8.10.08

Antony & The Johnsons - Another World (Secretly Canadian, 2008)

Caz festivalinde ülkemize konuk olan bir isimden bahsetme zamanı. Aslında sürekli Antony'den bahsedildiği için bir nebze olayın "The Johnsons" tarafına haksızlık oluyor gibime geliyor ama benzerini Ben Harper, Stephen Malkmus ve hatta Bob Marley örneklerinde yaptığımızdan artık alışageldik.

Antony Hegarty 1971 doğumlu ve teatral yoruma sahip bir İngiliz. Vokalindeki farklı tını ona milyonlarca hayran kazandırdı. Bunun yanında başarılı söz yazımı da buna etken. 2005'ten bu yana bu projeyle sessizliğini korumuştu. Arada Bir Bob Dylan filminin müzikleri için mikrofon başına geçti, bir de Hercules & Love Affair adlı grubun vokallerini yapmak için. Ama sonradan turnelerinde yer almadı, üzdü. Velhasıl geldik bugüne ve Anthony yine karşımıza çıktı. Bu sefer albüm öncesi bir plakla.

Plağı genel bakış açısıyla değerlendirecek olursak sözlerden anlayacağımız üzere Antony dünyevi güzelliklerden ve en temeli doğadan fazlasıyla etkilendiği bir dönemde. Tüm bu duyguları da Senfonik Rock'la birleştirip bize sunmuş. Vokal yönünden zaten eleştirilecek bir şey yok, eleştirirsem taş çarpar. Müzikal anlamda ise her zamanki gibi sesine uygun şekilde gayet dingin ve ruhani bir yapı var parçalarda.

Dikkatimi çeken ufak bir nokta "Crackagen" ve "Shake That Devil" parçalarında Caza ciddi anlamda yaklaşması. Hatta olay dirsek temasından da öteye gidiyor. Baterinin de yapısını olaya katarsak bir hayli New Orleans havası var diyebilirim. İlginç geldi. Aslında kendisinden bu yönde de bir proje görsem hayır demem gibime geliyor. Elbette vokal olarak bir nebze ağır tonda kalıyor ama bu kadar yetenekli bir vokal için böyle ayarlamalar sorun olmasa gerek.

Bunun yanında plağa adını veren "Another World"'ün haricinde "Sing For Me" ve "Hope Mountain" var ve üçü de klasikleşen tondan gidiyor. Antony & The Johnsons'ı sevenler için ideal bir girizgah olmuş albümden önce. Zevkle dinleyiniz efenim.


Antony & The Johnsons'ın resmi sitesi
Antony & The Johnsons @ MySpace
Plağı satın almak için

6.10.08

Move D & Pete Namlook XVI - Travelling The Silk Route (Fax, 2008)

Bunca şeyi takip etmeye çalışırken yaklaşık 3 aylık bir süreyle nasıl oldu da bilemeden atladığım ve hayranı olduğum bir ikili var şimdi, Move D ve Pete Namlook. Ambient ve Minimalizm konusunda yeteneklerini haddinden fazla kanıtlamış iki kişi. Peter Kuhlmann (Pete Namlook)'ın Fax plak şirketinden çıkardıkları serinin 16.sı geldi Mayıs Ayında.

Bu ikilinin çalışmalarını takip edenler, serinin çoğu albümünün çok başarılı olduğunu fark etmişlerdir. Her zaman farklı öğeleri temel tarzlarının içine katan, bunun yanında Ortadoğu müziklerini de mutlaka içlerinde öğe olarak barındıran çalışmalar yapıyorlar. Daha önce Pete Namlook'la yaptığım röportajda da öğrendiğim üzere tüm albümler canlı olarak kaydediliyor. Daha sonra da Namlook tarafından editlenip bize ulaşıyor. Sırf bu yüzden bile saygım artıyor.

Albümün adı zaten doğrudan içerdiği müzik açısından bilgiler veriyor. Öncelikle mistisizm barındıran bir tarzları olduğundan İpek Yolu serüveni de doğrudan oryantal öğeler barındırıyor. Bunun yanında bazı noktalarda Minimalizm, bazı noktalarda Ambient yoğunlaşıyor, bazen ayırt etmek bile güçleşiyor.

Albümde 4 parça var ama hiçbirinin adı yok, yine klasik olarak numaralandırılmış Romen rakamlarıyla. I'de uzun bir mistik girişten sonra elektronik öğeler vuruşlarla tam anlamıyla yerini alıyor. II'de ise Füzyon Caz da karşımıza çıkıyor ve açıkçası beni bir hayli şaşırtıyor. Bu ikilinin çok yer verdiği ya da kompozisyonlarına kattığı bir tarz değil. III ve IV'te ise tamamen geniş melodilerin oluşturduğu destansı bir yapı var. Bu gerçekten ikiliden dinlemeye alıştığımız tarzın tam karşılığı.

Ufak değişimler olsa da yine dinlendiren, Ambient'ın tadına varmamızı sağlayan bir albüm olmuş ikiliden. Sevenleri için tekrardan güzel bir 50 dakikalık serüven sunuyorlar. Bu arada serinin devamı "There!" adlı albüm de 15 Eylül'de piyasaya çıkıyor.

MP3: Move D & Pete Namlook XVI - Travelling The Silk Road II

Pete Namlook ve Fax'ın resmi sitesi
Pete Namlook @ MySpace
Move D @ MySpace
Albümü satın almak için

26.9.08

Metallica - Death Magnetic (Warner, 2008)

Yaklaşık 9 yıllık bir gecikmeyle tanışmıştım 1990 yılında Metallica'yla bir abimin elime kasetlerini tutuşturmasıyla okul servisinde. Walkman'de Pink Floyd dinliyordum ve Onur abi "Onu sonra dinlersin, al bunu dinle" diye uzatmıştı "...And Justice For All"'un kasedini. Kasedi ertesi gün geri vermiştim çünkü o akşam Yeşilköy'de inip 4 albümün kasedini de almıştım. Vay be dediğimi bile hatırlıyorum. O noktadan itibaren ailemde de gözle görülen değişimler olmuştu. Bu değişimi anlamam ise Apocalyptica'nın Metallica'nın parçalarını 4 çelloyla yorumladığı ilk albümleriyle oldu. Annem odama gelip "Böylesi daha güzel olmuş" dedi ve çıktı geri. Şaşırmak buna denir.

Metallica'ya o gün de hayrandım, hala da hayranım. Değişim meğişim kime ne. 1990'dan bu yana ben ne kadar değiştim, adamlar da değişebilirdi. Sonuçta grup onların. Amma velakin insan elbette bu kadar beğendiği gruptan yine benzer tınıda şeyler duymak istiyor. Araya birkaç albüm ve bir hayli yıl koyduktan sonra kocayan Metallica bize "Alın da susun" dedikleri bir albüm verdiler. Şimdi kimi, "E niye bu kadar ara verdiniz o zaman o abuk şeyleri dinletirken" diyecek, kimi de "Yahu yeni Metallica daha yumuştu, güzeldi be" diyecek. Bitmez bu geyikler. Önemli olan sonuç.

