşturuyor. Nefes aldırmak istemezmişcesine saldırıyor kulaklarınıza ve ruhunuza. Açıkçası albümdeki parçaları kullanarak bir Breakbeat seti yapsanız bir anda ünlü olabilirsiniz.

MP3: Apollo 440 - Dude Descending A Staircase (Stanton Warriors Remix)
MP3: Coburn - We Interrupt This Program (Stanton Warriors Remix)

Stanton Warriors'ın resmi sitesi
Stanton Warriors @ MySpace
Albümü satın almak için

15.9.07

Vector Lovers - Afterglow (Soma Quality Recordings, 2007)

Vector Lovers veya gerçek adıyla Martin Wheeler elektronik müziğin minimalist akımını takip eden önemli yeteneklerden biri. 2002'den beri prodüksiyon yapan sanatçı Wheel, Martin Wheeler, Rosenbaum ve Badly Born Droid takma adlarıyla da çalışmalarını yayınlıyor.

2004 yılında Soma bünyesine katıldıktan sonra dikkat çekmeye başladı ve 2004 yılında "Vector Lovers" adıyla çıkardığı albümle tanındı. Daha sonra yükselişi bir sonraki sene çıkardığı "Capsule For One" adlı albümle devam etti. Ama benim için her daim en önemli çalışması "Boulevard" bu iki albümde de yer almadı.

Wheeler 2 yıl aradan sonra yeni albümüyle bizlere yaşadığı değişimleri aktarıyor. Öncelikle artık daha sakinleşmiş durumda. Bunda Soma'nın minimalist kanadının biraz daha Ambient'a kaymasının da etkisi vardır mutlaka Alex Smoke'ta gördüğümüz üzere. Ancak aksak ritm tutkusu geçmemişe benziyor. Albümde yoğun olarak bu görülebiliyor.

Albümde dinginlik had safhada. Sizi beyninizin çeşitli noktalarında gezintiye çıkarıyor. Aslında bunlara prodüksiyondan ziyade kompozisyon da demek mümkün. Alex Smoke ve Apparat'ın elektronik müziğe gönül rahatlığıyla klasik müzik tınıları katmasının ardından Martin Wheeler bunu kendi tarzıyla yorumlamış. Minimalizmden bir adım uzak ama hala yakın. Ambient'a bir adım uzak ama ona da hala yakın.

Vuruşları minik dokunuşlar gibi kullanmış ve gerek piyano gerekse elektronik altyapılarla sunduğu melodileri destekliyor sürekli. Özellikle "Piano Dust" bu konuda en etkin çalışması olmuş. Bunların haricinde melodilerin kesik özelliği de aksak ritmle oldukça uygun bir havada ilerliyor. Bu aksak ritmler de zaman zaman Broken beat zaman zaman da IDM olarak karşımıza çıkıyor.

Kesinlikle güzel bir albüm. Prodüksiyonları gibi değil çünkü bunlar kompozisyon. Yine de gelecekteki işlerini daha da merakla beklememizi sağlayacak uygun bir çalışmaya imza atmış kesinlikle.

MP3: Vector Lovers - Hush Now
MP3: Vector Lovers - Piano Dust

Vector Lovers resmi sitesi
Vector Lovers @ MySpace

13.9.07

Ben Harper & The Innocent Criminals - Lifeline (Virgin, 2007)

Ağustos ayının sonu gerçekten güzel sürprizlere gebeymiş. Önce M.I.A.'nın albümü, arkasından da Ben Harper. Aslında Ben Harper'ın albümü daha da sürpriz oldu çünkü turnesinin bitiminin üzerinden daha pek bir zaman geçmedi. Ama burada asıl güzellik yatıyor.

Ben Harper 2006 sonunda başladığı Avrupa turnesi sırasında yeni parçalar üzerine çalışmaya başlamış ve konserlerden önceki sound-check'lerde bu parçaları grupla beraber çalışmış. Turne bittiğinde ise ilk yaptıkları şey Paris'teki "City Of Lights" stüdyosuna girip 1 haftada analog olarak albümü bitirmek olmuş. Günümüzde diğer sanatçıların önce turneyi bitirip sonra tatil yapmalarına ve yaklaşık 4-5 ay sonra stüdyoya girmelerine alıştığımız için Ben Harper'ın bu dur durak bilmeyen temposu ilginç geldi. Hele karşımıza böyle güzel müzikler çıktığı sürece bundan güzel bir şey de olamaz.

"Lifeline"'da bizleri klasik bir 70'ler albümü bekliyor. Ben Harper'ın Rock'a sakin ve olgun yaklaşımı tüm parçalarda etkili. Parçalar inanılmaz değil, ama hepsi de güzel. Bu da tümü dinlenebilen ender albümlerden biri haline getiriyor. Hele 2-3 hit parça yazıp idare eder parçaları ekledikten sonra albüm yapan günümüz gruplarına oranlanırsa çok daha yeğdir.

