31.5.08

VA - You Don't Know - Ninja Cuts (Ninja Tune, 2008)

Ninja Cuts, Ninja Tune'un toplama albüm serisi. You Don't Know ise bu serinin 5. albümü. Bu seriden bugüne kadar hiçbir kötü toplama çıkmamış olmasının verdiği rahatlıkla albümü dinlemeye başladım tee ne zaman ve anca inceleme zamanı geldi.

Albüme gelince. Albüm Ninja Cuts'ın son dönemde neler yaptığına, hangi çizgiyi izlediğine ve gelecekte de nereye gideceğine ışık tutuyor. Albümde Ninja Tune'dan tanıdığımız birçok isim var zaten. Bonobo, Zero dB, Amon Tobin, The Herbaliser, Hexstatic, The Cinematic Orchestra vs.

Big beat, DnB, Breakbeat, Dub, Funk, Hip Hop, Rap, Folk Rock, IDM, Turntablism, Downtempo, Electro Punk, Jazzy House, Synth Pop, New Beat ve Techno derken ne ararsanız var bu albümde. Ayrıca çalışmalar belirli bir tür düzeneğinde sıralanmadığından benim gibi türler arası sert geçişlere bağışıklığı olan biriyseniz gayet de güzel oluyor.

Albümde 3 disk arasından ilkini açık ara daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Fakat diğer disklerde de bolca cevher mevcut. Belki de ilk diski daha çok dinlediğimden böyle düşünüyorum ama yine de kararımda sabitim. Üçüncü diskin biraz daha Downtempo modunda olması zaten şansını zorlaştırmıştı ilk diskin enerjisinden sonra. İşin ilginci haberim bile olmayan ama bundan sonra ilgiyle izleyeceğim birkaç sanatçıyı da öğrendim bu albüm sayesinde.

Aşağıda her albümden ikişer parça ekledim tadımlık. Ama imkan olsa tüm albümü eklerdim. Gönlümden geçen o. Mutlaka dinlenmesi gereken bir toplama albüm bana göre. Özellikle de Ninja Tune'un ne kadar başarılı ve özel bir plak şirketi olduğu düşünülürse bu plak şirketinin bugününü ve geleceğini yansıtan bir çalışma daha da önemli hale geliyor.

Disk 1:

MP3: Ghislain Poirier Ft Face-T - Blazin' (Modeselektor Remix)
MP3: Spank Rock - Bump (Switch Remix)

Disk 2:
MP3: Hexstatic Ft Juice Aleem - Distorted Minds (Zero DB Remix)
MP3: Coldcut - Just For The Kick (Original Version)

Disk 3:
MP3: The Cinematic Orchestra - Breathe (Susumu Yokota Remix)
MP3: Blockhead - Sunday Seance

Ninja Tune'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

28.5.08

Booka Shade - The Sun And The Neon Lights (Get Physical, 2008)

Walter Merziger ve Arno Kammermeier'den oluşan son dönemin gözde ikilisi Booka Shade 3. albümleriyle karşımızda. Geçen seneki efsanevi turnelerinden sonra performansları büyük bir izleyici kitlesi kazandı. Bundan Get Physical Music de büyük pay aldı elbette.

İkili "Movements" albümlerinin başarılını tekrarlamak hatta daha da üstüne çıkmak üzere geçen sene yola çıktı ve albüm hazırlıklarına başladı. Turne sırasında parça parça adım atan ikili geçen senenin sonu itibariyle çalışmalarına ağırlık verdi ve Şubat ayında albüm her noktasıyla tamamlandı.

Şunu da belirtmek isterim, grup son turnesinde Underworld ve Faithless ile karşılaştırmalara tutuldu. Daha çok fırın ekmek yemeleri lazım. Nedense bazı yazarlar gaza getirmeyi pek seviyorlar ama elmayla armudu da karıştırmamak lazım. Booka Shade'in o seviyeye gelmek için daha en az 7-8 yıla ihtiyacı var. Ama şimdi haklarını vereyim, kesinlikle potansiyel var.

Albümde yine elektronik müziğin sakin yönünden çalışmalarla bizi etkilemeye çalışmışlar. The Orb hissiyatı yaratan "Outskirts" ile başlıyor macera ve "Dusty Boots"'la sakin bir güzellik yaratarak devam ediyor. Bu parçadaki gitar kullanımı etki yaratmada başarılı kullanılmış. Vokalli olan parçalardan 2.si "Solo City" ise gerek orkestral yapısı, gerekse genel zevk yoğunluğu açısından dikkate değer.

Albümde setlerde dinleyebileceğimiz ilk çalışma "Charlotte". Itali disco havasıyla güzel bir parça olmuş ama bir yere kadar. Albüme adını veren parça ise kemanların ağırlığını koyduğu IDM andıran bir deneysel çalışma. Bana göre albümdeki müzikal açıdan en doygunlarından. Sonra gelen dikkat çekici çalışmalar da "Psychameleon" ve "Comacabana". Sonuç olarak da "Movements"'dan sonra daha farklı türlere de el atmalarıyla yüz güldüren, ikiliyi daha çok takdir etmemizi sağlayan bir albüm çıktı karşımıza.

MP3: Booka Shade - Outskirts
MP3: Booka Shade - Dusty Boots

Booka Shade'in resmi sitesi
Booka Shade @ MySpace
Albümü satın almak için

26.5.08

MySpace'in Incileri 5 - Downliners Sekt

Farklı bir grup Downliners Sekt. İsimleri 60'ların grubu Downliners Sect'ten geliyor. Albümlerini İnternet üzerinden bedavaya paylaşan, bunun temel sebebi olarak da plak şirketlerine olan nefretlerini sunan bir grup. Nereden oldukları, yaşları vesairenin önemsiz olduğunu, önemli olanın yaptıkları müzik olduğunu vurgulayan marjinal bir bakış açıları var.

