Mart 2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mart 2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.7.07

Christian Fennesz & Ryuichi Sakamoto - Cendre (Commmons, 2007)

İki isim. İki devasa isim. Gitarda Christian Fennesz, piyanoda Ryuichi Sakamoto. Elektronik altyapılarda ikisi de çalışmış. Bize yeni bir okyanus yaratmışlar. Üzerinde rüzgarın tam kıvamında estiği, güneşin suyu pırıl pırıl parlattığı, her şeyin güzel olduğu bir okyanus. Yunusları bile görüyoruz zaman zaman.

Christian Fennesz geçen sene ülkemizde Babylon'da performans sergiledi. Nota denizinin hakimlerinden biri olan bu yeteneğin konserine Misak Tunçboyacı ile birlitke gitmiştik ve hayran kalmıştık bir kez daha. Ryuichi Sakamoto ise Japonya'dan çıkan Kitaro benzeri çok yönlü bir sanatçı. David Sylvian'la sayısız çalışma yaptı ve 1978'de çıkardığı ilk albümden beri hala gündem yaratmaya devam ediyor.

Bu iki büyük yeteneğin buluşmasının da büyük olması beklenir haliyle. Birçok türde çalışmalar yapan ve Japonya'da çok fazla sayıda sanatçıya destek veren Sakamoto bu sefer kendisine dişli bir eş bulmuşa benziyor. Fennesz'in bir özelliği de daha önce bu sayfalarda yer bulan Otomo Yoshihide ile birlikte de çalışmış olması.

Albüm gerek gitar, gerekse piyano melodileri açısından çok güzel. Muhteşem bir dinginlik veriyor. Alttaki elektronik yapı ise bize gerçekten denizin üzerinde seyreden bir bottaymışız hissi veriyor. Albüm bize değişmeyenin değişiklik olduğu bir dünyada farklı bir ortam yaratıyor kendi kendine. Bizim yapmamız gereken ise sadece oturup dinlemek. Gözleri kapamak zaten kendinden gelen bir şey. Nasıl yazdığımı ise hiç sormayın.

Temelde geniş ve uzaysı melodiler mevcut. Sakamoto piyanoda, Fennesz ise gitarda bu altyapının üzerine tamamen doğaçlama olarak notaları gezdiriyorlar. Bunun etkisi de doğrudan hissediliyor. Zaman zaman ürken piyano gitarla korkusunun üzerinden geliyor. Benzerini piyano gitar için yapıyor.

Albümde dikkatimi çeken parçalar diyerek hiçbir haksızlığa girişmeyeceğim. Albümü baştan sona dinlemek bence en güzeli. Şimdiden uyarayım, cep telefonunuzun sesini kısın, kendinize rahat bir ortam hazırlayın ve oturun dinleyin.

Christian Fennesz'in resmi sitesi
Christian Fennesz @ MySpace
Ryuichi Sakamoto'nun resmi sitesi

18.6.07

Buckethead - Pepper's Ghost (Bucketheadland, 2007)

Kafasında KFC paketi ve yüzünde maskeyle sahnede bir gitarist var. Deli midir nedir? Hayır o Buckethead!


Brian Carroll 1969 doğumlu umarsız bir gitarist. Aslında dünya onu derinden tanıyordu, ta ki Guns N Roses'da ortaokul yıllarımızda hastası olduğumuz Slash'in yerini alana kadar. Bir anda tüm kamuoyu ona dikkat etmeye ve bu garip adamı izlemeye başladı. Ama tüm bu izlemeye rağmen sadece bir tane maskesiz fotoğrafı çekilebildi ve onu da henüz görebilmiş değilim. Yani Buckethead yanınızdan geçse fark etmeyebilirsiniz.

Ancak sahneye çıktığında veya albümlerinde fark edilecek bir yeteneğe sahip olduğu kesin. 1988 yılında girdiği bir yarışmada inanılmaz yeteneği sayesinde keşfedilen Buckethead ilk albümünü 1 yıl sonra kendisini keşfeden "Guitar Player" dergisi editörü Jas Obrecht sayesinde çıkardı. Daha sonra birkaç albüm daha çıkardı ve 1992 yılında Avant Records'dan ilk resmi albümünü çıkardı. Bu albüm Bill Laswell'in dikkatini çekti o günden itibaren Buckethead'in neredeyse tüm albümlerine emek verdi.

Buckethead Ozzy Ozbourne tarafından turneye alınmak istenen, ancak maskesini çıkarması istendiği için iptal eden garip bir adam. Ama bu Ozzy'nin hayranlığını hiç engellememiş. Açıkçası 1991 yılından beri 37 albüm çıkaran bir gitariste şapka çıkarmayıp da ne yapacaksınız ben de bilemiyorum.

