31.12.06

Pioneers Of Electronic Music Vol 1 - Richie Hawtin

Slices dergisi bir DVD serisi hazırlıyor. Bu DVD serisinde elektronik müziğe yön veren, hayat katan ve bu müzik türünün bugünlere gelmesinde büyük emeği geçen isimlere yer veriyor. Serinin ilki ise Richie Hawtin'e adanmış. Serinin ilk DVD'sinde Richie Hawtin hakkında özel ve müzik hayatının tümünü kapsayan çok başarılı bir belgesel yapılmış. Belgeseli hazırlayan isimler ise Maren Sextro ve Holger Wick.

Belgeselde üzerinde durulan nokta Richie Hawtin'in nereden geldiği, hangi yollardan geçip bugünlere geldiği ve müziği üzerindeki temel etken noktalar. 1980'lerin sonundan itibaren prodüktör, DJ, plak şirketi sahibi ve müzik vizyonu belirleyici gibi birçok nosyonu üzerinde taşıyan bir isim Richie Hawtin ve aslında onu anlatmak için 1 saat kısa bir süre. Ancak şunu söylemek gerekir ki yönetmenler inanılmaz bir iş başarmış.

Bir nebze belgeselin içeriğine girersek Richie Hawtin üzerinde babasının çok büyük bir etkisi var. Kraftwerk ve John Peel dinleyen, robot mühendisi olan bir babanın elektronik eşyalara ve müziğe olan merakı oğlunu ciddi biçimde etkilemiş.

Bunun yanında İngiltere'den babasının iş değiştirmesi sebebiyle Windsor Kanada'ya taşınan Richie Hawtin burada kendini bir anda Detroit'le komşu olarak buldu ve iki şehri sadece bir nehir ayırıyordu.

Richie Hawtin'in nasıl elektronik müziğe merak sardığı, Jeff Mills, Derrick May, Scott Gordon ve Detroit teknosunu o dönemde geliştiren birçok isme olan hayranlığı, prodüksiyona merak sardığı anda Daniel Bell ve John Acquaviva ile tanışması ve birlikte çalışmaları kısa sürede çok hızlı gelişmeler. Daha sonra John Acquaviva'nın kredi kartıyla kurulan Plus 8 ve ardından takip eden müzikal gelişim.

DVD'de gerçekten Richie Hawtin'in hayatına dair birçok bilgi mevcut ve bunların yanında hangi çalışmaları yaparken neler yaşadığı ve bu yaşadıklarının müziğine olan etkisini görme imkanı doğuyor. Richie Hawtin'i gerçekten tanıyabilmek açısından çok değerli bir kaynak ortaya çıkmış.

Bu arada belgeselde Richie Hawtin ile ilgili yorum yapanlar arasında ailesi, abisi Matthew Hawtin, Derrick May, Sven Vath, John Acquaviva, Mike Banks, Magda, Scott Gordon ve Kevin Sounderson var.

Slices dergisinin başlattığı bu muhteşem serinin devamını heyecanla beklemek için çok önemli bir sebep oldu bu belgesel. Umarım bu belgesel Türkiye'de prodüksiyona meraklı kesimler tarafından seyredilir ve bu kadar uzun zamandır sürekli başarılı olabilmiş bir elektronik müzik öncüsünün etkisi sayesinde Türkiye'de de elektronik müzik bir zevk olmaktan çıkıp bir kültür haline gelebilir.

Slices Electronic Music Magazine
Sipariş vermek için

Repeat Repeat - Squints (Soma Quality Recordings, 2006)

Repeat Repeat, Dave Congreve ve Mark Rutherford'un 2005 yılında yarattıkları bir oluşum. İkili bugüne kadar bu projeyle çıkardıları tüm plakları Soma Quality Recordings etiketiyle yayınladılar.

Minimalist elektronik müziğe kendilerince farklı bir bakış açısı getirmeyi amaçlıyorlar ve bunda belirli oranda başarılı olmuş durumdalar. Bu çalışmalarını şimdi de bir albümle süslemek istiyorlar.

