Sony etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sony etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.12.07

Paul Potts - One More Chance (Sony, 2007)

Bir süre önce liseden bir abimin listemize gönderdiği bir e-mailde bir adamın hikayesi vardı. Bu adam 37 yaşında ciddi anlamda özgüven eksikliği yaşayan bir telefon satıcısıydı ve Britain's Got Talent (Bir nevi Popstar) yarışmasında karşısındaki jüri üyeleri ve seyircilerin önünde opera söyleyeceğini iddia ediyordu. Dürüstçe söyleyeyim, kahkaha atmayı beklerken kendimi ağlıyor halde buldum. Özgüveni eksik o adam söylemeye başladığında jüri üyeleri apıştı kaldı, bir tanesi ağladı, seyircilerden salya sümük olanlar oldu. Playback bile zannettim ama değildi.

Müzik bir kültürdür, yaşam biçimidir, hayata bakış açısıdır. Misak'ın söylediği gibi "Müzik asla sadece müzik değildir." Doğrudan aklıma bizim o sesi gür türkücülerimiz, arabesk sanatçılarımız geldi. Popstar yarışması geldi, onun türevleri geldi. Aptal saptal konuşan jürilerimiz geldi. Adam öldüren birine acıyıp söyleyişine değil boynu büküklüğüne oy atan insanımız geldi.

Jüri farkını en rahat şöyle açıklayabilirim, kimse Paul Potts'a her türde şarkı söyleyebilmen lazım demedi bizdeki gibi. Adam dilediğini söyledi. Böyle de olması gerekiyor. Biri arabesk söyleyerek giriyorsa yarışmaya tüm yarışma söyleyebilir. Adam sahneye çıkma eğitimi almıyor. Arabesk'te bile tam düzgün söyleyemeyen Bayhan'ı nasıl maymun ettiklerini hatırlıyorum. Sözlük'te de söylemiştim, adamın tarzı pili biten walkman'e benziyor.

Albüm boyunca Paul Potts adlı yeteneğin içindeki o müzik sevgisiyle ne derece etkileyici olabileceğini dinledim. Daha önce girdiği başka bir yarışmada kazandığı 8 bin Sterlin'i düşünmeden opera derslerine yatıran bu adam idealine doğru hiç şüphe duymadan ilerlemiş.

Albüm, yarışmada elemede ve finalde söylediği Nessun Dorma ile açılıyor. Ayrıca Everybody Hurts, My Way ve Time To Say Goodbye'ın Italyanca versiyonları var. Tabii unutmadan Amapola ve Caruso'yu da atlamamış. Çok güzel bir yorum. İtalya'da aldığı opera eğitiminden sonra Pavarotti'nin onu neden beğendiğini anlamak zor değil albümü dinledikçe.

Ancak albüme sadece müzikal anlamda bakmadığım için çok daha önemli bir yerde benim açımdan. Umarım dinlersiniz ve bir yeteneğin hayalleri için her şeyi göze aldıktan ve hiçbir adımdan geri kalmadıktan sonra nerelere gelebileceğine siz de şahit olursunuz.

MP3: Paul Potts - Nessun Dorma
MP3: Paul Potts - Everybody Hurts (Ognuno Soffre)

Video: Paul Potts Britain's Got Talent elemelerinde

Paul Potts resmi sitesi
Albümü satın almak için

8.11.07

Van Zant - My Kind Of Country (Sony, 2007)

Van Zant aslında size bir yerden tanıdık gelebilir. Lynyrd Skynyrd grubunun vokalisti ve esas oğlanı Ronnie van Zant'tan geliyordur bu. Folk Rock/Country Rock/Southern Rock tarzının akla ilk gelen gruplarından birini yaratan Ronnie, birçok Rock efsanesi gibi 29 yaşında ölen bir yetenek gibi tarihte yerini aldı. Ancak Ronnie'nin ölümü herhangi bir sorundan değil bir uçak kazasıyla geldi. Grubun birçok elemanı da bu kazada hayatını kaybetti. Bu kaza da bizi yeni "Sweet Home Alabama"'lardan etti.