Bu arada Guns N Roses'a gelmesi Axel Rose tarafından teklif edildi Slash'in ayrılmasından sonra ve yaklaşık 6 ay dayanabildi. Daha sonra yapılan müziğin kendisine göre olmadığına karar verip hadi bana eyvallah dedi.

Albüm Buckethead'in inanılmaz gitarının etkisi altında. Muhteşem bir enerji var albüm boyunca. Aslında albümdeki çalışmalar eskilere göre çok daha uygun biçimde yapılandırılmış. Albümün her yerinde hızına yetişmesi zor olan gitar soloları var. Birçoğunu dinlerken tüylerim diken diken oldu diyebilirim.

Albümü Buckethead'in en sevdiğim albümleri "Bermuda Triangle" ve "Population Override"'la aynı kefeye koyacağım kesinleşti. Ancak bu iki albüme göre çok daha güçlü olduğu kesin. Eski hard rock ve metal günlerini özleyenler veya nerede eski Metallica diyenler için mutlaka dinlenesi bir çalışma. Magua's Scalp'ı da bunu kanıtlamak için koyacağım MP3'ler arasına seçtim.

Beğendiğim çalışmalar:

1) Pepper's Ghost
2) Carpal Tunnel Slug
3) Magua's Scalp
6) Brewer In The Air
7) Exit 209
8) Plankton
11) Towel In The Kitchen

MP3: Buckethead - Magua's Scalp
MP3: Buckethead - Pepper's Ghost

YouTube'dan Buckethead'in payına düşenler:

Buckethead - Whitewash canlı performansı
Buckethead - Night Of The Slunk canlı performansı
Bucketheadland parkının müziği

Buckethead resmi sitesi
Buckethead & Friends @ MySpace

4.6.07

Urban Tribe - Acceptable Side Effects (Rephlex, 2007)

Urban Tribe aslen Sherard Ingram'dan oluşuyor ancak projeye destek verenler arasında Detroit efsanesi Carl Craig ve Kenny Dixon Jr'ın yanında Gigolo Records'ın eski güllerinden Anthony Shakir (Anthony "Shake" Shakir) var. Urban Tribe projesi 1996'dan beri aralıklarla da olsa devam diyor ve şu ana kadar 2 albüm çıkardılar. Bu arada Sherard'ı da es geçmeyelim. Kendisi Drexciya'dan DJ Stingray. Zaten albümdeki müzikal altyapılardaki oldskool elektro ağırlığı kendisine ait.

1998'de çıkardıkları "The Collapse Of Modern Culture" Mo Wax Records etiketiyle yayınlanmıştı. Craig ve Shakir ikilisinin etkisi oldukça yoğundu o zaman ve albüm oldukça beğeni toplamıştı. Arkasından 2006'da Rephlex'ten yayınlanan "Authorized Clinical Trials" ise uzun aranın ardından değişim göstermiş haliyle karşımıza çıkarmıştı kendilerini. İlk albümdeki elektro ve tekno deneysellik bu sefer yerini doğrudan elektroya bırakmıştı ve başarılı bir albüm ile sonuçlanmıştı.

2007'ye geldiğimizde yine Rephlex'ten Mart ayı sonunda çıkan "Acceptable Side Effects" ile birlikteyiz. Albümdeki çalışmaların Rephlex'e uygunluğu su götürmez. Ancak inceleme açısından oldukça farklı şekillerde bakmak gerekiyor. Temel vuruş yapıları Detroit Tekno'ya göz kırpıyor. Aksaklık ortadan kalkıp 4*4 gitseler elimizde Detroit Tekno bir albüm olur kesinlikle. Tizler ise doğrudan Rephlex ailesine ait.

Albüm aslında doğrudan prodüktörler hakkında bize tahmin imkanı veriyor. Rephlex'e uygun dediğimiz tizler oldskool elektro havasında ve bir köşeye ayırıp ayrı dinlediğniizde Drexciya tarzına benzerlikler içeriyor. Keza vuruş altyapıları da eskiden alıştığımız Detroit klasikleriyle benzerlikler içinde ve Craig, Shakir ve Dixon Jr. burada devreye giriyor. Bu bakımdan incelendiğinde ortaya çıkan sonuç ise Rephlex'i memnun eden cinsten. Albümde "Fraquency Scan" hip hop altyapısıyla, "Night Scope" da dub yapısıyla farklı bir duruşa sahip sadece.

Rephlex tarzını sevenler için ilgi çekecek bir albüm kesinlikle. Drexciya sevenler de mutlaka eskilerden anılar bulacaklar albümde.

Dikkat çeken çalışmalar:

2) Discrete Waveform
3) ECM
4) Fractional
5) EEG
9) Orbitals
12) Tangent

Albümden iki adet MP3:





Not: Grup Detroit kültürünün temelini kendine baz alıp yer altında kalmayı tercih ediyor. Ne bir siteleri var, ne de kendileri hakkında geniş bilgi bulunabilecek bir yer. Grup üyelerinden yola çıkmak gerekiyor sadece grup hakkında bilgi bulamayınca.

