Dergi Yazilari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dergi Yazilari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.9.07

Acieed Devrimi!

Kese Kağıdı dergisi için Acid temelli House ve Techno türlerinin 20. yıldönümü adına yazdığım yazıyı aşağıda bulabilirsiniz. 1980'lerin sonlarında ve 1990'lar boyunca Acid mi Metal mi tartışmasının tarafı olan ve aslında bence büyük ölçüde yanlış anlaşılan bir hareket olan Acid Devrimi'nin kısmi olarak anlatımı ve örneklemelerini okuyabilirsiniz. En altta ise 10 adet klasikleşmiş, 5 adet yeni Acid kökenli parçayı bulabilirsiniz. Herkese iyi okumalar. Notasız gününüz geçmesin.

Sühan Gürer

ACID DEVRIMI!

Trafik ışıkları toplumsal hayatın bazen can sıkan ama mutlak düzen gerektiren öğelerinden. Hele bir de İstanbul ve Türkiye’nin yağız şoförleri söz konusu olduğunda elzemliği en ufak şüpheye dahi yer bırakmıyor. Arabadakiler için kırmızı, sarı yeşil, yürüyenler için ise sarısız bir kırmızı yeşil. Kırmızı herhalde en antipatiği. Yeşil ise görüldüğünde (Renk körü değilseniz) insanda hafif bir mutluluk yaratıyor. Ama ya sarı? Ben en çok sarıyı seviyorum aslında. Bunun iki sebebi var. Birincisi seçimi bana bırakıyor. Gazlayıp devam da edebilirim, yavaşlayıp kırmızının yanmasını bekleyebilirim arkamdakinin “Niye geçmedin lan?!” nidalı kornasını göze alarak. Ama belki de sevmemin altında yatan asıl sebep bana bir devrimi anlatması, Acid devrimini.

Acid deyince herkesin aklına ilk gelen şey Mr. Hoffman’dır. Mr. Hoffman alabildiğine sempatik sırıtkan bir sarı şey. Şey çünkü sadece, hiçbir özelliği yok. Don’t Worry, Be Happy’nin çizimsel versiyonu. Ama Acid devrimi Mr. Hoffman’dan çok daha yönü olan bir olaydı. Modern müzik ve eğlence anlayışında yepyeni bir akımın başlamasına ön ayak oldu ve bu zorlu yolda devletlerden dahi çok sert tepkiler aldı.

Her şey 1987 yılında başladı. Aslında önceden de sesi geliyordu ama resmen hem kitlelerin tanıması, hem de adının koyulması bu dönemde gerçekleşti. Acid House ismini kimin koyduğu ve neden koyulduğu hala tartışma konusu olsa da bu konudaki en temel kaynak Roland 303 bas makinesinin çıkardığı sesler temel alınarak 1987 yılında koyulduğu yönünde. Tamam ismini anladık da nedir Acid house?

Acid house, house türünün 1980’lerin başında Chicago’dan çıkıp yayılmasının ardından ortaya çıkan bir türevi. Ama belki de bugüne kadar ortaya çıkan müzik türevleri arasında en etkin olanı. House parçaları baz alınarak Roland 303’ün etkisiyle apayrı bir hale sokuluyordu ve bu dans etmeyi amaçlayan kitleyi çılgına çeviriyordu.

Yine Chicago’da başlayan akım Phuture’ın “Acid Trax”, Frankie Knuckles’ın “Your Love”, Armando’nun “Land For Confusion”, Lil Louis’in “French Kiss” ve Marshall Jefferson “Move Your Body” adlı parçalarıyla herkesin dilinde dolaşıyordu. Acid House akımı kısa sürede kendini New York’un devasa kulüplerinde buldu. Arkasından yoğun bir ilgi doğdu. Bu ilgi beraberinde birçok şeyi getirdi. Bunlardan ilki yine aynı dönemin popüler uyuşturucusu Ecstacy’nin (Nam-ı diğer EX) bu müzikle ilintilenmesi başladı. Elbette bu haksız bir görüş değildi çünkü gerek Chicago’da, gerekse New York’ta Acid House akımıyla birlikte Ecstacy kullanımında yoğun bir artış yaşandı. Bu noktada devreye devlet girdi ve Acid House kötülenmeye başladı. DJ’ler suçlular gibi gösterildi ve birçoğu tepkilerden sıkılıp soluğu Ibiza’da aldılar. Tatil için mükemmel bir imkan sunan Ibiza bir anda eğlencenin de merkezi haline geldi. Akım Ibiza’ya tatile gelen Danny Rampling, Paul Oakenfold (Oakey), Nicky Holloway ve Johnny Walker (Evet isim benzerliği) sayesinde kendini Ingiltere’de buldu. İngiltere Amerika’nın aksine büyük bir kucak açtı akıma ve her ne kadar Ecstasy’nin benzer etkisi burada yaşandıysa da akım inanılmaz derecede güçlendi. 4’lünün Ingiltere’ye dönmesinin ardından 6 ay geçmeden bütün büyük kulüplerde Acid House çalınıyor, gelen kitle kulüpleri hınca hınç dolduruyordu. 808 State “Pacific”, The Shamen “Ebeneezer Goode” ve D Mob İngiltere’de listeleri karıştıran “We Call It Acieed” adlı parçalarıyla bu akıma destek oldular.

Acid House akımı İngiltere’de en tepelere vurduğunda Amerika boş durmuyordu. Detroit daha önce house akımına karşı techno’yla cevap verdiği gibi Acid House’a da Acid Techno’yla cevap verdi. Daha güçlü ritmlerin yanında Roland 303 ve 808 melodileriyle bir anda ortalık karıştı. Bu resmen öyle olmaz asıl böyle olur niteliğinde bir cevaptı. Josh Wink, Joey Beltram, Richie Hawtin ve Jeff Mills doğrudan olaya el attılar ve bu akımı çok hızlı bir şekilde yükselttiler. Bunlar arasında özellikle Josh Wink’in “Higher State Of Conciousness”’ı bu türün resmi parçası haline geldi. Hala çalınsa şimdi de kulüpleri yıkacak yapıda. Zaten şu ana kadar yaklaşık 80 adet düzenleme plağı çıkmış durumda resmi ve gayri-resmi.

Acid Techno daha sonra kendini minimalist akımla birleştirdi ve karşımıza Richie Hawtin’in projesi Plastikman ile çıktı. Aslında Acid devriminin ağırlığını yitirmeye başladığı bir dönemde bu ilaç gibi geldi. Logosundan müziğine kadar birçok şekilde yepyeni bir tarz ortaya çıkardı. Ayrıca Ecstacy ile özdeşleştirilen Acid House artık yerini LSD ile özdeşleştirilen Minimalist Acid Techno’ya bırakmıştı. Yani Acid’in başı uyuşturucudan kurtulmadı.

Belçika’da da benzeri bir akım çıktı aynı dönemde. Bu ise Acid Trance olarak adlandırıldı. Daha sonra hemen Alman’lar olaya el attılar Kai Tracid, Emmanuel Top ve Phobia’yla. Acid Trance’i endüstriyel kültürleriyle birleştirdiler. Klasik trance’e göre daha yavaş, uzaysal melodiler ve hafif ambient havası vardı. Bu akım daha sonra yerini tamamen Ambient’a bıraktı ama hala Pete Namlook, Uwe Schmidt gibi sanatçıların çalışmalarında yer buluyor zaman zaman. Uyuşturucu bu sefer de Orta Avrupa’yı fethetmişti.

Uyuşturucuyla yaşanan bu problemler zamanla bu tarzlara karşı yoğun bir kamuoyu tepkisine dönüştü. Gençleri yoldan çıkartan kaka çocuk pozisyonuna düşen DJ’ler dünyanın birçok yerinde tepkilere maruz kaldı. İngiltere’de kendini akımın öncüsü ilan eden ama aslında sadece aklıevvel bir fırsatçı olan Tony Colston-Hayter inanılmaz bir tepki aldı. Arkasından İngiliz gizli servisi MI6 tarafından takip edilmeye başlandı ve daha sonra kendisine 1 yıllık bir tatil ayarladı, İngiltere’den kaçtı. Benzerleri diğer ülkelerde de yaşandı. Sonuç olarak Acid günümüzde hala varlığını koruyan, uyuşturucunun elektronik müzikle bağdaşlaştırılmasında büyük katkısı olan bir müzik türü. 20. doğum yılında her trafik ışığına yaklaştığımda sarıyı görünce aklıma gelmesi ve saygı gösterip de durmam boşuna değil. Artık kornaya basmayın lütfen.