Van Zant ise Ronnie'nin büyük kardeşi Donnie ve küçük kardeşi Johnny'nin kurduğu bir ikili. 1988 yılında kuruldular ve o zamandan beri genel olarak inişteki bir Rock türünün önemli ismi olmaya çalışıyorlar. Açıkçası gerek aileden gelen bir yetenek, gerekse bu türde ortada fazla ismin kalmaması sebebiyle oldukça da başarılılar bu konuda.

Van Zant, Lynyrd Skynyrd benzeri bir yapıda çünkü Van Zant 2 gitarın arkasında saklanmış diğer enstrümanlarla devam ediyor ve Lynyrd Skynyrd döneminde de önde 3 gitar vardı. Bu o dönemde de garip algılanmıştı ama sonucu görülünce kopyalanmaya başlandı.

Albüme gelelim lafı uzatmadan. Son dönemdeki savaş, aşırı romantizm, aşırı milliyetçilik temaları işleyen Country şarkılardan sıkılanlar için ideal bir kaçış noktası. Genelinde eğlenceli, romantizme döndüğü parçalarda ise aşktan bahsediyor genel olarak. Özellikle "My Kind Of Country"'de tamamen olumlu bir hava çiziyor, futboldan, güzel kadınlardan, Johnny Cash'ten ve viskiden bahsediyor. Kafa yormuyor, kopyalıktan uzak duruyor. Hani eskiden bildiğimiz güzel güzel dinlenen Amerikan Rock yorumunu dinliyoruz. Hatta tavsiyem elde bir Budweiser dinleyin.

Albümde ilginç olan nokta hızlı ve romantik parçaların birer birer sıralanmış olması. Bir hızlı bir romantik diye albüm boyunca gidiyoruz neredeyse. Bon Jovi'nin daha az pop içereni (Daha iyisi yani) olarak adlandırmak mümkün en temelinde ve gayet güzel bir yapıda albüm. Sıkılmadan dinleniyor.

MP3: Van Zant - Train
MP3: Van Zant - My Kind Of Country

Van Zant'ın resmi sitesi
Van Zant @ MySpace
Albümü satın almak için

4.10.07

Bruce Springsteen - Magic (Sony, 2007)

I was born in the USA. Bir zamanlar üzerinde bu sözü yazan bir montum bile olmuştu. Babamın son Rock evrelerinden kalan bir armağan olarak almıştım Bruce Springsteen'i. İyi de etmişim açıkçası. Seviyorum keratayı.

Kerata derken 60 yaşına merdiven dayamış bir amcadan bahsediyoruz. Arkasında Amerikan kültürüne zekice yerleştirilmiş müzikal bir kariyer var. Öylesine ki Time dergisinin kapağı olacak kadar ileri gidiyor kendisi. Bu arada 15 Grammy'i atmış evinin köşesine.

Benden bir üst nesil onu "Born To Run" ve "Born In The U.S.A." albümleriyle tanıyor. Babamdan hariç olarak ben "Tunnel Of Love" ile tanıdım onu. Benden sonraki nesil ise "Streets Of Philadelphia" ile tanıdı onu. Daha sonra 11 Eylül saldırılarına karşı çıkardığı "The Rising" albümü geldi tabii bir de. Bana biraz parsayı toplama havasında gelmişti ama sonrasında tonlarca Country sanatçısının ülke içindeki milliyetçi piyasadan pay almaya çalıştığını görünce Amerika'nın her konuda Amerika olduğunu hatırladım.

Bruce Springsteen yeni albümü Magic'i 2 Ekim'de çıkardı. Albüm genel olarak beklenenin altında niteledi. Bence daha da altında. Bildiğim Bruce Springsteen ayrıcalığı yok albümde. Kendini belli etmiyor, hadi belli etmedi, içinde bir daha dinleme isteğimi uyandıracak bir parça da yok.

