16.3.08

MySpace'in Incileri 3 - Oh!Custer

MySpace'ten inciler gelmeye devam ediyor. Açıkçası çok fazla zaman ayıramadığımdan yetişemiyorum desem yeridir ama yakında biraz daha rahatlarım gibime geliyor (Yalana bak). Neyse kısa süre içinde 2 Türk grup da burada yerini alacak.

Oh!Custer İsveç kökenli bir ikili. Aslında grup kurmaya karar verdiklerinde arkadaşları tarafından tiye alınan, sizin yaptığınız müzik dinlenmez diye dalga geçilen ikili daha sonra çalışmalarını ortaya koydukça beğeni kazanmışlar.

Grup Shoegaze ve Indie Pop karışımı bir havada. Parçalar, melodiler ve sözler güzel ancak vokalin pek yerine oturmadığını söylemek gerek. Ancak bunda parçalardaki naif The Smiths havasının da etkisi var. Vokal müziğin arkasında kalıyor. Çok güçlü değil ve belki benim dikkatimi çeken nokta da bu oldu.

Bunun haricinde sözler güzel ve sade, akılda kalıcı. Özellikle "Post" adlı parçaları gerçekten takdire şayan. Mutlaka dinlenilesi bir çalışma. Bu arada grubun "States" adlı ilk albümü de çıktı. Henüz elime ulaşmadı ama onu da dinleyeceğim en kısa zamanda.

MP3: Oh!Custer - Post
MP3: Oh!Custer - Your Name

Oh!Custer @ MySpace
Albümü satın almak için bu maile (seriestworecords[At]gmail[Dot]com) Paypal'den 13 doları gönderiyorsunuz, geliyor.

14.3.08

Adele - 19 (XL, 2008)

Dünyamız her sene çıtır sanatçılarla bizleri kucaklıyor. Bunlardan 2008 de nasibini alıyor haliyle. Karşımızdaki Adele Laurie Blue Adkins veya kısaca Adele ise 2008'in en çok gelecek vaadeden sanatçısı olarak zaten bize sunulmuştu. Karşılığını verip veremeyeceğini albüm ziyadesiyle gösteriyor.

Sayın dinleyiciler karşımızda Adele, Amy Winehouse'un bir nebze iri kıyımı, uyuşturucusuzu (En azından şimdilik) ve 19 yaşındaki versiyonu. Neyse bu benzetmeden 19 yaşındaki bir hanfendinin vokaline ne kadar hakim olduğunu vurgulamış olalım. Wallis Bird'den sonra beni ciddi anlamda etkileyen 2. 19'luk oldu kendileri.

Albümde çok güzel dinlenen 12 parça var. Bunlardan "Hometown Glory" olanısı daha önce plak olarak yayınlanmış ve BBC tarafından yere göğe sığdırılamamıştı. Açıkçası albümde bu parçadan çok daha güzelleri var. BBC artık çıldırmıştır herhalde.

Akustik Rock, senfonik Rock, Folk Rock arasında gidip gelen leziz bir albüm. Tadını çıkarmak için gayet uygun dizilmiş tüm çalışmalar. Albümü açan "Daydreamer", aklıma Amy Winehouse benzerliğini getiren "Best For Last", arkasından gelen ve sözleriyle etkileyen "Chasing Pavements". Bunlar daha ilk üç parça ve albümün ne kadar güzel geldiğini gösteriyor.

Bu arada albümden ilk üç parçayı saydım diye gerisi önemsiz sanılmasın. Albüm benzer güzellikle devam ediyor. Gerçekten 2008'in en güzelleri arasında yer alabilecek endama sahip bir albüm. Mutlaka dinleyin ve tadını çıkarın derim. Hazır yaz da yaklaşıyor. Şöyle camı açıp esen serin bir rüzgar eşliğinde hayallere dalın bence.

MP3: Adele - Best For Last
MP3: Adele - Chasing Pavements

Adele @ MySpace
Albümü satın almak için şimdilik Amazon ama yakında sorun çıkmazsa Equinox Music'ten de alabilirsiniz

11.3.08

Benga & Coki - Night (Tempa, 2008)

Benga'nın yetenekleri hakkında burada kelama gerek yok. Skream'le birlikte Indigo'da pikapların başına geçtikleri, ısınma turlarını ise Tufan Demir'le attığımız gece bu seneki rekorumu kırdım ve saat 4'e kadar deli gibi tepindim. Muhteşem bir geceydi.

E bundan kelli şimdi Benga ve Coki'nin çıkardıkları Night adlı plağın düzenlemelerini içeren mini albümü inceleme zamanı geldi. Bu arada parça Benga'nın Mart ayının başında çıkaracağı, promo kopyalarını ise Şubat'ta dağıttığı (Mary Anne Hobbs'da 3-4 aydır var ya neyse) albümde de yer alıyor. Albümün adı ise "Diary Of An Afro Warrior". Onu da inceleyeceğim yakında.

Velhasıl gelelim mini albüme. Albümde "Night" adlı parçanın 5 versiyonu var. Birincisi radyo düzenlemesi. İkincisi ise orjinal çalışma. Bu ikisi yoğun anlamda benzer olduğundan değinmeye gerek yok. Zaten beni asıl heyecanlandıran gerisi.

Geeneus'un düzenlemesi iyice Dub modunda. Hani biraz daha şen şakrak "Hadi oturmaya mı geldik buraya" edasında bir düzenleme. Ama sakin tabii orjinaline göre. Digital Soundboy düzenlemesine geldiğimizde ise öz be öz Dubstep çıkıyor karşımıza. Biraz daha ağır kanlı ama her noktası yerinde bir çalışma. Çok başarılı bir düzenleme diyebilirim gönül rahatlığıyla. Sakin sakin insanı içine çekiyor ve hafif hafif sallandırıyor.

Amaaaaa... Son düzenlemeye geldiğimizde akan sular duruyor, sabah horozlar ötmeyi kesiyor, kar yağmayan Adana bile karlar altında kalıyor. DJ Zinc parçayı almış, üstadı olduğu DnB'e göre yorumlamış ve karşımıza inanılmaz bir çalışma çıkarmış. Bu kadar mı güzel olur, diyecek hiçbir sözüm yok. Ben ki bir parçayı arka arkaya 3-4 kereden fazla dinleyemem, dinlemeye başladığımdan beri o kadar çok tekrara soktum ki hesabını tutamıyorum. Dünya yıkılıyor sanki. DnB sevenler, sevmeyenler, DnB de ne diyenler, buyrun dinleyin. İngilizlerin dünyamıza bahşettiği bu güzel müzik tarzının en güzel örneklerinden birini tadın derim.

MP3: Benga & Coki - Night (Radio Edit)
MP3: Benga & Coki - Night (Zinc Remix)

Benga @ MySpace
Mini albümü satın almak için
Albümü satın almak için

9.3.08

Why? - Alopecia (Anticon, 2008)

2008 ilginç albümleriyle karşımıza çıkmaya başladı. Bana göre ziyadesiyle haksızlık yapılan bir 2007'den sonra umarım bu sene bu kadar tepki çekmez müzik dünyası.

Satış rakamlarının umarsızca düştüğü günümüzde büyük plak şirketleri garanti işlere yöneliyor. Ufaklar ise başarılı ve gelecek vaadeden özgün çalışmaları daha çok destekliyor. Bunlardan biri olarak Why? karşımıza çıkıyor.

Yoni Wolf'un dehasının üzerine konuşlanan grup türlerden bağımsız, hatta parçaların içinde birçok türe tecavüz ederek müzik yapıyorlar. Şu parçada o var bu var diye nitelemeye çalışsam 2-3 sayfa yazı çıkar herhalde o yüzden hiç girmeyeceğim. Arada Hip Hop'a giriyorlar, başka bir an Beck çalıyor sanıyorum, sonra dönüyor Indie'ye. Arada Folk da varmış. Beynimi döndüreceğime hiç uğraşmam daha iyi.

Albüm müzikal anlamda çok ama çok başarılı. Yılın geçtiğimiz 2 aylık bölümünde kulaklarımızı şenlendiren çalışmalardan. Vokal olarak zaman zaman çocuksu bir nidayla geliyor şarkılar karşımıza. Ancak aksan ve yorum sebebiyle çok akılda kalıcı.

Albümde "Good Friday", "These Few Presidents" ve "The Hollows" açılışı yaptıktan sonra zaten doğrudan içine gömülüyorsunuz müzikal zenginliğin. Bir süredir gerek evde gerek yollarda zevkle dinliyorum albümü ve tamamı bitmeden de bırakamıyorum. Mutlaka dinlenesi bir albüm olarak bir kenara not edin ve edinin.

MP3: Why? - Good Friday
MP3: Why? - The Hollows

Why? @ MySpace
Albümü satın almak için

6.3.08

Lenny Kravitz - It Is Time For A Love Revolution (Virgin, 2008)

Bu yıl kesinlikle birkaç kişinin çıkış ya da yeniden diriliş yılı olacak tabiri caizse. Adaylar var elbette ama bunlar arasında yerini kesinleştiren bir isim var, o da Lenny Kravitz.

Hani niye diğerleri değil de bu adam. Öncelikle yaptığı müziğin enerjik açıdan insanlara etkisi yönünden incelediğimizde doğrudan geniş kitleleri güzel bir Rock kombinasyonuyla içine alıyor. 2.si adam benden yakışıklı. Sonuncusu ve en önemlisi de güzel bir albüm yapmış ve dünyayı köşe bucak turluyor.

Lenny Kravitz’in yeni albümüne geçmeden önce konserlerinden bahsetmek gerekiyor hazır bu sene cüzdanlar ve bütçeler açısından cehennem gibi geçecek Temmuz ayında o da geleceği için. Ciddi anlamda mutlaka seyredilmesi gereken performanslardan birini ortaya koyuyor paşamız. Zaten ortalığı yıkan parçaları müzik hayatı boyunca bol bol icra etmiş bir isim olarak insanları peşinden apayrı bir dünyaya sürüklemesi hiç de zor olmuyor.

Gelelim albüme. Doğrudan ilk 2 albümündeki ulvi enerjiyle başlıyor albüm. Bu sene konserlerde hep bir ağızdan söylenecek yeni parçası “Love Revolution”. Arkasından nefes almadan “Bring It On”. Ben müzikal açıdan daha çok beğendim bunu. İçinde hafif Hindu ezgileri de var gitarla verilen. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama.