Öncelikle Warner'a laflar hazırladım. Albümün Deluxe plak versiyonu 120 dolar mı olur kardeşim. Ayıp. Tamam limitli sayıda falan ama yok deve. R.E.M.'i 40 Euro'ya aldım. Biz de maaşlı adamız yani. Neyse.

Metallica Jason Newsted'in ayrılışından sonra 2. albümünü yayınlıyor. Arada kaynayan ama buna rağmen 30 ülkede 1 numaraya fırlayan "St. Anger"'dan sonra ilk dinlediğimde sarıldım bu albüme. 5 yıl geçmiş, Robert Trujillo gruba tam anlamıyla uyum sağlamıştı. Bunu geçen sene Rock Werchter'de "Sick Of It All" turnesi kapsamında rahatça görmüştüm her ne kadar "For Whom The Bell Tolls"'da Newsted'e oranla daha zayıf kaldıysa da.

Albüm geçmişe dönüşü işaret ediyor. Bunu artık söylemeye fazla gerek yok. İlk defa ben demiyorum. Sittin yerde incelendi bu ana kadar. Ancak tüm bunların Bob Rock olmadan yaşanması ilginç. Kimine göre prodüktör Bob Rock onları bu hale getirdi "Black" albümünden başlayarak.

Albüm hakkında en baştan olumsuz bir şey söyleyeceğim. "Unforgiven III". Sırf adı yüzünden ısınamadım parçaya. Hayır parçanın kendisi de öyle çok ahım şahım değil ama ismi daha da vahimleştiriyor durumu.

Gelelim albümün gerisine. Süper! "That Was Just Your Life"'tan başlayan Thrash Metal bazı noktalarda Robert Trujillo'nun da gazıyla Rage Against The Machine moduna bile giriyor "The End Of The Line"'ın girişinde olduğu gibi. Kirk Hammett'ın "St. Anger"'da ara verdiği süpersonik gitar sololarının da geri gelmiş olması albümü apayrı çekici yapmış. "Broken, Beat & Scarred"'da güneş gibi parlıyor her notası. Daha da etkileyicisi ise "All Nightmare Long"'da çıkıyor karşımıza.

James Hetfield'ın artık vokalist olarak muhteşem performanslarını bir yana koyarsak ritm gitarda güzel işlere imza atmış. Her adımını güçlü atmaya dikkat etmiş albüm boyunca. Nefes aldırmak istemediği bir hayli ortada. "Ölmedim, işte buradayım!" dercesine saldırıyor her imkanı olan noktada.

Bir söz de Lars Ulrich'e. Herkesin bildiği üzere kendine deliler gibi bakan, sürekli antreman yapan Ulrich albümün başından sonuna ritmi ayarlıyor ve hiç çekinmeden her yere imzasını atıyor.

Şöyleydi de böyleydi de. Metallica'yı seven zaten albümü dinleyecektir. Sevmeyen de bu saatten sonra eğer 10 yaşında değilse sevmez. Fazla lafa gerek yok. Dinleyin, beğenirseniz düşünmeden alın. Önümüzdeki hafta gidip alacağım plağını.

MP3: Metallica - The End Of The Line
MP3: Metallica - Broken, Beat & Scarred

Metallica'nın resmi sitesi
Metallica @ MySpace
Albümü satın almak için
Plağı satın almak için

24.9.08

T. Raumschmiere - I Tank U (Shitkatapult, 2008)

Shitkatapult plak şirketinin sahibi Marco Haas'ın Elektronik müzik sahnesinde farklı ve güçlü bir şekilde yerini almasını sağlayan projesi T. Raumschmiere'den yeni albümü çıkıyor.

Eletronik müziğin Endüstriyel ve Rock türleriyle kesiştiği bir noktayı kendine hedef seçen ve biraz da anarşist bir ruha bürünen T. Raumschmiere projesi 2000 yılında ilk çalışmalarını sergilediğinden sonra 2006 yılına kadar sürekli çalışmalarıyla söz konusu oldu. Ancak bundan sonra çalışmalarda bir duraksama yaşandı ve bu ancak yeni albümün ve ondan önce de albümden bir parça olan "E"'nin Single olarak yayınlanmasıyla son buldu.

"I Tank U" eskilere göre biraz daha değişim sinyalleri veriyor. Öncelikle albümde distort olmayan vokallerde bolluk var. Bunun yanında Hip Hop yapısı da ağırlığını koymuş. Modeselektor'ün etkisi olarak adlandırabiliriz bunu rahatlıkla. Albüm birçok noktada da NIN'la dirsek temasında.

Eski parçalardan "Musick", "Monstertruckdriver", "Rabaukendisko", "The Game Is Not Over" ve "Radio Blackout"'u düşündüğümüzde bu albümde aradığımızı bulmamız zor görünüyor. Bunlara en yakın çizgideki "E" bir hayli Trance türevi olmuş desek yanlış olmaz. BPM'i biraz artırsak Armin Van Buuren setinde şekilli olarak yerini alır.

Gerisine gelince Endüstriyellik artık en temel noktayı oluşturuyor. "I Tank U", "The Front Row Is Not For The Fragile!!", "Crack A Smile" ve "What Are You Talking About?" bunlara örnek. Onların yanına Big beat denemesi ve Puppet Mastaz vokalli "Animal Territory", saçma sapan "111 Kg DNA" ve doğrudan dans pistlerine açık bir aday niteliğinde "Brenner" var. Unutmadan alternatif Electro Pop modeli "Pedal To The Metal"'ı da es geçmemek lazım.

Albüm uzun bir aradan sonra T. Raumschmiere'nin nereye yöneleceğini bilmemesinden kaynaklanıyor gibime geldi. Tam bir yön belirlememiş, Endüstriyellik temelinde farklı açılımlara yaklaşmış. Açıkçası "Anti" ve "Radio Blackout" albümlerinden sonra kendisinden daha emin bir albüm çıkarmasını dilerdim. Zira onun yaptığı türü birçok kişi kopyalamaya ama hiçbiri onun kadar etkili olamadı. Ama o da en iyi bildiği yoldan sapınca ortaya eskiye nazaran daha zayıf bir albüm çıkmış.

MP3: T. Raumschmiere - I Tank U
MP3: T. Raumschmiere - E

T. Raumschmiere'nin resmi sitesi
T. Raumschmiere @ MySpace
Albümü satın almak için

20.9.08

Metronomy - Nights Out (Because, 2008)

Joseph Mount, projesi Metronomy'den 2. albümünü çıkardı bu ay. Artık tek kişilik değil 3 kişilik bir proje olarak. Daha önce Kate Nash, Foals ve Roots Manuva'ya prodüksiyon yapan bir isim olan Mount, Metronomy projesinden çıkardığı 2. albümle yine bir hayli dikkat toplayacağa benziyor. İyi mi kötü mü, ya da kimin dikkatini toplayacak onu bilemem. Benim olmadığı kesin.

Metronomy'den Misak sayesinde haberim oldu. Daha önce dinlememiştim. Bu sebeple ilk albümüyle karşılaştırma imkanım da yok. Açık açık söyleyeyim. Amma velakin karşılaştırmaya çok gerek yok bence.

