Warner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Warner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.9.08

Metallica - Death Magnetic (Warner, 2008)

Yaklaşık 9 yıllık bir gecikmeyle tanışmıştım 1990 yılında Metallica'yla bir abimin elime kasetlerini tutuşturmasıyla okul servisinde. Walkman'de Pink Floyd dinliyordum ve Onur abi "Onu sonra dinlersin, al bunu dinle" diye uzatmıştı "...And Justice For All"'un kasedini. Kasedi ertesi gün geri vermiştim çünkü o akşam Yeşilköy'de inip 4 albümün kasedini de almıştım. Vay be dediğimi bile hatırlıyorum. O noktadan itibaren ailemde de gözle görülen değişimler olmuştu. Bu değişimi anlamam ise Apocalyptica'nın Metallica'nın parçalarını 4 çelloyla yorumladığı ilk albümleriyle oldu. Annem odama gelip "Böylesi daha güzel olmuş" dedi ve çıktı geri. Şaşırmak buna denir.

Metallica'ya o gün de hayrandım, hala da hayranım. Değişim meğişim kime ne. 1990'dan bu yana ben ne kadar değiştim, adamlar da değişebilirdi. Sonuçta grup onların. Amma velakin insan elbette bu kadar beğendiği gruptan yine benzer tınıda şeyler duymak istiyor. Araya birkaç albüm ve bir hayli yıl koyduktan sonra kocayan Metallica bize "Alın da susun" dedikleri bir albüm verdiler. Şimdi kimi, "E niye bu kadar ara verdiniz o zaman o abuk şeyleri dinletirken" diyecek, kimi de "Yahu yeni Metallica daha yumuştu, güzeldi be" diyecek. Bitmez bu geyikler. Önemli olan sonuç.

Öncelikle Warner'a laflar hazırladım. Albümün Deluxe plak versiyonu 120 dolar mı olur kardeşim. Ayıp. Tamam limitli sayıda falan ama yok deve. R.E.M.'i 40 Euro'ya aldım. Biz de maaşlı adamız yani. Neyse.

Metallica Jason Newsted'in ayrılışından sonra 2. albümünü yayınlıyor. Arada kaynayan ama buna rağmen 30 ülkede 1 numaraya fırlayan "St. Anger"'dan sonra ilk dinlediğimde sarıldım bu albüme. 5 yıl geçmiş, Robert Trujillo gruba tam anlamıyla uyum sağlamıştı. Bunu geçen sene Rock Werchter'de "Sick Of It All" turnesi kapsamında rahatça görmüştüm her ne kadar "For Whom The Bell Tolls"'da Newsted'e oranla daha zayıf kaldıysa da.

Albüm geçmişe dönüşü işaret ediyor. Bunu artık söylemeye fazla gerek yok. İlk defa ben demiyorum. Sittin yerde incelendi bu ana kadar. Ancak tüm bunların Bob Rock olmadan yaşanması ilginç. Kimine göre prodüktör Bob Rock onları bu hale getirdi "Black" albümünden başlayarak.

Albüm hakkında en baştan olumsuz bir şey söyleyeceğim. "Unforgiven III". Sırf adı yüzünden ısınamadım parçaya. Hayır parçanın kendisi de öyle çok ahım şahım değil ama ismi daha da vahimleştiriyor durumu.

Gelelim albümün gerisine. Süper! "That Was Just Your Life"'tan başlayan Thrash Metal bazı noktalarda Robert Trujillo'nun da gazıyla Rage Against The Machine moduna bile giriyor "The End Of The Line"'ın girişinde olduğu gibi. Kirk Hammett'ın "St. Anger"'da ara verdiği süpersonik gitar sololarının da geri gelmiş olması albümü apayrı çekici yapmış. "Broken, Beat & Scarred"'da güneş gibi parlıyor her notası. Daha da etkileyicisi ise "All Nightmare Long"'da çıkıyor karşımıza.

James Hetfield'ın artık vokalist olarak muhteşem performanslarını bir yana koyarsak ritm gitarda güzel işlere imza atmış. Her adımını güçlü atmaya dikkat etmiş albüm boyunca. Nefes aldırmak istemediği bir hayli ortada. "Ölmedim, işte buradayım!" dercesine saldırıyor her imkanı olan noktada.

Bir söz de Lars Ulrich'e. Herkesin bildiği üzere kendine deliler gibi bakan, sürekli antreman yapan Ulrich albümün başından sonuna ritmi ayarlıyor ve hiç çekinmeden her yere imzasını atıyor.

Şöyleydi de böyleydi de. Metallica'yı seven zaten albümü dinleyecektir. Sevmeyen de bu saatten sonra eğer 10 yaşında değilse sevmez. Fazla lafa gerek yok. Dinleyin, beğenirseniz düşünmeden alın. Önümüzdeki hafta gidip alacağım plağını.

MP3: Metallica - The End Of The Line
MP3: Metallica - Broken, Beat & Scarred

Metallica'nın resmi sitesi
Metallica @ MySpace
Albümü satın almak için
Plağı satın almak için

17.6.08

The Raconteurs - Consolers Of The Lonely (Warner, 2008)

Tennessee kökenli bir grup The Raconteurs. Ama içinde çok yakından tanıdığımız bir sima var ki grubun müzikal yapısı zaten onun çevresinde dönüyor, Jack White (John Anthony Gillis). Daha açık yazmak gerekirse The White Stripes'ın yarısı kendisi. Hatta %95'i de neyse. Meg okur mokur başıma bela olmasın.