Albümde eğlence Euro/Dolar paritesi gibi arada hafif dinginleşse de sonuçta sürekli yükseliyor. Hareketlilerden “Love Love Love”, deneysel caz montesi “Will You Marry Me”, Funk “Dancin’ Till Dawn”, dinginlerden ise “If You Want It”, “I Love The Rain” kulağımda doğrudan kalanlar. Arada “I’ll Be Waiting” ve “A Long And Sad Goodbye” gibi hafif kalan parçalar da var ne yazıkki. Ama olsun. Geneline baktığımızda ziyadesiyle dolduruyor. Tek yadırgadığım nokta albümün orta bölümünde çok fazla yavaşlaması albümün. Bence bu ara biraz fazla tutulmuş.

Dinlenesi, edinilesi bir albüm. Neticesinde de konserine gidilesi bir efsane. Kendisini Rock Werchter’de izleyecek olmama rağmen paşa paşa Kuruçeşme’de boğaza nazır ayrıca izleyeceğim. Bugüne kadar izleyememiş olmamın acısını çıkaracağım. Aynısını tavsiye ederim.

MP3: Lenny Kravitz – Love Revolution
MP3: Lenny Kravitz – If You Want It

Lenny Kravitz’in resmi sitesi
Lenny Kravitz @ MySpace
Albümü satın almak için

4.3.08

Clark - Turning Dragon (Warp, 2008)

Clark daha önce "Body Riddle" albümüyle bu sayfalara konu olmuştu. Christopher Stephen Clark 2006'dan beri boş durmayıp yeni çalışmalara imza attığının haberleri bize ulaşıyordu. Şimdi de albümüyle karşımıza geldi, kulaklarımızı yine şenlendirdi.

Clark albümde eski IDM ve Abstrakt Electro karışımı tarzından bir adım uzaklaşıp daha çok IDM ve Techno'ya ağırlık vermiş. Hem de ne ağırlık. "Volcan Veins" parçasını dinledikten sonra aklım bir anda 1990'larda Techno'nun dünyanın en tepesinde olduğu o döneme gitti. Fuse'da bu parçayı özellikle de Dave Clarke'ın elinden dinlemek ne güzel olurdu anlatamam. "Truncation Horn"'a geldiğimizde doğrudan IDM'in Techno'yla devinimi dinliyoruz. "For Wolves Crew" ise bunun zevk açısından tavana vurduğu bir noktada.

Albümde ciddi anlamda çok başarılı çalışmalar var. Kesin olan şey Clark'ın her çalışma üzerinde büyük emek sarfettiği. Her ne kadar Techno birçok insana basit bir ritm kurgusu gibi gelse de basitliği en uygun kompozisyonla sunarak dinlenebilir hale getirmek zaten asıl işin içindeki maharet. Clark da Techno'yu IDM'le harmanladığı çalışmalarında tam anlamıyla bunu yapmış.

Yılın alternatif çalışmaları arasında kesinlikle yer edinecek bir albüm. Warp'ın son dönemde üst üste çok kaliteli albümleri çıkarması ise ayrı bir dikkat çeken nokta. Bu kadar başarılı atıştan sonra kalbimizdeki nacizane yerini daha da sağlamlaştırıyor.

MP3: Clark - Volcan Veins
MP3: Clark - Truncation Horn

Clark'ın resmi sitesi
Clark @ MySpace
Albümü satın almak için

28.2.08

MySpace Incileri 2 - Fauna - Have You Ever Talked To Angels (2008)

Aslında Fauna için tam MySpace keşfi denilemez. Ama albümlerini linklerle gönderip kendilerini tanıtan ve açıkçası ağzımı açık bırakan bir grup. Rusya'nın Kolomna kentinden çıkan bir Trip Hop grubu Fauna.

Albümlerinin tarihi olarak 2008 yazdım ancak bu albümlerini 2007'de tanıtmaya başladılar. Henüz ne zaman ya da nereden çıkacağı konusunda hiçbir bilgi yok. Kendileri de bu konunun henüz açığa çıkmadığını ilettiler. Beklemekten başka çaremiz yok şu an için.

Grubun daha önce Algorithm Music adlı Internet plak şirketinden (Netlabel) plağı çıkmıştı. Bu plakta albümün ağır topu parçalardan "Slowly" yer alıyor, bonusu ise "Killing Time". Plağın çıktığı tarih 2006. Yıl 2008'e geldiğimizde albüm de hazır.

Gelelim albümlerine. Grup etkilendiğini söylediği Portishead ve Massive Attack'ten birçok şey öğrenmiş orası kesin. Daha albümün ilk parçası "Slowly" çalmaya başladığında bu fark ediliyor. Çok başarılı bir yapısı var. Aslında parçaların geneline baktığımızda bu şaşırtıcı durum gözler önüne seriliyor. Daha ilk albümleri bu ve plakları da daha önce bir Netlabel'dan çıkmış. Kendilerini bu kadar geliştirmiş olmaları çok güzel.

Albümde bir Portishead klasiği "14th Floor" var. Yerseniz. Bence vakti zamanında çıkan "Pearl"'de yer alsa insanlar gayet yiyebilirdi. Bu arada bu parça daha önceden yayınlanmış "Killing Time"'ın yeni versiyonu. Yani Doğan görünümlü Şahin bir bakıma. Daha sonra daha derinlerden giden atmosferik yapılı "Daily Sick, Casual Sick" var. O geçiyor arkasından hafif Royksopp'u andıran bir "Dreamless" geliyor. "Emptiness" albümde ısınamadığım üç çalışmadan biri. Zira "Hollow Morning" çok hoş geliyor, gitar ve yanılmıyorsam trombon ayrı bir ruh katıyor parçaya. "Wasteland" inceden yağan kar veya yağmur misali yumuşak başlı bir portre çiziyor. Takip eden "Rainbawl" ve "Hyperlite Love" birer kayıp. Albümü kapatan "Tomorrow" ise akustik gitarla güzel bir hava yakalamış.

Albümlerinin çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Trip Hop'un bu sene çıkmasını beklediğimiz Massive Attack ve Portishead albümlerinin de etkisiyle yükseleceğini düşünürsek bence Fauna için oldukça uygun bir zaman. Mutlaka deneyin derim.

MP3: Fauna - 14th Floor
MP3: Fauna - Dreamless

Fauna @ MySpace
Fauna'nın Algorithm'den çıkan plağı

26.2.08

The Young Republic - 12 Tales From Winter City (End Of The Road, 2008)

Hepi topu klasik müzik eğitimi almış 8 isim ve işte çıtır grubumuz Young Republic. Indie Rock/Pop trenine binmeyen kalmasın. Bakalım ortalama bir grubun 2 katı büyüklükteki bu grup neler katacak günümüzün en çok dinlenen müzik türüne.

Grubun üyelerinin klasik müzik kökenli olmasının getirdiği bir kulağa hoş gelme, hatta kulağı okşama durumu var. Notalar bitişik intizam şeklinde sıralanmış kulağı gıdıklamadan. Bu bakımdan ciddi anlamda yeteneklerini ortaya koyuyorlar. Bazı anlarda gerçekten heyecanlandım. Ama işte bu noktada kafamda birkaç soru var.

Albümde müzikal açıdan güzellikler var evet ancak parça yapılarına veya sonuca baktığımızda benzerleri arasından fırlayacak bir halde değil. Hani biraz uğraşılsa ya da iyi bir prodüktörün eline geçseler o zaman çok daha başarılı sonuçlar çıkacak gibime geliyor. Şu anda sınırlı bir güzellik sunuyorlar bize bu sebeple.

Parçalar güzelce dinleniyor, hiçbiri kulağa batmıyor. Ama kalmıyor da. Albümü 3-4 kere dinledikten sonra hatırladığım bir parça var mı dersek yok. E hani dinlerken güzeldi. Evet cidden güzeldi ama o kadar. Sorun da bu. Sarhoşken yaşanan tek gecelik ilişki. Oldu mu oldu, ne oldu, bilmem.

Her şeyin yanında parçaların içinde yaşanan güzel anlar açısından dinlenmesi ve gelecek için de dikkat edilmesi gereken bir grup. Sonuçta bunun ilk albümleri olduğunu unutmadan daha nazik davranmak gerekiyor. Yetenek var, uygun bir yola girdiklerinde çok daha başarılı olacakları da kesin.

Son bir not grubun albüm ve single'larının kapakları hakkında. Büyütüp eve asasım geldi gördüğümde. Buradan görebilirsiniz kapakları.

MP3: The Young Republic - Girl In A Tree
MP3: The Young Republic - Paper Ships

The Young Republic'in resmi sitesi
The Young Republic @ MySpace
Albümü satın almak için

24.2.08

Lisa Ono - The Music Of Antonio Carlos Jobim Ipanema (SM, 2007)

Lisa Ono Brezilya doğumlu bir Bossa Nova vokalisti. 10 yaşında ailesiyle taşındığı Tokyo ile Rio De Janeiro arasında da mekik dokumuş hayatı boyunca. 1989'dan beri durmadan sıkılmadan da albüm çıkarıyor kendileri.

Çok güzel bir ses rengine sahip Lisa Ono ve onu dinlerken fark etmemek imkansız. Küçük yaşından itibaren babasının Tokyo'da açtığı restoranda şarkı söylemesinin de hem ses renginin oturmasında hem de vokalindeki ustalıkta büyük etkisi var.

Lisa Ono Kasım ayında çıkardığı albümde efsanevi Bossa Nova müzisyeni, hatta Bossa Nova bugün varsa bunda emeği yadsınamayacak Antonio Carlos Jobim'in klasiklerini seslendiriyor. Parçalar eski ancak Lisa Ono'nun sesinden yeniden kulaklarımızda canlanıyor. Zaten albümün açılışında "Girl From Ipanema" ile bir giriş var ki kulaklara şenlik. Ayrıca albümün kapanış parçası "Both Sides Kite"'ta Daniel Jobim'le birlikte düet yapmış olması da güzel bir incelik.

"Girl From Ipanema", "Bonita", "Happiness", "How Ignorant", "Timely Rain" ve "In Marchary Rain" gibi efsane parçaları da dinleme imkanı buluyoruz albüm sayesinde birkez daha. Bir bakıma Antonio Carlos Jobim'in en iyi parçalarının derlenip daha sonra da yeni bir yorumla karşımıza çıkması bu. Dinleyip hem bu efsaneleşmiş parçaların hem de Lisa Ono'nun güzel vokalinin tadını çıkarmaktan başka bir şey kalmıyor bize de.