Altyapılarda yine country ve blues etkileri var. Bu yönden eskisinden farklı bir şey yok. Parçalardan hiçbirinde zorlama hissedilmiyor. Sanki her şey kendiliğinden gelişmiş gibi bir doğallık var. Kaydetme süresinin kısalığının albüme kötü hiçbir etkisi yok. Hatta müzikal zenginliklerin olması da cabası. "In The Colors"'da güzel bir reggae esintisi var. Bob Marley'e olan hayranlığına dikkat çekiyor herhalde.

"Say You Will"'de ise kilise türü country havası var. Hani biraz daha kaysa Ray Charles'dan bir gospel dinliyor olabilirdik. Ben Harper burada diğer parçalardaki (Needed You Tonight'ın bazı bölümleri hariç) vokaline göre biraz daha agresif. Kilise modu olduğu düşünülürse ilahı söyleyen biri misali tüm içini boşaltıyor mikrofona. Benzeri yapıyı "Heart Of Matters"'da da görüyoruz. Daha sonra vokalde içini boşaltmış bir haldeyken "Paris Sunrise #7"'de bu sefer gitar solosuyla döküyor içini. Güzel bir slide gitar solosu dinliyoruz parça boyunca.

Albüm Avrupa'da doğrudan tepelere fırladı. Amerika'da ise daha yavaş davrandı. Bu da zaten normal. Bugüne kadar Ben Harper'a her zaman kucak açan Avrupa oldu. Amerika'da ortanın üstü olarak bakılırken Fransa ve İngiltere'de el üstünde tutuluyordu. Bu albümde de değişmedi gelenek.

Beğendiğim parçalar:

1) Fight Outta You
2) In The Colors
5) Having Wings
6) Say You Will
8) Put It On Me
9) Heart Of Matters

MP3: Ben Harper - Fight Outta You
MP3: Ben Harper - Say You Will

Ben Harper resmi sitesi
Ben Harper @ MySpace
Satın almak için

1.9.07

Ernesto - Find The Form (Creative V, 2007)

İsveçli ünlü soul şarkıcısı Jonathan Bäckelie'nin projesi Ernesto'dan yeni albümü çıktı. Ha sanki bu albümü dinlemeden önce haberim varmış gibi söyledim ya, külliyen yalan. Finlandiya'dan iş ziyareti için gelen bir arkadaşımın bana getirdiği albümlerden biriydi ve beğendim, biraz araştırdım, şimdi de hava atıyorum.

Bu Jonathan'ın Ernesto projesinden çıkardığı 3. albüm. Ama aslında diğer 2 albümü için reddedilen parçalardan oluşuyor. Hani inceleyeceğim ama söyleyeyim, albüm gayet rahat dinleniyor ve güzel hafif popvari tınılara girmesine rağmen. E bunlar reddedilenlerse ilk iki albümde neler kaçırdım acaba diye düşünmeden edemedim.

Albümde soul hakim. Tartışılmayacak derecede. Bazen House'a yaklaşıyor, bazen 80'lerden synth melodileriyle birleşiyor. Pop'a döndüğü noktalarda biraz zayıflıyor müzik kalitesi açıkçası. Hani Pop'a karşı değilim ama diğer hallerdeyken çok daha başarılı sonuçlar almış. Bazı parçaların boşuna elenmediği ortada. Hani "What Goes In Inside" ve ardındaki "Earn My Faith Back" arasında dağlar kadar fark var.

Bu eksik noktalar haricinde genel olarak dinlenebilecek, güzel bir albüm. Aşağıdaki 2 parçayı dinleyip bir fikir edinebilirsiniz.

MP3: Ernesto - Sick N Tired
MP3: Ernesto - Earn My Faith Back

Jonathan Bäckelie @ MySpace

30.8.07

Lee Rocker - Black Cat Bone (Alligator, 2007)

Ne zamandır Rockabilly dinlemiyorsunuz diye sorsam kim tam tarihi söyleyebilir acaba? Rockabilly ne ola ki diyenler olacaktır, (Rock N Roll + Country)/2 diye matematiksel açıklayayım. Baştan alıp daha açık sormak gerekirse en son ne zaman Elvis Presley, Jerry Lee Lewis, Carl Perkins veya daha modern olanlardan Chris Isaak veya Stray Cats dinlediniz? İşte şimdi zamanı.

Lee Rocker Stray Cats'in üyesiydi. Stray Cats ise 70'lerin sonlarında Rockabilly türünün yeniden canlanması için tek başına savaştı ve uzun süre bu savaşta büyük başarılar kazandı. Lee Rocker ise grubun dağılmasıyla çeşitli projelerde yer aldı, Eric Clapton, Carl Perkins, George Harrison ve Ringo Starr gibi birçok efsaneyle birlikte çaldı. Daha sonra solo kariyeri başladı 90'ların ortalarında ve karşımızdaki albüme kadar başarılı bir şekilde devam etti.