Jack White gelmiş geçmiş en iyi 17. gitarist olarak adlandırılıyor. E haliyle el attığı şeyler de güzel oluyor. Ha o listede de gariplik yok değil ama neyse. Bence mesela bir Buckethead olması gerekirdi. Malmsteen keza ve hatta Slash. Ama listede yoklar. Gary Moore bile yok yahu. Neyse. Jack White listede.

The Raconteurs ile çıktığında bilgisi olmayan bendeniz vay be The White Stripes'la benzer rifleri olan bir grup çıkmış diye bir şey bulmuş gibi heyecanlandım. Tabii sonrasında uyanınca tanıyamamış da benzetmiş olmanın verdiği buruklukla hafif soğudum. Ancak yaptıkları müzik gerçekten çok güzel. Aslında kimilerine The White Stripes'ın olması gereken hali. 2 kişilik bir aile grubundan tam teşekküllü Rock grubuna.

Grubun ilk albümü "Broken Boy Soldiers" biraz da Jack White'ın ününün desteğiyle herkesin diline dolandı önce, sonra müziğin güzelliği yorumlarda daha çok yer almaya başladı ve geldik 2. albüme. Albüm bana göre "Broken Boy Soldiers" kadar güzel değil. Ha daha yeni yeni dinliyorum onun da etkisi olabilir. Ama şu bir gerçek, bu albümdeki gitar rifleri çok daha çekici.

Çok enstrümanla Jack White'ı dinlemek biraz daha farklı. Müzikal yapıda Blues'un inanılmaz bir ağırlığı var. Folk da diğer temel etken. Tabii bunların hepsi Rock çatısı altında karşımıza çıkıyor. Albüme adını veren "Consoler Of The Lonely" albümü açıyor ve Jack White şova başlıyor The White Stripes benzeri. Arkasından yine The White Stripes imzası taşısa şaşırmayacağım "Salute Your Solution" var. "Blue Orchid"'i bu kadar mı andırır kardeşim. Farklı bir tondan aynı gitar rifleri. Daha sonradan "You Don't Understand Me", "Old Enough", "The Switch And The Spur", "Top Yourself" ve "Many Shades Of Black" geliyor Folk ve Blues nidalarıyla ve çok daha yavaş bir modda. Aralarında "Hold Up" ezilmiş durumda tek agresif parça olarak. Atlamadan "Many Shades Of Black" nedir ne işe yarar be Jack!

Albümde hatırlayacağım ya da aklımda kalacak 4 parça var. Gerisi açısından ya vasat ya da ortanın biraz üzerinde diyebilirim ancak. Beklentilerimin bir hayli altında bu. Bana göre biraz aceleci davranılmış. Albümü dinlerken akla eski birçok efsanevi isim geliyor ve üstüne Jack White'ı eklediğinde iyi olması bekleniyor ama her halükarda ağzımda yeterince tad bırakmadı. Şimdiden diyeyim bazı parçalar festivallerde gayet güzel olacak ama bu albüm. Neyse hayırlısıyla Ağustos ayının sonunda kendilerini izleyeceğim ve o zaman bir de konserlerini yorumlayabilirim.

MP3: The Raconteurs - Consoler Of The Lonely
MP3: The Raconteurs - Salute Your Solution

The Raconteurs'un resmi sitesi
The Raconteurs @ MySpace
Albümü satın almak için

24.5.08

Alanis Morissette - Flavors Of Entanglement (Warner, 2008)

Isn't it Ironic? Ailemizin minik Kanadalı sanatçıcı Alanis Morissette yeni albümüyle yine şenlendirme amacıyla geldi kondu omzumuza. 10 yaşında ilk parçasını yazan, 16 yaşında ilk albümünü çıkaran Alanis (O zaman kullandığı sahne adıyla) o günlerden bugüne 7 albüm çıkardı, 50 milyondan da fazla albümünü sattırdı.

Sattırdı demek doğrudur çünkü albümleri arasında dağlar kadar fark olan bir sanatçı. Dünyayı sarstığı "Jagged Little Pill" albümünden sonra gelen "Supposed Former Infatuation Junkie" albümünü karşılaştırmak bile yeter. Ancak tarzlarda gezindiği tüm bu zamanlarda dahi başarılı işler ortaya koydu. Ama ilk albümünün güzelliğini hiçbir şeye değişmem.

Alanis Morissette aslında bildiğimiz bazen Senfonik Rock, bazen Slow Rock olarak adlandırılan türde parçalar ortaya çıkardığında en etkili hale geliyor. Bir nevi saatli bomba. Naif ve sıcak vokali bu çalışmaların üzerinde gezinirken her dinleyeni istila ediyor adeta. Yazdığı sözlerin derinliğinin de bunda etkisi var, hakkını yememek lazım.

Alanis Morissette "So-Called Chaos" adlı çıkardığı çıkarabileceği en neşeli albümden sonra yine modunda 150 derecelik bir dönüş yapmış ve eski "depresif" hallerinden bize bukleler sunmuş. Bunun yanında o kalan 30 dereceyi kapatacak olumlu parçalar da var tabii.