Dinlenmesi gereken klasik Acid House ve Acid Techno parçaları:

Adonis - No Way Back
Armando - Downfall
D-Mob - We Call It Acieed
Fast Eddie - Acid Thunder
Hithouse - Jack To The Sound Of The Underground
Lil Louis - French Kiss
Phuture - Acid Trax
Phuture - Got The Bug
The Housemasterz Boyz - House Nation
Josh Wink - Higher State Of Conciousness

Yeni örnek parçalar:

Rob Acid - On Fire (R U OK Acapella Mix By Suhan)
Roberto Rodriguez - The Days We Lost
Shlomi Aber - Freakside (Gel Abril Acid Rework)
The Ace Of Clubs - Fruitacid
The Ace Of Clubs - Patriotic Acid

23.8.07

Minimalizm

Yeni kurulan genç ve enerjik amatör bir dergi var, Kese Kağıdı. Bu derginin kurucusu Zeynep Koçak ile aynı liseden mezun olmamız paydasından tanıştım ve dergiyi bana gösterdiğinde aynı şeyi düşünüyorduk. Ben Trendsetter'dan ayrıldıktan sonra rahatça yazabileceğim, konuları belirli bir temaya da bağlı olsa kendim seçebileceğim bir dergiye yazmak istiyordum. Zeynep de bu konuda tamamen özgür olmam konusunda benimle hem fikir olduğunu belirttikten sonra tüm gücümle bu yeni oluşuma destek vermeye başladım. Derginin 2. sayısında çıkan benim merhaba yazım aşağıda. 2. yazım ise Ağustos sayısında var ve o da "Yaratıcılık" konsepti içerisinde bana göre müzik dünyasının en verimli 10 yılı olan 1990-2000 arasını inceliyor. 3. yazımı ise bu hafta başında 1 gün gecikmeyle verdim ve o da... Neyse Eylül sayısında görürsünüz. Dergiyi Taksim'deki kitapçıların çoğunda bulabilirsiniz.

Neyse lafı uzatmadan, buyrun merhaba yazım...

Minimalizm akımı teorik olarak başladığı 19. yüzyıl sonlarından itibaren günümüze gelene kadar son dönemin en kalıcı ve hakim akımı olmayı başardı. Ne Popart ne de herhangi bir başka akım bu derece yoğun olarak sanatta yerini alamadı uzun süreyle.

Minimalizmin bu denli güçlenmesindeki temel sebep teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı farklılık ve sadelik arayışı olarak da nitelendirilebilir. Bu arayış o denli yoğunduki kendini akıl almayacak derecede çok alanda gösterdi. Ancak bizim konumuz müzik ve olayın bu yönüne ağırlık vermek daha doğru olacak.

Aslında müzikal açıdan minimalizmi incelerken atlanmaması gereken ilk detay 20. yüzyılda teknolojik gelişmelerin yanında doğu mistisizmine olan eğilim. Bu eğilim kimi yerde kendini Feng Shui ve Mevlevilik (Özellikle Amerika’da) gibi akımlarla gösterdiysede müzikal açıdan bunların bir bütünü olarak minimalizme döndü. Ancak 19. yüzyılın ortalarında Robert Schumann’ın minimalizm üzerine teorik çalışmalar yaptığını da atlamamak gerekir.

Minimalizm ilk olarak birçok akımda olduğu gibi kendini resim ve müzikte gösterdi. Müzikteki başlangıç noktası ise haliyle klasik müzik bağlantılıydı. Bu akımın öncüleri arasında 20. yüzyılın en önemli 4 bestecisi karşımıza çıkıyor, John Adams, Philip Glass, Steve Reich ve Terry Riley. Elbette La Monte Young gibi daha az ön planda olan besteciler de var ancak mahşerin bu dört atlısı minimalizm akımını çok geniş kitlelere yaymakta çok büyük bir etkiye sahipler. Bu arada La Monte Young’ın daha az tanınması, onun klasik müzikte minimalizm akımını ortaya çıkaran insan olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Her ne kadar tam anlamıyla minimalist denilmese de John Cage’in bu akımdaki yerini de yadsımamak lazım. Örneğin Philip Glass ve Steve Reich Cage’e ciddi anlamda saygı duyuyor ve kendisinden edindikleri bilgi ve bakış açısının gelişimlerinde büyük bir payı olduğunu belirtiyorlar.

Klasik müzikte minimalizm ilk olarak 1950’lerin sonunda ortaya çıkıyor. Her ne kadar daha önce bu türü andıran çalışmalar olduysa da bu akımın ilk örneği olarak La Monte’nin “String Trio”’su gösteriliyor. 12 ton tekniğiyle aranje edilen kompozisyonda bir nota döngüsü çalışmanın başından sonuna kadar altyapıda yerini alıyor. Bu çalışmayı 1960’ta Terry Riley, 65’te Steve Reich ve 68’de sınıf arkadaşı Philip Glass’in çalışmaları izliyor.

1970’lere geldiğimizde ise minimalizm akımı klasik müzikte hakimiyeti eline almıştı. Philip Glass’in budizme dönmesi ve en verimli çağında olmasının da etkisiyle 3 CD’lik “Einstein On The Beach” bestelemesi, Steve Reich’ın da “Music For 18 Musicians”’ı bugüne kadar gelen en önemli minimalist kompozisyonlar olarak arşivlerdeki yerini aldı. Minimalizm bu dönemden sonra kendini ilk olarak yeni doğan elektronik müzikte de göstermeye başladı. Kraftwerk’in ilk çalışmaları her ne kadar elektro türü olarak nitelendirilse de minimalizm akımından etkilendiği ve hatta daha da ileri gitmek gerekirse bu akımın etkisi altında ortaya çıktığını söylemek mümkün.

Kraftwerk’in açtığı yolu takip eden ancak kendilerine farklı bir bakış açısı seçen prodüktörler arasında en önemlisi Klaus Schulze. Çok sonradan ambient olarak adlandırılan türde elektronik müziği klasik müzikle birleştirdi ve senfoni benzeri minimalist elektronik çalışmalar sergiledi. 1970’ler boyunca “Moondawn”, “Mirage” ve “X” gibi çalışmalarıyla bu akıma öncülük etti.

1980’lere gelindiğinde ise minimalizmin doruğa ulaştığını düşünen bazı besteciler “Postminimalizm” ve “Totalizm” gibi daha dar akımlara yöneldiler ve minimalizmin genel almanda perspektifini genişlettiler ancak bu akımların bir uzantı olması ve büyük destek görmemesi sebebiyle fazla uzun sürmediler.

1980’lerdeki bir diğer önemli gelişme ise Klaus Schulze’a paralel olarak Brian Eno ve Mike Oldfield’ın çalışmalarında bu akımı temel almaları oldu. Bu çok önemli iki prodüktör minimalizm etrafında kendilerine özgü yollar çizdiler ve minimalizmi yeni doğan elektronik müzik akımlarıyla birleştirdiler. Her ne kadar Brian Eno yine müziğin daha alternatif ve deneysel yönünde kaldıysa da Mike Oldfield temelleri Chicago ve Detroit’te atılan House akımına minimalist bir bakış açısı kazandırdı ve dünya çapında üne kavuştu.

Minimalizmin etki alanını genişletmesi bununla da kalmadı. Philip Glass, Terry Riley ve Steve Reich’ın yeni kompozisyonlarıyla gittikçe geniş gitlelere ulaşırken Atlantik’in diğer tarafından cevapların gelmesi uzun sürmedi. Yoshi Wada bu akıma hayranlığı sebebiyle Amerika’ya taşındı ve çalışmalarını burada sergiledi. Ancak Japonya’da hem onun çalışmalarından, hem de Amerika’da Detroit’te doğan tekno akımından esinlenen bir isim minimalizme yepyeni boyutlar kazandırdı ki bu isim Susumu Yokota oldu.

Susumu Yokota 1980’lerin sonundan itibaren minimalizmi bu yeni doğan tekno kültürüyle birleştirdi. Her ne kadar gerek Detroit’ten gerekse de minimalizmin merkezi olan Amerika’dan uzak olsa da yaptığı çalışmalarda Amerika’daki birçok minimalist tekno bestecisine öncülük etti. Bu etkileşimden yola çıkan Ryuichi Sakamoto, Ryoji İkeda gibi Japonların yanında Richie Hawtin (Plastikman) minimalist teknodaki yeri sebebiyle oldukça önemli ve bugüne kadar bu türün yayılmasında en büyük promosyon potansiyeline sahip olan kişi. 1990’lar boyunca minimalist tekno akımını tüm dünyaya yaydı ve birçok insanı peşinden sürükledi. Sutekh, John Avquaviva ve Jeff Mills gibi isimler kendilerine ayrı yollar açarak bu akıma destek verdiler. Daha sonra Almanya’da Tresor plak şirketinin kurulması ve daha sonra kulübünün da açılarak bu akımlara destek vermesiyle Almanya uzun bir süre sonra minimalist teknoya dönüş yaşadı. Bu dönüşüm inanılmaz bir etki yarattı ve tüm Avrupa’yı kısa sürede sardı (İngiltere hariç).

Avrupa’da ise bu dönüşümün yansımaları farklı oldu. Bir grup sanatçı bunu daha çok popüler kültüre yönelik bir yola döndürürken Christian Fennesz gibi bazı sanatçılar da akustik rock’la birleştirerek kendilerine özgü nota denizleri yarattılar. Ancak bu akımda minimalizmden farklı olarak deneysellik çok daha ön plandaydı. Daha sonra Ryuichi Sakamoto ve Alva Noto Fransa’ya taşınınca bu akıma destek olmaya başladılar ve bu üçlü aralarında birçok ortak çalışmaya imza attılar.