31.5.07

The Rakes - Ten New Messages (V2, 2007)

The Rakes. 1 Temmuz Pazar günü Radarlive 2007'de konser verecek olan grup vokal ve gitarda Alan Donohoe, gitarda Matthew Swinnerton, bas gitarda James Hornsmith ve bateride Lasse Petersen'den oluşuyor. Londra'dan çıkan The Rakes 2004 yılında kuruldu ve indie rock/post-punk rock karışımı tınılarla karşımıza çıkıyor.

The Rakes çoğu zaman Bloc Party ve Maximo Park ile karşılaştırılıyor ancak müzikleri ve sözleri onlara göre bir hayli farklılık içeriyor. Parçalarının temaları genel olarak hayat, iş ve aşktaki monotonluklar üzerine oturuyor. Zaten çıkış parçaları "22 Grand Job"'ın klibinde de doğrudan bu temayı işlemişlerdi. Ancak tüm bu sıkıcılığı çekici hale getiren bir müzikal altyapıya sahipler.

The Rakes'in ilk albümü "Capture/Release" İngiltere'de çok olumlu tepkiler aldı ve İngiliz kökenli bir tarza hakim olmalarında bunun etkisi var. Ancak daha sonra tepkiler genişledi ve bunu takiben Franz Ferdinand'la beraber turlamaya başladılar. Gitar yapılarındaki enerji ise konserlerde büyük bir etken olarak başarılarında pay oynadı. İlk albümleri İngiltere'de 32. sıraya yükseldi.

Yeni albümlerine gelirsek ilk albümün üzerine bir şeyler koymayı amaçlıyor kesinlikle. Albümü dinlemeye başladığınızda bile bunu hissediyorsunuz. 2. albümleri olduğu için önce "Capture/Release"'i bir kere dinledim. İlk dikkatimi çeken noktalar çift gitarın avantajını fark etmişler ve artık çok daha iyi kullanıyorlar bunu. Maximo Park bu avantajdan yoksun.

İlk albüme göre sözlerde de biraz daha az melankoli, biraz daha fazla olumlu bakış açısı var. Bu da müziğin verdiği hissiyat ile sözlerin etkisi arasındaki tezatı azaltmış. Bana duygu çatışması yaşatmadığı için de sevinmedim desem yalan olur. Hele albümün açılış parçasındaki sarkastik espri anlayışı yüzümü güldürdü.

Ayrıca neden bilmiyorum ama bateride Lasse Petersen'in çalışmalara çok farklı tarzlarda yaklaşması ve farklı bateri yazması ilgimi çekti. Konser performansını merak ediyorum. İşin özü dinlenesi ama daha da çok seyredilesi bir albüm.

Dikkat çeken çalışmalar:
1) The World Was A Mess But His Hair Was Perfect
2) Little Superstitions
3) We Danced Together
4) Trouble
6) On A Mission
9) Time To Stop Talking

The Rakes'in resmi sitesi
İlk albümden bahsettiğim "22 Grand Job"'ın klibi @ YouTube
"We Danced Together"'ın klibi @ YouTube
The Rakes - Retreat'in Jools, Hollanda'daki konser performansı @ YouTube

28.5.07

Equinox Günleri - Dephazz - Days Of Twang (Phazzadelic, 2007)

Barbara Lahr, Karl Frierson, Pat Appleton ve Pit Baumgartner'dan oluşan Dephazz 1997'den beri gerek romantik, gerek eğlenceli caz yaklaşımlarıyla gecelerimize ışık tutuyor.

İlk başlarda daha çok trip hop türüne yakın sayılmalarına rağmen zamanla aksak ritmlerini ve modern yaklaşımlarını caz üzerinde yoğunlaştırdılar ve bu işte de artık uzman kategorisindeler. 1997 yılında çıkardıkları "Detunized Gravity" güzel bir başarı yakaladı ve onlar için gelecek yolunu açtı. Bu albümden "Lovechild" ve "No Jive" hala damarlarımda dolaşıyor.

Bu albümü 1999 yılında "Godsdog" albümü ve albümden "Jazz Music", "The Mambo Craze" plakları takip etti. 2001'de çıkardıkları albümü "Death By Chocolate" adımlarını devam ettirdi. 2002'de "Daily Lama" ve "Plastic Love Memory" albümleri ise artık isimlerini birçok insanın aklında bir köşeye yerleştirdi. 2005'te de "Natural Fake" albümleri geldi.

Dephazz yeni albümünü 23 Mart 2007'de Avrupa'da piyasaya sürdü. Albümün yapımı ise 2005 ve 2006 boyunca sürdü. Bu oldukça uzun bir çalışma süresi ve tabii sonucu olarak da beklentimiz yükseldi. Albümün beklentilere karşılık vermesi ise daha da güzel.