MP3: Lisa Ono - Happiness
MP3: Lisa Ono - Girl From Ipanema

Lisa Ono'nun resmi sitesi
Albümü satın almak için (Bulabildiğim en ucuzu bu)

22.2.08

Autechre - Quaristice (Warp, 2008)

Autechre elektronik müziğin alternatif kollarından biri olarak en büyük takipçi kitlesine sahip olan Intelligent Dance Music'in en önemli isimlerinden. Bu türün yerleşmesinde, ilgi toplamasında ve bugünkü saygı değer konumuna gelmesinde büyük emekleri var.

Autechre bazılarına göre keskin seslerin kullanımı ve seslerdeki yoğun mekanik ve endüstriyel hava sebebiyle soğuk görünebilir. Bunu yadırgamıyorum açıkçası. Ancak bu türe aşina olan ve hatta seven insanlar için işin bir de arka yüzü var ve buraya baktığımızda olayın bu yüzeysellikten çok daha farklı olduğunu görebiliriz.

Autechre'nin temelinde küçük ses kesitlerini birleştirerek daha büyük ama karmaşık melodi oluşturma sanatındaki ustalığı zaten bugüne kadar her şeyiyle ortadaydı. Bunun içinde birbiriyle taban tabana zıt seslerin ortak kullanımından, aslında bir melodinin parçası olup da parçalanınca farklı bir kompozisyon çıkarak öğelere kadar her şeyi görmek mümkün.

Bu arada Autechre'nin tarzında her zaman gördüğümüz ve göreceğimiz iki temel nokta Techno ve Analog Synth'ler. Techno kültüründen gelmeleri sebebiyle bu türe aşırı bir bağımlılık taşıyorlar ancak deneysel bir yaklaşımla haliyle. Bunun yanında Analog Synth'lerin ise kendi tarzlarına en uygun sonucu vermesi sebebiyle onu da elden bırakamıyorlar. Elbette bu noktada ikisinin bağlantısını oluşturmak gerekirse bir Roland 808 Bass Machine veya bir Roland 303 desek yeterli olur herhalde. Bu iki alet bize bugün özlemle andığımız o efsanevi Techno parçaları sundular.

Lafı uzattım, geleyim albüme. Autechre'nin 9. albümü yine bıraktığı noktanın üzerine taşlar koyarak devam ediyor. Dinlerken huşu ile dalıp gittim. Hani IDM tanımına oldum olası kıl olmuşumdur burnu büyük bir tanım olduğundan olsa gerek ama açıkçası Autechre'yi dinlediğimde bunun hakkını veren bir duo olduğunu görüyorum. Parça yapıları birbirinden çok farklı, çalışmaların düzenlemeleri sürekli devinim içerisinde. Hepsinin Autechre olduğundan emin olunabiliyor, öyle bir müzikal imzaları var ama bir albümde aynı parçadan 10 tane yapan gruplardan çok farklı.

Albümde yer alan 20 parçadan hepsini beğenmem gibi bir mucize olmadı tabii. Bunu da belirtmek lazım. Özellikle depresif Ambient temelli parçalardan (Örn: Paralel Suns) pek hazzetmedim. Ancak beğenme yüzdemin %80'de olması bile 20 parçalık bir albümde çok başarılı. Bana göre IDM sevenlerin kaçırmaması gereken bir albüm. Bu arada albümdeki parçaların abuk isimleri konusunda herhangi bir bilgi edinemedim fakat mutlaka belirli bir temel üzerinedir gibime geliyor.

MP3: Autechre - The PLC
MP3: Autechre - Simmm

Autechre'nin resmi sitesi
Autechre @ MySpace
Albümü MP3 olarak satın almak için - Bleep
Albümün kendisini satın almak için Mart ayını beklemek zorundasınız

19.2.08

MySpace Incileri 1 - Nordik

Sonunda dayanamayıp MySpace'le alakalı bir köşe açmaya karar verdim. Bunun temel sebebi de MySpace'in sadece Lily Allen gibi Pop sanatçıları değil, bence daha da önemlisi alternatif türlerde gelecek vaadeden birçok sanatçıyı da barındırması.

Açıkçası Harun İzer bana söyleyene kadar haberim olmayan bir grup var karşımızda. Parçalarını halihazırda sadece MySpace'te ve ayda bir Peyote'de dinleme imkanı var. Ama bundan sonra bahsedeceğim. Ayrıca burada ilk defa henüz albümü olmayan bir grup yer alacak. Tabii bundan sonra bu köşede buna yine rastlayacağız gibime geliyor.

Nordik Alican Tezer, Güngör Uçak, Onur Balaban ve Cemil Can Söylemez'den oluşuyor. Cemil Can Söylemez konserlerde görselleriyle yerini alıyor. Ağustos 2007'de başlayan bir proje Nordik. Grubun diğer elemanları ayrı olarak da müzikle uğraştığından (Alican Ayyuka'nın bateristi) eminim onlar içinde bu yeni oluşum kolay olmamıştır.

Yeni oluşan birçok proje gibi imkansızlıklarla boğuşmaları gerekiyor. Özellikle Türkiye gibi bu konuda desteğin sınırlı olduğu bir ülkede ne kadar destek olsak azdır. Ama lafı uzatmadan Nordik'in MySpace sayfasında yer alan parçalarına değinmeye başlayayım. Yine de son bir söz, City Centre Offices ya da Morr Music sevenler için ilaç gibi gelecek parçalar. Uyarayım. Porn Sword Tobacco, SWOD ve Ulrich Schnauss'u dinler gibi hissettim kendimi ve çok gurur duydum.

İlk parça "Kronopio'nun Hüznü". Derin bir piyano melodisiyle girdikten sonra piyanonun melodiyi değiştirmesiyle birlikte yaylılar da devreye giriyor ve ortaya çok güzel bir tablo çıkıyor. Hüzünlü bir ayrılık portresini andırıyor.

"A İçin Bir B İçin İki"'yle devam ediyoruz. Bu sefer daha güçlü ve vurgulu bir piyano açıyor. Yaylılar yine hüzünlü olsa da piyano sebebiyle bu sefer biraz da kızgınlık hissediliyor. Melankoli temelde devam ediyor ve tablodaki hakimiyetini sürdürüyor.

"Tatlı Su Kurabiyesi" daha bir olumlu havayla giriyor. Xylophone duygusal olduğu kadar olumlu ama yok mu o yaylılar. Girdikleri an kendimi suyun altında buluyorum. Sanki bir perde çekiyorlar önüme ve melankoli denizinin içine cup diye ediyorlar beni. Xylophone ısrarla durumu kurtarmaya çalışıyor. Özlenilen sevgiliden uzak geçirilen güzel bir gün gibi buruk bir sevinç var parçada.

"Zui Glas" sonunda melankoli denizini aşıp geçiyor. Mutlu son edasıyla karşılıyor. Yaylılar bile bu sefer neşeli. Ama hele o ne olduğunu çıkaramadığım melodi yok mu? Basit bir mutluluk hissi veriyor insana. Sadece mutluluk. Ne az ne fazla, kararında. Ayrıca içinde vokal kesitleri olan tek parça.

"Tebeşir Dairesi" MySpace'te bizimle paylaştıkları son çalışmaları. Yine yaylıların melankoli hissiyatının yoğun olduğu bir parça. Nefes almadan gidiyor. Bittiğinde şaşırıp kalıyorum sanki fonda sürekli devam edecekmiş gibi bir his vermişti oysa. Kandırıldım.

Ambient, klasik müzik, down tempo ve zeka karışımı parçalardı dinlediklerim. 27 Şubat'ta ve 25 Mart'ta Peyote'de konser verecekler yine. Ben ikisine de gideceğim. Hatta izin verirlerse bir parçalarını da burada paylaşacağım sizinle. Bakalım artık 27 Şubat'ı bekleyip görelim. Konserin de tadını çıkaralım.

Nordik @ MySpace

18.2.08

Ay Tutulması - Ocak 2008

Ben de ne unuttum diyordum, şimdi ortaya çıktı. Ocak ayının Ay Tutulması bölümünü yapmadım. E bu yoğunluk arasında bu kadarlık kusurumuz da affola. Buyrun Ocak ayında incelenen albümlerin en güzide parçaları. Şöyle bu güzel kar yağışına karşı elde sıcak birşeyler, zevkle dinlemeniz için.

Chris Joss - Count The Daisies
Dave Gahan - Saw Something (Skreamix)
Geiom - Island Noise
LCD Soundsystem - All My Friends (Franz Ferdinand Version)
Mercan Dede - 800
Radiohead - Go Slowly
Radiohead - Last Flowers To The Hospital
Ringo Starr - Give It A Try
Thom Yorke - And It Rained All Night (Burial Remix)
Thom Yorke - Skip Divided (Modeselektor Remix)

17.2.08

Joe Bonamassa - Sloe Gin (Premier Artists, 2007)

Blues'un yeni nesil temsilcilerinden ve benden 1 yaş büyük Joe Bonamassa'nın yeni albümünü biraz geç de olsa inceleyeceğim. Abimizdir saygıda kusur etmeyelim. Zaten Stevie Ray Vaughan, B.B. King, Robert Johnson ve hocası Danny Gatton'dan etkilendiğini söyleyen birine kusur etmeyiz.

Etkilenmek ayrı bir şey, etkilendikten sonra üzerine yeni şeyler koyup bunu dünyaya dinletebilmek ayrı. Şekil A-1'deki Joe bunu becermiş. 2000'de çıkardığı ilk albümden beri gittikçe daha çok ön plana çıkıyor Blues türünde. Tabii bunda çıkardığı 6 albümden 5'inin Blues listelerinde bir numaraya çıkmış olmasının da etkisi var. Ha bu arada kendisinin yeni Blues efsanelerinden biri olarak anıldığını da söylemek lazım.

Albümü dinlediğimden beri ciddi anlamda etkilendim tarzından. Feyz aldığı birçok insanın tarzından seçmeleri parçalarda görmek mümkün. "One Of These Days"'de özellikle B.B. King ve Stevie'nin tarzlarını çok iyi harmanlamış. Bu arada tarzlarını harmanlamış derken kopya anlamında değil. Daha modern bir bakış açısı sunuyor her an. Sesi gitarı kadar iyi değil, zaten bu da zordu ama yine de elinden geleni yapıyor vokal açısından. Gitarı ise bulduğu her boş noktayı en güzel şekilde dolduracak kadar güçlü.

"Seagull"'da biraz Folk Rock'a kayış yaşamış. E bu da kaçınılmaz aslında. Ama albümün genelinde agresif bir tavır var ve bu ciddi anlamda gitarın gücünü ortaya çıkardığından çok daha güzel geliyo kulağa. "Dirt In My Pocket" gerçekten çok güzel bir örnek bu konuda. İçimden Bon Jovi'de biraz Joe Bonamassa'da feyz alsa demek geçiyor ama neyse. "Blaze Of Glory"'nin üzerinden çok sular aktı.