Albüm oldukça farklı başlıyor, "Citizen Of The Planet"'ta Hindistan ezgileriyle karşımıza çıkıyor derken vokal bölümünü Punk Rock'a adıyor. "Underneath" elektronik altyapılı bir Cranberries'i andırıyor. Arkasından Electro Pop "Straitjacket" geliyor ve an itibariyle abow diyorum. Alkol falan da almadım komiser bey. Hayırdır inşallah. Benny Benassi'yle mi tanıştı bir ara Alanis Morissette nedir. İşin üzücü tarafı kötü de olmuş.

"Versions Of Violence"'ta Endüstriyel Rock'a giriş yapıyor. "Not As We" ile tamamen en eskilere dönüyor, bildiğimiz ve sevdiğimiz balad karşımızda. "In Praise Of The Vulnerable Man" ile hiç hazzetmesem de bir önceki düpedüz pop albüme göz kırpıyor. Elektronik yapılar yine karşımızda "Moratorium" ile. Gerisinde bahsedilmeyi hakkeden bir "Torch" ve "Incomplete" haricinde pek bir şey yok. Öncesinde de çok mu vardı diyen olursa sen de haklısın derim.

Albüm incelemesinin sonunda söyleyecektim ama merak ettim baktım prodüktör İngiliz mi diye ve evet İngiliz, Guy Sigsworth. Albümde yoğun biçimde İngiliz havası var. Billboard dergisine göre dünya kültürüyle yerel kültürleri deneysel pop çatısı altında birleştiren albümmüş. Bana göre prodüksiyon yeteneği İngiltere sınırlarında kalan bir prodüktörle orta yaş moduna giren bir Alanis Morissette var. Albümde elle tutacağım anca 2-3 parça var. Madonna'nın "Ray Of Light"'ına benzeten o bünyeye de acilen portakal suyu içmesini ve zihnini açmasını öneriyorum.

MP3: Alanis Morissette - Not As We
MP3: Alanis Morissette - Incomplete

Alanis Morissette'in resmi sitesi
Alanis Morissette @ MySpace
Albümü satın almak için

21.5.08

Pendulum - In Silico (2008)

Pendulum! Pendulum! Pendulum! Böyle bağırıyordu Leeds'de bu yılbaşında Pendulum'un setini dinlerken insanlar. Az DJ performansında seyircilerin sesleri kayda girer. Bunda kayda girmek ne kelime. Ortalık yıkılıyor adeta. Dinlerken "Orada olmak için neler vermezdim" diye düşünmekten kendini alamıyor insan.

E söz konusu Pendulum olduğunda eğlencede herhangi bir sınır yok. Drum And Bass türünün güzide grubu bugüne kadar her daim eğlendirmekten geri durmadılar. Çoğu zaman da insanları evlerinde bir pestil şeklinde yollamayı başardılar. Evet çaldıkları tür herkese uygun olmayan, hızlı ve yeri geldiğinde sert bir tür ancak sevene ilaç.

Avustralyalı altıgen Pendulum en çok canlı performanslarıyla tanınıyor. Ancak bugüne kadar 1 albüm, birçok plak ve haddinden fazla düzenleme yaptılar. Bu düzenlemelerden en ünlüsü de Pridogy'nin "Voodoo People"'ına yaptıklarıydı. Ama boş durmayıp kendi parçalarını bile yeniden düzenlediler. İngiltere Single listesine 2 kere girme başarısı da eklediler bu arada.

Pendulum 2. albümüyle karşımıza çıktı. Albümde dikkat çeken bir nokta orjinal Pendulum triosunun gruba 2 kişi daha alarak biraz değişim geçirdiği. Değişim sadece grup üyelerinin sayısında değil ayrıca türlerinde de olmuş. Evet DnB temelindeler ancak bu sefer saf DnB yerine işin içinde Rock var, Indie Rock var, vokaller önde vs.vs. Eskiyi bekleyerek albüm dinlenirse sonuç kesinlikle felaket olacak çünkü fersah fersah fark var.

Leeds setlerinde dinlediğim "Showdown" ile başlıyoruz ve kendimden geçiyorum o performans aklıma geldiğinde. Parça çok güzel ama Jack White modeli başlangıçtan tırsmadım dersem yalan olur. N'oluyor be. Arkasından gelen "Different" hiç de adının hakkını vermiyor aslında ama "Propane Nightmares" başladığında hemen susuyorum. Indie Rock vari başlangıçtan sonra zıpır zıpır zıplamaya başlıyorsunuz. Zaten parçanın İngiltere'de 9 numaraya fırlamış olması da bundan. Biri beni durdursun.

"Visions", bir nebze "Midnight Runner" ve "Granite" kesinlikle çok yakışmış. Bunun yanında "The Other Side", "Mutiny", "The Tempest" ve "9000 Miles" ise apayrı olduklarından ısınmam birkaç dinleme gerektirecek. Kötü değiller ama Pendulum'la yan yana koyabilmem için biraz nefes almam lazım. Pendulum ortalığı yine karıştırıyor ama bu sefer hem kendileri gibi hem de kendilerinden farklı davranarak. Öyle bir albüm bu. Ama ne olursa olsun güzel ve Pendulum! RnB diye yeni bir müzik yarattılar, Rock And Bass.