Genelinde Folk havası ciddi anlamda Rock'ı bastırmış. Çıkış parçası "Radio Nowhere"'i bile sokak arasında bir yerden dinlesem tam anlamıyla Rock demem. Popa daha çok benziyor. Hani menejerinin albümü enerjisi yüksek bir Rock albümü olarak tanımlamasını üzgünüm yiyemedim ben. Artık birileri ne olur söylesin Bon Jovi ve Aerosmith tarzı Amerikan lise kızlarına yönelik Rock anlayışı bitti.

Sıradan bir albüm. Müzikal açıdan katacağı pek bir şey yok. Hani dinlemezseniz bir şey olmaz. Ama kaçırmayayım Bruce'u diyenler için umarım hayal kırıklığı olmaz bana olduğu gibi.

MP3: Bruce Springsteen - Radio Nowhere
MP3: Bruce Springsteen - Your Own Worst Enemy

Bruce Springsteen resmi sitesi
Bruce Springsteen @ MySpace
Ola ki albümü edinmek isterseniz

16.8.07

The Nightwatchman - One Man Revolution (Sony, 2007)

Tom Morello her zaman yeteneğiyle olduğu kadar politik duruşuyla da öne çıkan bir sanatçı. Rage Against The Machine (RATM)'de Zach de la Rocha ile birlikte yazdığı sözlerde komünizmin yoğunluğu ve onun haricinde varolan sistemlere başkaldırılarıyla dikkat çekiyordu. Daha sonra Zach ile anlaşamayınca yoluna Soundgarden'ın yakışıklısı ve solo albümü "Carry On"'u burada incelediğim Chris Cornell çıktı ve Audioslave'i kurdular. Ancak bu grup beklenen başarıyı tam olarak yakalayamadı birkaç parça hariç.

Velhasıl Rolling Stone dergisinin gelmiş geçmiş en iyi 26. gitarist seçtiği Tom Morello Audioslave'in dağılmasından sonra arkadaşlarıyla olduğunda içine büründüğü The Nightwatchman projesini büyütme kararı aldı. O dönemde yazdığı parçalara yenilerini ekledi.

Albümden biraz geç haberim oldu ama dinledikten sonra arayı kapadım. Albümü özetlemek gerekirse müzikal açıdan Bob Dylan'ı andırıyor ve sözleriyle Bush'u yerden yere vurup ideolojik çağrılar yapıyor. Buram buram komünizm kokuyor.

Tom Morello elektro gitarını bırakmış ve unplugged olarak karşımızda. Melodiler çok alengirli değil, hatta basit. Bir bakımdan sohbet havasında geçiyor. Tom Morello'nun ozan tarafı var diyebilirim. Sözler de agresiflik var. Bu zaten RATM döneminden kalan bir özellik çok açık. Ama bu tarzını çok beğendim. Sözler ideolojik olarak uysun uymasın çok güzel kotarılmış. Takdiri hak ediyor bu konuda.

Tom Morello albüm turnesine çıkıyor ve turnede de unplugged olacağını açıkladı. Bu gitar üstadını bu şekilde dinlemek de güzel olacak. Umarım yolu bir gün Türkiye'ye de düşer.

MP3: The Nightwatchman - One Man Revolution
MP3: The Nightwatchman - The Road I Must Travel

The Nightwatchman resmi sitesi

23.7.07

Prince - Planet Earth (Sony, 2007)

Prince Rogers Nelson. Gerçekten de konu müzik olduğunda prens adını hakedecek bir isim. Zaten onun krallıktan gözü yok. Popülerlik kaygılarından biri olmadı pek. Krallıkta da gözü yoktu belki de bu yüzden.

Amerika'da akla gelebilecek birçok müzik türünde çok başarılı çalışmalara imza atan, bunun yanında bu türlerin bazılarında döneminin öncüsü konumuna gelen efsane bir isim. Elbette albümlerinde yayınladığı yüzlerce parçanın birkaç istisna hariç hepsinin onun elinden çıkması da onun ne kadar çok yönlü ve yetenekli bir müzisyen olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Öyle ki Miles Davis onu döneminin en heyecan verici sanatçısı olduğunu söylüyor. Bunu Miles Davis gibi bir devden duymak öyle kolay değil.