Albümde Blues klasikleri dönemine gönderme yapan "Sloe Gin" ve "Black Night" çok ilgimi çekti. Gitarın insanı kendine aşık edeceği parçalardan ikisi işte burada. Bugüne kadar hayran olduğumuz birçok gitaristin Blues kökenli olduğunu düşünürsek bundan doğal bir şey de olamaz. Örnek isteyenler bkz: Jimi Hendrix, Eric Clapton, Slash, Buckethead. B.B.King ve Stevie Ray'i saymama gerek yok diye düşündüm haliyle.

Bir Delta Blues bile var albümde amanın aman. "Jelly Roll"'u dinlemeden albümü bitirmemek lazım. Robert Johnson'ı cızırtılı sesle bile olsa dinleme mutluluğuna eriştikten sonra bunu dinleyebilmek bile bize onu anmak için fırsat tanıyor.

Blues'u sevenler, henüz kendisiyle tanışmamış olanlar için buyrun muhteşem bir fırsat. Joe Bonamassa çok güzel bir albümle bize bu imkanı tanımış. Gerisi de dinleyip takdir edecek bizlere kalıyor.

MP3: Joe Bonamassa - Sloe Gin
MP3: Joe Bonamassa - One Of These Days

Joe Bonamassa'nın resmi sitesi
Joe Bonamassa @ MySpace
Albümü satın almak için

14.2.08

Felix Kubin Und Das Mineralorchester - Music For Theatre And Radio Play (Dekorder, 2008)

Felix Kubin Noise söz konusu olduğunda akla ilk gelen isimlerden biri. 8 yaşından beri müziğin içinde olan, 18 yaşından beri de Noise ve deneysel türlerde yoğun çalışmalar yapan bir isim. Üretkenliği ise ayrı bir tez konusu olabilir. Albüm olarak değil ancak üst düzeyde çalışma üretme kapasitesi yüksek biri. Aslında geçen sene çıkardığı "Axolotl Lullabies" adlı albümü incelemediğim için Misak bey'den de bolca fırça yemişliğim de var.

Dadaizme kendini vermiş Kubin arada radyo oyunları da yazıyor, filmlere müzik besteliyor. Zaten albümün adı da buradan esinlenilmiş. Ama bana göre Kubin'in önemli bir özelliği ve kendisine belki bu kadar ilgi duymamı sağlayan şey Karlheinz Stockhausen'ı ve Kraftwerk'i kendine örnek alması.

Detayları geçtikten sonra albüm hakkında söylenecek şey çok önemli bir çalışma olduğu. Hakkında çok şey bilmediğim ancak adından övgüyle bahsedilen Das Mineralorchester ile birlikte sakin, dingin, müzikal açıdan zengin ve huşu ile dinlenen bir albüm çıkıyor karşımıza. Bunun en temel sebebi albümün bu iki ismin birlikte yapmış oldukları tüm çalışmaların bir derlemesi olması herhalde.

Albümü dinlerken doğrudan bir radyo oyununun parçası olabileceği akla geliyor hakikaten. Hani güdülenme de olabilir ancak parçalar bir hikayeyi sözler olmadan anlatmaya çalışıyor. Tür olarak Avant Garde'ın ciddi ağırlığı var. Bunun yanında bu türün gereksinimi olan deneysellik de bolca bulunuyor. "Fischrevue"'de olduğu gibi Jean-Jacques Perrey modeli bir Moog havasıyla da karşılaşabiliyorsunuz. Aslında esinlenmeleri saymakla bitmez çünkü parçaların müzikal yapısı o kadar zengin ve değişkenki her dörtlüğü başka bir şeye benzetmek mümkün.

Güzel bir derleme olarak mutlaka dinlemeniz gerekir. Elbette Felix Kubin'in alışageldik Noise yaklaşımından çok uzak olabilir ama yine de onun yeteneğini birebir gözler önüne seren bir çalışma olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla.

MP3: Felix Kubin Und Das Mineralorchester - Fischrevue
MP3: Felix Kubin Und Das Mineralorchester - The New Weapon

Felix Kubin'in resmi sitesi
Felix Kubin
Albümü satın almak için buradan mail atabilirsiniz (Bana değil tabii, Dekorder'a)

12.2.08

Hot Chip - Made In The Dark (EMI, 2008)

Indie Pop'u elektronik müzikle en güzel şekilde birleştiren gruplardan biri Hot Chip. Önceden belirteyim DFA kökenli olmaları sebebiyle sevmem zaten doğal. DFA'den babam çıksa dinlerim. Hele LCD Soundsystem'la ortak noktaları varsa (Al Doyle) daha da bir memnun olurum.

Hot Chip bu ay çıkardığı 3. albümüne gelene kadar İngiltere'de el üstünde taşınan bebek modundaydı. NME sağolsun yeni albümü Ocak ayının albümü ilan ederek bu geleneği devam ettirdi. NME açısından sebebini anlamak zor da değil ama yine de ayın albümü diyemezdim ben. Beğendim de o kadar değil.

Albümdeki Pop yaklaşımı soru işareti bırakmaksızın ortada. En basiti "Shake A Fist"'teki Dr. Dre klasiği oryantal melodi. Arkada yer alsa da kulaktan kaçmıyor. Ama alternatif elektronik yaklaşımlarıyla bunu iyi kamufle ediyorlar. Normalde sadece Pop dinleyen birine de çok yakın gelmeyebilir bu haliyle.

Albümde çakma Erasure havası bile var 8 Bit modundan "Ready For The Floor" adıyla. Bunun dışında demin değindiğim Dr. Dre tandanslı melodi haricinde doğrudan Hip Hop altyapısına sahip "We're Looking For A Lot Of Love" da var. O da olmadı Dub esintili "One Pure Thought" bile karşımızda çekinmeden. Yetmediyse Nu-Funk "Hold On" var. Daha gider bu.

Albümdeki her parçayı sevdiğimi iddia etmeyeceğim. "Ready For The Floor" ve özellikle iki yumuş parça "We're Looking For A Lot Of Love" ve albüme adını veren yumuş "Made In The Dark" pek bana göre değil. Biraz zorlama gibi geldi.

Ama "Out At The Pictures", "Shake A Fist", "Touch Too Much", "One Pure Thought" gibi çalışmalar albüme ciddi güzellik katıyor. Grubun şu ana kadar bildiğimiz havasına daha yakın, türler arasında gidip gelen ama eğlendiren ve zevk veren çalışmalar. Ha bir de albümde melodisiyle beni güldüren "Don't Dance" var. Komedi filmi gibi bir parça.

Hot Chip yine genelinde güzel bir albüm çıkarmış ortaya. NME gibi üzerine atlayamıyorum ama beğendim. Daha iyisinin de olacağına eminim yine de. Neyse dinleyin hele bir. Gerisi boş zaten.

MP3: Hot Chip - Out At The Pictures
MP3: Hot Chip - One Pure Thought

Hot Chip'in resmi sitesi
Hot Chip @ MySpace
Albümü satın almak için

10.2.08

Dub Trio - Another Sound Is Dying (Ipecac, 2008)

Rage Against The Machine'de yaşanan ayrılıktan beri içim burkuk. Zach De La Rocha ve Tom Morello'nun bize verdiği o enerji ciddi anlamda hayatımın güzide gruplarından birini yaratmıştı benim adıma. Dub Trio da benzeri bir Heavy Metal bakış açısına sahip ama her şeyde temel nokta grubun da adından anlaşılacağı gibi Dub.

Dub Trio'nun RATM'den en önemli farkı vokalsizliği tek parça hariç. Bu ilk anda fark edildiği için en önemlisi. Onun dışında bazen arkada bazen de önde yer alan yoğun Dub tınıları aslen farklı kılıyor elbette.

Grup DP Holmes, Stu Brooks ve Joe Tomino'dan oluşuyor. Berklee'li çocuklar hepsi, elleri yüzleri düzgün. Grup 3. albümü "Another Sound Is Dying" ile ama benim haberim 2006'da çıkardıkları 2. albümleri "New Heavy" ile olmuştu bir arkadaşım sayesinde. İlk albümü hepten kaçırdık yani.

Gelelim yeni albümlerine. Albüm 29 Ocak'ta yayınlandı. Grup albümde King Tubby'e saygısını iletmek geri kalmamış ama tabii albümdeki Dub yaklaşımının King Tubby ile özden bağı var ama neticesel yaklaşırsak yok. Onun dışında distortion'lar, gümbür gümbür rifler ve zevkle dinlenen bir Heavy Metal yapısı var. Eee elektronik müzik de yazıyoruz diye kökümüzü unutmadık herhalde.

"Not For Nothing" ile devasa başlıyor albüm. Şimşekler çakıyor beynimde. Daha sonra bir "Jog On", bir "Regression Line", bir "Who Wants To Die?" geldiğinde doğrudan RATM karşımıza çıkıyor. Bir anda içimde eksiklik hissediyorum. Zach'in o agresif vokalinin buraya da yakışacağı kesin. Ciddi anlamda bağırasım geliyor arada bir, en azından ben vokal yapayım diye. Albümde vokal tek parçada var (No Flag) ve o da kesmiyor beni hiçbir derecede.

Açıkçası bazılarına RATM kopyası gibi gelirse şaşırmam ama albümde sadece Dub çalışmalar da var. Ayrıca parçaların es bölümlerinde vuruşların tamamen Dub'a dönmesi de güzellik katıyor. Tabii eklemek gereken bir nokta da grubun canlı performansında bunların nasıl olacağı. Bir de konser albümü çıkarmışlar ama onu edinip dinleyemedim henüz.

RATM bu sene yine Avrupa'da konser turnesine çıkıyor ve hala Türkiye'den eser yok. Elbette RATM'de de Tom Morello'muz yok ama yine de güzel giderdi. En olmadı Dub Trio ile idare edecek gibiyiz. Eskiyi anmak isteyenler için biçilmiş kaftan. Mutlaka dinleyin derim.

MP3: Dub Trio - Jog On
MP3: Dub Trio - Bay Vs Leonard

Dub Trio'nun resmi sitesi
Dub Trio @ MySpace
Albümü satın almak için

9.2.08

Grand Pianoramax - The Biggest Piano In Town (Obliqsound, 2008)

Montreux Caz Festivali'nde en başarılı solo piyanist seçilen Leo Tardin'in projesi Grand Pianoramax ikinci albümünü çıkarıyor. Albümün adından da anlaşılabileceği gibi Leo'nun egosu Mars'a ulaşmış durumda Montreux'daki başarısı sebebiyle.