MP3: Pendulum - Showdown
MP3: Pendulum - Propane Nightmares

Bonus MP3: Prodigy - Voodoo People (Pendulum Remix)

Pendulum'un resmi sitesi
Pendulum @ MySpace
Albümü satın almak için

6.4.08

R.E.M. - Accelerate (Warner, 2008)

R.E.M. hakkında söylenebilecek milyonlarca söz var. Bir yıl var ki sadece onların "Automatic For The People" albümleriyle uyumuşumdur her gece. Bugüne kadar canlı izleyememiş olmak içimde çok yer kaplayan bir uktedir ve eğer bir sorun olmazsa bu yıl Rock Werchter'de kendilerini izleyip "İzlemeden ölmemek gereken gruplar" listemden bir isim daha çıkartacağım.

R.E.M. Rock tarihi açısından önemli gruplar arasında yer alıyor. Başlardaki farklı tarzları ciddi tepkiler çekmesine rağmen yıllar içinde tırnaklarıyla kazara efsaneler arasında yetiştiler. Dile kolay. 2007 yılında Rock N Roll Hall Of Fame'e de eklendiler ve tescillendi. Alternative Rock'ın bugünlere gelmesinde belki de en önemli üç isimden biridir kendileri. Ayrıca 1996'da gelmiş geçmiş en yüksek bedelle Warner Bros.'la anlaşma yaptılar, 80 milyon doları boşuna vermedi herhalde Warnergiller.

R.E.M. Rock ve Folk'un karışımı bir tarzla bugüne kadar karşımıza çıktı. Son iki albümleri birçok kişi tarafından beklenen seviyelere ulaşamadığı yönünde eleştirildi. Grubun içindeki dağılma havasının bu albümlerde fazla etkili olduğu ve bu sebeple daha önce ilerlenen yoldan sapmalar olduğu ileri sürüldü. Elbette Stipe ve Mills arasında çok fazla tartışma vardı, grup dağılmanın eşiğine geldi ama o eşik asla aşılmadı.

Neyse lafı fazla uzatmadan bugüne gelelim. Michael Stipe, Mike Mills ve Peter Buck'la röportaj yapıldığını gördüğümde iş gezisindeyken Q Magazine'in üzerine atladım. Röportajda eski çizgilerine dönme arzularını belirtmişler. Bu ufak bilginin yanında dergiyle hediye olarak verilen ve bu üçlü tarafından seçilen 15 parçadan birkaçını da sizinle paylaşacağım.

Albümü ilk dinlediğimde tepkim 1980'in sonlarından 1990'ların sonuna kadar olan R.E.M. tarzının bir uzantısı olduğu yönündeydi. Bu daha en baştan "Living Well Is The Best Revenge" adlı parçayla ortada. Şimdiden bu parçayı bir kenara ayıracağım. Tadına doyamadım. Bu yapı aynen "Man-Sized Wreath" ile devam ediyor. Bendeki mutluluk ise tavan yapmış durumda. Bir ara hafif "Lotus"'u hatırlar gibi oldum gitar riflerinde. Daha da sevdim. Bu da kesmediyse "Supernatural Superserious" ile devam ediyoruz. Oh be. Oh beeeeee.

"Hollow Man"'de Berry'nin ayrılığından beri en iyi bateri performansını görüyorum desem yeridir. Parçaya güzellik katmış. Zaten geri kalan yapı çok güzel olduğundan bu uyum beni memnun etti. "Houston" ise albümde ilk frene basan çalışma. Ama fren derken "Everybody Hurts" kadar da değil. Sadece Folk ağırlığı Rock'a oranla daha fazla. Ve ardından albüme adını veren "Accelerate" geliyor, hem de nasıl. Şu yeni yetme İngiliz gruplar keşke biraz feyz alsa diyesim geliyor. "Until The Day Is Gone" benzer tonda "Houston"'ı takip ediyor albüm içerisinde. Ve sonunda çok da ısınamadığım "Mr. Richards" geliyor. Onu çağdaş ozanlık denemesini andıran "Sing For The Submarine" takip ediyor. "Horse To Water" albümün başındaki yapıdan daha da sert bir yapı çıkarıyor karşımıza. Son parça ise bugüne kadar konserlerde ortalığı yıkan "I'm Gonna DJ" adlı parça. Nedense hiçbir stüdyo albümünde yer almayan (REM Live'da vardı sadece ve adı üstünde Live albüm) bu parça sonunda dinleyicilerle buluştu. Güzel de oldu.

Albümü incelemeye başladığımda başım ağrıyordu, şimdi en ufak eser yok ağrıdan. Bugüne kadar yaşattığın mutluluklar ve müzikal doyum sebebiyle size ne kadar teşekkür etsem azdır Stipe, Buck, Mills ve Berry.