Şimdi Prince'in bundan önceki 23 stüdyo, 2 canlı ve 2 enstrümental albümünden bahsetmeye kalkarsam ömür dayanmaz. Ömür dayansa kalbim dayanmaz hepsinin üstünden geçmeye. Onca güzellikler var ki bu adamın yarattığı, ne desem boş.

Prince 24. stüdyo albümünü hazırladıktan sonra piyasaya sürülme tarihi olarak 24 Temmuz'u belirledi. Ancak 15 Temmuz'da benim ancak o gün içinde bir arkadaşımdan Prince'in albümünü "The Mail On Sunday" adlı gazeteyle dağıttığını öğrendim promosyon olarak. Bu herhalde böylesine büyük bir sanatçının yaptığı en radikal hareket olarak tarihe geçmiştir. Bu arada imkanı kaçırmış değilsiniz. Londra'daki konserlerine gidenlere albüm yine bedava verilecek. Tanıdıklarınız varsa harekete geçirin. Ben gazeteden bir fazla sayı aldırdım arkadaşıma.

Albüme gelelim şimdi de. Rock tınıları albümün tartışmasız hakimi. Bu yer yer blues tadına da erişiyor. Tabii rnb melodileri de eksik değil ama ben yine de rock derim başka da bir şey demem. Prince'in gitardaki yeteneği düşünüldüğünde de değmeyin ortaya çıkan keyfe diyorum.

"Planet Earth" albüme adını veren çalışma ve albümde ilk sırada. Aslında albümde tam anlamıyla ısınamadığım dediğim iki parçadan biri olabilir. Ama sonrasında "Guitar"'la gelen bir zevk kümesi var. Arkada Dire Straits tarzı bir gitar riff'i ile birlikte önde Prince'e özgü funk havalı bir melodi beni coşturmaya yetti de arttı. Parçadaki gitar solosu ise özlediğimiz 70'leri andırıyor. Bu heyecandan sonra "Somewhere Here On Earth" dinlendiriyor hemen. Dünyanın bir yerindeki "o" kişiye romantik bir balad adıyor Prince. Romantizme yeter dedikten sonra geliyor blues esintili "The One U Wanna C". Çok sevdiğim bir melodiyle tanıştırıyor beni. Canlı dinlemek eminim çok eğlenceli olur bu çalışmayı. "Future Baby Mama" takip ediyor ama ben o arada koptum. Farklı ama bana göre olmayan bir çalışma kesinlikle.

Albümün ikinci yarısı rnb türündeki "Mr. Goodnight" ile karşılıyor. Prince'ten ortalama üstü bir rap geliyor vokalde. Fondaki melodi ise kulağa hoş geliyor. Özellikle koro bölümü çekici. Bunun üstüne bir balad daha geliyor "All The Midnights In The World" ile. Prince vokalde bir öncekine göre apayrı bir tonda. Rahat dinlenecek güzel bir çalışma. Hiçbir noktası kulağı zorlamıyor. Serin bir yaz rüzgarı gibi geliyor geçiyor hafif güzel bir tad bırakarak. "Chelsea Rodgers" ise bas gitar melodisiyle giriyor ruha ve funk geldiğinde elle eşlik etmek mecburi hale geliyor. Tutmayın beni ayağa kalkacağım. Müzikal açıdan zengin, kulak açısından dahiyane. Hiç mi acımaları yok anlamıyorum. Bu arada vokalin başarısını da belirtmek lazım. "Lion Of Judah" ile devam ettiğimizde yine gitar temelli güzel bir rock türeviyle karşılaşıyoruz. Hafif dini bir tema ile bize ulvi gitarından tınıları aksettiriyor. Albümün kapanışını "Resolution" yapıyor. Rock ve pop arasında giden güzel bir çalışma. Sadece Prince'in vokalini kullanmasını dinlemek açısından bile etkileyici. Basit bir gitar melodisi üzerine esip geçiyor vokal. Ayrıca koro bölümünde parçanın havası dub'a dönüyor bir anda. Çok çok iyi.