2000’li yıllara geldiğimizde ise minimalizm kendini yeniden house akımıyla fakat bu sefer farklı şekillerde birleştirdi. Ricardo Villalobos, Akufen, Vladislav Delay, Michael Mayer, Dimbiman ve Isolee minimalist house akımının yeni öncüleri oldular. Ancak Almanya’da yeşeren bu akım günümüzde kendini minimalist tech house (Tekno ve house ağaçlarının aşılanmış bir türevi) olarak ortaya koymaya başladı. Bu akımla birlikte minimalizmin ne yazık ki temellerine artık fazla bağlı kalınmaması ve popülerizme kayması geniş çevrelerde tepki doğurdu. Bu tepkinin en yoğun olduğu yer yine minimalizmin anavatanı Amerika’ydı. Amerika elektronik müzikte özgün deneysel minimalizme geri döndü ve bu konuda tekrar öncülük bayrağını eline aldı.

Günümüzde minimalizm birçok koluyla önümüze çıkıyor. Gerek elektronik müzikte, gerek rock müzikte, gerekse klasik müzikte hala ağırlığını devam ettiriyor. Philip Glass, Steve Reich ve Terry Riley ise hala kompozisyonlar besteleyip bu akımın özünün ne olduğunu insanlara anlatmaya devam ediyorlar. Onları takip eden Max Richter ve Johann Johannsson gibi yeni nesil besteciler ise bu akımın popülerliğe kaymasını ve benliğini koruması açısından farklı ama etkili yöntemler belirliyorlar. Bu da minimalizmin geleceğinin bozulmadan korunabileceği umudunu doğuruyor.

Minimalizm açısından tarihi önemi olan ve takip edilmesi gereken plak şirketleri arasında Deutsche Grammophon, Shandar, Mule Musiq, Raster/Noton, Nonesuch, Mille Plateaux, M_nus ve Line var.

17.7.07

İnternet ve Müziğin Aşkındaki Son Perde! - 2

I-TUNES

I-Tunes İnternet üzerinden MP3 satışında bir devrim olarak ortaya çıktı. Apple Computer IPOD adlı efsanevi MP3 çalarını piyasaya sürdükten sonra bu ürünü I-Tunes ile destekledi ve ürün sahiplerine hukuki olarak haklarına sahip olacakları müzikleri indirme imkanı sağladı. Ancak bu imkanı sadece IPOD kullanıcılarına sağlaması tepkilere yol açtı. Günümüzde Avrupa’da bu engeli kaldırmaları için Norveç, İsveç ve Danimarka’da hakkında davalar açıldı. Türkiye’ye hizmet vermemesi ise bizim açımızdan etkin bir handikap.

Kullanım kolaylığı: İlk defa giren ve IPOD’u olmayan bir kişi için (Örneğin ben başka bir MP3 çalar kullanıyorum) üyelik istemesi ve bu üyelik çerçevesinde bir program yüklemek istemesi itici. Bunun yanında albüm arama özellikleri güzel. Satın alma kolaylığı yüksek. Kullanıcılar açısından gayet kolay bir site.

Özellikleri: I-Tunes’da görsellik ön planda ancak her noktada size sunulan IPOD reklamları bir süre sonra sıkmaya başlıyor. Ayrıca film satışının başlamış olması sebebiyle de müzik eskisi kadar ön planda değil.

Üyelik sistemi: Üyelik için bir program indirme gereksinimi gerçekten rahatsız edici. Girip kendiniz için ya da farklı marka MP3 çalarınız için parça indiremiyorsunuz. Bu konuda kısıtlamaya gidilmese bence çok daha etkin bir site olur ve daha yüksek satış rakamlarına ulaşılabilir.

Fiyatları: Fiyat açısından İnternet’teki belki de en uygun site. Bunun temel sebebi de IPOD’dan gelen gücü sebebiyle plak şirketlerinin anlaşmalarda suyunu çıkarması. Ancak elektronik müzik konu olduğunda Beatport, Juno, Wordandsound ve DJ Download’a göre çok daha zayıf.

Sonuç: IPOD sahipleri için güzel ancak diğerleri için faydasız bir site. Fiyat konusunda çok avantajlı ve eğer elektronik müziğe daha fazla önem vermeye başlarsa ortalığı biraz karıştırabilir. Türkiye’ye hizmet vermeye başlarsa Türkiye pazarında ciddi bir yere sahip olur.

Beatport

Elektronik müzik dinleyicileri açısından en kapsamlı ve en çok satış rakamına sahip site. Şimdiden markalaşmış durumda. Özellikle DJ’ler açısından büyük önem taşıyor çünkü kalite seçenekleri ve fiyatlar arasında güzel bir uyum sağlıyor. Genel olarak House tarzının kollarına ağırlık veriyor ancak 2006’nın başından itibaren minialist müziklere de ciddi biçimde yer vermeye başladı.

Kullanım kolaylığı: İlk başta biraz karmaşık görünmesi ve yazıların ufaklığı sebebiyle çok takdir toplamasa da İnternet’i düzenli kullananların zorlanmayacağı bir site. Yeni çıkan plakların veya albümlerin tanıtımı güzel ve bunlara ulaşım çok kolay. Ayrıca plak şirketleri, sanatçılar, albümler, mixler ve listeler gibi bölümler sayesinde aradığınız şeyleri kolayca bulabiliyorsunuz. Ayrıca oluşturabileceğiniz favori plak şirketleri, sanatçılar ve tarz listeleri sayesinde size gelişmeleri bildirmesi de çok güzel bir özellik.

Özellikleri: Satın alma anında kredi kartından çekim işlemi otomatik olduğundan parçayı direk çekme imkanına sahipsiniz beklemeden.

Sanatçı listeleri bölümü sayesinde toplu olarak daha ucuz alımlar yapılabiliyor. Bunun yanında yeni giren plak şirketleri tarafından sunulan tanıtım parçaları, festival tanıtımları için yayınlanan parçalar bedava olarak edinilebiliyor.

Üyelik sistemi: Üyelik oldukça basit ve kolay. Ayrıca sitenin farklı kullanım özellikleri sebebiyle çok rahat hallediyorsunuz tüm üyelik işlemlerini. Gereksiz sorular yok.

Fiyatları: Krafty Kuts’ın albümü €12.99. DJ Download ve I-Tunes’a göre daha pahalı görünüyor ancak çok daha kolay bir kullanımı olduğu ve markalaştığı için tercih ediliyor.

Sonuç: Elektronik müzik dinleyicileri ve DJ’ler açısından gerek içeriği, gerek kullanımı açısından en çok ilgi gören site. Artılarını da biraz daha yüksek fiyat isteyerek biçimlendiriyor. Türkiye’den en çok alışveriş yapılan site konumunda.

DJ Download

Özellikle İngiltere’de büyük ilgi gören bir site. Zaten fiyatları da otomatik olarak Sterlin geliyor. Ancak isteğinize göre kuru sağ üstteki menüden değiştirebiliyorsunuz. Sitede trance ve progresif house türleri ağırlıkta. Bunun yanında Breakbeat de yine son dönemde önemli bir yer alıyor.

Kullanım kolaylığı: Kullanımı Beatport kadar olmasa da kolay bir site. Yeni plakları arama konusunda rahatlık dikkate çarpıyor. Ayrıca genel arama sonuçları da çok hızlı. Sitenin hızı kullanım açısından insanları çeken bir özelliğe sahip.

Özellikleri: Tanıtım diskleri konusunda Beatport ve Kompakt’ın gerisinde kalıyor. Plakları yayınlanmadan önce MP3 formatında alma imkanınız yok, sipariş verip beklemek zorundasınız.

Üyelik sistemi: Üyelik Beatport’a nazaran biraz daha uzun sürüyor. Birkaç ekstra soru var ancak bunlar çok da önemli değil çünkü alışılmış durumlar. Yine de daha basit olması onların avantajına olur. Ödeme sistemleri arasında Paypal bulunması ise ciddi bir avantaj.

Fiyatları: Fiyat açısından çoğu noktada Beatport’tan daha avantajlı konumda ama yine de I-Tunes’dan pahalı. Döviz türleri arasında değişim yapabilmeniz avantaj sağlıyor.

Sonuç: Her ne kadar tüm elektronik müzik türlerine ağırlık vermese de yine de başarılı bir site. Bazı ekstra özelliklerini geliştirmesi durumunda Beatport ile benzer başarıyı yakalayabilir.

Kompakt MP3

Kompakt plak şirketinin dağıtım ağı gücünü de kullanarak ortaya çıkardığı proje. Kısa zamanda önemli bir başarıya imza attı. Özellikle DJ ve prodüktör çevresinde plak şirketi olarak sahip olduğu tanınmışlığı kullanarak ciddi bir müşteri potansiyeline sahip.

Kullanım kolaylığı: Kullanım açısından en basit arayüze sahip site. Yapısına kısa sürede ayak uydurmak mümkün. Ortadaki yeni plak listesi biraz karışık görünse de hemen alışılıyor.

Özellikleri: Henüz çıkmamış plakları MP3 formatında satın alma imkanı sunuyor ve bu açıdan en güçlü site. Alman plak şirketleri ve prodüktörlerin ağırlığı var ve temeli bir müzik kültürüne dayandığından gelişmeye en açık site. Tek handikapı Beatport’un aksine ödemeden sonra onay bekliyorsunuz ve bu biraz sıkabiliyor. Paypal ile ödeme imkanı burada da var.

Üyelik sistemi: Üyelik yok. Bu açıdan inanılmaz bir zaman kazancı yaşıyorsunuz. Ancak üyeliğin getirdiği liste, uyarı mailleri avantajları yok. Yine de haftalık haber mektubu seçeneği var ve bu konuda diğer sitelerden bir boy farkla önde. Yeni çıkan veya çıkmadığı halde MP3 olarak satışa sunulan plakları e-mail yoluyla düzenli olarak iletiyor.