Albüm komik. Daha doğrusu komiklik derecesinde kötü. Hani öven birkaç yazı da gördüm. Ama övülecek bir yerini bulamadım. Albümün bazı noktalarında LCD Soundsystem takipçiliği yapmaya çalışmış. Bu parçalar da ortaya albümün en dinlenebilir olmuş. "The End Of You Too" ve "Radio Ladio" buna bir örnek. Daha sonra "My Heart Rate Rapid" gibi Chk Chk Chk benzeri de mevcut.

Ama kendine özgün olmaya çalıştığı yerlerde de ciddi anlamda sınıfta kalmış. "Heartbreaker" basit bir Elektronik menşeili Indie Pop olmuş. Müzikal anlamda elle tutulacak bir yön yok. Bir diğer örnek de Jean Jacques Perrey'in 30 yıl önce yaptığı, bundan daha modernlerini de Hague konseptinin sanatçılarının yaptığı Italo Disco "Back On The Motorway".

Bana göre gayet zaman kaybı bir albüm. Diğer parçalara girmeyeceğim bile. Dinlediğimden ve hiç beğenmediğimden yazmaya gerek dahi görmüyorum. İncelemediğim veya inceleyeceğim albümlere haksızlık olmasın kaybettiğim zaman.

MP3: Metronomy - The End Of You Too
MP3: Metronomy - Back On The Motorway

Metronomy'nin resmi sitesi
Metronomy @ MySpace
Albümü satın almak için (Emin misiniz?)

18.9.08

Muslimgauze - Armsbazzar (Essence Music, 2008)

Elektronik müzikte çığırlar açan farklı bir isim Bryn Jones. O ve Muslimgauze projesi hakkında fi tarihinde bir inceleme de yazmıştım ve hala bu yazı benim için ayrı bir yere sahiptir.

Muslimgauze ne yazık ki bugün aramızda değil. 1999 yılında kan zehirlenmesinden aramızdan ayrıldı. Ancak albüm ve plaklarını yayınladığı 17 yıl boyunca bizlere 200'den fazla eser bırakmayı da bilecek kadar yetenekli ve üretkendi. O öldükten sonra 10'dan fazla albümü yayınlandı. Daha önce yayınlanmış albümleri ise tükendiğinden her sene 5'er 10'ar tekrardan yayına giriyor.

Günümüz elektronik müzik dinleyicilerinden çoğunun bihaber olduğu isimlerden biri. İlk akla gelen özelliği tablayı elektronik müziğe sokan isim olması. Bunun yanında Dub öğelerini ustaca kullanımı, deneysel elektronik müziğe ve böylece genel anlamda elektronik müziğin gelişimine katkıda bulunması ise onu çok önemli yapıyor.

Muslimgauze'un 1994-1997 yılları arasında yaptığı iki albümden birer seçkinin (Hebron Massacre ve Gulf Between Us) yanında yayınlanmamış (Armsbazzar ve Zaffaran) 2 parçayı da içeren albüm bana göre sadece bu yönden bile çok önemli. Ayrıca albümü dinlediğimizde özellikle bu dönemde bile böyle kaliteli işler yapan insanların azlığı dikkati çekiyor (Kederlendiriyor da diyebiliriz).

Albüme adını veren "Armsbazzar"'dan başlayarak albüm boyunca giden bir Dub yapısıyla karşı karşıyayız. Bu aslında Rootsman'in de bir nebze Muslimgauze üzerindeki etkilerinden kaynaklanıyor demek doğru olur. Zira Rootsman'le ortak çalışmaları "City Of Djinn"'den başlayarak Muslimgauze'un bu türe ciddi anlamda sıcak bakmaya başladığı çalışmalarından belliydi.

Albüm 999 tane elle numaralandırılmış CD, 6 tane çizim ve bir posterden oluşan paketlerde satılıyor. Limitli sayıda basılması diğer Muslimgauze çalışmalarından bir hayli alışık olduğumuz bir durum zaten. Albümün Box Set versiyonu ise 149 adet basılmış ve çoktan tükenmiş durumda.

Bence kaçırılmaması gereken bir çalışma. Muslimgauze ile tanışmamış insanlar için artık bir nebze geç de olsa güzel bir fırsat. Nadiren artık Muslimgauze'un bilinmeyen çalışmalarını dinleme imkanı buluyoruz ve hazır bulmuşken tadını çıkarmak gerekiyor. Bu arada eski albümlerinin 300 dolara kadar alıcısı olduğunun da altını çizeyim. Bu henüz 18 dolar.

MP3: Muslimgauze - Armsbazzar
MP3: Muslimgauze - Zaffaran

Muslimgauze'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

16.9.08

CSS - Donkey (Sub Pop, 2008)

Modern dans gruplarının öncülerinden sayılan CSS, Cansei De Ser Sexy geri döndü. Ben oradan oraya gezinirken albüm çıktı, bir hayli konser verdiler, festivallere katıldılar. İncelemek de anca bugüne kaldı.

Yaptıkları müzikte sanat adına fazla bir şey aramamak gerekiyordu ilk albümlerinde. Ama eğlence adına birçok şey bulmak mümkündü. Bir nevi Pop'un tanımı gibi gelse de tarz olarak dansa daha dönüktüler.

Donkey albümünde bu havayı ne kadar korumaya çalışmışlar bilmiyorum. Aslında temel mantalite aynı. Fakat olayın biraz daha sanatsal yönüne kaymak istemişler gibime geldi. Burada da pek güçlü olmadıklarından toslamışlar.

Albüm eğlenceli. Basit olduğu, yani CSS'in güçlü olduğu nokta, gayet güzel de. Fakat dediğim gibi bazı noktalarda kaymalar olmuş. Oralar da şöyle etrafa biraz bakınca zayıf kalıyor bir hayli. Bazı parçalarda bu iki elementi birleştirmeye çalışmışlar. İşte oraları hiç olmamış. İnsanlar gayet memnundu arkasını düşünmeden dans edip eğlenmeye. Hiç gerek yoktu bunu sulandırmaya. Şekil A-1 Kaiser Chiefs. Eblek sözlerle süper idare ediyorlar.

"Jäger Yoga", "Give Up", "Beautiful Song" ve "Move" güçlü olduğu noktalar albümün. Keza "Rat Is Dead" ve "I Fly" bu sapıtanlara örnek olabilir. Başı gayet güzel ama sonradan kendi içinde çatışıyor. CSS'in düşmek üzere olduğu hataya tüm albümle Ladytron düştü. Gereksiz oldu ve sonucu da bir hayli ağırdı. Rezil bir albüm. Umarım CSS bildiği şeyi, güçlü olduğu noktayı zorlamaya devam eder ve daha fazla bulandırmaz suyu.

Not: MP3 linkleri kaldırılmıştır. Hiçbir uyarı göndermeden yazıyı sildirten CSS'in ve Sub Pop'un bir daha albümünü incelemeyeceğim. Belki daha hayırlı olur bu onlar için.