MP3: R.E.M. - Man-Sized Wreath
MP3: R.E.M. - Supernatural Superserious

Handpicked tracks by R.E.M. (Q Magazine)
Bonus MP3: Battles - Atlas (Radio Edit)
Bonus MP3: The Minus 5 - Myrna Loy
Bonus MP3: Christopher O'Riley - Paranoid Android

R.E.M.'in resmi sitesi
Accelerate albümünün resmi sitesi
R.E.M. @ MySpace
Albümü satın almak için
Albümün özel setini satın almak için (CD+DVD)

22.11.07

Seal - System (Warner/Atlantic/Elektra, 2007)

Dünyanın en güzel kadınlarından biriyle evli olan ancak erkeklere gayet çirkin gelen 2 adamdan biri Seal (Seal Henry Olusegun Olumide Adeola Samuel) (Peh peh isme bak, Türkiye'de 10 kişiye isim çıkar bundan). Diğer zibidi de Christian Karembeu. Ama bize ne? Heidi Klum diye düşününce insan öyle diyemiyor. Yine de müzikal açıdan bugüne kadar bize verdiği mutluluklar sebebiyle Seal'i ayrı kefeye koyalım. Karembeu'nun oyunculuğunu da sevmezdim zaten. Onun kaçarı yok.

Seal denildiğinde ilk akla gelen parçaların başında "Kiss From A Rose" geliyor. Heidi Klum da bu parçaya düşmüş herhalde. Amma taktım. Neyse.

Baştan dürüstçe söyleyeyim. Seal'in öyle hayranı falan değilim. Evet gerçekten çok güzel parçalara ve yorumlamalara imza attı ama öyle takipçisi falan olmadım. Yine de "System" albümünün ilk solo albümü benzeri olacağını açıkladığında merak ettim.

Albüm kesinlikle Soul dünyasından biraz daha dans dünyasına geri dönüşünü işaret ediyor. Elbette hala Soul var gerek parça yapılarında gerek sirayet ettiği Seal'in vokalinde. Ancak özünde zamanının Lighthouse Family benzeri bir yaklaşım var. O grubu ve çalışmalarını çok sevdiğimden albüme ısındım.

Albümde 10 yeni parçanın yanında albümdeki "Amazing" adlı parçanın This White Duke düzenlemesi de yer alıyor. Kesinlikle orjinal albüm versiyonuna 10 basar. Albümün bütünlüğüne bile daha çok uyuyor.

Parçaların yapısı genel olarak basit ve rahatsız etmeyen bir vuruş yapısının üzerinde dingin bir melodiyle geliyor. Düzenlemeleri ya Tech House'a geçecek ya da Deep House'a dönecek gibi görünüyor. Tabii biri coşup tamamen parça yapısıyla oynamazsa.

"Wedding Day" ve "Immaculate" elektroniğin yoğunlaştığı Trip Hop yapısıyla farklılaşıyor albümde. "Rolling" ise akustik havasıyla ve elektroniğe kaymayan yapısıyla bir "Kiss From A Rose" denemesi ilk albümde olduğu gibi. Resmen teorik açıdan kopyalama yapmış.

Albüm istisnalar haricinde aynı yapıda başlıyor ve bitiyor. Seal'in o güzel ve sisli vokaliyle parçalar güzel bütünleşiyor. Lighthouse Family yokken iyi bir alternatif olarak dinlenebilir.

Seal - Amazing (Thin White Duke Edit)
Seal - Immaculate

Seal'in resmi sitesi
Albümü satın almak için

14.10.07

Mark Knopfler - Kill To Get Crimson (Warner, 2007)

Nasıl anlatılır bu adam? 1977'de git sen Dire Straits'i kur, sonra tam biz ısınmaya başlamışken 1991'de grubu dağıt ama kendi kendine çalışmaya devam et. Bu arada gelmiş geçmiş en iyi 27. gitarist seçil, film müzikleri yap, onu yap bunu yap. Arkanda benim diyen gitaristlerin bile şapka çıkardığı bir kariyer bırak.

İskoç Mark, bizde çok iz bıraktı. MTV'de yayınlanan ilk klip "Money For Nothing"'di ve son döneme kadar çok sık yayınlanırdı. Klibi o kadar çok seyrettim ki hala ezberimde. Bir "Sultans Of Swing", bir "Love Over Gold", "Brothers In Arms", "Tunnel Of Love", "So Far Away", "Walk Of Life", "Calling Elvis", "Heavy Fuel". Gider bu liste daha.

Mark Knopfler 91'den sonra solo kariyerine başladı ve içlerinde en sevdiğim "Wag The Dog"'unki olmak üzere birçok film müziğine imza attı. Bunun yanında stüdyo albümleriyle de bizi mahrum bırakmadı yeteneğinden. Geçen ayın ortasında da yeni albümüyle bizlere tekrar merhaba diyor.

"Kill To Get Crimson" bizlere anıları hatırlatmak amacıyla yapılmış bir albüme benziyor. Elbette Dire Straits enerjisinden uzak ancak bu sefer de göz pınarlarını hedef alıyor. Aile muhabbetlerinde şarkı söyleyen aile büyüğü edası var. Albüm bu derece sıcak ve samimi.

Albümün genelinde akustik gitarın ağırlığını görüyoruz. Bunlarla yağmurlu bir sonbahar gününde pencere önünde kitap dinlerken insanı mutlu edecek bir müzik yapmayı başarmış. Başarmış demeye pek gerek görmüyorum aslında, bekleneni karşılamış sadece.