Albümde caz hissiyatı üzerine serilmiş disko, trip hop ve funk örtüleri var. Daha albümün başından itibaren sizi saran bu örtü farklı renklere bürünse de etkisini yitirmiyor, içinizi ısıttıkça ısıtıyor.

Dephazz'ın her zaman güçlü olduğu konulardan biri olan uygun vokallerle çalışma yeteneği bu albümde de var. Her parça için farklı isimlerle çalışabiliyorlar ve bu konuda hiçbir kısıtlamaları yok. Örneğin bu sayfalara kendi albümüyle konuk olan Paul St. Hilaire de vokalde var, adı albümde bile yazmayan isimler de. Barbara Lohr albümde 3 çalışmada, Pat Appleton 2 çalışmada, Karl Frierson ise bir çalışmada vokalde yerini alıyor.

Albümde Dephazz'ın bir diğer gücü de perküsyon. Her çalışmada bolca ve çeşitli perküsyon kullanımı var. Bazen zenginliğin yanında karışıklık yaratıyor gibi de algılansa, etkin kullanı sebebiyle çalışmaları daha güzel bir hale getiriyor.

Albüm bu yaz açısından nokta atışı diyebilirim. Baştan sona kadar rahatça dinleniyor, yer yer disko ve funk etkisiyle yüzleri alabildiğine güldürüyor. 2007'nin tavsiye edeceğim albümleri arasında kesinlikle.

Dephazz'ın resmi sitesi
Dephazz'ın sayfasından yeni single'ları "Hell Alright"'ın videosu
Damarlarımdaki "No Jive"'ın videosu @ YouTube

26.4.07

LCD Soundsystem - Sound Of Silver (DFA, 2007)

James Murphy'nin LCD Soundsystem projesi bugüne kadar ciddi bir başarı yakaladı. The DFA olarak da bilinen Murphy, elektronik müziğin modern disko açılımında en önemli isimler arasında yer alıyor. Canlı performanslarda ise Phil Skarich, Nancy Whang, Pat Mahony ve Hot Chip'ten Al Doyle ile birlikte izlemeye değecek bir ziyafet oluşturuyorlar.

2002 yılında kurulan grup bir ton plaktan sonra ilk albümlerini 2005 yılında yayınladı. Bu albümden çıkan "Tribulations" adlı çalışmanın 10'dan fazla plağı yayınlandı farklı düzenlemeleriyle. Bunun yanında bu albümden çıkan ilk çalışma "Daft Punk Is Playing At My House" UK Top 40 listesine 2005 yılının Mart ayında hızlı bir giriş yaptı. Ayrıca bu çalışma ve albümün tamamı Grammy'e 2 dalda adaylık kazandırdı ama ödülü getiremedi.

LCD Soundsystem şimdi yeni albümüyle karşımızda. Mart ayının ortasında yayınlanan albüm şu ana kadar inanılmaz övgüler aldı. Pitchforkmedia gibi kılı kırk yaran bir inceleme sitesinden 9.2 gibi akıl almaz bir not aldı. Açıkçası bu beni ciddi anlamda şaşırttı desem yeridir. Ancak albümü dinledikçe hak vermedim de değil. Neyse şimdi çalışmaları inceleyelim de taşlar yerine otursun.

1) Get Innocuous - Aksak vuruşlarla başlıyor. Derken arkadaki baslar sakin bir altyapı öğesinden güzel bir melodiye dönüşüm geçiriyor ve disko havası başlıyor. Fona giren synth melodisi ise ortalığı daha da bir aydınlatıyor. Vokallerle birlikte oldukça güzel ve eğlenceli bir çalışma.

2) Time To Get Away - Keskin vuruşlarla başlıyor ve vokalin gelmesiyle Scissor Sisters havasına gireceğinin sinyallerini veriyor. Bol enstrümanlı ve böylece hareket imkanı çok daha genişlemiş bir yapısı var. Sakin ve eğlenceli kesinlikle.

3) North American Scum - Albümden çıkan ilk plak olarak dikkati çeken çalışma aksak vuruşlarla başlıyor. Fonda synth melodisi duruyor. Sonradan giren vokal ve filtreli bas gitar melodisi ile gelişiyor. Vokal çalışma boyunca Amerikalılara giydiriyor. Indie rock moduna yaklaşıyor koro bölümünde. Birkaç kere dinledikten sonra ilk plak olmayı hakettiği de açıkça ortaya çıkıyor. Dinlerken inanı hareketlendiriyor ve yüzünü güldürüyor. Daha ne olabilirki zaten?

4) Someone Great - Tok aksak vuruşlarla başlıyor. Fondaki melodi bir anda Daft Punk'ın "Burnin"'ini andırıyor. Albümün ilk dingin çalışması olarak görünse de aslında yine çok sesli bir çalışma. Hızlının sakini diyelim artık.