14.9.08

Promocity 1 - August

Yeni bir köşeyi karşılama zamanı. Ne zamandır elime gelen tek ya da iki üç parçalık promoları değerlendirmenin ve kayda değer olanları paylaşmanın bir yolunu arıyordum. Promocity ile bunu karşılamayı umuyorum.

Daha önceden bu köşeyi yapmadığım için elimde olan beğendiğim promoları şimdi biraz daha uzunca bir liste olarak paylaşacağım bu ay. Daha sonrakiler biraz daha ufak olabilir.

MP3: Tim Young Band - Kerouac
MP3: Bakers At Dawn - Endless
MP3: Bakers At Dawn - Hopeful
MP3: Centro-Matic - I, The Kite
MP3: Miracles Of Modern Science - MR2
MP3: South San Gabriel - Trust To Lose

12.9.08

Bloc Party - Intimacy (Wichita, 2008)

1.5 yıl önce "A Weekend In The City" albümleriyle buraya konuk olan Bloc Party yeni albümünü çıkardı. Ziyareti tekrarlamak lazım. Bu sefer karşımıza neler çıkacağı konusunda ise ilk aldığım tepkiler ilginç.

Bloc Party Post-Punk Revival olarak adlandırılan ve The Cure, Joy Division gibi grupların devamı niteliğinde görülen akıma ait. Ancak elektronik öğelerin kullanımı konusunda ciddi bir potansiyel var Rock temelinin yanında.

Geçen sene Rock Werchter'de kendilerini izlediğimde performanslarının beklediğimin de üzerinde olduğunu söylemem gerek. Onlardan daha ünlü olan birçok yeni yetme Indie Rock grubunun fersah fersah üzerindeydiler. Üstelik diğerleri gibi pek Pop yapmamalarına rağmen.

"Intimacy" ile ilgili ilk söyleyebileceğim nokta yaptıkları Rock anlayışındaki Elektronik müzik ağırlığı bir hayli artmış durumda. O derece ki bazı noktalarda ElectroRock yaptıklarını söylemek bile yanlış olmaz. Albümün açılışını yapan "Ares" Chemical Brothers veya Apollo 440 imzası da taşıyabilirdi gayet güzel olarak. Big Beat temelinde ilginç bir çalışma. Kele'nin vokalde Hip Hop esintileri sunması da güzel bir iş. Aynı yoğunlukta olmasa da benzer Big Beat yapısını "Mercury"'de de bulabiliyoruz. İlginçtir ikisi de parlayacak çalışmalar. Ama resmin genelinde doğal olarak Rock var. Zaten arkalarındaki "Halo"'ya geldiğimizde bunu açıkça yüzümüze vuruyorlar. Güzel de bir geri dönüş oluyor.

Albümde dikkati çeken bir nokta grubun tam anlamıyla hangi yola sapacağını kestirememiş olması. Sanki ilk albümle 2. albüm arasında bir adım bu. "A Weekend In The City" bu albüme oranla daha olgundu. Burada ise duruş biraz daha belirsiz. Müzikal açıdan istekleri belirsiz olabilir ama müzikal öğeleri parça parça incelediğimizde hepsinin ne yaptıklarını çok iyi bildikleri belli. İş birleşince belirsizlik çıkıyor ortaya.

"Halo" aslında bunun bir örneği. Yenilikçi iki parçanın arkasında "A Weekend In The City"'nin Bonus parçası gibi duruyor. "Zephyrus", "Biko" ve "Sings"'ı ise henüz bir yere oturtamadım. Belki biraz fazla Thom Yorke dinleyip özendiler ama alışkın olmadıklarından beceremediler. "Trojan Horse", "One Month Off" ise zayıf gelen baterisi ve synth melodisi hariç yine eskilerden kalan bir çalışma.

Albümün rezaleti "Better Than Heaven" adlı Electro Pop olmuş. Hiç olmamış. Arkasından gelen "Ion Square" çok farklı değil ama o kadar kötü değil. Sadece başarısız.

Bloc Party'den ricam (Çok iplerler ya) bir sonraki albüm için daha geniş zamanlı bir stüdyo çalışması yapıp hangi yöne seyredeceklerini kestirmeleri. Çünkü albümde çok güzel parçalar olmasına rağmen iki farklı yöne eğilmeleri karışıklık ve beğeni eksikliği yaratacak.

MP3: Bloc Party - Mercury
MP3: Bloc Party - Trojan Horse

Bloc Party'nin resmi sitesi
Bloc Party @ MySpace
Albümü CD olarak satın almak için Ekim ayını bekleyeceksiniz ama ön sipariş alınıyor, dijital olarak ise hemen alabilirsiniz

10.9.08

Nightmares On Wax - Thought So (Warp, 2008)

DJ Ease aka Geroge Evelyn aka Nightmares On Wax (NOW). Warp Records'ın en gözlerden uzak sanatçısı desem pek de hatalı sayılmam. Oldukça deneyimli olmasına rağmen her zaman örtünün altında kalmayı seven bir müzisyen. İbiza'ya taşınmış olmasının sebeplerinden biri de bu zaten.

1995 yılından bugüne uzanan serüvende Chill Out türünün çizgilerinin yeniden çizilmesine neden olan isimlerin başında geliyor NOW. Halen bu çizgileri zorluyor. Neredeyse yaptığı her parça Hip Hop temellerinde yer alıyor ama en sade haliyle.

Bir önceki albümü "In a Space Outta Sound"'un üzerinden 2 yılın üzerinde zaman geçti ama hala tadı damağımda. O sene 10 kişilik bir oylama sonucunda yaptığım en iyiler listesinde 37. sırada yerini almıştı albüm. Bu albüm listeye girecek mi bu sene bilmiyorum ama yine birkaç iz bırakacağa benzer.

Albüm aslında bir yolculuğu betimliyor. Albüm hazırlıkları sırasında Leeds'den Ibiza'ya taşınma işlemleriyle uğraşan NOW, bu süreç zarfında parçaları hazırladı. Albümde onun Leeds'deki tavrına karşılık İbiza'nın etkisini de görmek mümkün. Bundan sonraki albümünde ise İbiza ruh halini daha çok göreceğiz ve buradaki parçalar sayesinde neler bekleyebileceğimizi de daha iyi görüyoruz tadımlık olarak.

Albümde vokal olarak karşımıza Ricky Ranking, Chyna Brown ve Ella May çıkıyor. Kendi vokaliyle alakası olmayan NOW'ın her zaman başvurduğu konuk vokalistlere alışkınız zaten. Değişen parça havasına uygun vokal seçimini ise başarılı diye adlandırmak en doğrusu.

George Evelyn kötü bir albüm yapmayacak kadar tecrübeli ve yetenekli bir isim. Ayrıca vuruş yapılarındaki üstadlığı ise bunlara ek oluyor. Bu konuda kurduğu plak şirketi Wax On'dan bizlere sunduğu yetenek Guts aka Henry Fabrice ise kendisinden birçok şey öğrendiğini söyledi ve albümündeki başarıda Evelyn'in büyük emeği olduğunu da belirtti. Şu aralar İbiza'da yakın oturmalarına rağmen ilişkileri pek iyi değil. Henry ile son konuştuğumda Wax On'un tutum ve yönetim şeklinden pek hazzetmiyordu.