Bazı noktalarda, özellikle "We Can Get Wild"'da ciddi bir Chris Rea havası var. Benzeri "Punish The Monkey" adlı çalışmada da var ama parça o kadar güzel ki bir laf edesim yok. Bunun bir sebebi de eski Dire Straits havasını da içinde barındırması. Doğrudan Dire Straits hayranlarını mutlu edeceğine emin olduğum bir parça.

Kitapçıktaki resimlerden Mark'ın artık yaşlandığını ve biraz da kilo aldığını görmek mümkün ama formundan hiçbir şey kaybetmediğini söylemeliyim. Yine aynı karizma, yine aynı yetenek, yine o tanıdık sesle kulağımıza esen güzel melodiler. Sonuçta dinlenesi, güzel bir albüm.

MP3: Mark Knopfler - True Love Will Never Fade
MP3: Mark Knopfler - Punish The Monkey

Mark Knopfler resmi sitesi
Albümün Türkiye distibütörü Topkapı Müzik
Albümü satın almak için (Türkiye'de DnR'larda var ama Internette yok)

6.10.07

Hard-Fi - Once Upon A Time In The West (Warner, 2007)

Hard-Fi Staines merkezli bir İngiliz İndie Rock grubu. Grup Richard Archer'ın vokalde, Kai Stephens'in bas gitarda, Ross Phillips'in gitarda ve Steve Kemp'in bateride yerlerini almasıyla oluşuyor. Kendilerini 2005 yılında birçok derginin en iyi albümler listesine giren "Stars Of CCTV" albümleriyle de tanıyoruz. Aslında ben Harun İzer sayesinde tanımıştım ne yalan söyleyeyim. Hem niye söyleyeyim. Kendisi Best Of 2006 listesine bile sokmaya çalışmıştı bu albümü.

İlginçtir ki 2005 yılında çıkardıkları albüm önce bir furya ile büyük ilgi gördü, daha sonra ilgi azalırken bir anda tekrar bir akım başladı ve albüm çıkışından 6 ay sonra İngiltere'de 1 numaraya fırladı. Hani açıklamakta zorlanacağım bir durum.

Grubun müziği bildiğimiz enerjik İndie Rock gruplarına ek olarak biraz Punk Rock havası da taşıyor. Sanırım beğenisindeki temel öğe de bu iki türü güzel bir şekilde birleştirmesi. Zira özellikle İngiltere'deki Punk Rock beğeni potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda bunu moda olan İndie Rock ile birleştirmek pek de sihirli olmayan bir formül. Ama Hard-Fi gibi başarılı bir şekilde yapmak işin püf noktası. Bu arada Hard-Fi grubu The Clash hayranlıklarını da açıkça belirtiyor.

Yeni albümleri Eylül ayının 2. yarısında çıktı. Albümün kapağı bir tartışma konusu oldu. Hani daha önceki albümlerinin kapağı düşünüldüğünde bu çok da şaşırtıcı bir şey değil aslında ama yine de büyük plak şirketleri ortalığı karıştırmayı ve farklı olana karşı çıkmayı seviyorlar. Ama sonuçta vız gelmiş tırıs gitmiş. Albümde kapak resmi yok.

Müzikal açıdan eskisinin devamı bir havadalar. Bunun yanında bir nebze Killers vari enerjik İndie Poppy Rock benzerliği dikkatimi çekiyor. "Television" adlı parçayı da birine benzetiyorum ama nedense çıkaramadım. Ama birine çok feci benziyor. Albümün açılış parçası "Suburban Knights" zaten ortalığı inletiyor yeterince. Çok güzel ve enerjik bir parça. Festivaller için biçilmiş kaftan misali. Heeeeeey, Ooooooo. Gider böyle deliler gibi valla.

"I Shall Overcome" bana bir Pop şarkının altyapısını almış gibi geldi. Enrique Inglesias mı desem bilemiyorum ama güzel yakışmış parçanın üstüne sonuçta. Parçada da klasik şehir hayatının zorluklarından bahsediyor gençler. Bu onların sözlerinin en temel konusu herhalde. Nadiren romantizmin zorluklarına da giriyorlar. Zorluk nerede varsa oradalar bir bakıma. Ama sözlerle parçaları uygun kotarıyorlar.

"Watch Me Fall Apart" albümdeki ciddi anlamda tek farklı parça ve çok sevdim. Senfonik Rock türündeki parçayı gerek vokal, gerek melodisel anlamda çok iyi bir temele oturtmuşlar. "I Close My Eyes"'da ise birebir modern The Clash karşımızda. Çok güzel bu da. Amanın "Can't Get Along (Without You)"'da da var bu durum. Ama bu sefer hoş, tam güzel diyemem. E eskisini (The Clash) yaptığım gibi yenisini de kucaklıyorum haliyle. Çaktırmayın.

MP3: Hard-Fi - Tonight
MP3: Hard-Fi - Watch Me Fall Apart

Hard-Fi resmi sitesi
Hard-Fi @ MySpace
Albümü satın almak için

31.3.07

Jean Michel Jarre - Teo & Tea (Warner, 2007)

Jean Michel Jarre elektronik müzikle alakalı olsun olmasın, milyonlarca insanın adını bildiği, adını bilmese bile müziğine aşina oldukları biri. Birçok yönden kendisinden sonra gelen sanatçılara yol açmış bir isim. Bunun yanında geride bıraktığı albümlerle yakaladığı başarı ise dudak uçurtacak cinsten. 1948 Lyon, Fransa doğumlu sanatçı bugüne kadar elektronik ve new age türlerinin şekillenmesinde önemli bir etkiye sahip.