5) All My Friends - Bir piyano pasajıyla karşılanıyoruz. Deneysel caza mı dönüyoruz derken tizler giriyor ve korkumu alıyor. Derken piyano ritmle uygun hale geliyor ve arkadan gelen gitar melodisiyle birlikte güzel bir uyum oluşturuyor.

6) US V Them - Albümdeki anti Amerikan yaklaşımın devamını görüyoruz. Klasik LCD Soundsystem yapısı ile başlıyor parça. Ingiliz etkisindeki modern New York diskosu diyebiliriz. Genelde belirli bir ritmi takip ediyor ancak müzikal çeşitlilik açısından zengin bir çalışma yine.

7) Watch The Tapes - B52 modunda başlıyor ve daha sonradan elektronik indie rock havasına bürünüyor. Güçlü vuruşlar ve enerjiyi yansıtan bir vokal çalışmayı güzel bir hale getiriyor. Elektro gitar melodisi de etkiyi artırıyor. Koro bölümü ise çok uygun gelmiş.

8) Sound Of Silver - Albüme adını veren çalışma direk vokalle başlıyor. Üzerine gelen vuruşlar modern disko havasını vurgulamaya başlıyorlar. Daha sonra baslar da giriyor. Albümün geneline göre daha sakin. Bir o kadar da güzel.

9) New York I Love You, But You Are Bringing Me Down - New York'a yazılmış melankolik bir aşk şarkısı modunda aslında. Piyano eşliğinde samimi bir vokal. Vokalde samimiliğin bir göstergesi de amatör modda olması. Parçanın ilerleyen bölümlerinde elektro gitar solosu eşliğinde New York'a bir isyan da başlıyor ama sonradan eski duygusallığına dönüyor James ve piyanoyla bitiriyor.

LCD Soundsystem Resmi Sitesi
LCD Soundsystem @ MySpace

Tanıtım parçaları Juno Records'dan alınmıştır.

21.4.07

Arcade Fire - Neon Bible (Merge, 2007)

Şimdi nereden çıktı bu indie ilgisi durup dururken deme hakkı herkeste saklı. Diyecek fazla da bir şeyim yok aslında. Artık Harun İzer'in baskılarına dayanamadım mı desem yoksa uzun zamandır garip bir tavırla yok saydığım bu türe karşı haksızlık ettiğimi anladım mı desem bilemiyorum. Ama sonuç olarak son dönemde ciddi biçimde indie rock ve türevlerini dinlediğimi söyleyebilirim. Ne diyeyim türlerle aramda soğukluk olmasını sevmiyorum. Şimdi arayı biraz yapma zamanı.

Arcade Fire 2003 yılında kurulan genç gruplardan biri. Ancak grubun üyeleri Win Butler, Régine Chassagne, Richard Reed Parry, Tim Kingsbury, Sarah Neufeld, Jeremy Gara ve William Butler kısa sürede grubun adını yukarılara doğru taşıdı.

Grup ilk albümleri ile indie rock'tan uzak olan benim bile dikkatimi çekmişti. Daha sonra yeni albümleri çıktığında da merakla oturdum başına. 1 ay kadar geç incelemiş olmam ise tamamen duygusal.

"Funeral" albümü 2004 yılında piyasaya sürüldü ve albüm için o zaman da, şimdi de söyleyebileceğim tek şey ilk albüm olarak muhteşem bir çalışma. Her ne kadar albümde tarz olarak bir çizgi tutturamamış olsalar da genelinde çalışmaların kalitesi üst düzeyde. Zaten bu albümle kendilerinin de beklemediğini açıkladığı bir ilgi hezeyanına kapıldılar. Kendilerine gelmeleri ise 3 yıl aldı.

Bu 3 yılın sonunda ise karşımıza "Neon Bible" albümüyle çıktılar Mart ayının başında. Albümde ilk dikkat çeken şey olgunluk. Ciddi bir olgunluk. "Funeral" albümüne göre gerçekten önemli seviyede gelişim gösterilmiş. Müzikalite daha üst seviyede ve birçok yönden de taşlar yerine oturmuş görünüyor. Eskisi gibi etki yaratmak için kendini yırtan gençler yerine daha doğru notalara basmayı tercih eden bir "grup" var artık karşımızda.

"Neon Bible"'a baktığımızda vurguyu çok daha sakin bir şekilde verdiğini görüyoruz. Çalışmalar çok etkileyici ama bunu yorulmadan yapıyor izlenimi veriyorlar. Bu da grubun kendini daha tanımış olduğu izlenimini veriyor bana açıkçası.