Albümde büyük anlamda başarı sağlayacak bir parça yok. Ama akılda kalacak ve kendini birkez daha dinletecek parça bol. "Da Feelin", albümden çıkan ilk single "195 Lbs", Leeds döneminden bizlere esen "Be There" ve "Moretime" yer alıyor. Bunun yanında "Pretty Dark" ve Reggae etkili "Still? Yes!" ise albümün geneline oranla bir hayli zayıf kalanlar arasında.

Warp'ın en deneyimli ve eski sanatçısı konumundaki George Evelyn'den ortalığı karıştırmayacak kadar sade bir albüm. Belki bazılarının beklentisini karşılayamayacak kadar sade bile olabilir. Artık yeni bir döneme giren NOW için önce bu albümü özümsemek, sonra da bir sonrakini beklemek gerekiyor. Bakalım İbiza nasıl etki edecek kendisine tam olarak.

MP3: Nightmares On Wax - 195 Lbs
MP3: Nightmares On Wax - Be There

Nightmares On Wax'in resmi sitesi
Nightmares On Wax @ MySpace
Albümü satın almak için

8.9.08

Klaus Schulze & Lisa Gerrard - Farscape (Synthetic Symphony, 2008)

Klaus Schulze'a olan sevgim ve saygımı belirtmeme gerek yok. Her ne kadar onunla röportaj yaptığımda (Buradan bakabilirsiniz) bir nebze yaşlı ve huysuz ihtiyar modeli yaklaşımını gördüysem de müziğin son 40 yılda yaşadığı devinime birebir şahit olmuş ve bunun önemli bir bölümüne etki edebilmiş bir isim. Bunun yanında Lisa Gerrard'a geldiğimizde ise "Dead Can Dance" ile hayran kaldığımız, solo projesiyle de saygımızı her vokal performansıyla sonuna kadar hak etti.

Peki bu ikilinin bir araya gelmesinde önemli olan nokta ne dersek öncelikle Klaus Schulze'un ölümün eşiğinden döndüğü hastalığını atlatarak yeniden stüdyoya girmesi bile başlı başına önem taşıyor. Arkasından bugüne kadar insan seslerini sadece bir müzik enstrümanı olarak kullanmış ve böyle olmasını seven bir ismin Lisa Gerrard gibi bir vokal virtüözü ile çalışması güzel bir deneyimin ilk habercileri.

Müzikal açıdan altyapı gerçekten çok başarılı. Aslında albüm için 300 dakikalık müzik hazırlayan Klaus Schulze'dan da daha azı beklenemezdi. KS bu kadar materyali 2 haftada hazırlamış. Lisa Gerrard ise kayıt için buluştuklarında hayran kalıp 2 gün içinde 150 dakikalık bölümüne vokal yapmış. İki büyük yeteneğin buluşması hızlı ve bereketli sonuç vermiş. Bu da şaşırtmamalı bence. KS'nin kendi tabiriyle, bir albüm hazırlığı uzun sürerse illa ki içinde bazı yanlışlar vardır. İnsan gerçekten üretken olduğunda işler çok hızlı gelişir kendiliğinden.

Destansı yapı albümün tamamında mevcut. Müzik vokale kapıyı açıyor, vokal da o kapıdan giriyor, bizi de sürüklüyor. Synthesizer kullanımı hayranlık uyandıran kalitede. Zaten şu anda Pete Namlook, Move D ve KS söz konusu olduğunda bu noktada herhangi bir şüphe de olmuyor.

Albüm 2 CD'den oluşuyor. 7 parçalık bir ziyafet sunuyor bizlere. Sanki her saniye karşımızda bir resmin darbeleri vuruluyor. Parça bitmeye yakın da resmin tamamlanmış hali tüm güzelliğiyle size betimleniyor. Mutlaka dinleyin. Özellikle seyahat sırasında dinlediğinizde (Ben ilk öyle yaptım) mükemmel bir rahatlama ve mutluluk hissi aşılıyor.

MP3: Klaus Schulze & Lisa Gerrard - Liquid Coincidence 1

Klaus Schulze'un resmi sitesi
Klaus Schulze @ MySpace
Lisa Gerrard'ın resmi sitesi
Lisa Gerrard @ MySpace
Farscape @MySpace
Albümü satın almak için

7.9.08

Ay Tutulması - Ağustos 2008

İş ve özel gezilerimin yoğun olduğu bir aydı Ağustos ve bu yüzden sadece 11 albüm inceleyebildim. Neyse arayı Eylül'de kapatmayı umuyorum. Eylül ayı çok önemli sanatçıların albümlerini yayınladıkları bir ay olacak. O sebeple heyecanlı da geçecek. Lafı uzatmadan Ağustos'un Ay Tutulmasına geçelim.

1) Alejandro Escovedo - Chelsea Hotel '78
2) Asian Dub Foundation - Burning Fence
3) Heartthrob - Blind Item
4) Heaven And - Scarlet Woman
5) Ketz - Walkthrough
6) One Day As A Lion - Last Letter
7) Opeth - Coil
8) Pivot - In The Blood
9) Ryoji Ikeda - Test Pattern #0100
10) Stanton Moore Trio - (Late Night At The) Maple Leaf
11) Steinski - Jazz

3.9.08

JD And The Straight Shot - Right On Time (Artist Garage, 2008)

Jim Dolan'ın başını çektiği Blues grubu JD And The Straight Shot, 2005 yılında çıkardığı ilk albüm "Nothing To Hide"'ın ardından önlenemeyen bir yükselişe geçti. Blues'un daha bir göz ardı edildiği günümüzde ise önemli modern Blues oluşumları arasında yerini almış durumda.

Grubun 2. albümü "Right On Time" ise 2 senelik uzun, yorucu ve alabildiğine başarılı bir turnenin bitişini işaret ediyor. Birçok ünlü gitar üstadı da albümde destek amacıyla yerini almış. Sonuç olarak da kaçırılmadan dinlenesi bir Blues albümü ortaya çıkmış.

Albümde Blues var. Yer yer Rock N Roll ile dirsek temasına giriyor, hatta dahada ilerliyor. Yeri geliyor sade Down N Dirty Blues'a geri adım atıyor. Ama eğlendirdikçe eğlendiriyor. Turnenin neden bu kadar başarılı olduğuna şaşırmamak lazım. Albümde Gary Moore tarzı balada yaklaşan bir tek "Slow Motion" var. O da çok ciddi bir denklik yaratmış Gary Moore'a. Parçada viskinin güzelliklerini anlatmış olması kararımı etkilemiyor.

Albümde birçok güzel parça var. Jump Blues'a kaymadan bu kadar güzel bir eğlence havası yakalanması ise apayrı memnun etti beni. Jump Blues'a kaymasının kötü olacağından değil, sadece tek eğlence Jump Blues'dan çıkar gibi yanlış bir anlayışın zaman zaman etkili olmasından dolayı. Bir "Gonna Kill That Dog" var ki sözler basit, hikaye basit, müzik de sade. Ama parçanın bütünü muhteşem.