Jean Michel Jarre 2000'lerin başından itibaren elektronik müzikle tanışanlar için fazla göz önünde bulunmadı. Verdiği birkaç efsanevi konserle kendini tanıttı ancak 2003 yılında yayınladığı "Geometry Of Love" albümü eski performansından uzaktı. Ancak 1997 yılında Moskova'nın 850. kuruluş yıldönümünde verdiği konseri 3,5 milyon kişinin izlediğini de eklemek gerekir tabii.

Jean Michel Jarre'ın yeni albümünün çıkacağını duyduğum ilk gün kafamda bazı soru işaretleri vardı. Müziğin gelişimine ayak uydurup uyduramayacağı konusu ciddi biçimde önemliydi. Albüm çıkınca kafamdaki soru tamamen yok oldu. Jean Michel Jarre ne yazıkki ayak uyduramamış. Nerede "Rendez-Vous", "Oxygene", "Waiting For Cousteau"'daki reformist bakış açı, nerede bu albüm.

Albüm için söylenecek şeyler fazla aslında ancak bunların çok azı olumlu olabilir. Albüm bir hayli oranda 2000'li yılların başında büyük ölçüde tüketilen Eurotrance ağırlığında. "Fresh News", "Teo & Tea", "Vintage" ve "Teo & Tea 4.00 AM" birebir örnekleri. Bu bile beni hayal kırıklığına itmeye yetti. Her zaman öncü olan ve bu noktada tüm müzik dünyasına katkıları bulunan bir ismin geriye gitmesi üzücü. Bu konuda beklentilerim yüksek olduğu için haksızlık da yapıyor olabilirim. Ama bu yaştan ve böyle bir kariyerden sonra Benny Benassi'cilik oynamanın ne alemi var cidden anlamadım. Orta yaş krizidir belki de.

Ancak albümle alakalı söyleyebileceğim başka bir nokta da kendi eski tarzına yönelik yaptığı çalışmaların güzelliği. Aksak vuruşlarla özüne döndüğü "Beautiful Agony" güzel. Bunun yanında bana göre albümün medarı iftiharı olacak çalışma kesinlikle "Touch To Remember". Fakat dediğim gibi albümde elle tutulacak çok az nokta var. Bu iki çalışma haricinde nereden tutsam elimde kalıyor.

Albümde ayrıca "Partners In Crime 1 & 2"'de ve "Chatterbox"'ta DJ Shadow'u andıran yapılar var. "In The Mood For You" ve "Gossip" ise ambient havasında ki ikincisinde bir nebze elektro nidası da var.

Jean Michel Jarre'ın Resmi Sitesi

30.8.06

Muse - Black Holes And Revelations (Warner, 2006)

Rock And Coke'taki konserlerine 3 kala Muse'un yeni albumunu dinledim. Ilk dinleyisimde Muse'un cikis albumu "Showbiz" aklima geldiginden bir garipsedim durumu. Albumde elektronik etkilerin varligi ciddi bir boyutta. Britrock/progressive rock'tan buralara geldi Muse ama bir anda olmadi elbette bu. 1999'dan bugune zamanla kendini gelistiren ve yeni seyler deneyen grup onemli bir asama kaydetti. Elbette bundan hazzedenler de var, Muse bozuldu diyenler de. Ben bardagin yarisi dolu diyorum. Hatta yarisindan da fazlasi.

Albumun acilis parcasi "Take A Bow" elektronik bir intro ile karsiliyor ve daha albumun basindan hazir ol borusu caliyor. Girizgahin uzerine gelen vokal beklentiyi kademe kademe artiriyor. Elektronik vuruslari takiben parca ileri dogru bir adim atiyor ve sonunda klavyenin cok etkileyici gecisiyle gitarlar giriyor. Fantasia filminde Mickey Mouse'un gokyuzune ellerini uzattigi ve havai fiseklerin patladigi ana geliyor parca. Muhtesem bir climax. Vokal tuyleri urpertiyor. Elektronik muzik ve rock'i bu derecede basarili yogurmalari daha en bastan sapka cikarttiriyor. Albumun 4. dakikasi itibariyle kimin ne dediginin onemi kalmiyor.

"Starlight" albumdeki 2. parca ve cok guzel bir gitar - piyano kombinasyonuyla giriyor. Aksak davul vokalle birlikte parcaya yakisiyor. Ozellikle vokaldeki ton degisimi carpici. Piyano melodisi hem hareketli hem melankolik. Bu arada sozler arasindan albumun adi seciliyor, "Black Holes And Revelations". Sozlerin "I just wanted to hold you in my arms" ile bitisindeki vokal gucu sahane.

Derken albumun cikis parcasi geliyor, "Supermassive Black Hole". Diger parcalardan ayrilan ince tondan bir vokal, guclu vuruslar ve filtreli bir gitar. Vokalin arkasinda cok uygun bir back vokal var. Parcaya aslinda Fatboy Slim'in favori tarzi Big Beat demek bile mumkun. Parcanin nakarat bolumu yogun filtreli olarak tekrarlaniyor ve hafif bir Marilyn Manson havasi estiriyor.