Albümde zaman zaman yapısal olarak eski akımlara gönderme yapılıyor ve folk rock sınırlarında geziniliyor. Ancak ağırlık yalın bir indie rock çeşitlendirmesi olarak nitelendirilebilir. Bu arada "Windowsill" adlı çalışmanın sözleri beni gerçekten etkiledi. Belirtmeden geçmeyelim.

Albüm hakkındaki tek sorunum "Neon Bible" adını seçtikleri çalışmanın bana göre albümü taşıyacak nitelikte olmaması. Ama artık o kadar da olsun değil mi?

Dikkat çeken çalışmalar:

1) Black Mirror
2) Keep The Car Running
6) Ocean Of Noise
8) (Antichrist Television Blues)
9) Windowsill
10) No Cars Go

Arcade Fire Resmi Sitesi
Arcade Fire @ MySpace

Albümün ilk single'ı "Black Mirror" parçası Arcade Fire'ın resmi sitesinden alınmıştır.

15.4.07

!!! - Myth Takes (Warp, 2007)

!!! veya İngilizce okunuşuyla Chk Chk Chk, 1996 yılında The Yah Mos, Black Liquorice ve Popesmashers gruplarının eski elemanlarının birleşimiyle kurulan bir grup. Grubun üyeleri Nic Offer (Vokal), Jerry Fuchs (Bateri), John Pugh (Vokal ve perküsyon), Allan Wilson (Perküsyon, synth ve saksofon), Mario Andreoni (Gitar), Tyler Pope (Gitar), Justin Van Der Volgen (Bas gitar) ve Dan Gorman (Perküsyon, synth). Grubun üyeleri 3 şehre yayılmış durumda Amerika'da ve prodüksiyon zamanı bir araya geliyorlar. Bir bakıma prodüksiyon dönemi göçen kuşlar gibiler.

İlk albümleri 2000 yılında piyasaya çıktı ve grubun adıyla aynı ismi taşıyordu. Bu albüm elektronik müziğin rock'la başarılı birleşimi sebebiyle dikkat çekti. Ancak !!! 2004 yılında Warp Records'dan çıkardığı "Louden Up Now" adlı albümle gerçek başarısını yakaladı. Albüm Amerika'da elektronik müzik albümleri arasında 4. sıraya çıktı ve bu alternatif bir tür açısından gerçekten çok önemli bir başarı.

Yeni albümleri "Myth Takes" ise Amerika'da Mart ayında, Avrupa'da da Mart ayının ortasında piyasaya çıktı. Warp etiketi yine üzerinde. Albüm çıkışıyla birlikte Amerika'da elektronik müzik albümleri listesinde 3.lüğe fırladı. Hatta Billboard 200'e bile girdi.

!!! bu albümle birlikte bir de turneye çıktı ve Avrupa'nın birçok kentinde konserlere katılmak için hazırlıklarını yapıyor. Bunun yanında bu sene Avrupa'nın en dikkat çeken festivali olan Rock Werchter'in de son gününün açılışını yapıyorlar (Ben gideceğim diye övmüyorum valla).

Albümü birçok kez dinleme imkanı buldum ve açıkçası 2007'nin ciddi anlamda başarılı albümlerinden biri olacağını şimdiden söyleyebilirim. Albümde elektronik özellikleri oldukça ağır basan bir indie rock resitali dinleme imkanı var. Bunun yanında yer yer discoya da kayıyor. Eğlenceyi asla unutmuyorlar.

Albüm her anında ciddi bir enerji birikimiyle gelmiş. Özellikle bazı çalışmalarda tavana vuruyor bu enerji ve albümü çok etkileyici yapıyor. Bence mutlaka dinlenmesi gereken çalışmalar var ama yine de bir bütün olarak çok dengeli bir albüm olduğu için tamamını dinlemek en doğrusu.

Beğendiğim çalışmalar:

1) Myth Takes
3) Must Be The Moon
4) A New Name
5) Heart Of Hearts7) Yadnus
8) Bend Over Beethoven

!!! Resmi Sitesi
!!! @ MySpace

Tanıtım ses kesitleri Phonica Records'dan alınmıştır!!!

31.3.07

Jean Michel Jarre - Teo & Tea (Warner, 2007)

Jean Michel Jarre elektronik müzikle alakalı olsun olmasın, milyonlarca insanın adını bildiği, adını bilmese bile müziğine aşina oldukları biri. Birçok yönden kendisinden sonra gelen sanatçılara yol açmış bir isim. Bunun yanında geride bıraktığı albümlerle yakaladığı başarı ise dudak uçurtacak cinsten. 1948 Lyon, Fransa doğumlu sanatçı bugüne kadar elektronik ve new age türlerinin şekillenmesinde önemli bir etkiye sahip.

Jean Michel Jarre 2000'lerin başından itibaren elektronik müzikle tanışanlar için fazla göz önünde bulunmadı. Verdiği birkaç efsanevi konserle kendini tanıttı ancak 2003 yılında yayınladığı "Geometry Of Love" albümü eski performansından uzaktı. Ancak 1997 yılında Moskova'nın 850. kuruluş yıldönümünde verdiği konseri 3,5 milyon kişinin izlediğini de eklemek gerekir tabii.