Her yönden hiç düşünmeden tavsiye edebileceğim çok güzel bir albüm. Söz konusu Blues olduğunda da yılın en güzel albümlerinden biri olacağını şimdiden kestirmek zor değil. Mutlaka edinin.

MP3: JD And The Straight Shot - Lie No Better
MP3: JD And The Straight Shot - Gonna Kill That Dog

JD And The Straight Shot'ın resmi sitesi
JD And The Straight Shot @ MySpace
Albümü satın almak için

25.8.08

Asian Dub Foundation - Punkara (Phantom Sound & Vision, 2008)

Asian Dub Foundation, beni 1990'lardan 2000'lere taşıyan özel gruplardan biri. Jungle döneminde, 1993 yılında başlayan 6 kişilik grup bugüne kadar yüksek oranda dinlediklerimden. 2005'te çıkardıkları "Tank" albümünden beri bir çalışmaları olmadığından da hayal kırıklığına sürüklenmiştim. Hatta belirli bir süre dağıldıklarından bile şüphelendim. Artık kafamda öyle bir şüphe yok.

"Punkara" ilk olarak Japonya'da piyasaya sürüldü Nisan ayında. Avrupa'da ise bu yaz Asian Dub Foundation System olarak festivallerde verdikleri performanslardan birkaç canlı kayıt da içererek 23 Eylül'de piyasaya sürülecek. Ben ise Japonya versiyonunu inceledim haliyle.

"R.A.F.I." albümleriyle tanışmıştım 1998 yılında kendileriyle. Hemen arayı kapatıp önceki iki albümlerini de dinledim. Internetin artık Superonline yerine Kablonet'e geçtiği dönemdi yanılmıyorsam. Amazon da herhalde yeni kurulmuştu. Bize apayrı bir enerji veriyordu o dönemde ADF.

Albüm ilk dinlemede şöyle bir serin rüzgar gibi esiyor insanın yüzünde. Politik duruş aynı. Hala hastasıyız. Ama müzikal olarak nüanslar var. Bunları sevip sevemeyeceğimi tartmakla geçti ilk 3-4 dinleme seansı. Şimdi daha iyi bir fikir sahibiyim.

"Tank"'i ilk dinlemede sevmiştim. Bunu biraz daha zaman aldı. Ama artık çok fark göremiyorum kalite olarak aralarında. Öncelikle albümdeki yavaş parçalar da tam anlamıyla yavaş hüviyetinde değil. Biraz daha agresiflik hissediyorum. Belki de artık yavaş parça yapmıyorlardır. Bilemem. Ama hiçbiri tam yavaş gelmedi.

Hızlı parçalar ise gerek enerjileriyle, gerekse vurgularıyla çok başarılı. Sitar ve tablanın yeri her daim ayrı zaten grup için. Bunun yanında zılgıta varana kadar yeni eklemeler de bulunuyor parçaların içinde. "Superpower", "Burning Fence", "Speed Of Light" doğrudan beni içine çeken parçalar. "No Fun" biraz garipsediğim Punk yapısıyla benden bir iki adım uzakta duruyor ama kötü değil kesinlikle. Bunlar dışında eski tarzı andıran "Ease Up Ceasar", yine Punk esintili "S.O.C.A." da güzel çalışmalar.

MP3: Asian Dub Foundation - Superpower
MP3: Asian Dub Foundation - Burning Fence

Asian Dub Foundation'ın resmi sitesi
Asian Dub Foundation @ MySpace
Albümü satın almak için

23.8.08

Pivot - O Soundtrack My Heart (Warp, 2008)

Warp Records'dan ilk albümünü çıkaran Pivot huzurlarınızda. Avustralyalı (Kuruluşu itibariyle) bu üçlü geçen seneki "Battles"'dan sonra bu sene Warp'ın yeni keşif kontenjanından dünyaya uzanıyor. Laurenz Pike, Richard Pike kardeşlerin kurduğu grup İngiliz Dave Miller'ın katılımıyla bugünkü halini alıyor. Yeni keşif değil aslında ikisi de ama sonuçta ilk albümleri olduğundan bu kategoriye alınabiliyor. Bu arada Warp'ın Pivot'a 16 albümlük bir anlaşma önermiş olması da bu gruptaki potansiyeli bir nebze ortaya koysa gerek.

Albüm gitarın ses kesiti niyetiyle kullanımıyla bizi karşılıyor. Albümden çıkan ilk single "In The Blood"'da bu sıkça yer alıyor. Ancak bunun yanında basit bir gitar melodisi yine arka planda eşlik ediyor havayı yumuşatmak için. Vuruş altyapıları ise Warp olmasından kelli elektronik ve keskin, sert bir yapıda.

Albüme adını veren parça "O Soundtrack My Heart" da keza şekilde çok da farklı olmayan bir yapıda. Ancak sonuca baktığınızda gayet değişik. Bir nebze farkı distortion'la giren gitar aniden ortamı Rage Against The Machine'e yaklaştırıyor. Daha sonra eski yapıya geri dönüş ve eli yüzü düzgün İstanbul beyefendisi modunda ilerleyiş.

Arkasından karşımıza Jean Michel Jarre 2008 modeli olan "Fool In Rain", AphexRock Twin misali "Sing You Sinners" geliyor. "Sweet Memory" başladığında ise zaman duruyor. Naif güzelliğiyle devam eden melodi sizi alıp götürüyor. Sonunda ufak bir sürpriz var ama o noktaya kadar kendinize gelemiyorsunuz.

Albümde vokal yok ama New Age klavye yapılarından tutun da üstün bir müzikal kompozisyona kadar her şey var. Genel anlamda popülerlikten uzak olmasından kelli geniş çapta başarıya ulaşamayabilir ama Autechre, Aphex Twin ve Jean Michel Jarre ile yetişen nesiller için dinlenmesi elzem bir kayıt olduğu kesin. Grubun üyelerinin bundan önce Prefuse73, Flanger, Jan Jelinek ve Burnt Friedman'la çalışmış olmaları bu ortaya çıkan sonucun da bir rastlantı olmadığının açık kanıtı olsa gerek.

MP3: Pivot - In The Blood
MP3: Pivot - Sweet Memory

Pivot'un resmi sitesi
Pivot @ MySpace
Albümü satın almak için

19.8.08

One Day As A Lion - One Day As A Lion (Anti, 2008)

Ülkemizde güzide Rage Against The Machine ile birlikte seyretme ve aşka gelme şansına varamadığımız isimlerden biri Zach De La Rocha. Daha önce RATM'in dağılma durumuna göre zaten yeni projelere ışık yakmıştı. Şimdi RATM birleşik ama yine de yeni projeler peşinde koşuyor kendisi.