Bana gönderdikleri bir e-mail sayesinde 2. albümleri "The Saltire Wire"'dan haberim oldu. Ne zamandır da incelemek istiyordum ancak yeni fırsat ele geçti. Grup Psychedelic Electro Rock ve Electro Acoustic Rock yapıyor. Ciddi anlamda deneyseller. Arada bir Trip Hop'a da kaydıklarını görüyoruz. Çoğu noktada pesimist, bazı noktalarda agresif ve hatta protest bir tarzları var. Sampling oldukça yoğun ve genel anlamda ilk albümleri "Statement Of Purpose"'a göre çok daha başarılı.

Açıkçası geçimlerini müzik dünyasından elde etmeyen amatör bir grup için çok başarılı çalışmaları var. Denemeye değer. En azından kendi çaplarında verdikleri tepkiye destek olaya değer bir grup.

MP3: Downliners Sekt - Scope Creep
MP3: Downliners Sekt - Kaidan
MP3: Downliners Sekt - School Daze

Downliners Sekt'in resmi sitesi
Downliners Sekt @ MySpace
The Saltire Wire albümünü indirmek için buraya tıklayın
Statement Of Purpose albümünü indirmek için de buraya tıklayın

24.5.08

Alanis Morissette - Flavors Of Entanglement (Warner, 2008)

Isn't it Ironic? Ailemizin minik Kanadalı sanatçıcı Alanis Morissette yeni albümüyle yine şenlendirme amacıyla geldi kondu omzumuza. 10 yaşında ilk parçasını yazan, 16 yaşında ilk albümünü çıkaran Alanis (O zaman kullandığı sahne adıyla) o günlerden bugüne 7 albüm çıkardı, 50 milyondan da fazla albümünü sattırdı.

Sattırdı demek doğrudur çünkü albümleri arasında dağlar kadar fark olan bir sanatçı. Dünyayı sarstığı "Jagged Little Pill" albümünden sonra gelen "Supposed Former Infatuation Junkie" albümünü karşılaştırmak bile yeter. Ancak tarzlarda gezindiği tüm bu zamanlarda dahi başarılı işler ortaya koydu. Ama ilk albümünün güzelliğini hiçbir şeye değişmem.

Alanis Morissette aslında bildiğimiz bazen Senfonik Rock, bazen Slow Rock olarak adlandırılan türde parçalar ortaya çıkardığında en etkili hale geliyor. Bir nevi saatli bomba. Naif ve sıcak vokali bu çalışmaların üzerinde gezinirken her dinleyeni istila ediyor adeta. Yazdığı sözlerin derinliğinin de bunda etkisi var, hakkını yememek lazım.

Alanis Morissette "So-Called Chaos" adlı çıkardığı çıkarabileceği en neşeli albümden sonra yine modunda 150 derecelik bir dönüş yapmış ve eski "depresif" hallerinden bize bukleler sunmuş. Bunun yanında o kalan 30 dereceyi kapatacak olumlu parçalar da var tabii.

Albüm oldukça farklı başlıyor, "Citizen Of The Planet"'ta Hindistan ezgileriyle karşımıza çıkıyor derken vokal bölümünü Punk Rock'a adıyor. "Underneath" elektronik altyapılı bir Cranberries'i andırıyor. Arkasından Electro Pop "Straitjacket" geliyor ve an itibariyle abow diyorum. Alkol falan da almadım komiser bey. Hayırdır inşallah. Benny Benassi'yle mi tanıştı bir ara Alanis Morissette nedir. İşin üzücü tarafı kötü de olmuş.

"Versions Of Violence"'ta Endüstriyel Rock'a giriş yapıyor. "Not As We" ile tamamen en eskilere dönüyor, bildiğimiz ve sevdiğimiz balad karşımızda. "In Praise Of The Vulnerable Man" ile hiç hazzetmesem de bir önceki düpedüz pop albüme göz kırpıyor. Elektronik yapılar yine karşımızda "Moratorium" ile. Gerisinde bahsedilmeyi hakkeden bir "Torch" ve "Incomplete" haricinde pek bir şey yok. Öncesinde de çok mu vardı diyen olursa sen de haklısın derim.

Albüm incelemesinin sonunda söyleyecektim ama merak ettim baktım prodüktör İngiliz mi diye ve evet İngiliz, Guy Sigsworth. Albümde yoğun biçimde İngiliz havası var. Billboard dergisine göre dünya kültürüyle yerel kültürleri deneysel pop çatısı altında birleştiren albümmüş. Bana göre prodüksiyon yeteneği İngiltere sınırlarında kalan bir prodüktörle orta yaş moduna giren bir Alanis Morissette var. Albümde elle tutacağım anca 2-3 parça var. Madonna'nın "Ray Of Light"'ına benzeten o bünyeye de acilen portakal suyu içmesini ve zihnini açmasını öneriyorum.

MP3: Alanis Morissette - Not As We
MP3: Alanis Morissette - Incomplete

Alanis Morissette'in resmi sitesi
Alanis Morissette @ MySpace
Albümü satın almak için

23.5.08

Sun Kil Moon - April (Caldo Verde, 2008)

Mark Kozelek'in bir projesi Sun Kil Moon. Grubun adı Koreli boksör Sung-Kil Moon'dan geliyor da niye geliyor onu bilmiyorum işte. Kozelek bu projeyle bugüne kadar 2 albüm çıkarmıştı ve hepsinde de benzer bir tarzla karşımıza çıktı. Bu albümde de yine benzer bir hava var. Bu arada albümler Kozelek'in kendi plak şirketi Caldo Verde'den çıkıyor.