Daha önce projesinin adıyla bir albüm çıkaran ve eleştirmenlerden yüksek notlar alan Leo bu sefer çizgiyi daha da yukarı taşımayı hedeflemiş. Albümde kendisine bazı tanıdık isimler de eşlik etmiş. Tom Waits'in bateristi Deantoni Parks ve Coco Rosie'den Celena Glenn ilk gözüme çarpanlar. Turneye çıkarken de bazen isimlerde değişmeler olduysa da genelde albümdeki çizgiye bağlı kalmaya çalışmış.

Albümün temeli doğaçlama üzerine kurulabilir. Caz'da bunun önemini de yadsıyamayacağımıza göre baştan dikkat çekici bir hale giriyor. Ancak doğaçlama yapan yeteneklerin kim olduğu burada önem kazanıyor. Açıkçası uçuk kaçık bir doğaçlama albümde neredeyse hiçbir noktada yok. Birbirine uygun ilerleyen, arada ufak dokunuşlarla ritmi veya melodiyi farklı noktalara kaydırıyorlar.

Doğruyu söylemek gerekirse albümün adındaki yüksek ego sebebiyle biraz olumsuz yaklaştım başta ancak geçen her saniye ve akan her nota fikrimi değiştirdi. Adam boşuna yarışmayı kazanmamış, boşuna o lafı etmemiş. Hani yine çok iddialı ama olsun, altından kalkmaya çalışıyor her şekilde.

Bana albümde en ilginç gelen nokta MC'ler. Caz türünde fazla karşımıza çıkmayan bir füzyona girmiş. En azından benim bilgim dahilinde pek yoktu. Canlı performanslarında da MC kullanıyor Leo. Albümü dinlerken bir ara konser kaydı dinliyor gibi oldum. Son 2 haftadır da bir DnB bir de Dubstep gecesine gidince MC olayı acaip hoşuma gitti. Sormayın İngilizleştim bu ara. Ama unutmadan eklemek lazım, Hip Hop ritmlerinin yanında bol bol Funk esintileri de yer alıyor. Tabii Spleen'in Fransızca vokalleri de "The Hook"'ta çok hoş bir ortam yaratıyor Celena Glenn'in vokalinin yanında.

Beklentilerimin çok üstünde, çok güzel bir albümle karşılaştım. Dinlemekten çok zevk aldığımı ve geldiklerinde doğrudan biletimi alıp bir de canlı seyretmeye gideceğimi söyler, IKSV'ye ve Akbank'a selamımı iletirim. Buraya da ufak bir not ekleyeyim, Leo Tardin başka bir projeyle daha önce Babylon'a geldi ama onu saymıyorum.

MP3: Grand Pianoramax - Showdown (Ft Mike Ladd)
MP3: Grand Pianoramax - The Hook (Ft Spleen & Celena Glenn)

Grand Pianoramax @ Obliqsound
Leo Tardin @ MySpace
Albümü şimdiden sipariş etmek için

7.2.08

The Audition - Champion (Victory, 2008)

Indie Rock ve Pop Rock karışımı bir albümle karşımızda Chicago'lu pentet The Audition. Açıkçası bu ilk albümleri değilmiş ama daha önce kendileriyle tanışmamıştım.

Indie Pop Rock'ın dönemin Bon Jovi ve Aerosmith'inin yerini iyice almaya başladığı bu dönemde ortalamanın üzerinde bir çalışmayla karşımızda The Audition. Parçaların yapısı itibariyle önceleri İngiliz zannettim kendilerini ama daha sonra Amerikalı olduklarını öğrendim. Ama söylemek gerekir, kendilerinin İngiltere turnesi Amerika turnelerinden daha uzun sürüyor. Bu da durumu açıklıyor herhalde.

Albümde dikkatimi çeken bir nokta Bloc Party benzeri olarak gitar ve bateri ritmlerinin "uplifting" tabir edilen sürekli bir hareket yaratma eğiliminde olması. Bu bakımdan dinlerken birçok noktada Bloc Party izlenimi yaratıyor. "Basbhat" ve "Heaven For The Weather" gibi.

Bu noktada grubun en büyük farkı vokal ortaya çıkıyor. Vokalin çok deneyimli olmadığı hissindeyim çünkü sürekli aynı tonda ve distortion'ların arkasında genel anlamda çok fazla ön plana çıkmadan hayatını idame ettiriyor.

Albümde aynı çizginin dışına biraz çıktıkları al göze batıyorlar ve beğeniyorum. Örneğin "Hell To Sell"'in koro bölümü hariç gayet güzel ama koro bölümünde hemen dönüyorlar klişe şeylere. Yine de kılı kırk yarmadığınız sürece rahat ve güzelce dinlenecek bir albüm. Öyle pek rahatsız edici bir şey yok. Sadece farklılaştırmalara biraz daha eğilseler tüm albüm aynı gitarları dinliyormuşuz hissine kapılmazdık. Artık zamanla daha iyisi olur diye umuyorum.

MP3: The Audition - Heaven For The Weather
MP3: The Audition - Hell To Sell

The Audition'ın resmi sitesi
The Audition @ MySpace
Albümü satın almak için

4.2.08

Nada Surf - Lucky (Barsuk, 2008)

Geçmişi oldukça eskiye dayanan ancak fazla göz önünde bulunmadan güzel çalışmalar sergileyen bir grup Nada Surf. Matthew Caws, Ira Elliot ve Daniel Lorca'dan oluşan trio bugüne kadar 4 albüm çıkardı. İlk albümleriyle alternatif dinleyiciler arasında göze battılar, daha sonra bir sürelik bir MTV camiası maceraları oldu ama daha sonra kendilerini buldular ve sessizleştiler 4 yıl boyunca. Vesaire vesaire geldik bugüne.

Grup "Lucky" adlı bir albüm çıkardı bugün ve eskiye oranla tarzlarında ciddi bir değişiklik gözleniyor. Eskiden Grunge'a yakınlıklarını düşünürsek artık oldukça farklı bir çizgideler. Biraz daha nasıl diyeyim bir Keane havası sezdim. "Beautiful Beat"'i dinleyen anlar demek istediğimi. İlginç bir değişim.

Sonuca gelelim. Albüm bana göre yılın iyileri arasına adını yazdırdı gönlümde. Kaç kere dinledim ben bile sayısını unuttum. Açıkçası beklemediğimden belki de hazırlıksız yakalandım. Zaten ilk dinlemeye başladığımdan beri doğrudan herkese bahsetmeye başladım.

Albüm çok güzel gidiyor. Farklı esinlenmelere el atılmış birçok parçada ama en ufak kuşku bırakmadan gidiyor kendi kendine parçalar ardı sıra. Ha arada MTV gençliğine uygun "Weightless" gibi parçalar da olmasa muhteşem olacakmış ama kadıda da o kadar kusur olur.

Albümde Folk, Southern Rock, Blues, Indie Rock (E yani) etkileri var. Valla dayanamayıp yine öveceğim. Sözler de güzel bak. Kesinlikle Ira Elliot'ın gruba sonradan katılması ve gittikçe ağırlığını koyması etkili olmuş. Gerek müzikal açıdan gerekse sözlerde çok başarılı bir çizgi var. E tabii Matthew'un vokalinin yıllar içinde olgunlaşması da parçaların yapısına çok olumlu etki ediyor. Bir "See These Bones", bir "Beautiful Beat" veya bir "Are You Lightning?" gerçekten insana huzur katıyor, yüzüne gülümseme getiriyor.

Uzun lafın kısası yılın dinlenesi albümlerinden biri daha karşımıza çıktı. Ne mutlu bize 2008 de güzel başladı. Yeni bakış açısıyla 2008'de hoşgeldi Nada Surf. Umarım turneye bir an önce çıkarlar ve yollarımız kesişir kendileriyle.

MP3: Nada Surf - Beautiful Beat
MP3: Nada Surf - See These Bones

Nada Surf'un resmi sitesi
Nada Surf @ MySpace
Albümü satın almak için buyurun (Kısa süreliğine Bonus Disc'le beraber alınabiliyor)

2.2.08

Roomful Of Blues - Raisin' A Ruckus (Alligator, 2008)

Good Blues I Dance, Not That Good Blues I Sit And Listen. Bu önermeden yola çıkarak dans ettiğimi söyleyerek girişeyim bu incelemeye. Daha önce Lee Rocker'la Rockabilly formatında karşımıza çıkan Alligator Records şimdi de kabına sığmayan bir Blues albümünü sunuyor bize. Hem de Roomful Of Blues'un albümünü. Tarihin en çok dans ettiren Blues grubunun.

Roomful Of Blues 1967'de kurulan bir grup ve Jump Blues olarak adlandırılan ve çoğumuzun da çivisini Blues Brothers ile çıkardığı müzik türünü yapıyorlar. İlk albümlerini 12 yılda çıkarabilmiş olmaları bir eksikliği göstermiyor çünkü grubun neredeyse tüm elemanlar ünlü Blues gruplarıyla turnelerde olduğundan bir türlü toplanamamışlar. Ama tüm işleri bırakıp gruba odaklandıktan sonra Count Bassie tarafından en iyi Blues grubu olarak adlandırılmayı başarmışlar.

Albümün başından sonuna, eninden boyuna hareket var. Trompet'ler bir yandan sallarken piyano ve bas gitar diğer yandan sallıyor insanı. Sonuçta kinetik enerji veriyor elini aksiyona. Hem de tüketene dek.

Daha yakınlarda "The Great Debaters"'ı seyrettiğimdendir belki, filmdeki bazı sahnelere odakladım albümdeki parçaları. Bir oda dolusu insan sadece müzikle hayatın tadını çıkarıyorlar o an için. Böyle çalışmaları gördükçe bırakın Blues ölüyor tarzı endamları. Tüm güzelliğiyle hala karşımızda.

Mutlaka ama mutlaka dinlenmesi gereken, Türkiye'ye geleceğini sanmadığımdan Internet'ten edinilmesi gereken, Efes Pilsen'e de hemen bir sonraki Blues festivali için baskı yapılmasını gerektiren bir albüm. 2003'te geldiklerinden beri 4 yıl geçti yeter artık.

MP3: Roomful Of Blues - Big Mamou
MP3: Roomful Of Blues - Boogie Woogie Country Girl

Not: Utanmasam tüm albümü koyardım çünkü incelemeden sonra 2 parça seçebilmek için albümü 3 kere dinledim.