Fiyatları: Krafty Kuts’ın albümü burada olmadığından karşılaştırmak zor ancak Jochen Trappe’nin Connaisseur’dan çıkan yeni plağını karşılaştırdığımda Kompakt’ın ciddi ölçüde daha ucuz olduğunu gördüm. Beatport’ta €4,74’e alınacak plak Kompak’ta €3,48 ve bu yaklaşık %27 gibi bir fiyat farkı. Bu açıdan gerçekten çok avantajlı. Ödemede biraz beklemeye değebilecek bir avantaj olduğu kesin.

Sonuç: Her ne kadar minimal, tekno ve elektro türlerine daha çok ağırlık verse de fiyat, kullanım kolaylığı ve haber mektubunun etkinliği bakımından tercih edilecek bir site. Kompakt’ın plak şirketi olarak ortaya koyduğu başarısının üzerine bu gücünü devam ettirip arttıracak bir çalışma.


Sühan Gürer
2007

16.7.07

İnternet ve Müziğin Aşkındaki Son Perde! - 1

Aslında her şey Mpeg Layer 3 veya herkesin bildiği adıyla MP3’ün keşfiyle başladı. Keşfeden kişi ise Karlheinz Brandenburg. Elbette Berlin’deki Brandenburg kapısı ile alakası yok. Ama müzik dünyası için 2. bir Brandenburg kapısı oldu. Müzikte yepyeni bir dönem başlattı.

Mp3’ün keşfinden sonra disk üzerindeki her parça aynı kaliteye bağlı kalmak koşuluyla 1/10 oranında sıkıştırılıyordu. Bu da bir anda insanlara müziklerini paylaşmak konusunda bir imkan tanıdı. Elektronik müzik bu paylaşımlar sonucu gelişiminde önemli bir devinim kazandı ancak bunun yanında ardı arkası kesilmeyen bir sektör ortaya çıktı.

İnternette sohbet odalarında başlayan paylaşım akımı daha sonra p2p (Kullanıcıdan kullanıcıya bağlantı) bazlı programlar sayesinde ciddi bir organizasyona dönüştü. Önce Napster’la başladı, sonra Audiogalaxy, Kazaa, Imesh, Emule, DC++, BitTorrent, Soulseek derken bugünlere gelindi. 1995’ten bu yana gelen süreçte inanılmaz hızla gelişen bu sektör birçok değişimi de beraberinde getirdi. Elbette bu gelişimdeki en önemli paylardan biri de kullanıcıların İnternet bağlantı hızlarının gün geçtikçe artmasıydı.

Bu yeni akıma en çok etki eden noktalardan belki de en önemlisi müzik endüstrisini kontrol eden (Veya ettiklerini sanan) büyük plak şirketlerinin İnternetteki bu paylaşımcı akımı kabullenmeleri oldu. Önceleri bunları basit korsanlar olarak gören bu plak şirketleri zamanla bunun sadece korsanlık değil yeni bir kültür anlayışının eseri olduğunu fark ettiler. Internette bilgi parasızdı ve müzik de benzeri bir şekli almaya başlamıştı.

Müziği paylaşan, programları yazan veya albümleri bilgisayara aktaranlar çoğaldıkça plak şirketlerini bir telaş aldı. İlk savunma hatlarını kurdular ve ardı arkası gelmeyen hukuki bir savaş başlattılar. Güçlerinin kendilerine galibiyeti getireceğine emin ve olabildiğince hatalı bu duruş onlara elbette birkaç cephede başarıyı getirdi. Napster kapatıldı. Audiogalaxy onu takip etti. Son dönemde Emule’un en önemli ağ bağlantısı Razorblack’in sahibi hapse atıldı. Ancak bütün bu başarılar sonucunda gözlerini açtıklarında başta karşılarında 3-4 cephe olmasına rağmen şimdilerde sayısı 10’u aşan cepheler çıktı. Bu noktada strateji yanlışlığını fark eden plak şirketleri yeni strateji arayışına girdiler ve ortaya Internet MP3 satış siteleri çıktı. Bir şarkıyı veya bir albümü gerçeğine oranla çok daha ucuza alma imkanı sunan bu siteler farklı ve İnternet’i daha iyi yorumlayan bir bakış açısının eseriydi.

Bu satış siteleri başta pek ilgi toplamadılar ancak Apple Computer’ın IPOD adlı ürünü için geliştirdiği I-Tunes bu konuda çok başarılı bir örnek teşkil etti. Aynı dönemde elektronik müzik kullanıcıları için Beatport ağırlığını ortaya koydu. Ayrıca Kompakt ve Universal gibi plak şirketleri de kendi dağıtım ağı güçlerini kullanıp benzer çalışmalarda bulundular. Bugün İnternet’te parasız müzik paylaşımıyla mücadelede yepyeni bi cephe var. Bu cephede plak şirketleri dava açma dönemine göre çok daha büyük başarılara ulaştılar ve en azından bu sefer sadece zarar vermek değil, kendilerine fayda çıkarma şansları da var.

Bu İnternet satış sitelerinden en çok dikkat çekenleri kullanım kolaylığı, özellikleri, üyelik sistemi ve fiyat konularında incelemeye çalışacağım. Fiyat karşılaştırması Krafty Kuts’ın Freakshow albümü üzerinden yapılmıştır.

Yazının devamı ve site incelemeleri yarın...

11.5.07

Klaus Schulze - Twin Towers of Ambient 2

1968’de 21 yaşındayken başlayan ve 38 yıldır dur durak bilmeden süregelen bir profesyonel müzik hayatına sahip Klaus Schulze (KS). Geride bıraktığı 100’den fazla albüm ve elektronik müziğe katkıları sebebiyle çoktan efsaneler arasında yerini aldı.

Rock gruplarında baterist ve bas gitarist olarak başlayan amatör müzik yaşantısı daha sonra onu electronik rock gruplarında davulculuğa götürdü. Tangerine Dream ve Ash Ra Tempel gibi kült grupların kurucuları arasında olan KS daha sonra deneyselliye olan merakı sebebiyle 1971 yılında solo kariyerine başladı. 1972 yılında synthesizerla ilk tanışmasını yaptı ve bunu “Irrlicht” albümü izledi. Albüm Almanya’da büyük yankı uyandırdı ve KS ismi tek başına tanınmaya başladı.

1970’li yıllar boyunca “Blackdance”, “Timewind”, “Moondown”, “Mirage”, “X” gibi çok önemli albümlere imza atan KS, bu dönem içerisinde Far East Family band adı altında 2 adet albüm çıkardı. Bu albümlerde ise çalıştığı klavyeci daha sonra “Kitaro” adını alarak ününü tüm dünyaya duyurdu. KS 1970’lerin sonlarında kendi plak şirketi “IC”’yi kurdu ve albümlerini buradan çıkarmaya başladı. “Richard Wahnfried” takma adıyla ilk albümünü de 1979 yılında çıkaran KS deneyselliğe verdiği önem, çok enstrümanlı üretim tekniği ve zamanının ötesinde müzik arayışı sebebiyle bu dönemde Almanya’nın en önemli prodüktörleri arasında yerini aldı..

KS 1980’lerde de aynı hızla eser vermeye devam etti. Bu arada KS 3 filmin müziğini yaptı ve farklı bir alana da el atmış oldu. 1986 yılında hakkında bir kitap yazılan KS, Almanya’da o güne kadar yaptığı müzik çalışmaları sebebiyle çeşitli ödüller aldı.

1990’lara gelindiğinde ise KS artık Almanya’da yaşayan bir efsaneydi. 10 bin kişilik konserleri, bu konserlerde verdiği canlı performansları içeren albümler izledi. Bu performanslar arasında özellikle Köln katedralinde ve Royal Festival Hall’da (Sonradan Royal Albert Hall adını aldı) verdiği konserler büyük yankı uyandırdı. 1994 yılında “Totentag” operasını besteleyen KS, 1995’te elektronik müzik açısından bir devrim yaratan Robert Moog ve rock müziğin efsanesi Pink Floyd ile özel toplantılar yaptı.

1990’ların 2. yarısında yayınladığı 10’arlık albüm setleri Silver Edition, Historic Edition ve Jubilee Edition inanılmaz bir satış rakamına ulaştı ve piyasaya çıkan setler 1 ay gibi kısa bir sürede tükendi.

2000’lerin ilk yarısında da albüm ve konser çalışmalarına devam eden KS, 2005 yılında ciddi bir hastalığa yakalandı. Bundan sonra albüm çalışmalarına ara verdi ve hastalığının tedavi süreci başladı. 2006 yılının başından itibaren durumu çok iyiye giden KS, albüm çalışmalarına yeniden dönme kararı aldı. Bundan kısa bir süre sonra da Qwartz tarafından “Prix D”Honneur” ünvanına layık görüldü.

Klaus Schulze elektronik müziğe getirdiği deneysel ruh, bu ruhun ortaya çıkardığı yenilikler, üretkenliği ve hayata karşı kendine has alaycı tavrı sayesinde tüm dünyaca tanınan bir sanatçı olmayı başardı. Klaus Schulze her ne kadar bu ismi sevmese de günümüzde “Ambient” olarak adlandırılan müzik tarzının gelmiş geçmiş en önemli ismi olmayı başardı..