Şimdi bir albümün çıkış tarihine, bir de içeriği müzik türüne bakıyorum. Bu albüm sonbaharda çıksa çok daha iyi olur diye düşünüyorum inceden. Albümde Kozelek'in neredeyse istisnasız vurguladığı melankolik hatta bazen depresif tarz inanılmaz derecede yoğun. Bunca vokalinin verdiği etki de var. Hepsi birbirine eklenince ideal bir sonbahar albümü. Ama ilkbahardayız yahu.

Albüm müzikal açıdan diğer albümler gibi kaymak tadında. Sakin, yeri gelince noktayı koymayı bilen bir yapıda ama. Folk Rock'ın ayağını biraz gazdan çekmiş versiyonu. Arada giren gitar riffleri ise daha önce söylediğim gibi noktayı koyuyor gerektiğinde. Albümün açılış parçası "Lost Verses" buna en uygun örnek olsa gerek.

Kozelek bir sneeliğine Jose Gonzalez'e bıraktığı yeri geri alıyor tüm ihtişamıyla. Hiçbir noktada günümüzün pop tandanslı Folk Rock'ına kaymadan köklerine bağlı, daha marjinal çizgisini koruyor ve çok başarılı bir albüm sunuyor. Hani geçen günlerde Stephen Malkmus'u inceledikten sonra farklı bir yönden benzer bir zevki almak güzel geldi. "The Light"'ta gitarın bizimle konuşmasını dinlemek. Arkasından bir "Heron Blue" ki kelimeler kifayetsiz. Mutlaka dinlenmesi ve edinilmesi gereken bir albüm. Şanslıyım yağmurlu bir gündü incelerken.

MP3: Sun Kil Moon - The Light
MP3: Sun Kil Moon - Heron Blue

Sun Kil Moon'un resmi sitesi
Sun Kil Moon @ MySpace
Albümü satın almak için

21.5.08

Pendulum - In Silico (2008)

Pendulum! Pendulum! Pendulum! Böyle bağırıyordu Leeds'de bu yılbaşında Pendulum'un setini dinlerken insanlar. Az DJ performansında seyircilerin sesleri kayda girer. Bunda kayda girmek ne kelime. Ortalık yıkılıyor adeta. Dinlerken "Orada olmak için neler vermezdim" diye düşünmekten kendini alamıyor insan.

E söz konusu Pendulum olduğunda eğlencede herhangi bir sınır yok. Drum And Bass türünün güzide grubu bugüne kadar her daim eğlendirmekten geri durmadılar. Çoğu zaman da insanları evlerinde bir pestil şeklinde yollamayı başardılar. Evet çaldıkları tür herkese uygun olmayan, hızlı ve yeri geldiğinde sert bir tür ancak sevene ilaç.

Avustralyalı altıgen Pendulum en çok canlı performanslarıyla tanınıyor. Ancak bugüne kadar 1 albüm, birçok plak ve haddinden fazla düzenleme yaptılar. Bu düzenlemelerden en ünlüsü de Pridogy'nin "Voodoo People"'ına yaptıklarıydı. Ama boş durmayıp kendi parçalarını bile yeniden düzenlediler. İngiltere Single listesine 2 kere girme başarısı da eklediler bu arada.

Pendulum 2. albümüyle karşımıza çıktı. Albümde dikkat çeken bir nokta orjinal Pendulum triosunun gruba 2 kişi daha alarak biraz değişim geçirdiği. Değişim sadece grup üyelerinin sayısında değil ayrıca türlerinde de olmuş. Evet DnB temelindeler ancak bu sefer saf DnB yerine işin içinde Rock var, Indie Rock var, vokaller önde vs.vs. Eskiyi bekleyerek albüm dinlenirse sonuç kesinlikle felaket olacak çünkü fersah fersah fark var.

Leeds setlerinde dinlediğim "Showdown" ile başlıyoruz ve kendimden geçiyorum o performans aklıma geldiğinde. Parça çok güzel ama Jack White modeli başlangıçtan tırsmadım dersem yalan olur. N'oluyor be. Arkasından gelen "Different" hiç de adının hakkını vermiyor aslında ama "Propane Nightmares" başladığında hemen susuyorum. Indie Rock vari başlangıçtan sonra zıpır zıpır zıplamaya başlıyorsunuz. Zaten parçanın İngiltere'de 9 numaraya fırlamış olması da bundan. Biri beni durdursun.

"Visions", bir nebze "Midnight Runner" ve "Granite" kesinlikle çok yakışmış. Bunun yanında "The Other Side", "Mutiny", "The Tempest" ve "9000 Miles" ise apayrı olduklarından ısınmam birkaç dinleme gerektirecek. Kötü değiller ama Pendulum'la yan yana koyabilmem için biraz nefes almam lazım. Pendulum ortalığı yine karıştırıyor ama bu sefer hem kendileri gibi hem de kendilerinden farklı davranarak. Öyle bir albüm bu. Ama ne olursa olsun güzel ve Pendulum! RnB diye yeni bir müzik yarattılar, Rock And Bass.

MP3: Pendulum - Showdown
MP3: Pendulum - Propane Nightmares

Bonus MP3: Prodigy - Voodoo People (Pendulum Remix)

Pendulum'un resmi sitesi
Pendulum @ MySpace
Albümü satın almak için

19.5.08

The Helio Sequence - Keep Your Eyes Ahead (Sub Pop, 2008)

The Helio Sequence Amerikan kökenli bir Indie Rock ikilisi. Başlarından ilginç olaylar geçen de bir ikili. Vokalist Brandon Summers yeni çıkaracakları albüm öncesi ses tellerini zedeliyor ve şarkı söylemeyi yeniden öğreniyor. Bu da grubun tarzında belirli bir değişime yol açmış.