Roomful Of Blues'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

29.1.08

Chris Joss - Teraphonic Overdubs (Eighteenth Street Lounge)

Fransız Chris Joss bugüne kadar çıkardığı 3 albümle kulağa hoş gelen bir grafik çizdi. Funk, Disco ve Elektronik müziği fon müziği tadında birleştiriyor bu adam hep. Ne dans pistlerinde çoşmaya, ne de evde sakince dinlemeye uymuyor. Ama bir şey yaparken fonda çaldığında insana apayrı güzel geliyor.

Yeni albümü Teraphonic Overdubs da keza bu çizgide. Zaten çıktığı plak şirketinin genel çizgisi itibariyle fazla "piyasa" olması da beklenemezdi. Başarılı işlerin çıktığı kendi yapısında çok başarılı bir plak şirketi Eighteenth Street ve daha yeni Federico Aubele ile sayfalarımıza konuk olmuştu.

Bu albümde Funk sanki daha bir ön planda. Gayt yumuşak. Üstüne elektronik öğeler ve başka türlerden araklanan çalgılarla bezenmiş olması da bir bakıma yeri geldiğinde World Music hazzı veriyor. Şöyle kitap okurken arkada çalması gereken müziklerden biri bu. Ama kesinlikle asansör müziği değil.

Bir zamanlardan Talvin Singh'i ve Asian Dub Foundation'ı hatırlayanlar "Count The Daisies"'de bu World Music'ten kastımı anlayacaklardır. Elbette Chris bununla da kalmamış, "Get With It" ile Trip Hop'a dalmış ve fazlasıyla Portishead'ı hatırlattı bir anda. Yine de dediğim gibi albümde ağırlık Funk'ta. "Magic Tubes", "I Want Freedom", "Atomic Tape" veya bir "Slack The Slammer" doğrudan modern Funk.

Dinlenirken farklı bir şeyler dinlemek isteyenler için güzel bir seçim ama oturup dikkatle dinlenecek düzeyde sanatsal mı derseniz orada dururum. Yine de denemekte fayda var.

MP3: Chris Joss - Magic Tubes
MP3: Chris Joss - Count The Daisies

Chris Joss'un resmi sitesi
Chris Joss @ MySpace
Albümü satın almak için

27.1.08

Dave Gahan - Deeper And Deeper, Saw Something Remixes (Mute, 2008)

Dave Gahan'ın albümü hakkında artık söyleyecek çok şeyim yok. Kanımca 2007'nin beni en memnun eden albümlerinden biriydi. Albümün dalgaları ise halen devam ediyor çıkan plaklarla ve dijital yayınlarla. Şimdi de karşımızda böyle bir uzantısı var.

Bu düzenleme albümü "Deeper And Deeper"'ın 4 sanatçı, "Saw Something"'in 1 sanatçı tarafından düzenlemelerini içeriyor. Düzenlemelerdeki isimlerden Shrubbn!! hariç hepsi gerçekten takdir ettiğim isimler, Juan Maclean, Sebastian Leger, T.Raumschmiere ve Skream.

Açıkçası daha önceden adını bilmediğim Shrubbn!!'ın düzenlemelerinde pek bir şey bulamadım. Juan Maclean'e geldiğimizde ise parçayı Funky House/Tribal House moduna girmiş buldum. Sıradanlığı sevmeyen bir adamdan yine kafamızı karıştıran bir düzenleme olmuş. Sebastian Leger'in düzenlemeleri ise Funky Tech House modunda. Arada Electro öğeleri de sıkça yer alıyor. Aslında daha sert bekliyordum ondan ama buna da şükür.

Sertlik demişken tabii elini taşın altına koyan T. Raumschmiere'den başkası olamaz. Marco Haas almış Synth'leri güçlü, basları güçlü parçayı, distortion denen mucizevi ulvi teknolojinin de yardımıyla apayrı sınırlara taşımış. Kulüp ortamına uygun bir şekilde sert bir mizaca ulaştırmış parçayı. Ama eski Electro Rock kıvamında değil. Yaşlanıyor haliyle.

"Saw Something"'e geldiğimizdeyse karşımıza son dönemde Dubstep camiasında adından hürmetle söz edilen Skream geliyor. Düzenleme de haliyle Dubstep. Parçanın orjinal haline de uygun bir yapı aslında bu. Düzenleme ise muhteşem. Eminim Şubat ayında Benga ile birlikte Türkiye'ye geldiğinde bunu da çalacaktır Skream. Indigo bu iki yetenekle iyi sallanacak.

Düzenleme yapılan isim Dave Gahan olunca çoğu sanatçı daha yumuşak tondan almış Skream hariç. Ama yine de farklı bakış açılarından sunulması oldukça ilginç bir hava katmış benim albümdeki favorim "Deeper And Deeper"'a. Yine de sorulursa orjinalini tercih ederim.

MP3: Dave Gahan - Deeper And Deeper (T.Raumschmiere Remix)
MP3: Dave Gahan - Saw Something (Skreamix)
Dave Gahan'ın resmi sitesi
Albümü satın almak için

25.1.08

Mercan Dede - 800 (Doublemoon, 2007)

Mercan Dede veya Arkın Allen veya gerçek adıyla Arkın Ilıcalı. Türkiye'nin bana göre en başarılı müzisyenlerinden birisidir kendileri. Tasavvuf müziğine gönül vermesinin yanında muhteşem bir çalgı olan neyde de neyzenlik mertebesine erişmiş olması ayrıca değerini artırıyor bende.

Geçen sene Güldestan müzikaline gitmemin tek sebebi müziklerini onun hazırlamış olması ve bundan kaynaklanan merakımdı. Gittiğimde ise bu merakın çok da yerinde olduğunu gördüm. Gerçekten çok başarılı bir koreografi eşliğinde kulaklarda yer edecek derecede güzel namelerle süslü bir performanstı.

Ama şimdi "Su", "Seyahatname", Journeys Of A Dervish", "Nar", "Sufi Dreams" ve en son "Nefes" adlı albümleriyle bizi apayrı tadlara ulaştıran bu sanatçının yeni albümü 800'e. Albüm Mevlana'nın doğumunun 800. yılına adanmış ve adı da oradan geliyor. Kapak çok güzel dizayn edilmiş ve içinde "Bencileyin Ark'ın" tarafından Hz. Mevlana'ya yazılmış güzel de bir mektup var. Dede tarafından Mevlevi olan ancak inançla realist ve Darwinist olması sebebiyle pek ilgisi bulunmayan beni dahi gerçekten etkiledi bu yaklaşım. Alakasız da olsa bana göre gelmiş geçmiş en önemli erkek vokallerden olan Nusrat Fateh Ali Khan sevmesine de memnun oldum albüm kapağında belirtmiş olduğu üzere.

Albüm şu ana kadar geniş bir kesim tarafından popülist olarak nitelendirildi. Bunun bir sebebi albümde bugüne kadar diğer albümlerinde karşımıza çıkmamış olan Ceza ve Yıldız Tilbe vokalleri. Hani o açıdan haklı olunabilir fakat bence müzikal açıdan genelde hiç de öyle bir izlenim vermemiş Mercan Dede. Albümün açılış parçası "800"'ü vokali silip dinlesem anca bu kadar etkilenebilirim. Ceza'nın yazmış olduğu sözler ise albümün aidiyetine tamamen uyuyor. Trompetler bana biraz ilginç geldi sadece parça boyunca. Onun haricinde her haliyle yakışmış parça. Ama arkasından bir "Yol Geçen Hanı" geliyor ki kulaklara şenlik.

Albüm içerisinde "Mercanistan" bana fazlasıyla Balkan havası geldi ve pek albüme oturtamadım açıkçası. Hani diğer parçalardan fersah fersah ayrı bir kulvarda. Benzeri "Güneş Doğudan Doğar"'da var aslında ama tablaya olan saygımdan dolayı eleştiremiyorum burada. Yine de Nusrat Fateh Ali Khan vokali her an gelebilir diye bekliyor insan. Son olarak da "Tutsak" işin bir nebze hafif yönünde kalıyor. Özellikle Mercan Dede'nin yaptığı müzikal açıdan yoğun parçalar düşünüldüğünde. Misket havası ne alaka? Arkasından gelen Ceza ve parçaya kafası güzelmişcesine vokal yapan Yıldız Tilbe de cabası.

Her şeye rağmen sonuç olarak genelinde beğendiğim bir albüm. Evet diğer Mercan Dede albümleri gibi Sufizm üzerine konulu bir mantaliteyle yerleştirilmemiş tüm parçalar ama onları birazcık kenara ittiğimizde karşımıza yine bildiğimiz o güzel çalışmalar çıkıyor. Tek umudum yine o benzer albümlerden birini bize sunması. O ana kadar bu albümü alıp dinlemenizi tavsiye ediyorum.

MP3: Mercan Dede - 800
MP3: Mercan Dede - Yol Geçen Hanı


Mercan Dede'nin resmi sitesi
Mercan Dede @ MySpace
Albümü satın almak için

23.1.08

Ringo Starr - Liverpool 8 (EMI, 2008)

Ringo Starr yıldızı yeni parlayan bir genç yetenek. Tabii tabii. Babam da öyle diyordu. Richard Starkey bu adı aldığında Beatles'ın sempatik bateristi görevini başarıyla icra ediyordu. Liverpool'lu olması, albümün adında Liverpool geçmesi ve Liverpool taraftarı olmam albümü incelerken zerre kadar etki etmeyecek bunu da söyleyeyim. Edebilir de. Varsın etsin.

Ringo Starr aslında Beatles'ın ilk bateristi değil. Grup ilke olarak Pete Best ile yola başladı ama daha sonra Best'in yerine Ringo Starr geçti. Böylece yükselişi de başlamış oldu. Bunun yanında kendi yükselişiyle birlikte Beatles'ın bu günlere gelmesinde de önemli bir payı var. Gruba girdikten sonra müzik yaklaşımlarını önemli ölçüde etkiledi ve bateristlere farklı bir gözle bakılmasını sağladı.

Beatles dağıldıktan sonra derhal solo albüm çalışmalarına başladı ve bugün karşımıza 14. albümüyle çıktı. Albüm aslında 6-7 ay önce çıkacaktı ama prodüktör Mark Hudson ile Ringo Starr arasındaki bir anlaşmazlıktan dolayı albüm tekrar Dave Stewart ile birlikte düzenlendi.