6.5.07

Peter Kuhlmann Aka Pete Namlook - Twin Towers of Ambient 1

Peter Kuhlmann’ı herkes Pete Namlook olarak tanıyor ve bu ince fark da soyadının İngilizce olarak tersten okunmasıyla elde ediliyor. Pete Namlook’taki tek terslik de bu olsa gerek.

Aslında her şeyin başlangıcı 1992 yılı. Peter Kuhlmann adında bir genç esinlendiği mistik doğu müziği ki bunun temelini Türk müziği oluşturuyor, caz, elektronik ve soul müziklerinin bir potada eridiği çalışmalar yapmak istiyor ve bu yolda adım atıyor. Birçok şey deniyor ancak plak şirketleri ya fazla popvari, ya da fazla uçuk diyerek çalışmalarını kabul etmiyorlar. Bu arada DJ Criss’le birlikte yaptığı çalışmalardan “True Colors” Pascal Feos tarafından beğenilmemesine rağmen el altından 500 kopya satabiliyorlar. Bu onlar için bir umut ışığı oluyor. Sonra da DJ Criss Kuhlmann’ı Music Man’den biriyle tanıştırıyor. Üretkenliği had safhada olan bu genç doğrudan bir plak şirketi kurmaya ve çalışmalarını buradan yayınlamaya başlıyor. Kurduğu şirketin adı bugün Ambient tarzında bir efsane olan plak şirketi Fax.

Plak şirketi ilk kurulduğu zamanda 2 haftada bir yeni bir çalışma yayınlayabilecek kadar heyecanlı ve üretken Kuhlmann. Sürekli yeni aletler denemesi, sesteki değişimlere verdiği önem, farklı müzik altyapılarına duyduğu ilgi ve genel olarak bakış açısı sebebiyle dikkat çekmeye başlıyor.

Kuhlmann’ın plak şirketinin başlangıcı için sözleri ise şöyle: “Her şey çok zor oldu. Ancak plak şirketi başladıktan sonra bütün müzikal hayallerimi desteklediler ve asla benimle müziğim hakkında tartışmadılar.”

Kuhlmann’ın ilk çalışmaları genel olarak zamanın bugüne oranla çok daha farklı bir yapıda bulunan Techno türünde geldi. Fakat sürekli aklında daha sonradan “Ambient” olarak adlandırılan o müziğin beklentisi vardı. Dönmek istediği bu yönde ona eşlik eden ya da kapıyı açan kişi bu türde başka bir efsane olan Dr. Atmo idi. Birlikte Silence-1 adlı bir çalışma çıkardıktan sonra Kuhlmann’ın hayatı tamamen değişti ve farklı bir yön aldı. O günlerde müzik çevrelerinde tamamen yalnız olmaları sebebiyle kabul görmekte zorlandılar. Sonunda 320 CD basmak için anlaşma yaptılar ve hepsi çok kısa sürede tükendi. Bu albüm Almanya açısından da çok önemliydi çünkü Ambient türünde çıkan ilk tam CD’ydi.

Bu zorlu ama başarılı başlangıç Peter Kuhlmann’a aradığı gücü verdi ve çalışmaları hızını artırarak devam etti. Birçok efsanevi sanatçıyla çalışmalar yapan Kuhlmann, bu sanatçılarla yaptığı ünlü serilerle giderek plak şirketini ayrı noktalara getirdi. Daha sonra plak şirketi altında 4 şirket daha kuran Pete Namlook her şirketin ayrı bir özelliğe sahip olmasını sağladı. Fax’ten (Peter Kuhlmann-PK) çıkan çalışmalar ya kendi, ya da biriyle birlikte yaptığı ve sınırlı sayıda (Genel olarak 1000) basılan albümlerden oluşuyor. “Peter’s Sublabel” (PS) ise tamamen başka sanatçıların yaptığı çalışmalardan ibaret. “Peter’s Worldlabel” (PW) ise genel olarak Almanya dışından sanatçılarla birlikte yaptığı çalışmaları içeriyor. “Ambient World” (AW) ise çok fazla istek alan PK albümlerinin limitsiz sayıda basımlarından oluşuyor.

Kuhlmann PK olarak da anılan Fax plak şirketinden Klaus Schulze ile “Dark Side Of The Moog” serisini, Dr. Atmo ile “Silence” serisini, Atom Heart ile “Jet Chamber” serisini, David Moufang aka Move D ile “Koolfang” ve “Move D / Namlook” serilerini yayınladı. Peter’s Worldlabel’dan ise Bill Laswell ile “Psychonavigation” ve “Outland” serilerini, Burhan Ocal ile “Sultan” serisini, Tetsu Inoue ile “2350 Broadway” serisini, Richie Hawtin ile “From Within” serisin yayınladı.

Bugüne kadar çalışmalarıyla Almanya’da yeni bir müzikal türün gelişmesinde ciddi katkıları olan ve çizgisinden uzaklaşmadan genel olarak müziğe etki yapabilen biri Peter Kuhlmann. Burhan Öcal ile yaptığı çalışma sonrası adını geç de olsa Türkiye’de de ciddi kitlelere duyurdu ancak gerek eski gerekse yeni çalışmalarının daha da ilgiyle izlenmesi gerekiyor. Türk müziğinden esinlenerek yaptığı onca çalışma sayesinde de Türkiye’nin Almanya Fahri müzik elçiliğine aday olması gereken Kuhlmann önümüzdeki yıllarda da bu nosyonu hakkıyla taşıyacak ender sanatçılardan biri.

Sühan Gürer 2006

24.2.07

2006’nın En Iyi Çıkış Yapan Prodüktörleri

Trendsetter dergisinin Noize eki için seçtiğim 2006’nın en iyi çıkış yapan prodüktörleri (Nacizane):

1) Gui Boratto
2) Loco Dice
3) Jon Gaiser
4) Gosub
5) JPLS
6) Florian Meindl
7) Jochen Trappe
8) Hisato Higuchi
9) Marc Ashken
10) Tom Burbank

16.2.07

Dinleme Parkı - Best Of 2006

Trendsetter dergisinin Noize ekinde 2 yılı aşkın süredir hazırladığım köşemde 2006 yılında yayınlanan çalışmalardan seçtiklerimden oluşan liste. Bu listenin minimalist kısmıyla aslında bir de set hazırladım uğraşarak ama 4 saatlik olması ve upload edebileceğim serverların kısıtlı olması sebebiyle henüz nihai adresine ulaşamadı. Hayırlısı artık.

"2006 yılı kesinlikle elektronik müzik açısından altın yıllardan biri olarak anılacak. Birçok prodüktörün geri dönüşü, önemli yeteneklerin ortaya çıkışı bu yılı gerçekten canlandırdı. Bu ay 2006 yılının kategorilere göre en iyi 25’er çalışmasını seçtim. 2006 akla geldiğinde ilk akla gelecek çalışmalar bana göre aşağıda. Birçoğunu yıl boyunca gerek Dinleme Parkı programlarında gerekse de DJ’lerin setlerinde dinleme imkanını zaten buldunuz. Ayrıca 2006’nın en iyi çıkış yapan isimleri de liste halinde karşınızda. Herkese sağlık, mutluluk ve bol nota dolu bir 2007.


Breakbeat&Old Skool Electro:

Blame – Diablo
Break And Enter – Breaking For You
Cut & Run – Gangsta’s Paradise
Cut & Run – Loneliness
Cut & Run – Public Enema
DK8 – Murder Was The Bass (Move Ya Remix)
Dreadzone – Lion Shirt (Drum Monkey Mix)
Dylan Rhymes – Don’t Want You Anyway
Ellen Allien & Apparat – Metric
Freaks – Creeps (Lee Coombs Remix)
Hyper Ft Leeroy Thornhill – Twisted Emotion (Metric Remix)
Kanye West – Gold Digger (High Contrast Remix)
Krafty Kuts – Tell Me How You Feel
Krafty Kuts & Tim Deluxe – Bass Phenomenon
Milke – She Says (Lee Coombs Vox)
Ed Solo & Skool Of Thought Ft Darisson – Love Your Life
Noisia – Gutterpump (Tom Real & The Rogue Element Mix)
Santos – Electro
Slyde – Vibrate To This (Original Mix)
Soul Of Man – Sukdat (The Rogue Element Remix)
Splitloop – KFC (Future Funk Squad Remix)
Stanton Warriors – Antidote 2
Stanton Warriors – Pop Ya Cork
Steelzawheelz – Discotron (Drummatic Twins Remix)
Wavewhore Ft Bex Riley – Funk Pill


House & Tech-house & Electro-House:

Alexander Kowalski – House Of Hell (Kiko Remix)
Anthony Rother – Sleep
Booka Shade – Trespass
Chelonis R. Jones – Deer In The Headlights (DJ Hell Remix)
Codec & Floxer – Do What You Want (Elef Tsiroudis Remix)
Detroit Grand Pubahs – Ride (Deetron Vocal Mix)
Fuckpony – Ride The Pony
Gosub – We Are Searching
Gregor Tresher – Heat
Gui Boratto – It’s Majik (Terry Lee Brown Jr. Remix)
Johannes Heil – Artology
Jussi Pekka – Spring Rain
Luomo – Really Don’t Mind
Mark Farina – Radio (Phil Weeks Main Remix)
Paul Kalkbrenner – Keule
Phonique – What I Play
R. Dorfmeister & M De Los Aus – Valldemossa (Moonbootica Remix)
Richard Bartz – Atomic Dog
Silicone Soul – Fading
Tigerskin – Get In Touch
Tomas Andersson – Copy Cat
Town & Country – Love Could Be (Town Mix)
Trentemoller – Vamp
Troy Pierce Ft Gibby Miller – The Day After Yesterday
Sven Vath Vs. Anthony Rother – Straum (Gregor Tresher Remix)