İkili tekno, minimal, downtempo ve tech house gibi çeşitli tarzlarda prodüksiyon yapıyorlar ve genelde bu tarzların öğelerini karıştırıyorlar. Örneğin albümün açılış parçası "Flip Flop"'ta altyapı minimalist, vuruşlar tech house'a kayıyor ve melodi de downtempo havasında. "Loops And Boundaries" ise kesiklerle başladığı minimalist hatta bir nebze house edası takınıp devam ediyor. Melodinin tam olarak oturmasıyla çok etkileyici bir hal alıyor. Üçüncü çalışma "Crocodile" ise eskilerden kalma basit bir melodi ile başlıyor. Derken Rephlex'ten çıkan çalışmaları andıran bir vuruş silsilesi giriyor. Albümün geneline oranla çok farklı bir duruşa sahip bu çalışma. "Carpark Second Edition" albümü tekrar minimalizme döndürüyor. Parçadaki temel vuruşlar düzenli ancak üstündeki tiz vuruşların düzensizliği olaya güzellik katmış. Melodi ise oldukça derin ve atmosferik. Gerçekten güzel bir çalışma. "Squint Shapes" bir bakıma geçiş için albümde yer alıyor. Downtempo bir melodi eşliğinde erkek vokali ses kesiti var. Sonrasında "Wassily" güçlü minimalist vuruşlarıyla geliyor. Parça ilerleyince sakinleşiyor ve huzurlu bir minimalist tech house karşımıza çıkıyor. Arkasından yeni bir arayı işaret eden uzaysı melodili "Space In Between" geliyor. Onu takiben albümden plak olarak basılan ilk çalışma "Why Must" başlıyor. Minik vuruşlardan oluşan altyapısının üzerinde nazik bir melodi var. Derinlerden bir synth melodisi yaklaşıyor ve çalışmayı hareketlendiriyor. Arkaya geçen perküsyon melodisi parçaya çok olumlu bir hava katıyor. "Glass" ise albümdeki tek vokalli çalışma ve tech house'a neşeli bir yaklaşım sergilenmiş. Minimalist öğeler de yoğun olarak bulunuyor. Albümdeki son çalışma "Home Stop Welcome" yine minimalist öğeler barındıran tech house havasında. "Glass"'e göre biraz daha hızlı. Vokal ses kesitleri olarak kullanılmış. Parça orta bölümden sonra Gui Boratto'nun tech house'a yaklaşımını andırıyor. Gerçekten güzel bir çalışma.

Soma Quality Recordings

Tanıtım linkleri Phonica Records'dan alınmıştır.

30.12.06

Nina Simone - Remixed And Reimagined (Legacy, 2006)

Efsanevi caz vokalisti Nina Simone'un anısına onun unutulmaz parçalarına yapılan bir albüm piyasaya çıktı. Nina Simone her ne kadar caz sanatçısı olarak anılmaktan hoşlanmasa da (Sorun caz olması değil kategorizasyonu sevmiyor) bu türün çok önemli isimleri arasında yer alıyor. Ancak zamanında soul, r&b ve hatta pop söylediği zamanlar da olmuş.

1933 doğumlu sanatçı 2003 yılında aramızdan ayrıldı ve o güne kadar konser kayıtlarıyla birlikte 36 albüme imza attı. Onun ölümünden sonra da 3 albüm daha çıktı. Bunlardan biri de şu an sözkonusu olan albüm "Remixed and Reimagined".

Albümde Nina Simone'un kariyeri boyunca yaptığı birçok efsanevi çalışmanın yeni bir bakış açısı kazanmış hali var. Bu bakış açısı yapılan düzenlemelerle ve yeniden yapılandırmalarla ortaya çıkmış. Bu çalışmaları yapan sanatçılar arasında öyle çok fazla göz önünde bulunan bir isim yok ancak sonuç hiç de yadsınacak gibi değil.

Albümdeki çalışmaların yeni hallerinde temel olarak funk etkisi var. Albümün önemi sebebiyle vokal hiçbir zaman geri plana atılmamış çünkü burada önemli olanın Nina Simone olduğu unutulmamış.