Albüm Ringo Starr'ın sevdiği her şeyi barındırıyor. Yeri geldiğinde Beatles'ı hatırlatıyor, bazen heyecanlanıyor, bazen neşesini alıyor. Albümün Liverpool'a adanması ise belirli bir özlem göstergesi. İlk parça "Liverpool 8"'te ise bunu açıkça anlatıyor. Neden şehirden ayrıldığı, kaderini takip ettiğini ve asla onu sırt üstü bırakmadığını.

Albümde "For Love" ve "Tuff Love" misali 1960 ve 1970'lerin etkisinin hissedildiği parçaların yanında "Think About You" gibi Blues'dan etkilenen çalışmalar var. Bir de "Now That She's Gone Away" gibi arada kalanlar var. Unutmadan Beegees ve Beach Boys türevi "Give It A Try" da var burada ama yine eski hissiyatını taşıyor.

Albümdeki parçalar kendi içlerinde ciddi anlamda başarılı. Açıkçası Paul McCartney'in albümünden çok daha beğendim. Çalışmaların üzerinde dikkatle durulmuş ve hepsinde beğendiğim noktalar var. 2008'e daha çok başında böyle bir albümle başlamak bir anda umutlandırdı beni. Mutlaka dinleyin.

MP3: Ringo Starr - Liverpool 8
MP3: Ringo Starr - Give It A Try

Ringo Starr'ın resmi sitesi
Albümü satın almak için

21.1.08

Geiom - Island Noise (Berkane Sol, 2007)

Dubstep'in dünyayı sarmaya başladığı şu güzide günlerde Burial'ın albümünün biraz gölgesinde kalan ancak kalite açısından çok yüksek mertebede bir albümle karşı karşıyayız. Albümün arkasındaki şahsiyet adını da saklamıyor Burial gibi. Sözü geçen kişi Kamal Joory veya daha çok bilinen adıyla Geiom.

1999'da City Centre Offices'da başladığı profesyonel müzik hayatına 2001-2006 arası başka bir işle uğraşması sebebiyle ara veren ama daha sonra içindeki sesin gücüne boyun eğip müziğe dönen Geiom kendi kurduğu Berkane Sol adlı plak şirketinden çalışmalarını yayınlamaya başladı. Elbette baştaki deneysel ve Leftfield yaklaşımından tamamen Dubstep'e dönerek.

Albüme gelince Burial benzeri Dubstep'e deneysel bir yaklaşım albümün her noktasında var ancak çok başarılı bir şekilde kotarılmış çalışmalar. Melodiler vuruşların üzerine başarıyla yerleştirilmiş, bir bütün halinde incelendiğinde çok zevk veriyor.

Albümün genelinde çok başarılı parçalar var ama albümün kalitesini en iyi açıklayanlar "Canopy Desire" ve daha da önemlisi "Hydropine". Hayranlıkla dinledim bu iki çalışmayı. Bunların yanında albümde sadece "Futurerustic" adlı çalışma beklentilerimin altında kaldı. Biraz Ambient Trance havasıyla karıştırmış ama işin özünde deneysel bir bakış açısı olduğundan bunu da hoş görmek gerekir.

MP3: Geiom - Island Noise
MP3: Geiom - Hydropine

Geiom @ MySpace
Albümü satın almak için

19.1.08

Radiohead - In Rainbows (Bonus Disc) (XL, 2007)

Equinox Müzik sağolsun albümlerimiz de geldi sonunda elimize. Hala gidip rica minnet ayırttığım albümümü alamadım henüz ama arkadaşımın Disc Box'ına bir süreliğine el koydum. Ayrıca Harun İzer'e de buradan teşekkür etmek istiyorum taa Amsterdam'lardan beni düşünüp albümü plak olarak da alacağı (hala almadıysa) için.

Neyse bunca gazdan sonra konumuza dönelim. Albümün edindiğimiz kısmını incelemiştik, şimdi yeni elimize geçen Bonus Disc bölümüne de el atalım. Ayrıca ufak bir sürpriz olarak da "Jigsaw Falling Into Place"'in plağından da bir parça örneğimiz var.

Muhteşem bir albümle beraber gelen bu ikinci albümcük için söylenmesi gereken söz tamamen Radiohead hayranlarına yönelik olduğu. Buradaki parçalardan bazılarını zaten Bootleg'lerden, Youtube videolarından vs. biliyoruz ama bir de albümde dinleme şansı buluyoruz. The Killers'ın "Shadow"'u misali B-Side, Bootleg ve birkaç yeni parça karışımı.

Albüm tarz açısından albümden farklı. Şimdi incelemeye başlayalım. Ama şimdiden söylüyorum MK1 ve MK2'yi atlıyorum toplamları 2 dakika etmediğinden.

Down Is the New Up - Burada Prince'liğe soyunan bir Thom Yorke vokali var. Dünyaya hakim olmasını sağlayan kendi tarzından bir nebze de olsa uzaklaşıp bu denemeye girmesi cesaret işi. Piyano oldukça endişeli notalarda geziniyor dinlerken ayırırsak bir kenara. Bateri yumuşak ve aksak vuruşlarla piyanonun endişesini azaltmaya çalışıyor. Yaylılar ise zevk katıyor desem yeridir.

Go Slowly - Doğrudan meditasyona girme yolu mu desem yoksa Nirvana'ya kestirmeden ulaşma imkanı sağlıyor mu desem bilemedim. Gitarda Hisato Higuchi var sandım bir an. Thom Yorke'un vokali girdiğinde masalsı notalar anlam kazanıyor. Ruhum dindi. Çok güzeldi.

Last Flowers To The Hospital - Akustik hayal dünyamıza aynen devam ediyoruz. Bu parçayı bugüne kadar diğer albümlerinden niye esirgemişler anlayamadım. Çok güzel. Yumuşacık melodilerin üzerine biraz asi bir vokal yaklaşımı var Thom Yorke'ta. Parça nadiren "Paranoid Android"'i andırdı koro bölümlerinde. Boşuna beğenmemişim.

Up On The Ladder - Elektro gitara döndük artık. Biraz endüstriyel bir havada. Uzun zamandır bahsi geçen bir parçaydı kendisi ayrıca. Hani Synth'ler girse Dave Gahan vokali bekleyecektim az daha. Oldukça farklı temelde bir çalışma. İnceden de bir Folk havası var gitarda. Ben de neye benzeteceğimi şaşırdım galiba.

Bangers And Mash - Aniden şimşek gibi çakıyor parça albümde. Ne olduğumu şaşırdım. Hafif Funk Rock ve Punk Rock karışımı edası var. Gerçekten Radiohead'den beklediklerimin dışında. Bateri agresif bir şekilde saldırırken gitarlar ön ve arka melodilerde aynı hızda destekliyorlar. Parça içinde keskin iniş çıkışlar var ve dinledikçe daha çok beğenecekmişim gibi bir his edindim.

4 Minute Warning - Onca enerjiden sonra bir anda albümün genelindeki dinginliğe geri dönüyoruz. Rüya misali bir melodiyle bizi kapsıyor. Zil ve melodi biraz zıt işliyor. Biri uyuturken diğeri uyandırmaya çalışıyor gibi bahsi geçen kötü rüyadan. Rüyamızın kahramanı ise kötü rüyada kurban rolünü oynayan masum Thom Yorke vokalde tüm bunları birebir yansıtıyor.

MP3: Radiohead - Last Flowers To The Hospital
MP3: Radiohead - Jigsaw Falling Into Place (Live)

Bonus Disc'i satın almak için tüm pakedi almak gerekiyor ve buradan buyurun
Albümün kendisini satın almak için

16.1.08

LCD Soundsystem - A Bunch Of Stuff (Digital Release) (DFA, 2007)

Chk Chk Chk'ten sonra aynı hızla devam etmek amacıyla LCD Soundsystem'a geçiyoruz. Bu geçişte karşımıza albümdeki 5 parçaya yapılmış toplam 6 düzenleme/yorum çıkıyor. James Murphy ise bizi şaşırtmaya devam ediyor. Yine karşımızda dijital ortamda yayınlanan bir plak var ve tüm enerjisiyle ortalığı yıkıyor.

Plakta Franz Ferdinand, Carl Craig ve Soulwax gibi dinlemekten zevk aldığımız isimlerin imzaları var LCD Soundsystem'ın parçaları üzerinde. Ciddi anlamda güzel imzalar hem de bunlar.

Plak "All My Friends (Franz Ferdinand Version)" ile açılıyor ve parçanın temeline bağlı kalmak kaydıyla güzel bir yorum çıkmış parçaya. Biraz daha Indie mantalitesi eklenmiş elbette. Ancak bunun yanında bu yorumun kısa zamanda ne denli ünlendiği düşünülürse başarısı anlaşılır. Arkasından "Get Inccocuous! (Soulwax Remix)" geliyor ve daha elektronik bir yapıyla enerjiyi bir üst kademeye taşıyor. Electro House modunda güçlü synth'lerle kolonların hakkını veriyor. Geldik Detroit Techno'sunun üstadlarından Carl Craig'in yaptıklarına. "Sound Of Silver (C2 Remix Rev 3)" doğrudan endüstriyel havasıyla sarıyor. Elbette Murphy'nin standartları düşünüldüğünde çok farklı bir yapısı var ama Detroit Techno'sunu sevenler için çok güzel bir çalışma.

"Us V Them (Any Color U Like Remix By Windsurf)" daha farklı bir moda giriyor de Deep House yapısıyla tüm enerjimi tüketiyor. Açıkçası çok sıradan, prodüksiyon açısından herhangi bir özellik de ifşa etmiyor. "Time To Get Away (Gucci Soundsystem Remix)" bizi havamıza yeniden sokmaya yetip de artıyor. New York'a dönüyoruz sayelerinde ve her noktada bunu hissettiriyorlar. Funk'a ciddi ağırlık vermişler parçanın yapısında. Daha sonradan bir ara Techno'ya da dönüyorlar. Farklı türlerde dolanarak güzel bir düzenleme yapmışlar. Son parça ise "Us V Them (Live On KCRW's Morning Becomes Eclectic)". Bu canlı performans gerçekten LCD Soundsystem'ın konserlerinin neden izlenmesi gereken müzikal bir şölen olduğu konusunda her fikri sağlıyor dinleyene.

MP3: LCD Soundsystem - All My Friends (Franz Ferdinand Version)

LCD Soundsystem'ın resmi sitesi
LCD Soundsystem @ MySpace
Plağı satın almak için

13.1.08

Chk Chk Chk - Yadnus (Digital Release) (Warp, 2007)

İş gezisi sebebiyle verdiğim ufak bir aradan sonra şöyle eğlenceli bir giriş yapayım dedim ve akabinde ne zamandır incelemeyi düşündüğüm bir plakla açılışı yapalım. Bu plak hayranı olduğumu zaten açıkça vurguladığım !!!'e (Chk Chk Chk) ait.