Grup Indie Rock'a hafif elektronik tınılar katıyor. Elektronik tınılar genel olarak 1980 ve 1990'ların Electro Pop'u ve Synth-Pop'u havasında. Zorlamadan güzel bir müzik dinletisi yaptıkları müziğin temelini oluşturuyor.

Brandon Summers sanırım zorlanmanın da bir sonucu olarak oldukça sakin bir vokal izlenimi veriyor parçalarda. Ancak tür olarak ufak bir ayarlama sonucunda çok güzel bir hava yakalamışlar. Albümü hiç sıkılmadan zevkle dinliyorsunuz.

Biraz Jose Gonzalez baladlarına benzeyen bir anlayış var albümün bazı bölümlerinde. "Shed Your Love" ve "Broken Afternoon" doğrudan buna örnek. Alternative Rock ve Indie Rock arasında gidip geliyor ancak İngiltere'deki Indie Pop kültürüne bir hayli uzak kalmış. Albümde hep bir çizgi var, bir adım sağa bir adım sola ama o çizginin etrafındalar hep. Bu açıdan çok istikrarlı parçalar.

Vuruşlar açısından aksak gidiliyor. Bu da her ne kadar parçalar sakin olsa da belirli bir enerji veriyor. Albümün açık ara en güzel parçası "Can't Say No" da bu temelde. Arkasından takip edebilecek "The Captive Mind" ise 1980'leri Indie Rock havasında bugüne taşıyor. Hatta Indie Rock tandanslı Erasure diyebiliriz. Bunun daha dingin versiyonunu "You Can Come To Me" de görüyoruz. Lafı bağlamak gerekirse 2008'de ışık saçan albümlerden biri. Geçmiş olsun Brandon, bazen bildiğin şeyi baştan öğrenmek ortaya çok daha iyi sonuçlar çıkarabiliyor.

MP3: The Helio Sequence - Can't Say No
MP3: The Helio Sequence - The Captive Mind

The Helio Sequence'ın resmi sitesi
The Helio Sequence @ MySpace
Albümü satın almak için

18.5.08

MySpace Incileri 4 - Flica - Windvane & Window (Mu Nest, 2008)

Nereden ulaştım Flica'ya en ufak bir fikrim yok. Sanırım Soulseek'teki muhabbetlerden birinde geçmiştir ismi. Ama iyi ki geçmiş diyebilirim. Bahsi geçen isim Flica takma adını kullanan Euseng Seto. Kuala Lumpur'dan böyle bir yetenek çıkmış olması ise bana derin bir nefes aldırdı dünyanın ne kadar küçüldüğüne dair.

MySpace'te ilk parçalarını dinlediğimde oldukça heyecanlandım. Aklıma da daha önceki bir MySpace Incisi geldi. Flica'nın temel müzikal anlayışı burada MySpace Incileri'nde incelediğim Nordik'le benzer. Electro Acoustic ve Downtempo merkezli bir yapıda müziğin gerçek güzelliğini ortaya koyan bir hissiyat var. Müzik ruhun gıdasıdır, müziğin gıdası da ruhtur düşüncesiyle tüm duygusal yapının ve yaşanmışlıkların kulaklarımıza fısıldanması.

Flica ilk albümü Windvane & Window'u Ocak ayında Malezya'da piyasaya sürmüş. Albümde akustik gitar, keman ve elektronik altyapıların güzelce harmanlanması dikkat çekiyor. Pazar sabahı güzel bir uykudan uyanıp boğazdan gelen serin bir esintiyi yüzünüzde hissetme etkisi yaratıyor. Aldığım haz muhteşem. Karmaşa yok, her parça yerli yerinde, ses kesitleri az ve öz, Elektronik öğelerle Akustik öğeler neredeyse tam anlamıyla eşit vurgulanmış albüm boyunca.

Açıkçası Malezya'nın elektronik müzik kültürü hakkında en ufak fikrim yok ancak albümün müzikal yapısının Japonya'dan etkilendiği kesin. Zaten Euseng Seto'nun da gerek etkilendiği, gerekse ortak çalışmalar düzenlediği isimlerin çoğunun Japon olması da bunun bir göstergesi. Zamanında karşıma çıkan Hisato Higuchi tarzında bir etki yarattı bende. Ya o kadar huzurlu ki anlatamam. Şöyle albümü koyup yatağa uzanıp hayallere dalmak geliyor içimden şunları yazmak yerine.

Mutlaka dinlenesi bir albüm. Hatta birçok kere dinlenesi olduğunu söyleyebilirim. MySpace'e de böyle yetenekleri bize sunduğu için ayrıca müteşekkir olmak gerekiyor. Abuk subuk yanlarının olması haricinde deneysel veya bir kenarda kalmış birçok sanatçıya bu kapıyı açtığı ve bizim de bu kapıdan göz atmamızı sağladığı için.

MP3: Flica - J
MP3: Flica - F

Flica @ MySpace
Albümü satın almak için

17.5.08

Portishead - Third (Mercury, 2008)

Portishead Trip Hop'un efsanelerinden. Benim ve benden sonraki neslin çok yakından bildiği bir grup olmasının yanında en depresif anlarımızı resmetmesi sebebiyle de ayrı bir yakınlık duyuyoruz. Hatta 8 yıldır yazdığım Ekşi Sözlük'ün adının da buradan geliyor olması bile ayrı bir güzellik.