Albümde dikkat çekenler:
1) I Can't See Nobody (Daniel Y Remix)
3) Ain't Got No I Got Life (Groovefinder Remix)
5) Turn Me On (Tony Humprie's Got U Turned On Dub)
8) Go To Hell (Mowo Remix)
11) O-O-Oh Child (Nickodemus Remix)
13) Obeah Woman (DJ Logic Remix)

Nina Simone

29.12.06

Andrey Kiritchenko - Stuffed With Out (Nexsound, 2006)

Andrey Kiritchenko Ukraynalı bir prodüktör. 1991 yılında müziğe bir rock grubunda vokalist ve prodüktör olarak başladı ve 1996 yılında elektronik müziğe doğru dönmeye başladı. Önceleri radyo programcılığı ile başlayan serüveni daha sonra 1998 yılında "Sidhartha" adı altında prodüksiyonlarla ilerledi. 1999'da kurduğu NEX (Nihil Est Excellence) adlı grup ile dijital ve analog müzik arasında giden bir bağlantı grubu kurdu. 2002 yılında Nexsound adlı plak şirketini kuran ve bu şirketle Ukrayna'daki deneysel elektronik müzik sanatçılarını desteklemeyi amaçlayan Andrey, bu şirketle ciddi başarılar yakaladı. Ukrayna'da elektronik müzik denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri ve Doğu Avrupa'nın de en tanınan deneysel sanatçılarından.

Müzikal açıdan akustik ile dijital müzik öğelerini kaynaştıran ve bunları küçük melodilerle destekleyen Andrey, bugüne kadar çıkardığı 20'den fazla albümle de kendi tarzını açıkça ortaya koyan bir isim. Aslında tarzının temelinde ufak da olsa Fennesz benzerliği olsa da Fennesz'in elektro gitarına karşılık akustik gitar var ve Fennesz gibi okyanusta yüzen geniş ve derin melodiler fazla bulunmuyor. Ancak müziklerinin temelinde benzer bakış açıları yatıyor. Bir başka benzer isim ise bu sene ilk albümü çıkan Hisato Higuchi. Her ne kadar gitarı kullanma stilleri benzese de Higuchi'nin elektronik müzik öğelerinden uzak duruşu aralarındaki temel fark gibi.

Andrey Kiritchenko Qwartz tarafından en yenilikçi sanatçı ödülünü de almış bir prodüktör. 1996 yılından beri yaptığı albümlerle de birçok elektronik müzik sanatçısına yeni ufuklar açan deneyselliğini yeni albümünde de sergiliyor.

Albümde akustik hava her zamanki gibi yine hakim. Elektronik öğeler ise tüm güçleriyle bunu destekliyor. Noise döneminden kopup gelen kısa melodiler ve altyapıların yanında bütüne bakıldığında farklı bir uyum görülebiliyor. Ses kesitlerini oldukça yoğun kullanıyor ancak günümüzdeki kesik kullanımdan uzak, notalar ya da melodinin bir parçası olarak. Ses kesitleriyle yarattığı melodileri genel olarak atmosferik alt melodilerle destekliyor. Alt melodilerin temel özelliği ise akustik olmaları ve folk kültüründen esinlenmeleri.

Bu arada albümdeki çalışmaların isimleri de ayrı bir deneysellik ve yenilikçi bakış açısı ödülü alabilir.

Albümde dikkat çeken çalışmalar:

1) Timetravel Of A Snail
3) A Mouse Stuffed With Emotions
4) For Behemoth Who Was Afraif Of Darkness
5) November Comes And Squirrel Falls In Love

Andrey Kiritchenko

2003 yılında Ultrahang Festivali'ndeki performansı (45 Mb)

Linkler Nexsound sitesinden alınmıştır.