Dorduncu Parca "Map Of The Problematique", piyano, elektro gitar ve filtreli gitar uclusuyle basliyor. Davul bu ucluyu burun farkiyla takip ediyor ve bir boy arkadan vokal geliyor. Vokalin ilk bolumunun bitisiyle elektronik ogeler de sahneye cikiyor ve bunu koro takip ediyor. Davulun guzel bir gecisiyle parca bir alt tondan devam ediyor. Davulun benzer bir performansi parcayi noktaliyor.

Caz tarzi vuruslarla baslayan "Soldier's Poem", akustik gitar ve vokalle duygusal bir havaya burunuyor. Back vokaller de melankolik havayi tasdik ediyor. Parcanin sozleri tam uymasa da sonbaharda biten yaz asklarinin gozyaslarini andiriyor.

"Invincible" albumun altinci parcasi ve "Pink Floyd"vari bir girisi var. Askeri ritmli bir davul korosu ve vokal, bir onceki parcadaki havanin devam edeceginin sinyalini veriyor. Mendili iyi ki uzaga koymamisim diyerek dinlemeye devam etmek kaliyor. Elektro gitarin ufak dokunuslari guzel bir etki yaratiyor. Parca daha sonra biraz daha toparlanip yeter bu kadar agir melankoli diyor ve baterinin degismesiyle insan toparlaniyor. Parcanin basinda ayrilan sevgililer icin parcanin ortasinda bir sans doguyor ve sonuna dogru da ihtimaller kuvvetleniyor. Guzel bir gitar solosu islerin iyiye gittigini duyuruyor. Vokalin kendine guveni geliyor. Ve mutlu son.

Takip eden parca "Assasain" vahsi bir girise sahip. Bir onceki parcanin duygusal havasini yirtip atan giriste bateri ve gitarin gucu insani silkeliyor. Her ne kadar vokal parcanin sert havasini yumusatsa da bu sefer isi sansa birakmaya gerek yok. Bu parcada da vokalin arkasinda koro var ve yine vokali basarili sekilde destekliyor. Elektro gitar ve davulun arkasinda synth'leri duymak mumkun.

Sekize geldigimizde karsimiza "Exo-Politics" cikiyor. Elektro gitar ve vokalle karsiliyor bizi. Ozellikle gitardaki melodi enerji yukluyor. Parca cok aydinlik, baterinin keskin vuruslari var gitardaki enerji tum gucuyle aydinlatiyor. Vokal ve koro isiga yol gosteriyor. Parcayi eger imkan olursa festivalde dinlemek icin can atiyorum. Mumkunse yagmur yagsin 3 dakika boyunca.

"City Of Delusion" hafif bir gitar melodisiyle karsiliyor ve ipek dokunusla vokal onu takip ediyor. Aksak bateri ve ust tondan bir gitar destegini esirgemiyor. Bunlarin ustune gelen otantik bir keman melodisi bir anda dikkat cekiyor. Cok sesliligiyle vuruyor parca. Daha sonra vocoder devreye giriyor. Gitar filtresi ise yariyor ve parcanin durgun bolumunde harcanmis enerjiyi geri dolduruyor. Parca biraktigi yerden ayni hizla geri yukseliyor. Trompetin girmesiyle parca senlik havasina burunuyor. Parcada farkli enstrumanlarin cok guzel katkisini hissetmek mumkun. Bana gore albumde goz onunde durmayan en basarili parca.

"Hoodoo" bir onceki parcayla benzer bir enerjiyle basliyor. Flamenkovari girisiyle heyecanlandiriyor. Bu girisi durgun ve melankolik bir vokal izliyor. Tarantino filmlerini andiran bir tiniyla kulaklarimiza dogru esiyor. Guzel bir piyano bu manzaraya eslik ederken piyano bir anda 3 ton ustten giriyor ve parcaya degisim kazandiriyor. Bir anda savas ortamina giriyor parca bateri, keman ve piyanonun esliginde. Savas bittiginde ise geriye hafif bir gitar esliginde o duygusal vokal ve savasin yorgunlugu kaliyor.

Albumu kapatan parca "Knights Of Cydonia" adina benzer bir sekilde suvarilerle giris yapiyor. Bunu takip eden gitar ve koro bir anda sizi bir anda at uzerine koyuyor. Bateri ve filtreli gitarla birlikte ati kosturmaya basliyorsunuz. Klavye melodisi esliginde bu his devam ediyor. Siz ati kostururken manzara yaninizdan hizla akip geciyor. Vokal size biraz nefes aldiriyor ve etrafin guzelligine dikkat ediyorsunuz. Vokale eslik eden koronun esliginde baterinin verdigi enerjiyle gitar tum gucuyle parcaya agirligini koyuyor. Bir onceki parcada biten savasin basladigi bu noktada muhtesem bir istekle savasiyorsunuz. Savasi kazanmanizla birlikte album de son buluyor.

Muse'dan yeni, yenilikci ve bir o kadar da basarili bir album. Bircok farkli muzik anlayisini ve enstrumani guzel bir sekilde albumde kullanmislar ve bunun yarattigi etki de hayranlik uyandiriyor. Albumun turnesi kapsaminda RNC 2006'da sergileyecekleri performansi beklemek kaliyor artik bizlere de.