Jean Michel Jarre'ın yeni albümünün çıkacağını duyduğum ilk gün kafamda bazı soru işaretleri vardı. Müziğin gelişimine ayak uydurup uyduramayacağı konusu ciddi biçimde önemliydi. Albüm çıkınca kafamdaki soru tamamen yok oldu. Jean Michel Jarre ne yazıkki ayak uyduramamış. Nerede "Rendez-Vous", "Oxygene", "Waiting For Cousteau"'daki reformist bakış açı, nerede bu albüm.

Albüm için söylenecek şeyler fazla aslında ancak bunların çok azı olumlu olabilir. Albüm bir hayli oranda 2000'li yılların başında büyük ölçüde tüketilen Eurotrance ağırlığında. "Fresh News", "Teo & Tea", "Vintage" ve "Teo & Tea 4.00 AM" birebir örnekleri. Bu bile beni hayal kırıklığına itmeye yetti. Her zaman öncü olan ve bu noktada tüm müzik dünyasına katkıları bulunan bir ismin geriye gitmesi üzücü. Bu konuda beklentilerim yüksek olduğu için haksızlık da yapıyor olabilirim. Ama bu yaştan ve böyle bir kariyerden sonra Benny Benassi'cilik oynamanın ne alemi var cidden anlamadım. Orta yaş krizidir belki de.

Ancak albümle alakalı söyleyebileceğim başka bir nokta da kendi eski tarzına yönelik yaptığı çalışmaların güzelliği. Aksak vuruşlarla özüne döndüğü "Beautiful Agony" güzel. Bunun yanında bana göre albümün medarı iftiharı olacak çalışma kesinlikle "Touch To Remember". Fakat dediğim gibi albümde elle tutulacak çok az nokta var. Bu iki çalışma haricinde nereden tutsam elimde kalıyor.

Albümde ayrıca "Partners In Crime 1 & 2"'de ve "Chatterbox"'ta DJ Shadow'u andıran yapılar var. "In The Mood For You" ve "Gossip" ise ambient havasında ki ikincisinde bir nebze elektro nidası da var.

Jean Michel Jarre'ın Resmi Sitesi

20.3.07

Amon Tobin - Foley Room (Ninja Tune, 2007)

Amon Adonai Santos de Araujo Tobin. 1972 doğumlu prodüktör Ninja Tune etiketiyle yayınladığı albümlerle daha şimdiden adını unutulmayacak sanatçılar arasına yazdırmak üzere.

Küçük yaşta ailesiyle birlikte Brezilya'dan İngiltere'ye gelen Amon Tobin burada hip hop, blues ve jazz türlerinin etkisi altında kalır. Daha sonra elektronik müziğe karşı gelişen ilgisi sayesinde en başta ilgi duyduğu türleri de içine alan bir sentez yaratır.

Tarzını incelemek gerekirse caz altyapıları üzerine yerleştirilen aksak vuruşlar, zaman zaman idm'e kayan bir tempo ve çok etkileyici bir genel düzen. Parçalarında etnik öğelere de bolca rastlamak mümkün. Ninja Tune'un yakaladığı çizgide çok önemli yeri olan biri kendisi.

Albüme gelince 5 Mart'ta yayınlandı ve o günden beri de elektronik müzik listelerinin albüm bölümünde üst sıralarda. Tüm ünlü dergiler albüm hakkında çok olumlu incelemelerde bulundu. Zaten bu olumlu tepkilerin yakında turne tarihlerinin açıklanmasıyla daha da güzel sonuçlar doğuracağı kesin.

Albümde 12 çalışma var. Sırasıyla bakalım.

1) Bloodstone - Albümden çıkan ilk single. Çok güzel bir caz havası veren piyanonun üzerinde kendince gezinen yaylılar var. Senfonik etkileyici bir çalışma. Aksak vuruşların girmesiyle bir anda insan kendinden geçiyor. Albüme ne yüce bir girizgah.

2) Esther's - Piyano kaldığı yerden devam ediyor. Derken motor seslerinin arasında yine çok güçlü vuruşlar geliyor. Daha şimdiden koltuğuma çakıldım. Zaman zaman big beat'e dönüyor yapı. Piyano melodisi ile inanılmaz bir tezat ve güzellik.

3) Keep Your Distance - Gitar melodisinin ileri ve geri sarılmasıyla ortaya çıkan bir melodiyle giriyor. Vuruşlar biraz daha egzotik bir hava katıyor. Fonda çığlığı anımsatan bir alt melodi var. Albümdeki güç gösterisi tüm etkinliğiyle hala devam ediyor.