28.12.06

Neler oluyor şu dünyada

Geçtiğimiz 2 haftada günlük albüm veya plak incelemelerinde aksamalar oldu. Başta grip vardı ve arkasından ADSL modemim elektrik kesintisine kendini kaptırınca aksaklıklar oldu. Ama boş durmadım. Yakında burada çok güzel bir liste yer alacak. Müzikle yakından ilgilenen yazar, müzisyen, DJ veya dinleyicilerden oluşan seçkin (Gaza bak) bir grupla birlikte yılın albümlerini seçme çalışması yapıldı. Hala da bir nebze devam ediyor. Bittiği zaman sonuç listesini de buraya koyacağım. Umarım beğenilir.

Herkese bol notalı günler.

Sühan Gürer

Kısa Kısa Plaklar... (10)

Jon Gaiser - Neural Block (M_nus, 2006)

2006'nın Şubat ayında M_nus etiketiyle çıkan "And Answer" adlı plağı ile minimalist elektronik müzik camiasını derinden etkileyen genç yetenek Jon Gaiser yine aynı şirketten yeni plağını çıkardı.

Plakta Jon Gaiser'in minimalizme bakış açısının yanında öldürücü melodileri ve insanı dansa sürükleyen genel parça yapısı apaçık ortada. Vuruşların düzeni insanı harekete yönlendiriyor. Keskin vuruşlarla kesik melodileri destekliyor ve pastanın üzerine de ses kesitlerini krema niyetine kullanıyor. 4 çalışma içeren plakta "Neural Block", "Half Life" ve "Seepage" çok başarılı.

A1) Neural Block
A2) Half Life
B1) Seepage
B2) Separation

Martin Buttrich - Cloudy Bay (Pokerflat, 2006)

Evvelsi hafta Radar Live etkinliği kapsamında Loco Dice ile birlikte Türkiye'ye gelen ve çok başarılı bir canlı performans sergileyen Martin Buttrich'in yeni plağı Pokerflat'ten çıktı.

Minimalist yaklaşımıyla tech house öğelerini birleştiren ve eğlenceli bir çalışma ortaya çıkaran Martin plağın ilk parçası "Cloudy Bay"'de çelloya da yer vermiş. Bu kombinasyon gerçekten etkileyici. "What's Your Name" adlı ikinci çalışma ise biraz daha sakin bir minimalist techo house kıvamında. Plaktaki son çalışma "Lazy Bastard" ise daha hareketli ve neşeli. Keskin vuruşların bu noktada önemli bir katkısı var çalışmaya.

A1) Cloudy Bay
B1) What's Your Name
B2) Lazy Bastard

Thomas P. Heckmann - Tangents (Bpitch Control, 2006)

1983'ten beri DJ'lik yapan ve 1991'den beri de plakları yayınlanan elektronik müziğin önemli isimlerinden Thomas P. Heckmann'ın yeni plağı Ellen Allien'ın BPitch Control adlı plak şirketinden çıktı.

Plak Bpitch'in son dönemdeki eğilimlerinin aksine yoğun bir tekno havasında. İlk çalışma "Tangents" minimalistik bir tekno edası içeriyor. Eğlenceyi ise kendisine çok yakın tutmuş. Plağın arka yüzünde ise "Medusa" güçlü vuruşlarla karşılıyor. Yapısal açıdan oldukça endüstriyel. "Strobe" ise bir nebze daha deneysel bir tekno çalışması. "Medusa"'ya göre biraz daha yavaş kalıyor ancak içindeki abstrakt melodiye çok daha uygun bir şekil almış bu haliyle.

A1) Tangents
B1) Medusa
B2) Strobe

Tanıtım linkleri Phonica Records'dan alınmıştır.

27.12.06

Thomas Brinkmann - Klick Revolution (Max Ernst, 2006)

Thomas Brinkmann elektronik müziğin emektarlarından biri. Bundan da önemlisi minimalist elektronik müziğin duayenlerinden. 1997 yılında başladığı profesyonel müzik hayatında minimalist müziğe katkılarıyla geniş dinleyici kitlelerine ulaştı.

Bugüne kadar 6 albüm çıkardı ve bunların yanında Richie Hawtin'in Concept projesine ve Mike Ink.'e yaptığı düzenlemelerle de dikkat çekti.