Prince'in resmi sitesi

19.5.07

Travis - The Boy With No Name (Sony, 2007)

Travis 4 yıl önce ağzımızda bıraktığı tadla önemli bir Britpop grubu olduğunu unutmayacağımızdan emindi İskoç olmalarına rağmen. 4 yıl ise uzun bir ara oldu. Yine de şimdi döndüler. Kendileri yokken yerlerine göz diken Snow Patrol ve Coldplay'e de çekilin bir kenara diyorlar, sanırım.

Neil Primrose, Douglas Payne, Andy Dunlop ve Francis Healy'den oluşan Travisin kökleri 1990 yılına dayanıyor. Ancak keşfedilmeleri Rolling Stone ve Neil Young'la da çalışmış olan Niko Bolas'ın onları bir gün radyoyu karıştırırken dinlemesiyle oluyor. Niko ciddi anlamda bir hafta grubu stüdyoya kapatıyor ve neyin nasıl yapılacağını öğretiyor. Daha sonra New York'a gittiklerinde verdikleri ilk konserdeki ilk şarkılarını Niko'ya adarlar ve seyirci arasındaki Niko ağlar. Mutlu son. Mu acaba?

Daha yolun başı oysa. İlk albümleri "Good Feeling" aslında bugüne kadar çıkardıkları en sert albüm olarak dikkat çekiyor. Bunda Francis'in hala büyükbabasının ölümünün etkisinde olması önemli bir sebep. Albüm İngiltere'de listelerde 9.luğa kadar çıkıyor ama düşüşü de bir hayli hızlı oluyor. Bunun temel sebebi de radyolar tarafından pek kucaklanmaması. Ancak konserleriyle sürekli hayran sayılarını artırdılar ve konser performansları hala en etkili silahları.

Arkasından "The Man Who", "The Invisible Band" ve "12 Memories" geliyor. Bunların ardından çıktıkları turda "Keane" alt grup olarak onlara eşlik ediyor. Hey gidi günler hey. Keane şimdi kendisine alt grup seçiyor.

Ve karşımızda "The Boy With No Name". Albüm 7 Mayıs'ta piyasaya çıktı. Bu sefer prodüksiyonda Nigel Godrich'in yanında sürpriz bir isim de var, Brian Eno. Müzikal açıdan hayran kitlesi ciddi anlamda geniş olan Brian Eno'nun etkisi fark ediliyor birçok çalışmada.

Albümü incelemeden önce şunu söylemek gerekir ki yeni albümden ilk çalışmayı Coldplay'den Chris Martin tanıttı ve tanıtırken de "Bizim ve bizim gibi birçok grubun yolunu açan Travis'in yeni albümünden ilk çalışmalarını tanıtmak benim için bir onurdur" dedi. Çok doğru.

Albüm NME'den ciddi bir saldırı aldı ve 10 üzerinden 2 ile karşılandı. Ama NME'nin yanlı tutumlarını daha önce çok gördüğümüz için ne yazık ki onları da Pitchforkmedia gibi yaramaz, şımarık çocuk sınıfına sokuyoruz.

Albümde gerçekten çok başarılı çalışmalar var. Karşımızda dinlenmiş, uykusunu almış ve sakin bir Travis var. Ne yaptıklarını kesinlikle çok iyi biliyorlar. Francis ilk yıllarında çektiği söz yazma stresinden kurtulmuştu ancak şimdi bu konuda uzmanlaşmış diyebiliriz. Albümün başlangıcında en güçlü çalışmalarını ardı ardına koymuşlar ve ringe zaten dayak yemiş boksör gibi çıkıyorsunuz. Ancak albümdeki son üç çalışma da benzer oranda zayıf kalmış. Bu bir bakıma albümde dengesizlik yaratıyor. 48 dakikalık albümde 35. dakikaya gelip başa sardırmamaları gerekirdi.

Albümde dikkatimi çeken çalışmalara gelmeden önce albümde beğeni toplayan "Selfish Jean"'ın yoğun biçimde Cardigans esinlenmesi olabileceği hissi beni biraz üzdü. Umarım yanılıyorumdur. Ancak albümün genelinde Travis'in güçlü olduğu yanları vurgulamaya çalıştığını ve kimilerine göre hayal kırıklığı olan "12 Memories"'i unutturmayı hedeflediklerini söylemek mümkün. Unutmadan, Francis vokaline güvenini tam anlamıyla gösteriyor. "Battleships" bunun en güzel örneği albümde. Zamanında "Relationships are like battleships" dediğini de unutmamak lazım.