Jon Theodore ile birlikte kurduğu "One Day As A Lion" projesiyle Anti'den ilk plaklarını çıkardılar. Elbette grup yine Zach De La Rocha'nın daha önce RATM'in sözlerinde de vurguladığı gibi belirli bir politik duruş temelinde. Bu projenin bir uyarı ve daha da öncelikli olarak verdikleri bir sözün karşılığı olduğunu belirtiyor. Grubun adı da "Bin yıl koyun gibi yaşayacağıma bir gün aslan gibi yaşamayı yeğlerim" sözünden geliyor.

Grupta Zach hem vokalde hem de klavyede yer alıyor. Jon ise bateride. Tabii bu RATM'in yapısından ziyadesiyle farklı. Gitar doğal yollardan elde edilmiyor ve Zach klavyeyle karşılıyor bu durumu. Bu noktada Tom Morello'nun eksikliği haddiden fazla hissediliyor. Ama bunun dışında çok ciddi bir fark yok. Yine distortion'lar, güçlü bateri yapısı ve mikrofonu eline aldığında ortalığı karıştırma gücüne sahip bir Zach De La Rocha vokali.

Gerek parçaların yapısı, gerekse Zach'in vokali daha agresif ve deyim yerindeyse militarist. Bunun sebebi RATM'in artık öyle ya da böyle genel bir dinleyici kitlesi olması ve insanların sadece belirli bir kısmının verilen mesajı alması. Bu noktada Tom Morello da benzeri bir şekilde geçen sene çıkardığı solo albümünde daha farklı bir çalışmayla yine öze dönüşe yol açmaya çalışmıştı. Sözlerini tam anlamıyla seyirciyle paylaşmak ve mesajlarını verebilmek istiyorlar. Mesaj iletme mecrası biraz sekteye uğradığında hemen araçta düzenlemeye gidiyorlar.

Plakta 5 parça var. "Wild International"'da savaş ve savaşın insanlar için anlamını sorgulamanın yanında, kendince Los Angeles'tan başlayacak bir savaş özlenimi var. Doğrudan damara saldırı bu. Müslümanlık ve Hristiyanlığı da hiç unutmadan işin içine katıyor ve her şeyin basit bir aldatmacadan ibaret olduğunu vurguluyor. "Ocean View" ise sistemin geneline karşı yoğun bir eleştiri bombardımanından sonra masumların da önyagılar sebebiyle damgalandığını vurguluyorlar. "Bir korku okyanusu onları parçalayacak yangını yaratacak."

"Last Letter" ise genel tanrı anlayışını baştan sonra yeriyor. Dünyada bu kadar haksızlık ve cinayetler varken bu yerme konusunda elinde birçok malzeme de var. Tanrının elini attığı yerlerde toplu mezarlardan başka bir şey yok diye vurgulamayı da ihmal etmiyor. Benzeri George Carlin'de de vardı bu bakış açısının. "If You Fear Dying" Venezüela'ya olan desteğiyle başlayıp Hristiyan Beyaz Amerikalı'ya nefretiyle devam ediyor. "Zaman yaklaşıyor, kırmızı güneşin doğduğu gibi. Ölümden korkuyorsanız zaten ölmüşsünüzdür." Son olarak grupla aynı ismi paylaşan parçaya geldiğimizde dünyanın genelindeki sorunlar için kendilerinin geleceklerini, aç kalan, çıplak ayaklı insanlar için savaşacaklarını söylüyor. "Güneş battıktan sonra şehrim fitil gibi ve bir gün diyeceğim ki aslanlar gibi yaşayalım".

Tabii bunca laftan sonra plağı Anti'den çıkartıp parayla satınca elbette ben de parçalardaki sözlerin bir yere kadar takipçisi olurum. Bu noktada albümünü sitesinden bedavaya indirmiş olsam da plağını ve CD'sini aldığım Radiohead'e daha saygı duyuyorum dengeli duruşlarından dolayı. Ha Zach De La Rocha albüm paralarıyla bir ordu hazırlıyorsa o zaman özür dilerim kendisinden. O zamana kadar görüşüm sabit.

MP3: One Day As A Lion - One Day As A Lion

One Day As A Lion'ın resmi sitesi
One Day As A Lion @ MySpace
Plağı satın almak için

17.8.08

Heaven And - Sweeter As The Years Roll By (Staubgold, 2008)

Birçok yetenekli ve kendini kanıtlamış elektronik müzik sanatçısının bir araya gelmesinden oluşan yeni bir grup Heaven And. Grubun iki üyesi Tony Buck ve Martin Siewert daha önceden Komfort 2000'in de üyeleriydiler. Steve Heather ve yetenekli basçı Zeitblom ile birleşince de ortaya Heaven And çıktı. Ayrıca bir güzellik de Einstürzende Neubauten'den tanıdığımız Alexander Hacke'nin de albümdeki 2 parçada vokalde yer alması.

Saygıdeğer Markus Detmer'in Staubgold'dan çıkan albüm aslında uzunca bir süredir elimde. Hatta dinledikten sonra Markus Detmer'e de teşekkürlerimi sundum ama albümü incelemek yoğun tempo arasında biraz gecikti.

Albüm minimalizm temelinde deneysellik sınırlarında. Buna ek olarak farklı müzik kökenlerinden vurmalı çalgılar da yer alıyor. Daha ikinci parça olan "Scarlet Woman"'da bu dikkat çekiyor marimba ile. Alexander Hacke'nin vokali de inanılmaz bir güzellik katıyor parçaya. Ondan önceki "As If A Star" ise kendi içinde apayrı devinimlere sahip. Krautrock ve Caz arasında gidip geliyor. "Bring Back Those Happy Days" bizim doğrudan füzyona döndüğümüzü işaret ediyor endüstriyel bir Caz ile. Nefesimi kesen bir gitar rifi var.

Albümün ilerleyen noktalarındaki "Parade", her bakımdan adına yakışır bir tablo çıkarıyor karşımıza. Baterinin Japon Kodo benzeri vuruşlarının yanında gitar rifleri ve ziller derken görkemli bir mimariye bakıyormuş hissi yaratıyor.

Alternatif sesler dinlemek isteyenler ve karmaşanın da güzel olabileceğini algılayabilecek genişliğe sahip olanlar için denenesi bir albüm. Albüme elini atan her ismin de önemli bir yetenek olduğunu unutmamak gerekiyor.

MP3: Heaven And - Scarlet Woman
MP3: Heaven And - Parade

Staubgold'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

15.8.08

Alejandro Escovedo - Real Animal (Back Porch, 2008)

Alejandro Escovedo müzisyenin bol bulunduğu bir sülaleden gelen Texas'lı bir sanatçı. Ailede müzisyen bol ama baterist veya perküstyonist olmayan tek müzisyen Alejandro olmuş.

Gençliğinde Punk Rock olarak başlayan müzik yaşantısı daha sonra yerini Alternative Folk'a (Alternative Country lafını sevmiyorum) ve Alternative Rock'a bırakmış. Derken solo çalışmalar ve müzik hayatına ara vermesine sebep olan Hepatit C gelmiş. Gerçek hayatına da az daha son verecek bir durumdan dostlarının ve ailesinin yardımıyla kurtulduktan sonra aramıza geri döndü. 2008 söz konusu olduğunda da en önemli geri dönüşlerden biri diyebiliriz.