Düsseldorf müzik akademisinden mezun olan ve o dönemden beri Steve Reich, Ryuichi Sakamoto, Pan Sonic (Panasonic) ve Dan Bell gibi elektronik ve minimalist müziğin efsaneleşmiş isimlerini kendine örnek alan Brinkmann kendi kendine enstrümanlarla ve elektronik müzik aletleriyle farklı deneyler yaparak kendine özel enstrümanlar geliştirdi. Bu aletlerle geliştirdiği çalışmalardan oluşan ilk iki plağı Mike Ink. tarafından beğenildi ve hemen Profan etiketiyle yayınlandı ki daha sonra bunlar albüm olarak da toplandı.

Thomas Brinkmann daha sonra çalışmalarını kendi kurduğu Max, Ernst, Max & Ernst ve Suppose adlı plak şirketlerinde yoğunlaştırdı. Başlangıçtan itibaren kulağa basit gelen ancak ileri derecede üretken çalışmalarıyla dikkat çekti ve müzik dünyasında adını büyük harflerle yazdıran ender isimlerden biri oldu.

Bu albümde pinball machine adlı elektronik müzik aletine atıfta bulunan Brinkmann, albümü derin, yoğun atmosfere sahip etkileyici çalışmalarla süslemiş. Ses kesiti kullanımı ise çalışmaların doğasına uygun biçimde ve minimalizmin doruklarında.

Albümün adından da anlaşılabileceği gibi albümde vuruşlar clicks and cuts benzeri bir yapı taşıyor ancak döngüsel kullanımda çok daha farklı bir yönteme başvurmuş ve bu da olayın yeniliğe yönelik olan tarafını ortaya koyuyor.

Albümde dikkat çeken çalışmalar:

1) Locked Box
3) Inclined Plane
5) Logic Of Decline
6) Tilt

Max Ernst

26.12.06

Arctic Hospital - Citystream (Narita, 2006)

Eric Bray'in 2005 yılında başladığı projesi Arctic Hospital'ın ilk albümü Citystream piyasaya sürüldü. Eric Bray'in Disasemble ve Tavle adında iki projesi daha var ancak Arctic Hospital bunlar arasında en çok bilineni. Bu arada Talve Eric Bray'in IDM projesi ve son dönemde rafa kalkmış durumda çünkü IDM'in bugünkü depresif halinden pek hazzetmiyor.

Wisconsin'de büyüdüğü çevredeki insanlarla kendi bakış açısı arasında fark gören Eric Bray henüz 14 yaşındayken kendini odasına kapayıp asosyalliğini müzikal anlamda değerlendirmeye çalışmış. Türler hakkında pek bilgi sahibi olmadan kendi deneysel çalışmalarıyla ortaya koyduğu parçalar kısa sürede olgunlaşmış ve ortaya değişik bir karışım çıkmış.

Minimalizmi her zaman el altında tutan, bunun yanında tekno ve ambient türlerine de sıklıkla kucak açan bir tarzı var. Tekno derken de endüstriyelliğe oldukça yakın, hatta zaman zaman Detroit noktasına yaklaşan altyapılara imza atıyor. Ses kesitleri kullanımındaki yoğunluk ise deneysellikten gelen müzikal gelişim sürecinin önemli bir göstergesi.

Albümü yayınlayan şirket Narita ise Miami merkezli Merck'in şemsiyesi altında yer alıyor. Bugüne kadar Anders Ilar, [a]pendics.shuffle ve Arctic Hospital'ın albüm ve plakları burada yer buldu. 2004'te kuruldu ve gelecek vaadeden plak şirketleri arasında yer alıyor.

Albümde her ne kadar deneysel de olsa teknonun ağırlığını açıkça hissetmek mümkün. Bunun yanında endüstriyellik üst noktada. Bazen abstrakt yaklaşımlar sergiliyor tekno açısından. Burada IDM türünde bir projesi olmasının ve bazen temelde kaymalar olmasının da etkisi var. Bunun yanında deneyselliğin varlığı asla parçalarda dansa yönelik havayı esirgememiş. Vuruşların yapısı itibariyle çalışmaların bir çoğu setlere uygun ve insanları eğlendirecek yapıda. Albümde ambient türünde bir tek 9. parça olan "Rotating Water" var.