Portishead çok ama çok uzun zamandır beklentileri suskunlukla karşılıyordu. Grup 11 yıl boyunca bekletti de bekletti. Şehir efsaneleri ortalığı karıştırdı. Dinmek bitmek bilmeyen bir bekleyişti bu. Sonucunda ise geçen senenin sonlarına doğru güzel haberler gelmeye başladı ve nihayetinde albüme kavuştuk. Albüm çıkmadan 1 ay kadar önce Internet'e düştü ve hiç çekinmeden çektim ve dinledim. Şu anda ise bunu yazarken kucağımda Limited Edition plağı oturuyor daha yeni Juno'dan aldığım.

Fauna Project'in albümünü incelerken bu yılın Trip Hop açısından geri dönüş yılı olduğunu söylediğimde bu albümü ve Massive Attack'in haberleri gelen albümünü düşünerek söylemiştim. İyi de etmişim. Trip Hop 2000'lerde ilk defa böyle sert vuruyor. Bu muhteşem müzik türünün yitip gitmesi çok büyük bir hüzün verirdi.

Ama gelelim güzelliklere. Albüm Portishead'in bunca ara vermesine rağmen kelimelerle ifade edilmeyecek bir albümle geri dönmüş. Misak daha yeni bana 2008'in en iyi albümleri yavaş yavaş belirleniyor derken güzel oldu bu. Karıştı şimdi kafası.

Beth Gibbons'ın vokali nerede kaldıysa orada. Bu da doğal olarak grubun çizgisini korumasına sebep olmuş. Albüm sanki ara verilmemiş gibi yakın geliyor. Popmatters'daki gibi Beth Gibbons'a abuk subuk laf atmalar bile hiçbir etki ihtiva etmiyor açıkçası. "Machine Gun"'da Beth Gibbons'ın vokalinin uymaması kadar saçma bir lafa diyecek bir şey yok.

Albümün neresinden tutayım, neresini inceleyeyim demek nafile. Albümde kulağıma hitap etmeyen bir tek parça bile yok. Sıyrılanlar desek ayıramıyorum. Eskiye nazaran birazcık daha agresifler ama Psychedelic Rock kültürünün verdiği çizgiden bir gıdım sapmıyorlar. Ayrıca sanatsal açıdan baktığımızda şarkımızda tam anlamıyla bir şaheser duruyor. Üstüne hele bir de resmi sitelerinden "Machine Gun"'ın farklı canlı videolarını izleyince daha da etkili hale geliyor her şey.

Fazla söze hacet yok. Albümü alın dinleyin. Böyle bir zevki asla kaçırmamanız gerekiyor. Bu albüm olmadan 2008 tam olmaz.

MP3: Portishead - Nylon Smile
MP3: Portishead - Plastic

Bonus MP3: Portishead Live @ Coachella 2008 - Sour Times
Bonus MP3: Portishead Live @ Coachella 2008 - We Carry On

Portishead'in resmi sitesi
Portishead @ MySpace
Albümü satın almak içinLimited Edition plağını satın almak için

15.5.08

Loco Dice - 7 Dunham Place (Desolat, 2008)

Loco Dice daha önce bu sayfaya konuk olmuştu. Alman prodüktör geçtiğimiz 5 sene boyunca birçok başarılı çalışmaya imza attı. Sonunda da sıra ilk albümüne geldi. Bu arada albüm tamamen yeni çalışmalardan oluşuyor bunu da belirteyim.

Geçen sene Türkiye'ye geldiklerinde hem Loco Dice hem de Martin Buttrich ile muhabbet etme fırsatı bulmuştum ve stüdyolarını Düsseldorf'tan New York'a taşıdıklarını öğrenmiştim. Bu albüm de Loco Dice'ın bu taşınma sürecinin sonrasında gelen yeni etkileşimlerini bize aktarıyor. New York çok farklı bir yapıda olduğundan ortaya çıkan sonuç da eskisine göre biraz daha farklı.

Öncelikle dikkat çeken şey parçaların daha kısa olduğu. Cocoon ve Cadenza gibi plak şirketlerinden çıkardığı çalışmalar genelde 10 dakikanın üzerindeydi, bu sefer en uzun parçası bile bunun 2 dakika altında. Daha az öz. Bana göre daha iyi.

Albümde müzikal anlamda farklı etkileşimler var. Yer geliyor tribal tınılar giriyor (How Do I Know), yeri geliyor Alman kökeninin etkisine kapılıyor (Breakfast At Nina's) ama genelde Amerikan'ın elektronik müziğe kazandırdığı özellikler ağırlık taşıyor (Consequently Excentric And Delicate, La Esquina, Pimp Jackson Is Talkin Now gibi). Bunların en başında sample'ların vuruş niteliğinde kullanılması ve bununla birlikte bir nebze clicks and cuts havası yakalanması.

Loco Dice New York'u nasıl gördüyse bize de öyle anlatmaya çalışmış. Karmaşanın içinde kendine has bir düzen. E Istanbul'da yaşayınca bir nebze tanışıklık hissi de olmuyor değil. Albümü beğenmemdeki temel bu olabilir, olmayadabilir. Müzikal açıdan zengin, farklı türlere uzanan güzel bir geziye çıkıyoruz sonuçta. Bu geziye katılmak için de New York'a gitmeye gerek yok, albüm daha ucuza geliyor.

MP3: Loco Dice - How Do I Know
MP3: Loco Dice - Consequently Excentric And Delicate

Loco Dice'in resmi sitesi
Loco Dice @ MySpace
Albümü satın almak için

12.5.08

Davetiye Kutusu - U2 Tribute Show

Arada bir gönlü zengin bir organizatöre rastlarsak bugün olduğu gibi çeşitli organizasyonlara davetiye vereceğim buradan. Hemen gaza geldim vereceğim dedim ben de. İleteceğim diyelim. İlk davetiyeler bu Cumartesi gecesi Studio Live'da düzenlenecek "Efes Tribute Party : U2 Tribute Show - Achtung Babies" konseri için.