Minimal House & Minimal Techno:

Audion & Ellen Allien – Just A Woman (Audion Version)
Barem – Campoloco
BLM & Marc Ashken – Break Up
Claude Von Stroke – Seven Deadly Strokes (Patrick Chardronnet Remix)
D.Diggler – Axiom
Depeche Mode – The Sinner In Me (Ricardo Villalobos Conclave Remix)
Donnacha Costello – 6.1
Ellen Allien & Aparat – Jet
Gabriel Ananda – Miracel Whop
Gui Boratto – The Rising Evil
Jon Gaiser – Egress
John Tejada – The End Of It All
Johnny Dangerous – Beat That Bitch (Rsr Remix)
Lee Van Dowski & Quenum - Overdrill
Loco Dice – Carthago
Loco Dice – Seeing Through Shadows
Mike Shannon – Valence
Paul Kalkbrenner – Miles Away (Sascha Funke Remix)
Ryan Crosson – Hopskotch
Scsi-9 – Pour Ne Pas Perdre Le Coeur Da
Swat Squad – Cara Rana
Sweet N Candy – Act Up
Tigerskin – 101 On The Run
Troy Pierce – 25 Bitches (Jon Gaiser’s Too Many Bitches Makeover)
Wighnomy Brothers - Dukktus"

25.1.07

Elektro'nun Alternatif Tarihi

1995 yılı kayıp hikayelerin ve yazılmamış tarihin en önemli sayfalarından biri olan elektro funk’ın, hip hop’un en gözardı edilen türünün senesi oldu. Burden Brothers’ın Detroit's 430 West ve Direct Beat plak şirketlerinden, Ann Arbor’un Ectomorph’tan çıkardığı çalışmaların yanında Leftfield’ın “Original” adlı parçası ve The Kingsize Crew’un çalışmaları bu geri dönen tür açısından dönüm noktalarıydılar. Elektro açısından temel bir çıkış noktası aramak gerçekten yersiz. Ancak Afrika Bambaata’nın “Planet Rock” adı altında yaptığı çalışmalar Elektro türünün ilk örneklerindendir. Fakat daha sonrasındaki gelişmeleri belirlemek o kadar da kolay olmadı.

"Planet Rock"’ın vuruşları daha sonra Florida’dan çıkan birçok özgür çalışmalara esin kaynağı oldu. Örneğin Tag Team'in "Whoot! There It Is" adlı parçasını birçoğumuz bilir. Bu parçanın altında yatan gerçek Afrika Bambaata’nın Kraftwerk’in Alman usulü elektronik müziğini dünyanın gelmiş geçmiş en özgün ve dolgun dans müziğine çevirmesidir. Aslında bu da bizleri şaşırtmaması gereken bir gerçek çünkü modern elektronik müziğin mihenktaşı olarak adlandırılabilecek en önemli değişim getiren simaları elektronik müziği ve kültürünü çok iyi özümsemiş Afrika kökenli insanlardan oluşuyor. Onların elektronik müzikteki etkisi yadsınamaz. Bu noktada 80’lerin ortasında elektronik müzik prodüksiyonunda yaşanan inanılmaz gelişmelerin 90’larda Elektro tarzına nasıl kapı açtığını incelemek gerekiyor.

Yenilikçi vizyona sahip Queens’li prodüktör Marley Marl 1984 yılının sonlarında kızkardeşinin odasında çalışma yaparken şans eseri ilk vuruş makinesi (Drum machine) ses örneğini (Sample) elde etti ve bu noktadan itibaren vuruş makinesinden ses örneği elde etme çalışmaları başladı. Bu buluşun önemini kelimelerle açıklamanın imkanı yok. Marley Marl daha sonra bu buluşu sayesinde en uçuk ve en “avant garde” elektro müzik örneklerini sergiledi. MC Craig G'in "Shout"’ı ve Super Kids’in "The Tragedy"’si gibi parçalarda hiç görülmemiş vuruş çizgileri yarattı. Analok vuruşlar sayesinde gürültü (Noise) türünün yakınlarında gezerken Jedi şövalyelerinden tanık olduğumuz sesleri bizlere müzikal ortamda sundu. Techno'nun başlangıç noktası genel olarak Kraftwerk, Yellow Magic Orchestra ve George Clinton’a dayandırılsa da hip hopun etkisi çok nadir olarak hakettiği saygıyı görür.

Marley Marl vuruş makinesiyle çalışmalarını sıralarken onunla eşzamanlı olarak efsanevi ikili Duke Bootee & The Latin Rascals da elektro funk’ın varolan tüm sınırlarını zorluyordu. Z-3 Mcs’in “Triple Heat” ve Word Of Mouth’un "Coast To Coast" adlı parçasında etkileyici elektronik vuruş senfonileri besteleyen ikilinin çalışmalarının hala eşi benzeri yok denebilir. Bu parçalar o kadar ince düzenlendilerdi ki çaldığı süre boyunca nefes alacak bir saniye bulmanın imkanı yok. Breakdansçılar bu parçalar sayesinde kendileri için çok yeni alanlar keşfettiler. 1985’te yayınlanan Rap-O-Matic’in "Lies, Lies" adlı çalışması ile 1995’te yayınlanan modern elektro parçalardan Link’in “Antacid”’i arasında vuruşlardaki benzerlik rahatça görülebilir. Bu iki çalışmada da analog vuruşların sınırlarının zorlandığı, dalgalarıyla oynandığı, ters çevrildiği ve vuruşlarda neredeyse dördüncü boyuta geçildiği görülebilir.

Vincent Davisin plak şirketi Vintertainment, 1983-84 yıllarında New York’ta en radikal minimal elektro hip hop çalışmalarına ev sahipliği yaptı. Chuck Chill Out, Red Alert ve Born Supreme Allah gibi DJ’ler tarafından yapılan prodüksiyonlar belki de gelmiş geçmiş en acımasız “cut-and-scratch” elektro çalışmalar oldu. 808 vuruş döngüleri sayesinde bu çalışmalar New York elektro tarzının şekillenmesini sağladı. Şimdilerde bir çok elektro prodüktörünün elde etmeye çalıştığı eski Vintertainment plakları hi hop’un en farklı ve parlak anlarını oluşturuyorlar.

Eğer elektronun tarihçesi açısından gansta rap’in önemini öğrenmek isterseniz Philly’nin minimalist hip hopu tanımlayan çalışması “Schoolly-D”’yi dinleyin. Curtis Jaleel veya bilinen adıyla Mantronix de aynı dönemde Kanada’dan New York’a geldi ve elektronun en sürreal eserlerini sergilemeye başladı. "Bassline" ve "Needle To The Groove" gibi parçalarla geniş ve yaygın vuruşları kullanarak elektro funk’ın yarattığı enerji akımını zıplattı.

Mantronix’in bu zıplama güdüsü yaratan parçaları minimalist akımdan uzaktaydı. Etkisi Run-DMC’den Kurtis Blow'a kadar, The Fat Boys’dan Dr. Jekyll & Mr. Hyde’a kadar hissedildi ve hatta efsanevi elektro örneklerinden olan Zapp’in "More Bounce To The Ounce"’unda dahi etkileri açıkça görüldü. O günlerde ortaya koyulan bu eserler günümüzde hala tazeliğini ve etkisini koruyor. Bu da zamanının ne kadar ötesinde prodüksiyon vizyonuna sahip olduklarını gösteriyor.

Elektronun devasa etkisi takdir kazandıkça Mantronix de bundan aşağı kalmadı. Her ne kadar New York ve çevresi elektronun gelişiminde temel nokta oynadıysa da aynı dönemde Boston, Miami ve Los Angeles’tan yükselen melodiler de büyük önem taşıyordu. Bostonlu ses mühendisi Arthur Baker New York’lu John Robie ile güçlerini birleştirdiğinde Planet Patrol'dan nefes kesici "Play At Your Own Risk" ve Jonzun Crew’dan "Space Is The Place" adlı iki efsanevi elektro funk çalışmayı ortaya koydu.

Freestyle'ın "Don't Stop The Rock" adlı parçasının yankılarını bugün çıkan birçok elektro parçada görebilirsiniz. Bu çalışma vocoder vokalleri ve dolgun 808 vuruşları modayken ortaya çıktı ve gökgürültüsünü andıran yapısı sayesinde şimdilerde RAC’in “Tangents” plağı gibi birçok çalışmada esintisini hissettiriyor.