Albümdeki beğendiğim çalışmalar:

2) Frost Castings
3) Our Metropolis
4) Rain Six
8) Gift Horse
11) Mitten Remix

Arctic Hospital @ Narita Records

Tanıtım linkleri Juno Records'dan alınmıştır.

Not: Bu arada Eric Bray 2007 yılında Tokyo merkezli Plop şirketinden "The World On Higher Downs" adındaki grubuyla yeni çalışmalar yayınlayacak. Elbette bu çalışmalar Arctic Hospital'a bir engel oluşturmuyor.

23.12.06

Louie Austen - Iguana (Klein, 2006)

Louie Austen aslında Las Vegas semalarında yakından bilinen ünlü bir vokalist. Bu yolda kendisi Dean Martin ve Frank Sinatra gibi isimleri takip etmeye çalıştığını belirtiyor. Ancak bu noktada kendisinin yaşadığı değişim bizi asıl yakından ilgilendiren.

1998 yılında bir Avrupa gezisinde elektronik müzik prodüktörleri Avusturyalı Mario Neugebauer ve Alman Patrick Pulsinger ile tanışan Louie Austen elektronik müziğe ilgi duydu ve bu noktada ilginç bir oluşum ortaya çıktı.

Bu oluşum ilk meyvesini 1999 yılında "Consequences" albümüyle verdi ve arkasından 2001 yılında Kitty-Yo'dan "Only Tonight" adlı albümü takip etti. 2003'te yine aynı plak şirketinden "Easy Love" albümü çıktı ve şimdi de Louie Austen yeni albümüyle karşımızda.

Elbette Dean Martin ve Frank Sinatra'yı takip eden bir ismin elektronik müziğe ilgi duyması ve elektronik altyapılar üzerine vokal yapması güzel. Sonuçlara gelince onlar da oldukça güzel.

Vokalin yapısı açısından Las Vegas'ta geçirdiği yılların etkisi çok açık ortada. Albümde özellikle "Red Light", "Rain" ve "Boom Boom" adlı çalışmalarda dikkat çekiyor vokalin bu yapısı. Gerçekten etkilendim diyebilirim.

Albümde elektro pop ve new wave arasında giden bir temel müzikal altyapı var. Temel olarak da vokalin dinginliğine ve kadife etkisine uygun çalışmalar hazırlanmış demek doğru olur. Her ne kadar planlı prodüksiyon bir nebze doğallıktan uzak olsa da yine de uygun biçimde hazırlandığında bu albümdeki gibi eğreti durmayabiliyor.

Albümde dikkat çeken çalışmalara gelince:

1) Passion For Life
3) Red Light
4) Rain
5) Boom Boom
6) If You Let Me Love You
8) Glamour Girl

Louie Austen

Tanıtım linkleri Juno Records'dan alınmıştır.

18.12.06

I'm From Barcelona - Let Me Introduce My Friends (Interpop, 2006)

2006 yılında Emanuel Lundgren tarafından kurulan ve kısa sürede yapısal anlamda ciddi bir gelişim sürecine giren I'm From Barcelona albümünü Eylül ayının sonunda Interpop'tan çıkardı.

Grup aslında indie rock yapıyor diye kısaca özetlenebilir ancak çalışmalarının derinine indiğimizde rock ile indie popu birleştirdiklerini söylemek daha doğru olur. Grubun vokalleri de Emanuel Lundgren'in tekelinde. Bir kızıl olarak da bu görevi sonuna kadar hakediyor.

Albümdeki çalışmalarda en çok dikkat çeken nokta neredeyse albümdeki tüm melodilerin insanların eşlik etmesi için yapıldığı hissini vermesi ve bunun yanında koroların da bolca yer alması. Ayrıca esntrüman açısından da hiçbir masraftan kaçınılmamış. Albümde inanılmaz denecek sayıda enstrüman var ve her çalışmada kullanılan farklı enstrümanlar çok değişik ruh hallerini yansıtmakta etkin olarak dağıtılmış.