Öyle soru moru düşünecek halim yok. Blogdaki mail adresimden bana isim, soyad, telefon bilgilerini gönderen ilk 5 kişiye iki kişilik davetiye vereceğim. Grup hakkında bir nebze de bilgi ileteyim.

"Achtung Babies
U2 tutkunlarının bir tribute band kurması fikriyle Achtung Babies, 1993 yılında kuruldu. Roma’da Palladium Tiyatrosu’nda verdikleri ilk konserlerini 1300 kişi izledi.

O günden itibaren kendilerini efsanevi İrlandalı grubun müzik ve imajını adeta klonlomaya adayan Achtung Babies, öncelikle isimlerini İtalya’nın resmi U2 fan kulübü “backstage” tarafından En İyi U2 Tribute Band olarak kabul edilmeleriyle duyurdu.

Günümüzde Dünyanın en iyi U2 Cover Grubu kabul edilen ve yıl boyunca festivallerde konserler veren "Achtung Babies" muhteşem "U2" performansları ile Studio Live sahnesine konuk olacak. "

Gecenin ev sahipliğini de New Wave partilerinden tanınan DJ Neu! ve DJ Fırat yapacaklar.

Herkese bol eğlenceli geceler. Notasız gününüz geçmesin.

Gecenin Biletix'teki sitesi

Not: Davetiyeler tek kişiliktek iki kişiliğe çıktı. Hiçbir masraftan kaçınmıyoruz mübarek.

11.5.08

100.000 Km Bakımı ve Hoş Bir Sürpriz

Uzun zaman oldu 30.000 Km bakımından bu yana. Blogda ufak değişiklikler olsa da hem hayatımızda hem de müzik dünyasında bir hayli karıştı ortalık. Burada hiç değinmesem de birçok noktada konuştuğumuz üzere politik hayatımız laçkaya döndü. Al gülüm ver gülüm modelleri bir hayli ilginç bir yapıya büründü. Neyse bunun yeri burası değil.

İş değiştirmiş ve sorumluluklarımın da artmış olmasıyla haftalık yayınladığım yazı sayısını 3'e indirdim. Başka türlü yetişemiyorum bunca yoğun gezi ve toplantı trafiğimin arasında. Yurtdışında otel odalarında albüm incelediğim bile oldu o yüzden anca bu kadar oluyor şu ara. Henüz bir şikayet gelmediğine göre herhalde bununla alakalı bir sorun da yok.

Bunun dışında bloğa yeni iki köşe katıldı, 2 köşe de çıktı. "Kısa Kısa Albümler" ve "Kısa Kısa Plaklar" köşeleri artık devam etmiyor. Bunun sebebi incelemeye değen albümleri veya plakları direk tek başına incelemek istemem. Fazla yazacak şey yoksa bile kısa olsun tek başına olsun düşüncesi.

Yeni katılan köşelerden biri bunca zamandır neden el atmadığımı bilmediğim "MySpace Keşifleri". Bir şekilde keşfettiğim grup ve sanatçıları bu köşede elimden tanıtmaya çalışıyorum. Tepkiler oldukça güzel ancak şimdilik yavaş ilerliyorum keza yine yoğunluktan dolayı. Ancak gelen tepkiler çok olumlu. En kısa zamanda sırada bekleyen yeni keşiflerle devam edecek. Diğer köşe ise "Ay Tutulması". Bu bölüm tamamen gelen talepler sebebiyle oluştu. Bir önceki ay incelediğim albümlerden seçtiğim parçalardan oluşan minik bir liste bu. Ayda bir de Misak Tunçboyacı'nın Dinamo FM'deki programına konuk olup bu listedeki parçalardan bir kısmını çalıyoruz muhabbet eşliğinde.

Küçük bir not da Röportajlar bölümüyle alakalı. Elimde hazırlamam gereken 3 röportaj var, Richard Davis, Akufen ve Move D fakat zaman yetersizliğinden ilgilenemiyorum. Umarım bir ara zaman bulup bunlara da el atacağım.

Tüm bunlar olurken blog 100.000 sınırına ulaştı ve bu benim için güzel bir duygu. Tamamen işimden ve hayatımdan arta kaldırdığım zamanlarda yazdığım yazılarla bugüne gelmesi beni memnun ediyor. Daha önce bloğa reklam teklifi geldi ama bu opsiyonu hiçbir zaman ciddiye almadım çünkü benim için hobi olan bu sitenin hobi olarak kalması lazım.

Bundan sonra ne olacak derseniz yine gelen tepkilere göre blog şekillenmeye devam edecek. Sonuçta benim için hobi olsa da bu bloğu insanlarla bir şeyler paylaşabilmek için kurdum ve bu temelde de ufak değişimlere her zaman sıcak bakıyorum haliyle.

Gelelim güzel sürprizlere. 9 Mayıs Cuma günü bir arkadaşımın okuduğu Hürriyet gazetesinin "E-Yaşam" ekine göz ucuyla bakarken "Müzik cenneti 100 Internet sitesi" adlı habere gözüm takıldı ve hemen bir göz attım. Göz attım da ne göreyim, Proodos'u da listeye eklemişler Müzik Blogları bölümünde. Habere buradan ulaşabilirsiniz. Haliyle bir hayli memnun etti beni. Hem 100.000'i aşmak hem de bu üst üste gelince keyiflendim. Tabii Bülent Burgaç'ın bana doğumgünü armağanı olan Massive Attack konserini unutmamak lazım. Doğumgünümde Massive Attack'le tanışmak ve plaklarını imzalatmak apayrı bir deneyim olacak. Belki o konser için ufak bir iki sürpriz de olabilir.