4) The Killer's Vanilla - Filtrelenmiş bir piyano melodisi üzerine hip hoptan uzanan bir vuruş silsilesi geliyor. Daha sonra idm'e dönüyor ve üst üste gelen melodiler ve vuruşlar ortalığı karıştırıyor.

5) Kitchen Sink - Aksak vuruşlar ve eşliğinde sulu bir melodiyi andıran bir girişi var. Vuruşlar gittikçe düzenini kaybediyor ve keskinleşiyor. Oldukça farklı bir idm çalışması. Ses kesitlerinin havada uçuşması bir yana, zaman zaman "Keep Your Distance"'taki egzotik hava ortaya çıkıyor.

6) Horsefish - Arp melodisi ile başlıyor. Arkasından vokal ses kesitleri uzanıyor. Sonradan bir gitar melodisi de eşlik ediyor. Elektronik yapı ise çalışmaya mistik bir hava katıyor efektleriyle. Elektro gitarın girmesiyle Beth Gibbons vokali bekliyorum. Çok başarılı.

7) Foley Room - Albüme adını veren çalışma yoğun ses kesitleriyle başlıyor. Hemen ardından keskin vuruşlarla idm'e dönüyor. Ses kesitleri ise hala yoğun. Gücü ise albümün genelindeki gibi üst düzeyde. Vuruş yapısı farklı vuruşlardan oluşuyor ve çalışmada bir nevi Aphex Twin gibi vuruşlarla melodi yaratma gücü var.

8) Big Furry Head - Yine bir hip hop altyapısı var vuruşlarda. Üstteki melodi de buna tamamen uygunluk sergiliyor. Sonradan bir piyano melodisi giriyor. Bunun yanında bir gitar melodisi tersten giriyor. Arada bir kükreme kesiti giriyor.

9) Ever Falling - Vokalden oluşan bir örtünün üzerine keskin vuruşlar giriyor. Çalışmanın her anında bir tezatlık var. Bu tezatlık insanı sarıyor ve başından sonuna kadar götürüyor.

10) Always - Eskilerden kalan bir melodiyle giriyor ve hip hop vuruşları bunu destekliyor. Çok geçmeden çizgisini biraz değiştiriyor ve alttan idm vuruşları geliyor. Gitar melodisiyle vokal giriyor. Bu noktada çalışma muhteşem bir hal alıyor. Gitar melodisi basit ama etkileyici.

11) Straight Psyche - Akustik bir gitarla açılış yapılıyor ve arkasında rüyadaki bir elektronik melodi eşlik ediyor. Aksak vuruşlar girdikten sonra keskin yapılarıyla etkili oluyorlar melankolik havada.

12) At The End Of The Day - Albümdeki son çalışmada en baştaki piyano yeniden giriyor. Baştaki gibi vuruşlar tüm gücüyle etkisini gösteriyor. Çok güzel bir albüm için çok güzel bir nokta niteliğinde çalışma.

Amon Tobin'in Resmi Sitesi

8.3.07

Praful - Remixed + 2 (Therapy, 2007)

Praful saksafon, fülüt ve bansuri çalan Alman bir müzisyen. 1980'li yılların ortalarında yerleştiği Amsterdam'da farklı kültürlerin etkileşimine giren sanatçı günümüzde cazın acid ve smooth türlerinde çok başarılı çalışmalar sergiliyor.

Müzikal etkileşimi açısından Brezilya ve Hindistan'ın önemli derecede etkisi dikkat çekiyor. Birbiriyle çok farklı olan bu iki kültürün kaynaştığı noktada müzik açısından son derece zengin çalışmalar ortaya çıkıyor ve Praful'un bugünkü ünü de temelinde buna dayanıyor.

İlk albümü "Pyramid In Your Backyard" ile akıllara kazınan bir başarıya imza atan Praful kendisini bir dünya vatandaşı olarak tanıtıyor ve öncü görevinin dünya müziklerini aynı noktada birleştirmek olduğunu söylüyor. Albümlerinde de bunu bize gösteriyor.

Yeni albümü "Remixed + 2"'de Praful'un 9 adet çalışmasının yeniden düzenlemeleri yer alıyor. Bunun yanında Hardsoul'la birlikte yaptığı "Yalda Night" ve Kareem Raihani ile birlikte yaptığı "Her Eyes Drink" adlı yeni çalışma var. Adında + 2 olmasının sebebi de bu.

Albümü dinlemek inanılmaz bir zevk. Gerçekten çok farklı müzik kültürlerini aynı albümde bulabiliyorsunuz ve hepsinin kendine özgü güzellikleri var. Smooth caz'ın dünya müzikleriyle güzel uyumunu hoşlanan herkes için mutlaka tavsiye ediyorum. Kaçırılmaması gereken bir albüm.

"Pyramid In Your Backyard"ın ses kesitleri

Praful'un Resmi Sitesi