Albüm temiz, tertemiz bir Rockabilly. Hani James Dean gibi etrafta gezmek istiyorsanız, alın koyun teybinize ve gezin alabildiğince. Ama saçları unutmayalım tabii. Emin olun içinizde bir şeylerin kıpraştığını hissedeceksiniz.

Kesinlikle eğlenceli, hareketli bir çalışma var karşımızda. Gerek Rock N Roll, gerek Country, gerekse modern Rock öğelerini güzel bir paydada barındırıyor parçalar. Lee Rocker her ne kadar Carl Perkins hayranı olduğunu bağıra bağıra açıklasa da vokalde Elvis Presley esintileri hissediliyor. Ama bundan doğal ne olabilir zaten.

Albümde James Dean hissiyatı uyandıran parçalar:

2) Crazy When She Drinks
3) One More Night
4) Black Cat Bone
5) Lost Highway (Bon Jovi'den kat be kat iyi)
9) String Bass, Guitar And A Drum
10) The Wall Of Death
12) The Highway Is My Home

MP3: Lee Rocker - Crazy When She Drinks
MP3: Lee Rocker - The Highway Is My Home

Lee Rocker resmi sitesi

29.8.07

M.I.A. - Kala (Interscope, 2007)

Ben de ne sakin geçiyor şu Ağustos ayı güzel güzel diyordum. İlla bir şeyler çıkacak. Bu sefer de ortalığı M.I.A. karıştırdı yeni albümüyle. Mathangi Maya Arulpragasam'ın projesi M.I.A. 2005 yılında çıkardığı "Arula" albümünün etkisi geçmeye yüz tutmadan elini tekrar taşın altına koymuş.

M.I.A.'nın ilk albümün döndüğümüzde eğlenceli bir politik albüm vardı karşımızda. Şimdi eğlencenin dozajı biraz daha artmış durumda. O kadar başarılı bir çıkış albümünden sonra bunun gelmesi muhteşem. Üstüne sözlerin açık seçikliği de tavanda. Maya İngiltere doğumlu bir Sri Lankalı. Bebekten döndüğü Sri Lanka'dan
iç savaş sebebiyle kaçıp İngiltere'ye dönmüş. Zaten vokallerdeki kendine has yorumundan ve politik duruşundan bu fazlasıyla dikkat çekiyor. Politik duruşu da babasından kalma. Sri Lanka'daki iç savaşta tehlike yaşamalarının sebebi babasının aktivist ve sert politik duruşu.

Albümü ilk dinlediğimde kafamda soru işareti vardı ama zaten yeni bir şey dinlenildiğinde ve değişik geliyorsa birkaç kez daha dinleme taraftarıyım. İnsanın modu modunu tutmaz çünkü. Çok dinlememe de gerek kalmadı zaten. 2. dinlemeden sonrakiler beğeniden looplanmıştı. Bu arada M.I.A. bu albümde kendini çok güzel bir dertten kurtardı. Nelly Furtado ile yoğun bir kıyaslama dönemi yaşadı ilk albümünden sonra ama bu albümden sonra kendi çizgisini tamamen Nelly'den farklı yapılandırmaya devam etti.

Albüme ne diyeyim bilemedim şimdi. Big beat, reggae, garage pop. Ama şunu söyleyeyim. Albüm baştan sona baş döndürüyor. "Boyz"'un başını 15 saniye dinleseniz o zaman tamamen anlarsınız ne demek istediğimi. Dinlerken kalçayı sallamıyorsam ne olayım. Bu arada big beat dedim ama tribal bir big beat. Çok güzel olmuş. Bu arada "Jimmy"'de albümün o anki gidişine oranla taban tabana zıt bile diyemeyeceğim bir zıtlık karşımıza çıkıyor ve synth pop duyuyoruz. Bu parça 80'lerde güzel bir hit olurdu kesin. Bunun yanında "XR2" ise doğrudan garage etkili bir hip hop. Girişi tamamen garage yapısında. Çok farklı ve eğlenceli olmuş.

Bu albümü Amerika'da tüm kulüplerde bolca duyacaklar. Bu su götürmez bir gerçek. Hip hop hastası olan ve elektronik müzik partilerinde bile hip hop isteyen bir toplum bu albümü mutlaka listelerin en tepesine taşıyacaktır. Elbette bu M.I.A.'nın Amerika'ya giriş sonunu da çözmüş durumda. Upuzun bir Amerika turnesi kendisini bekliyor.

Ha ben de albümü bu senenin tepelerine taşıdım ama sebebi farklı. Müzikal açıdan inanılmaz zengin, muhteşem bir öngörüyle kotarılmış parçalar. Farklı türlere kaysalar da belirli bir çizgi üzerindeler. Tamam "Jimmy" hariç. Yine de bu albüm şunu gösterdi ki M.I.A. bize gelecekte de çok güzel şeyler sunacak.

MP3: M.I.A. - Bamboo Banger
MP3: M.I.A. - Boyz

M.I.A. resmi sitesi
M.I.A. @ MySpace