Albümde dikkat çeken çalışmalar:

1) 3 Times And You Lose
3) Closer
4) Big Chair
5) Battleship
6) Eyes Wide Open
7) My Eyes

Travis'in Resmi Sitesi
Travis @ MySpace
Travis'in "Closer" adlı parçasının klibi @ YouTube
Travis'in "Selfish Jean" adlı paçasının klibi @ YouTube

10.11.06

Kısa Kısa Albümler... (8)

Bella Morte - Bleed The Grey Sky Black (Metropolis, 2006)

5 kişiden oluşan elektronik gotik rock grubu Bella Morte gittikçe artan bir dinleyici kitlesine sahip. Korn, Limp Bizkit ve Linkin Park'tan boşalan yeri doldurmaya niyetlenen grup gerçekten güzel bir iş çıkarıyor. Scratch atmamaları ise ayrı bir güzellik.

Grup 5. albümleri "Bleed The Grey Sky Black"'te yine tarzları gotik eğilimli elektronik rock tarzlarını güzel çalışmalarla sergilemiş. Özellikle klavye, vokal ve bateri güzel bir iş çıkarmış. Melodilerde yer yer 90'ların elektro pop'undan etkileşimler var. Bunun yanında "Earth Angel" adlı çalışma Beach Boys coverına benziyor fena halde. Albümde ne yaptığını anlamadım.

Albümde dikkat çeken çalışmalar:

1) On The Edge
2) Torn
3) The End Ahead
7) As The Storm Unfolds
9) Bleed Again

http://www.bellamorte.com

International Pony - Mit Dir Sind Wir View (Sony, 2006)

Stefan Kozalla (DJ Koze, Adolf Noise, Monaco Schranze), Daniel Sommer (Cosmic DJ) ve Carsten Meyer'den (Erobique) oluşan International Pony, 3 yıl aradan sonra 3. albümünü çıkardı. Çok farklı müzik türlerinden aldıkları etkileşimlerle temel olarak house, tech house ve elektro altyapılarını birleştirerek farklı bir tarz ortaya koyuyorlar. Gruptaki solo kariyeri en başarılı isim olarak da DJ Koze adıyla geniş çapta tanınan Stefan Kozalla dikkat çekiyor.

Albümün genel havası liseli aşıklar modeli masum bir romantizm ve neşe seviyesinde. Ancak tabii dinlenirken kulğa çok hoş gelen çalışmalar ve insana huzur veriyor. Albümde "Bubble In The Bottle" parçasında müzik Justus Köhncke'ye, vokaller ise Khan ve Snax'a ait. Albümün 10 ve 11. parçasında grup en iyi hakim oldukları müzik türü olan minimalist elektronik müziğe dönüyorlar.

Göze batan parçalara gelince:

2) Solid Gold
4) Gravity
5) Bubble In The Bottle (Vokalde Khan ve Snax)
9) Gonzo's Grill Party
11) Our House

http://www.internationalpony.de

Jazzanova & Resoul - Secret Love Vol 3 (Sonar Kollektiv, 2006)

Nu-Jazz'ın en önemli isimlerinden biri olan ve yakında DJ Set'i ile ülkemizi de ziyaret edecek Jazzanova ile Resoul'un Secret Love serisinin 3. derleme albümü Jazzanova'nın 1998'de kurduğu plak şirketi Sonar Kollektiv'den çıktı. Serinin ilk iki derlemesi haklı olarak büyük ilgi topladı.

Albümlerde cazın farklı çeşitlerinin yanında, downtempo, soul, lo-fi ve rock yer alıyor ancak hepsinin ortak noktası folk kültürü etrafında birleşmeleri. İlk iki albümde olduğu gibi bu albümde de bu kültürün etkisi yoğun biçimde hissediliyor. Şunu da söylemek lazım, albüm muhteşem bir derlemeden oluşuyor ve benim açımdan serinin en iyisi.