Bu yazı da bloğun son bakıma giriş yazısı olacak herhalde. Daha sonra ufak değişimler olduğunda tekrar minik yazılarla araya girebilirim ama onun haricinde destansı bir yazı gelmez önemli bir şey olmadığı sürece. Herkese muhteşem konserlerle dolu bir yaz dilerim. Notasız gününüz geçmesin.

7.5.08

DeVotchKa - A Mad & Faithful Telling (Anti, 2008)

Son 4 senedir insanlar nelere yöneliyor dersek bir tanesi de kesin Balkan ve Çingen müzikleridir. Bu dönemde çıkan ve dünya çapında üne kavuşan grupları şöyle bir düşünsek, Beirut, Gogol Bordello vs. bu da durumu açıklıyor. Elbette Gogol Bordello daha önce kurulmuştu ama bu dönemde yıldızı parladı. Keza DeVotchKa da öyle. 1997'de kurulan grup son 3 senedir yükselen bir ivmeye sahip. Üstelik hem Çingen, hem Balkan, hatta Yunan ezgilerine rastlamak mümkün. Üçü bir arada Nescafe gibiler. Başarı kaçınılmaz.

DeVotchKa kimdir dersek 4 tane zıppır. Neden zıppır çünkü bildiğim kadarıyla çingene değiller. En azından Gogol Bordello bu şekli tuttuyordu. Zach Condon misali bir durum var karşımızda. Ama şu var ki dinlerken herhangi bir şey fark ediliyor mu dersek cevap kesinlikle hayır.

Grup Gogol Bordello'dan çok daha hafif bir Rock versiyonunu benimsiyor ve tüm Çingen, Balkan neşesiyle bunu bizlere sunuyor. Dünyanın en güzide müzik türlerinden biri ve en kolay dans ettiren müziği olarak bu müziği başarılı ellerden dinlemek muhteşem bir zevk. DeVotchKa da bu noktada çok iddialı.

Yahu vıdı vıdı yapmaya ne hacet, albüm "Basso Profundo" ile bir başlıyor, ondan sonrası bitmiş gitmiş. Eller kollar havada. Prrrrrrrrrr diye bağıran sesleri duymak ve sahnede dans eden grubu hayal etmek mümkün. Arkasından Zach Condon misali bir Balkan Folk havası geliyor "Along The Way" ile. Trompetler dolduruyor kolonları ve ardından evi. Ama albümü saymaya devam edersek habire eğlence ve neşeden başka bir şey yok. Örneğin bir "Head Honcho" var ki Tarantino filmlerinden çıkmış girişi ve nirvanaya ulaştıracak devamıyla insanüstü. Cenazem olduğu gün çalınması istediğim parçalardan biri olabilir. Geldim, eğlendim, gittim. Bu güzel hayatın anısına siz de eğlenin misali bir ulvi parça.

Fazla göz önünde olmamasına rağmen mutlaka dinlenmesi gereken, edinmeyenin çok şey kaçıracağı bir albüm. Hayat zevk almak için var. Alın zevki, gerisi zaten kendiliğinden gelir.

MP3: DeVotchKa - Basso Profundo
MP3: DeVotchKa - Head Honcho

DeVotchKa'nın resmi sitesi
DeVotchKa @ MySpace
Albümü satın almak için

5.5.08

Alec Empire - The Golden Foretaste Of Heaven (Eat Your Heart Out, 2008)

Atari Teenage Riot'ın kurucusu Alexander Wilke-Steinhof 1972 doğumlu Alman bir prodüktör. İnanılmaz derecede üretken bir isim ve bugüne kadar yüzlerce çalışmaya imza attı. Bunlardan en beğendiğim dönem ise Atari Teenage Riot ve Alec Empire adı altında yaptıkları.

Gitarla elektronik müziğin ilişkisini oldum olalı başarıyla parçalarında gösterdi. Yoğun riflerin yanında elektronik müziğin farklı türlerinden gelen öğeleri uygun biçimde birleştirmesinin yanında birçok türe de ucundan yol açtı. Yol açtığı insanlardan biri de T.Raumschmiere ve onun plak şirketi Shitkatapult.

Uzun müzikal yolculuğu içerisinde bize sunduklarından sonra şimdi yeni bir albümle bizi selamlayan bu adam yine kendine özgün bakış açısıyla beklentilerimin de üzerinde bir albüm yapmış. Zaman zaman abstract elektronik müzik kıvamına bile kayabilen çalışmaları temelinde electro rock kapsamında. Ancak derinlere inildiğinde Synth pop, Oldskool Electro, Funk, Disco, Hard Rock ve hatta günümüzün güzide türü Post punk Electro Rock'a bile uzanıyor.

Albümde Synth'lerin gitar rifleri kadar ön planda olduğunu vurgulamak gerekiyor kesinlikle. Bir "Down Satan Down (Dub)" var ki kulaklara şenlik. Büyük bir zevkle dinledim. Ha herkes için aynı etkiyi yaratmayacağına eminim ancak ses kesiti kullanımının biraz uçuk olduğu (Mr. Oizo kadar olmasa da) düşünüldüğünde bir adım geriye çekilip dinlemek faydalı oluyor. Onu geçtim arkasından gelen "On Fire (The Hellish Vortex Sessions) bir giriyor ki aklı selim kalmak zor. Ortalığı yakıp yıkmamak için kendimi zor tutuyorum.