Bir diğer etkileyici çalışma da Dynamix II’nin "Give The DJ A Break"’ydi. Okyanus dibinde 8 dakikalık bir gezinti. Aslında Los Angeles elektro akımı günümüzde etkisini en çok Ingiltere’de gösteriyor. Dust Brothers (Chemical Brothers mı desek acaba) bir ilk 10 listesi yayınladığında tepelerde 1987 yılında DJ Battery Brian ve Vicious C’nin çıkardığı "8 Volts" adlı çalışma vardı.
Unknown DJ ve 3D’nin "Beatronic" ve Egyptian Lover’ın efsanesi "Egypt, Egypt" adlı parçaları kısa sürede Maine’den Kaliforniya’ya partilerin değişmez hitleri olarak yerlerini aldı. Bu çalışmaların etkisi yaklaşık 10 yıl sonra kendini yeniden Aux 88’in "Aux Magnetic" adlı parçasında buldu. Dolgun 808 vuruşlarının yarattığı etkiye vocoder’ın katılması bu çalışmaların yerleşmiş genel kanıyı kırmalarını sağladı. Mantronix, Dynamix II, Kraftwerk, Cybotron ve başka birçok ismin etkileşimiyle oluşan bu eserler asla durmayan bir lokomotif gibi ilerliyordu.

Will Web’in Direct Beat’ten çıkardığı son çalışması etkileyici "Cosmic Drive-by" derin vuruşlu bir elektroydu. Bu müziğin aksi ise Richard James’in evsahipliğini yaptığı Rephlex records’da kendini buldu. En yenilikçi elektro tarzını vurgulayan çalışmalar tekno dünyasını deyim yerindeyse titretti. Dinlemesi eğlenceli teknonun dönüşü gerçekleşti.

Elektronun alternatif tarihçesi Jedi Knights’ın "Bantha Trax" adlı çalışmasına değinmeden tam sayılamaz. Analog ve dijital elektronik mğziğin birleştiği bir noktaydı bu çalışma ve sadece sınırları zorlamakla kalmadı, aştı geçti. Bunun benzeri bir örneğini Jedi Knights’ın Link'in "Antacid" parçasına yaptığı yeniden yapılandırma (Remix) ile görebiliriz. Wax Trax!/TVT’nin piyasaya sürdüğü "Theory Of Evolution" adlı toplama albüm muhteşem Reload, E621 ve Jedi Knights gibi birçok ünlü prodüktörün elektro ve tekno çalışmalarını zaman içerisinde ilerleyerek bize sunuyor. En soğuk gecelerde bile içinizi ısıtacak enerjiye sahip bu albümde imkansız diye bir kavrama hiç yer yok.

Elektroya yeniden yönelen ilgi her ne kadar büyük ölçüde Detroit ve New York’tan kaynaklansa da San Diego'lu DJ Taylor, Orlando'lu DJ Iceeve Toronto'lu Jon-E de önemli yerlere sahipler. Neredeyse her şehirde eğlenceli elektro tarzını benimseyen ve insanlara sunan bir DJ var. Bu DJ’lerin çoğu ise eski elektro klasiklerini yeni çıkan çalışmalarla aynı potada dinleyicilere sunuyor.

Hip hop’un bu gözardı edilen tarzı için yükselen ilgi göz önünde bulundurulduğunda ve elektronun tarihçesi de daha dikkatli incelendiğinde yaşanan bu yeniden canlanma ileride tekrarlanacak. İnsana enerji veren ve dans etmek zorunda bırakan bu tarz her zaman yerini koruyacak. Hip hop özünden uzaklaştıkça ve daha çok DJ merkezli bir tarza büründükçe elektro severler DJ’i daha uygun olduğu yere, müziğin merkezine doğru çekecekler. Elektro DJ’in müziği değil müziğin DJ’i yönlendirdiği bir noktada kendini tanımlıyor ve gelecekte de bu konumunu koruyacak.

Livingindigo 2006

16.11.06

International Deejay Gigolos



Trendsetter dergisinin Noize ekinde 2005 yılının Ekim ayında yayınlanan bir inceleme yazım. Herkese bol notalı günler.

1996 yılında techno ve electro müziğin efsanevi isimlerinden DJ Hell tarafından kurulan International Deejay Gigolos plak şirketi başta Disko B plak şirketinin izinden gideceğinin sinyallerini veriyordu. Halihazırda o dönemde Disko B’den plak ve albüm çıkaran DJ Hell’in Gigolo’da bir tekrar yapacağı düşünülürken sanırım yetenekleri biraz hafife alınmıştı. DJ Hell’in vizyonu çok geniş ve değişikti. Günümüze geldiğimizde bu vizyonun elektronik müzik dünyasına en saygı duyulan plak şirketlerinden birini kazandırdığını rahatlıkça söyleyebilirim.

Plak şirketinde kimler yok ki. Plak şirketinden çıkan plakların çoğu DJ Hell’in prodüktörlüğünden nasibini alıyor. Buna Gigolo’dan plak çıkaran çıkan Jeff Mills, Dave Clarke, David Carretta, Miss Kittin & The Hacker, Fischerspooner, Dopplereffekt aka Japanese Telecom ve daha birçok isim dahil.

Açıkçası Gigolo Records’ın tarihini inceledikçe bir NBA All-star maçı izliyormuş hissine kapılıyorsunuz. En önemli isimleri ve hitlerini bu plak şirketinde bulmak mümkün. Açıkçası top 10 listesi yaparken inanılmaz zorlandığımı söyleyebilirim. Bunda da temel etken DJ Hell’in müzikal zevkinin inanılmaz derecede üst noktada olması.

Peki Gigolo Records tarzını oluşturan DJ Hell’in müzikal zevki nedir denirse şu şekilde açıklanabilir: acid house, elektro nu-wave, synth-pop ve teknoyu harmanlayan ve bunu yaparken de hem kendisiyle hem de dinleyenle dalga geçen bir müzik.

Aslında burada başarılı plakları da incelemek isterdim ancak ne yazık ki buna yetecek yerimiz yok. Açıkçası Gigolo’dan o denli “hit” denebilecek parça çıktı ki gerçekten ayrı bir sayfa ayırmamız gerekir hepsini yazmak istesek. Bu sebeple en iyi 10 album/plağı örnek olması amacıyla seçtim.

Asıl önemli olan Gigolo’dan plak çıkaran üstün yetenekli sanatçıların ve projelerinin müzik dünyasına olan etkileri. Electro ve techno müziğin günümüzde en yetenekli ve saygı değer görülen isimlerinden bir çoğu Gigolo çatısı altında bulundukları noktaya geldiler. Bu çatıda da dahil oldukları tarzlara şekil vermeye başladılar. David Carretta, Miss Kittin, The Hacker, Dopplereffekt, Fischerspooner, Tiga ve Savas Pascalidis gibi isimler türlerinde her zaman öncü isimler olarak öne çıktılar.

Elbette Gigolo’nun bu kadar ünlü olması ve bunun ötesinde DJ Hell’in Avrupa sosyetesinde ve sanat camiasinda bu denli sevilen bir sima olması arada bir sürprizlerle karşılaşmamızı sağlıyor. Bunlardan biri de P. Diddy’nin yani bildiğimiz ünlü rap vokalisti Puff Daddy’nin Gigolo’dan plak çıkarması. Let’s Get Ill adlı plakla ortalığı kasıp kavuran P. Diddy’nin bu plağının Gigolo’dan çıkması ise herkes için bir sürpriz oldu. Elbette bunda DJ Hell’in P. Diddy’nin albüm prodüktörü olmasının da etkisi çok büyük.

International Deejay Gigolos adında da olduğu gibi her yönden çok iddialı, aykırı ve yaratıcı bir plak şirketi. Kurulduğundan beri sürekli gündemde kalmayı başarması ise sadece uçukluğuyla olmadı elbette. Bu müzikal başarının, hatta dehanın bir göstergesi ve son çıkan plak ve albümler de Gigolo’yu daha çok uzun bir süre takip etmemiz gerekeceğini gösteriyor.

Gigolo’nun ağır topları:

1) DJ Hell
2) The Hacker
3) Miss Kittin
4) David Carretta
5) Tiga
6) Dopplereffekt
7) Fischerspooner
8) Savas Pascalidis
9) Chris Korda
10) Terence Fixmer

En iyi 10 albüm/plak:

1) Miss Kittin & The Hacker – The First Album
2) DJ Hell – NY Muscle
3) David Carretta – Le Catalogue Electronique
4) Tiga & Zyntherius – Sunglasses At Night
5) Vitalic - Poney
6) Savas Pascalidis - Galactic Gigolo
7) Fischerspooner - #1
8) Dopplereffekt - Gesamtkunstwerk
9) Terence Fixmer – Muslce Machine
10) Japanese Telecom – Virtual Geisha

International Deejay Gigolo Records

5.9.06

RNC 2006 - Akilda Kalanlar

Organizasyonu onceki senelere oranla cok basarili buldugumu soylemeliyim. Ne kart sirasinda maymun olmak vardi, ne tuvalet sirasinda. Otopark konusunda da yapilacak seyler sinirli cunku sonuc olarak yilda sadece 1 kez bu derece islevsellesen bir yol ve bir alandan bahsediyoruz.

Line up'a gelince gecen senelere gore daha hafif kaldigi soylenebilir ancak yine de oldukca guzeldi. Ozellikle Burn sahnesinde fazla goz onunde olmayan gruplar vardi ve performanslariyla goz doldurdular ki birazdan ona gelecegim.

Oncelikle ana sahneden baslayalim. Gogol Bordello kesinlikle kendini Turk dinleyicisine cok iyi tanitti. Eglenceli, basarili ve insani saran bir performans ile dikkat cekti demek hafif kalir. Bence en vurucu birkac performanstan biriydi.

Performansini oldum olasi sevmedigim ve her zaman sadece album yapmakla yetinmesini istedigim Sebnem Ferah duygusallik ruzgari estirdi.