Albüm çok güzel. İlk tepkim olarak "Dig!!! Lazarus Dig!!!" ile benzer bir değerde diyebilirim. Neden bunu örnek verdim diyen olursa, tarzların benzeştiği birçok nokta olduğundan. "Chelsea Hotel '78"'i Nick Cave'in albümüne koysanız olduğu gibi, pek yadırgayan olmaz. Hani vokal haricinde en ufak bir nota farkı yok gibi.

Olaya Folk Rock olarak bakacak olursak albüm yılın en başarılısı şu ana kadar. Yeri geliyor, sakin, romantik, yeri geliyor Bruce Springsteen'in koltuğunu sallıyor (Bu arada menejerini de yürütmüş). Bu kadar değişim ve değişime rağmen kalite seviyesinin düşmemesi bana ciddi anlamda yetenekli ellerden çıktığını gösteriyor. Blues ve Punk esintili bir Alternative Folk örgüsü albüm boyunca tüm ağırlığını hissettiriyor.

Tarz olarak sert ve keskinliği bir bakıma imza edinmiş Alejandro bu albümde de "Chelsea Hotel '78", "Smoke", "People", "Nuns Song", "Real As An Animal" ve "Chip N' Toy"'da bunu doğrudan yüzümüze vuruyor. Aralarında da hep dinlendirme niteliğinde daha ağır tonda. Ağır tondaki parçalarda vokal açısından daha etkileyici bir performans sunduğunu da söylemek lazım.

Zor dönemler yaşamış bir sanatçının talihine yakarışı. Bunun sonucunda karşımıza çıkan bu güzel albüm. 2008'in kaçırılmaması gereken güzidelerinden biri.

MP3: Alejandro Escovedo - Chelsea Hotel '78
MP3: Alejandro Escovedo - Nun's Song

Alejandro Escovedo'nun resmi sitesi
Alejandro Escovedo @ MySpace
Albümü satın almak için

13.8.08

Stanton Moore Trio - Emphasis! (On Parenthesis) (TelArc, 2008)

Stanton Moore yetenekli ve özgün bir baterist. Caz ve Funk konusunda bizleri bugüne kadar Trio'suyla haddinden fazla mutlu eden isimlerden biri. Bu işe hala devam etmek konusunda da ısrarlı olduğuna göre bana dinlemekten ve tadını çıkarmaktan başka bir şey kalmıyor. Çok yaşa New Orleans!

Aslında Trio olmak kolay bir şey değil. Özellikle herkesin müzikal açıdan anlaşabilmesinin yanında canlı performanslarda da uyum ciddi anlamda zor bir olay. Fakat Stanton Moore Trio'su bunu ciddi biçimde başarmış durumda.

Uzun lafın kısası gelelim biz albüme. Albümde "Stanton Moore"'un ısrarcı eğlence tavrı her zamanki gibi tüm etkisini gösteriyor. Neşeden gram kayıp yok. Başlangıcı yapan "(Late Night At The) Maple Leaf" ile birlikte girişilen bu hezeyan "(Proper) Gander" ile devam ediyor. Cazın yanına bukle bukle yerleştirilen Funk ile istenilen enerjinin dozajı tam olarak elde ediliyor. Güzel bir Cardinal Melon benzeri bir müzikle karşı karşıyayız. Tadına doyulmuyor. Elbette bu doğru karışımda piyanist ve org üstadı Robert Walter'ın da etkisi unutmamak ve saygımızı belirtmek lazım.

Albümde hiçbir şekilde yenilik getirmek gibi bir uğraşı yok. Daha önceden bir albümlerinin bulunmasının getirdiği alışmış olma ve birbirinin telini bilme duygusu doğrudan bildiklerini en güzel şekilde ortaya koymalarına sebep olmuş. New Orleans cazı, Soul Funk ile birleşiyor albüm boyunca ve ortaya muhteşem sahneler çıkıyor. İnsana hayat veren, hayattan da tad veren bir albüm. 70'lerin Funk'ından bize örnekler sunan çalışmalar nasıl tad vermez zaten di mi? Hani ola ki Pazartesi sendromunuz varsa, açın dinleyin albümden 2 parça sabahtan, ne gam kalır, ne keder, ne stres. Akşamları işten döndükten sonra içilen bir kadeh şarap veya tek buzlu bir duble viski görevi görüyor. Ben de nedense habire alkolden örnek veriyorum. Hayırdır inşallah.

MP3: Stanton Moore Trio - (Late Night At The) Maple Leaf
MP3: Stanton Moore Trio - (Sifting Through The) African Diaspora

Stanton Moore'un resmi sitesi
Stanton Moore @ MySpace
Albümü satın almak için

11.8.08

Ryoji Ikeda - Test Pattern (Raster Noton, 2008)

Yeni bir "normal kafayla dinlenemeyecek" müzikler bölümümüze hoş geldiniz. Emin olun bunu boşuna demiyorum. Neyse isteyen okur da anlar, isteyen dinler de anlar. Ama bir şekilde anlaşılacağı kesin.

Ryoji Ikeda ham müziği seviyor. Hamdan kastım, insanların önüne bir kütük koyup onu kendi hayal güçlerine göre şekillendirmeleri. Müzikal açıdan ise önümüze basit bir yapı koyup onu bizim algılamadaki seçiciliğimizle şekillendirmemiz. Çok edebi oldu, evet.

Albümde adından da anlaşılacağı üzere çeşitli şablonlar üzerine oturtulmuş drum machine vuruşları ve basit sentetik tınılar var. Sentetik tını derken çook eski IBM bilgisayarların çalışırken çıkardıkları Bip seslerinin bir benzeri.

Bu şablonlar albüm boyunca farklı şekillendirmelerle ve farklı kombinasyonlarla karşımıza çıkıyor ama temelde kendi özlerini kaybetmiyorlar. Elbette Ryoji Ikeda'nın bu ham öğelerle yarattığı örgüler dikkat çekiyor ancak bu tamamen sizin içine girip girmemenizle bağlı. Kimine göre hoparlörlerin jakı tam yerine oturmamış havası verebilir dinlenilen şey. Hoparlörlerinizin ayarlarıyla oynamayın.

Daha önceki bir albümünün kapanış parçasında fark edilmesi zor yüksek bir frekansta tek notanın yer alıyordu ve nota bitene kadar notanın varlığını anlamak zordu. Bu tür farklı yaklaşımlara sahip birinden yine deneyselliğin temellerine inen güzel ve ham bir çalışma olmuş. Bu arada hani illa tür belirteceksek atlamadan geçmeyelim Techno'nun en saf hali bu.

Parçaların içinden örnek seçmek de zor olmadı zira hepsi dinleyenin algısına ve kafasında yaratacağı anlayışına bağlı. Bu güzel olmuş demek bu albümde tam anlamıyla kişisel bir olgu.

MP3: Ryoji Ikeda - Test Pattern #0100
MP3: Ryoji Ikeda - Test Pattern #1111

Ryoji Ikeda'nın resmi sitesi
Ryoji Ikeda @ MySpace
Albümü satın almak için