Ayrıca albümde geçtiğimiz günlerde yeni albümünü inceleme şansı bulduğum The Beauty Room'un "Holding On" adlı güzel çalışması da var. Ayrıca Jose Gonzalez, Fujiya ve Miyagi ile Milosh gibi ünlü isimlerin parçalarına da yer verilmiş.

Etkileyici çalışmalar:

2) Hanne Hukkelberg - Do Not As I Do
3) The Beauty Room - Holding On
6) Donna Regina - How Beautiful
9) Max & Harvey - Sleep
14) Inchtime - Icicles And Snowflakes
17) Milosh - You Fill Me

http://www.jazzanova.net
http://www.sonarkollektiv.com

2.11.06

Kısa Kısa Plaklar... (6)

The Future Sound Of London - Lifeforms / We Have Explosive (Virgin, 2006)

FSOL'un tanıtmaya pek gerek yok. Brian Dougans ve Garry Cobain'dan oluşan ikili 1991 yılından bugüne kadar yayınladıkları albümler ile çok büyük bir takipçi kitleleri var. Ancak bu sefer alışılageldiğimiz çalışmalarından farklı bir plak karşımıza çıktılar.

"Teachings From The Electronic Brain" adlı en iyi çalışmalarını derledikleri albümden sonra bu plak çok ilginç geldi açıkçası. Plakta Wighnomy Brothers'ın "Lifeforms" adlı FSOL çalışmasına yaptığı 2 düzenleme yer alıyor. Bunun yanında King Roc'ın "We Have Explosive" parçasına yaptığı bir düzenleme de var. Bunlar arasından en çok A2'deki Wighnomy Brothers düzenlemesi benim ilgimi çekti. Ancak King Roc düzenlemesi de çok başarılı bir elektro disko olmuş. Hakkını yemeyelim. FSOL hayranları açısından kesinlikle değişik bir deneyim olacak bu plak.

http://www.futuresoundoflondon.com/

Noisia - Gutterpump (Incl. Tom Real & The Rogue Element Mix) (Passenger, 2006)

Nik Roos, Thijs De Vlieger ve Martijn Van Sonderen'den oluşan Noisia müziğe eğlenceli yaklaşımlarıyla dikkat çekiyorlar. Bugüne kadar çıkardıkları plaklarda her zaman eğlence amaçlı başarılı prodüksiyonlar yaptılar.

Yeni plakları ise Aquasky'ın Passanger plak şirketinden çıktı. Bunun bir sebebi de çok başarılı bir breakbeat örneği sergilemeleri. Gutterpump'ın orjinal versiyonu çok eğlenceli. Plakta bir de Tom Real ve The Rogue Element düzenlemesi yer alıyor. Düzenleme breakbeat tarzına daha uygun elbette işin içide The Rogue Element olduğu için. Ama dürüstçe söylemek gerekirse orjinal versiyonu daha çok sevdim. Yine de iki yüzü eğlenceli güzel bir plak.

http://www.noisia.nl

Jamiroquai - Runaway (Sony, 2006)

Herkesin yakında tanıdığı bir isim Jamiroquai. Ön planda yer alan isim de Jay Kay. Her ne kadar temel olarak pop türünde anılsalar da Jamiroquai çok farklı çalışmalarla karşımıza çıktı. Özellikle elektronik müziğin pop müzikle ortak noktada buluşması açısından çok büyük emekleri var.

Yeni albümlerinde yer alacak Runaway adlı çalışmanın orjinal versiyonu ve çeşitli düzenlemelerini içeren bir tanıtım diski yayınladılar. Albümdeki düzenleme çalışmaları temel olarak house türünün deep ve funky kollarına uygun. Bunlar arasından Grant Nelson'ın ve Alam Brax ile Fred Faulk'un düzenlemeleri daha çok ilgimi çekti. Yeni Jamiroquai albümü çıkmadan hafif kulak kesmek için uygun bir plak.

http://www.jamiroquai.com