Plağa adını !!!'in yılın en iyi albümleri listesinde yer alan "Myth Takes" albümündeki şahane "Yadnus" parçası vermiş. Adını vermiş ama plakta sadece 1 adet düzenlemesi var. Diğer düzenlemeler "Heart Of Hearts" ve "Must Be The Moon"'a yapılmış. Bir bakıma albümün en dikkat çeken parçalarına yapılan düzenlemeleri toplamışlar. "Bend Over Beethoven"'ı atladıkları için teessüflerimi ilettim kendilerine zaten.

Gelelim plağa. Aslında yarım saattir plak diyorum ama bu önce dijital ortamda yayınlanan, sonra da CD olarak satılan bir plak. Reçinesiz anlaşılacağı üzere. "Yadnus"'un Radio Edit'i dışında düzenlemeler bulunuyor.

"Yadnus (Still Going To The Roadhouse Mix)" parçayı biraz daha Disko'ya ve Funk'a döndürmüş. Başarılı olduğunu rahatça söyleyebilirim. "Heart Of Hearts (Dj Kaos Hoh Extend)" olayı biraz daha Funky House modeline dönüştürmüş. E haliyle çok randıman alamadı bu Punk Rock bekleyen deli gönül. Ama arkasından gelen ve bu albümden çıkan ilk plakta yayınlanan, incelediğim "Must Be The Moon (Emperor Machine Dub Mix)" gelince her şey değişiyor. Alabildiğine Disko, Punk, Rock ne ararsan. Oh. Camı açıp Ortaköy'e dinletesim var ama hava soğuk. Plağın kapanışını "Heart Of Hearts (Scottie B Remix)" yapıyor. Önce hafif DnB geliyor izlenimi verdikten sonra Electro House'a yerleşiyor. Hemen ardından DnB nidaları geri geliyor. Gidip geliyor anlaşılacağı üzere.

MP3: !!! (Chk Chk Chk) - Yadnus (Still Going To The Roadhouse Mix)

!!! resmi sitesi
!!! @ MySpace
Plağı satın almak için

7.1.08

Ricardo Villalobos - Sei Es Drum (Sei Es Drum, 2007)

Ricardo Villalobos ile aramın uzun bir süredir açık olduğunu söyleyebilirim. Kendisinin gittikçe Minimalizmin kimine göre deneysel yönüne adım atması ve benim açımdan eski dönemini aratan açlışmalar yapması bunun temel sebebi. O deneysellik bana Minimalist Ambient gibi geldiğinden de olabilir bu. Artık Minimalizmle alakası da sorgulayasım var açıkçası. Yeteneği burada tartışma konusu değil, ekleyeyim. Yeteneğini zaten fazlasıyla kanıtladı, olay da bu zaten.

Ricardo Villalobos kurduğu taze plak şirketi Sei Es Drum'dan plak şirketinin adını taşıyan bir albüm çıkardı. Albümdeki dört parça Fabric Live serisinin 36. ayağında Ricardo Villalobos'un Mixlemesiyle zaten karşımıza çıkmıştı. Bu Mix'te sadece kendi parçalarını kullanmıştı Minimalizmin prensi. Bu iki albümde Ricardo'nun yanında iki isim var, Andrew Gillings (Adruic & Japan adlı parçada) ve Patrick Ense (Fizpatrick adlı parçada). Haklarında hiçbir bilgim olmadığı gibi başka çalışmaları da yok. Patrick, Richie'nin turları sırasında teknik ekipmanından sorumlu kişi. Andrew ise kim valla bilmiyorum. Google da yardımcı olamadı.

Gelelim albüme. İlk parça "Andruic & Japan"'de bahsedilen deneysel Minimalizm var. Kodo da yer alıyor ses kesitleri ile. Hani anlayamayız diye bayan vokal "Kodo, Kodo" diye bağırıyor sağolsun. Parça 9. dakikadan sonra benim beklentilerime yaklaşıyor ama Ricardo beklentilerimi ne yapsın tabii. Kafalarına göre takılmışlar. "Fizpatrick" ise uzun bir girizgaha sahip. Girizgah dediğim parça boyunca devam ediyor. Sıradanlık harici pek bir şey yok. Geldik 3. parça "Primer Encuentro Latino-Americano"'ya. Güney Amerika hissiyatıyla yüklü Minimalizm çalışması. Vokalin yarattığı hava bir süre sonra parçanın uzunluğu ve tekrarların yoğunluğu sebebiyle sıkmaya başlıyor. Alttaki yapı ise parça boyunca aynı neredeyse. "Druic" ile Almanya'ya dönüş yaşıyoruz hem süre hem de yapı olarak. Parçada senfonik dokunuşlar var yaylılar sayesinde. Müzikal açıdan çeşitleme çok güzel. Ancak değişimlerin çok uzun zamana yayılması biraz yoruyor. "Samasai" Japonca vokaller hariç "Fizpatrick"'ten çok farklı değil yapısal anlamda. Daraldım. Daha önce Ricardo'nun setinden kesilerek İnternet'te yayılan "Baila Sin Petit"'i vokalsiz belki beğenebilirdim. Acaba enstrümental versiyonu çıkar mı merak ediyorum. Ama bu halleyken daraldım. Albümün son çalışması "Farenzer House"'a artık umutsuz giriyorum. Yine muhteşem istikrarlı bir tekdüzelik var.

Göründüğü kadarıyla Ricardo Villalobos ile aramız halen bir sür daha düzelmeyecek. Artık ben mi anlayamıyorum onun müziğini, kapasitem mi yetmiyor bilemiyorum ama kesinlikle beğenmedim orasını biliyorum. Yılın hayal kırıklıklarına koymayı düşünürdüm eğer önceden inceleseydim ama yine de 2 senedir böyle olduğundan pek hayal kırıklığı da kalmadı artık. MySpace'inde bile "808 The Bass Queen" ve "Easy Lee" var Ricardo yaa. Nerede o günler? Nerede "Dexter"? Aaaah ah.

MP3: Ricardo Villalobos - Primer Encuentro Latino-Americano

Ricardo Villalobos @ MySpace
Albümü (3x12") satın almak için

4.1.08

Thom Yorke - The Eraser Remixes I, II, III (XL, 2008)

Proodos'ta geçen sene 10 kişinin oylarıyla 2006'nın en iyi albümü seçilen The Eraser'ın şimdi de düzenlemeleri karşımıza çıktı. Dijital ortamda albümden 2 parça Aralık ayının ortasında yayınlanmıştı. Geri kalanı da promo olarak dağıtıldı XL Recordings tarafından ve bu arada Boomkat'tan da satışa sunuldu. Çok yakında yine albümün internet sitesinden dinleyicilere kısa süreli birkaç parçanın sunulacağı bilgisi var. Thom Yorke bedava olayına bir hayli alıştı.

Thom Yorke bu düzenlemelerle alakalı olarak "The Eraser'ı dinleyen herkes için düzenlemelerin geleceğini (yayınlanacağını) söyleyebilirim. Evet. Heyecanlandım. İyice dinledim. Gerçekten çok uçuk şeyler var. Yakında karşınıza çıkabilir. Sonunda. Sadece tadımlık. Ve sonra yok olacak."

Düzenlemelerden paylaşıma sunulan 2 tanesi çoktan tedavülden kalktı. 1 haftalığına sitede yer aldılar sadece. Ama şimdi tüm düzenlemeleri inceleme şansını kullanacağım. Bu arada düzenlemeler 3 plak halinde Ocak ayının 21'inden başlayarak 1'er hafta arayla XL tarafından satışa sunulacak. Ilgilenenlere duyurulur.

1. plakta son dönemin yıldız isimlerinden Burial'ın, Modeselektor'ın ve Thom Yorke'un "The World Is Gone" plağını duyduktan sonra tutulduğu Various Production'ın düzenlemeleri var. Bana göre Modeselektor'ün düzenlemesi açık ara birinci. Burial'ın "And It Rained All Night" düzenlemesi Dubstep benzeri bir havada haliyle ama Burial'ın albümlerindeki havasını yansıtan bir sis ve melankoli perdesiyle süslü. Modeselektor'a geldiğimizde "Skip Divided"'da Beat havası sarıyor dört bir yanı. Aksak ritm ve güzel tokluktaki vuruşlar zevk katmış. Various Production'ın "Analyse" düzenlemesine geldiğimizde IDM sarıyor dört bir yanı. Ses kesitlerinin güzel kullanımı sebebiyle oldukça güzel bir hale geliyor çalışma.

MP3: Thom Yorke - Skip Divided (Modeselektor Remix)

2. plakta Four tet'ten bir, Cristian Vogel'den iki düzenleme var. Four Tet'in "Atoms For Peace" düzenlemesi uzun zamandır bekleniyordu ve beklendiği kadar da var. Muhteşem bir çalışma. Hayranlıkla dinliyorum. Minik dokunuşlarla parçayı çok güzel bezemiş. Cristian Vogel'in ilk "Black Swan" düzenlemesi Vogel'in tarzından oldukça uzak ama parçanın yapısının korunduğu güzel bir çalışma olmuş. Diğer düzenlemede ise kendini bulmuşa benziyor Vogel paşamız. Vuruşlar güçleniyor.

MP3: Thom Yorke - Atoms For Peace (Four Tet Remix)

3. Plakta karşımızda The Bug'ın "Harrowdown Hill" düzenlemesi geliyor, hem de tüm endamıyla. Hani Ripperton'ın yaptığı düzenlemeyle eşdeğer diyecek kadar beğendim. Surgeon'un "The Clock" düzenlemesi ise Detroit'te doğmadığıma pişman edercesine. Çok güzel. İlk iki parça beni benden aldı ki daha The Field var. Ve sonunda geldik The Field'ın "Cymbal Rush" düzenlemesine. Atmosferik bir yapıda parçaya çok bir şey katmadan ve çıkarmadan kendi kafasına göre takılmış bir düzenleme. Diğer iki parçanın yanında sırıtmış inceden. Ama parçanın orjinali güzel olduğu için oradan da yırtmış gibi. Çözemedim.

MP3: Thom Yorke - Cymbal Rush (The Field Late Night Essen & Trinken Remix)

The Eraser'ın resmi sitesi
The Eraser @ MySpace
Dijital plakları satın almak için:

Eraser Remixes I
Eraser Remixes II
Eraser Remixes III