Aslında albüm içerisinde ciddi bir serüven var. Bu serüveni de oldukça sevdim çünkü belirli bir temel üzerinde birçok yan türe uzanıyor. Her şey adım adım gelişiyor ve değişiyor. Strese maal yok. "Robot L.O.V.E."'da Acid Techno da karşıma çıktı ya sırtım yere gelmez artık. Elektronik müzikten gitar rifleriyle destekli şöyle güzelce zevk almak için edinin derim.

MP3: Alec Empire - Down Satan Down (Dub)
MP3: Alec Empire - On Fire (The Hellish Vortex Version)

Alec Empire'ın resmi sitesi
Alec Empire @ MySpace
Albümü satın almak için

4.5.08

Gnarls Barkley - The Odd Couple (Atlantic, 2008)

"St.Elsewhere" ile ortalığı kasıp kavuran bir ikili geliyor şimdi, Danger Mouse ve Cee-Lo, yani Gnarls Barkley. Gospel vokali kültüründe yetişmiş Cee-Lo'nun vokalinin üzerine Danger Mouse'un oturttuğu müzikal bakış açısı özellikle "Crazy" adlı parçayla herkesin dilinde dolaşıyordu. Ama inanılmaz bir çıkış albümünden sonra olacaklardan yine onlar sorumluydu. Sorumluluk bilinçleri de yüksekmiş, bunu öğrendik "The Odd Couple" sayesinde.

İkili her ne kadar Pop'a yakın görünüyorsa da bir o kadar uzaklar. Gospel vokali, Rap ve old skool Trip Hop birleşimi bir müzikal yapıları var. Ama genele de uygun geliyor ilginç olarak. Albümde de bunu sonuna kadar kullanmışlar. "Charity Case" ile başlayan ve 70'lerin Funk dönemini hatırlatan hava albüme doğrudan ısındırıyor. Arkasından "Portishead" ile birlikte yapılmış izlenimi veren ve hayran kaldığım "Who's Gonna Save My Soul" var ve burada Cee-Lo vokali tavan yapıyor. "Going On"'a geldiğimizde işte bu karmaşık müzik yapısının popüler kültüre teğet geçtiği noktaya geliyoruz. Eğlence de eğlence.

Bunların yanında albümde "Would-Be Killer", "Surprise" ve "Blind Mary" gibi yine güzel çalışmaların aksine "Open Book" ve "Whatever" ciddi olarak sırıtan bir halde. Ama albümün genelinde güzel müzik ve çok güzel parçalar var. Bence kaçırılmaması gerekiyor. Müzikal açıdan doyurucu, yetenek açısından ise üst düzeyde. Rock Werchter'de kendilerini Neil Young'la aldatacağım için de şimdiden özür dilerim.

MP3: Gnarls Barkley - Charity Case
MP3: Gnarls Barkley - Who's Gonna Save My Soul

Gnarls Barkley'in resmi sitesi
Gnarls Barkley @ MySpace
Albümü satın almak için

1.5.08

The Kooks - Konk (Virgin, 2008)

Şu müzik dünyasına hayranım. Gerçekten. Balon patlatmakta üzerine yok. Geçen sene karşımıza 3-5 yaş arası için albüm çıkaran Kaiser Chiefs çıkmıştı. Bu sene de 9-12 yaş arası için The Kooks albüm çıkardı.

"Inside In / Inside Out" albümleriyle fazla ilgi gösterildi mi dersek evet. Tüm İngiltere boncuk bulmuş gibi yapıştı Brighton'lı bu genç grubun üzerine. Üstelik grubun yüksek egosunu yediğim (Tek albümle nasıl elde ettiyse o egoyu) Luke Pritchard'ın liseli kızlara müzik yapıyoruz demesine rağmen. Harun İzer'ciğim hiç burnunu bükme adam dedi bunu.

Yeni albümlerindeki parçaların eskilerle olan benzerliği %94'ünün aşk üzerine konuşlanmış olması. Ama sözlerdeki vahamet ise insanı yoracak cinsten. Kaiser Chiefs'in "Boxing Champ"'i kadar olamaz elbette ama kardeşim söylediğiniz gibi albüm için hazırladığınız 60-70 parça içinden bunlar çıktıysa vay halimize. LCD Soundsystem da 30 parçadan albüm seçiyor. Hey hat fersah fersah farka bak.

Şimdi The Long Blondes'u eleştirdikten sonra The Kooks sırada olduğundan biraz Britpop düşmanı gibi görünebilirim ama kardeşim bu tür Blur, Pulp ve Oasis gibi isimleri de gördü.

Ha albüm dinlenmiyor mu, dinleniyor. Ama dikkat etmediğim sürece sorun yok. Yoksa sözler cidden yoruyor. "Put your hands in the air, wave them like you don't care" gibi klişe ötesi sözleri olan Rap nasıl yorduysa beni, bu da öyle. Müzikal olarak eleştirmeye hiç girmek istemiyorum çünkü elde hiçbir şey yok. Arada Hugh Harris'in Blues gitaristliğine soyunmaya çalıştığı minik rifler haricinde tamamen sıradan. Neyse geçtik, kaldığımız yerden devam ederiz bir ara. Daha fazla uzatmadan zamanımı daha güzel albümlere ayırayım. Ama durun son bir söz, "Tick Of Time" diye Beatles çakması da yaptıklarını da eklemeden geçmeyeyim. Bir bu eksikti aferin. "Yellow Submarine"'ler kovalasın sizleri!

MP3: The Kooks - See The Sun
MP3: The Kooks - Do You Wanna

The Kooks'un resmi sitesi
The Kooks @ MySpace
Albümü satın almak için (2 kere düşünün bence)