Gelelim Cumartesi gecesinin parlayan yildizina. Muse daha once inceledigim yeni albumleriyle bezedikleri ve eski albumlerinden parcalarla destekledikleri performanslariyla agzimi acik birakti. Rock festivaline fazlasiyla yakisan bir grup ve bunu her sekilde kanitladilar. Imkanlar dahilinde gorselleriyle ve minyatur sovlariyla yaptiklari hayran birakan muzigin yanina bircok arti koydular. Konser sebebiyle Sony Mp3 playerimda fildir fildir dinliyorum albumlerini.

Pazar gunu ana sahne Duman'la hareketlendi. Daha sonra ana sahneye ara verdigim icin The Editors'i dinleyemedim ama Placebo klasik bir performans sergiledi. Cok guzel parcalari var ve bunlari caldilar. Yeni album olmadigi icin Creamfields festivalinden cok farkli bir sey bulamadim. Meds'le de aram cok barisik degildi zaten.

Placebo'nun bitisiyle ana sahneden aklimda once Muse, sonra da yeni ilgi alanim Gogol Bordello kaldi.

Burn sahnesine gelince Cumartesi gunu Rocktronica ile cok guzel basladi. Mete (Sytle-IST) ve Murat Abbas'i (Mabbas) performanslarindan dolayi kucak dolusu tebrik ediyorum. Ortama isinmaya calisirken firsat kolluyordum ve bir anda firsat kucagima geldi. Sonradan The Glimmers geldi ancak ses sisteminde sebebini anlayamadigimiz bir alcaklik vardi. Kisik seste bir turlu moda giremedik. Ogrendigim kadariyla monitorlerdeki sesin tizligi ve yuksekligi sebebiyle DJ kabininden de disaridaki ses seviyesini anlamanin imkani yokmus. Ne yapalim kader dedik basimizi one egdik.

Pazar gunu ise Tiga'nin gelemeyecek olmasinin verdigi huzun vardi bir nebze Burn sahnesinde. Headman once bunu sallamaya basladi. Tomas Andersson'dan Copy Cat'i caldiginda aman tanrim dedim icimden ve arkasindan iyiden iyiye costu. Headman'i buyuk zevkle dinlerken Hyper Live'in geciktigini gormek beni kuskulandirdi ama yaklasik 10 dakikalik gecikmeyle cikti Hyper Live sahneye.

Hyper Live, temel olarak Hyper ve Prodigy'den tanidigimiz Leeroy Thornhill'den olusuyor. Ama ancak bu kadar olusabilir. Agzimi acik birakan, inanilmaz bir performans. O anda The Editors'a gitmek aklimin en uzak kosesinden dahi gecmedi. Bu kadar eglendigim icin ne kadar mutlu oldum anlatamam. Terlemeden festival kapamak ugursuzluktur sozunden kurtulmus olmanin verdigi rahatlikla zipladikca zipladim.

Sunu soylemek gerekir ki Live setup'ta ve parcalarda Leeroy'un etkisi ciddi bicimde gorunuyor. Eski Prodigy tarzindan esintiler var Hyper dokunusuyla birlikte. Leeroy vokallerde cok basarili. Ozellikle aksak ritmlerin mucizevi enerjisini cok iyi kullanmislar. Leeroy'un kendine ozgu dansi ve sahne performansiyla birlesince durup izlemek imkansiz bir hal aliyor.

Placebo gaziyla ne yazikki Hyper'in DJ setini dinleyemedim ama uzaktan duydugum kadariyla Krafty Kuts ve Tim Deluxe'in Funk Phenomenon'i gibi bircok parca caldi ve herkesi cok eglendirmistir.

Genelinde parmak futbol oynadigim, kamikazeye bindigim, elimden geldigince tadini cikarmaya calistigim bir festival oldu. Bazi dedikodular dolasiyor ve umarim gercek degildir ve RNC ayni sekilde devam eder. Gencler icin elle tutulur en onemli muzikal organizasyon olma ozelligini kaybetmemesni dilerim. Bu sene emegi gecen herkese tesekkurler.

Sühan Gürer

18.8.06

Muslimgauze - Elektronik Müziğin İslami Yüzü

2005'te Trendsetter dergisinin Noize eki için yazdığım bir inceleme yazısı. Muslimgauze'un bu yazıdan sonra bir albümü daha çıktı Manchester camii'ndeki canlı bir performansının master edilmesiyle. Iyi okumalar.

Asıl adı Bryn Jones ancak ilk bakıldığında Muslimgauze adının Müslüm Gürses’e olan benzerliğiyle dikkat çekiyor. Albüm üretkenliği konusunda da Müslüm Gürses’le ortak yönleri var, hatta biraz nebze geçiyor da. Muslimgauze’un ilginçliği bununla da bitmiyor. Muslimgauze katı bir müslüman olmamasına ve ortadoğuya hiç gitmemiş olmasına rağmen, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ciddi destek verdi ve bu gerek müziğine ve gerek prodüksiyonlarının isimlerine açık şekilde yansıdı. Zaten Muslimgauze projesinin kuruluşu da İsrail’in Lübnan’ı işgal edişine (1982) dayanıyor. Ancak asıl önemli olan Muslimgauze’un elektronik müzik açısından etkisi elbette.

1961-1999 yılları arasında yaşayan ve prodüksiyon yaşantısı 21 yaşında başlayan Muslimgauze 17 yılda 120’den fazla albüm ve 60’tan fazla plak bıraktı. Hala çalıştığı plak şirketi Staalplatt’tan bıraktığı çalışmalarını içeren yeni albümler çıkıyor. Eski albümlerinin yeniden basımları ise diğer bütün albümler gibi 500-1000’erlik seriler halinde basıldığından bulunması imkansız bir hal alıyor.

Muslimgauze’u yılda yaklaşık 7 albüm üretmeye iten elbette ki müzikal dehasının yanında matematiksel yeteneği ve politik görüşü. Albümlerinin her birinin bir politik fikre ya da tarihsel bir kanıta dayandığını söylüyor bir röportajında. Fatah Guerilla, The Rape Of Palestine, United States of Islam, Vote Hezbullah, Hebron Massacre ve Izlamaphobia gibi birçok özgün isimli albüme sahip ancak özgünlük sadece albümlerin isimlerinde değil.

Tabla gibi birçok etnik vurmalı ve üflemeli müzik aletinin elektronik müzikle tanışması Muslimgauze sayesinde oldu. Görüş açısından Ortadoğu’ya ve Arap dünyasına olan ilgisinin temel bir göstergesi olan bu ikili iletişim, sonraki dönemde Rootsman, Tabla Beat Science ve Talvin Singh gibi önemli isimlere örnek oldu.

Müzikal açıdan prodüksiyonlarının çoğunda deneysel bir tarzı benimseyen Muslimgauze’un müziğini tanımlamak oldukça zor. Ambient, endüstriyel, minimal, dub, breakbeat ve idm gibi birçok türde eserleri var. Bunun sebebi de Muslimgauze’un türlere bağımlı olarak üretkenliğini yönlendirmekten ziyade hayata, okuduklarına, gördüklerine ve düşündüklerine dayanarak müzik yapması. Sample kullanımı, daha ziyade Muslimgauze’da bu kayıt parçaları oluyor, oldukça yoğun. Vokallere gelince, tüm sözlerin içeriksel bir etkinliği var ancak ritm ve melodi açısından da bir bütünün parçaları olarak işlenmişler. Çok sesli vuruşların ve sakin bir elektronik altyapının hakim olduğu şarkılarının genelinde her zaman bir hikaye ya da fikri anlatmaya çalıştığından birçok noktada (Hikayenin önemli bir noktasında) da vuruşları ünlem olarak kullandığı hissini dinleyene açıkça aktarıyor.

Muslimgauze’un bir diğer özelliği ise kışkırtıcı albüm kapakları. Betrayal (İhanet) albümünün kapağında Yaser Arafat ile İzhak Rabin’in barış görüşmeleri sırasında el sıkışırken çekilen resmi var. Yazı ise Yaser Arafat’in elinin üzerinde.

Sayısı 120’yi aşan albüm ve plaklarını incelemek için kitap çıkarmak gerekeceğinden hiç o konuya girmeyeceğim ancak kendimce size bir fikir verebilecek bir en iyi 10 albüm sıralaması yaptım, umarım faydalı olur. Albümlerini edinme imkanı kısıtlı olduğundan internet bu konudaki tek kaynak olarak önümüzde duruyor.

Muslimgauze adı fazla bilinmeyen ancak elektronik müziğin gelişiminde önemli rol oynayan kişilerden biri. Özgün kişiliği ve bunun eserlerine olan etkisi gerçekten onu dikkatlice incelenmesi gereken biri haline getiriyor. Diğer birçok ünlü müzisyen gibi genç yaşta kanındaki bir bakteriden ölmüş olması ise çok önemli bir kayıp. Kalan eserlerini dinleyip ondan bir miktar da olsa ilham almamız gerekiyor.

En iyi 10 albümü:

1) City of Djinn (Rootsman’le birlikte)
2) Dome of The Rock
3) Ayetollah Dollar
4) Chapter of Purity
5) Kashmiri Queens
6) Citadel
7) Box of Silk and Dogs
8) Baghdad
9) Vote Hezbullah
10) Izlamaphobia

Sühan Gürer