Albümde enerji, gözyaşı, aşk, hayaller, neşe ve alkol var. Bu da herkesin kendisinden bir parça bulabileceğini işaret ediyor. Açıkçası insanın yüzünde sabit bir tebessümle dinleyeceği çok güzel bir albüm olmuş. İmkan olursa konserlerinde de gözlerimizi parlatan bir neşeyle izlesek diye mutlaka iç geçiriyor insan.

Albümde tebessüm ettiren çalışmalar:

1) Oversleeping
2) Collecion Of Stamps
3) We're From Barcelona
4) Treehouse
6) Ola Kala
7) Chicken Pox
10) Barcelona Loves You
12) Gizli Parça (11. parça The Sweetest Lullaby'dan sonra)

I'm From Barcelona

17.12.06

Move D - Kunststoff (City Center Offices, 2006)

David Moufang'in ünlü projesi Move D 1995 yılında Source Records'dan çıkardığı albümü Kunstoff'u bu sefer City Centre Offices'dan yayınladı. Elbette albüm 11 yıllık ve güncelliği sorgulanabilir normalde böyle çalışmaların ama bu albüm yıllanmış viski gibi. Bugün çıksa yine de aynı takdirle karşılardım.

Source Records'un da sahibi olan David Moufang aslında birçok kişinin Pete Namlook'la beraber ortaya koyduğu projesinden bildiği bir isim. Aslında onun ortak projeleri bununla da sınırlı değil. Jonas Grossmann (Spacetime Continuum), Jonah Sharp, Roman Flugel, Rob Gordon, Dr. Atmo ve To Rococo Rot gibi müzik dünyası açısından önemli isimlerle de çalışmalar yaptı.

Çalışmalarının sadece küçük bir kısmını kendi şirketinden yayınlayan Moufang, asıl büyük kısmını Fax, Warp, Soma, Compost, Rough Trade ve PIAS'tan yayınladı. Açıkçası burada Moufang'in yaptıklarını anlatmak için yer yetmez ancak kısaca müziğe bakış açısına da değinmek lazım.

Moufang her zaman aksak vuruşların inatçı bir savunucusu oldu. Bunda yetiştiği dönemde hakim olan old-skool elektronun da etkisini yadsımamak lazım. Bunun yanında çalışmalarının genel yapısında bugün bile bazı öğelerini yeni yeni gördüğümüz deneysellikler mevcut ve bunların çoğu da zamanının 5-10 adım ötesinde.

Kunstoff albümü de bu özelliklerin birçoğunu yoğun olarak içeriyor. Albümde tekno, IDM, minimal, elektro, acid, ve house öğelerine rastlamak mümkün. Albüm aslında Move D'nin müzikal yolculuğunda nereden nereye geldiği konusunda da güzel bir mihenk taşı görevi görüyor. Özellikle In/Out (Initial Mix) ve Nimm 2'yi imkanı olanlar dinlesin. Bugün oldukça ön planda olan minimalist elektronik müzik akımının geldiği noktayla örtüşen birçok altyapısal öğeler görülebilir. Elbette arada 11 yıl fark olması da David Moufang'i bugünkü konumuna getiren temel sebep.

Source Records

16.12.06

Sunset Blvd - Tell Me About America (Klik, 2006)

Sunset Blvd, Giorgos Doudos'un yeni bir projesinin adı. Bu projenin ilk albümü Ekim ayının sonunda Yunanistan'ın en başarılı plak şirketi olan Klik Records'dan çıktı ve kısa sürede çok olumlu tepkiler aldı.

Aslında Giorgos Doudos hakkında koca İnternette elle tutulur hiçbir bilgi bulamadım. Bunun sebebi bu çıkan albümün onun daha ilk albümü olması olabilir ancak yakın zamanda hakkında çok daha fazla bilgi edinebileceğimizden eminim.

Albümde aslında ağırlık future jazz üzerine kurulmuş ancak tech-house, jazz house ve hatta tekno altyapıları da var. Ancak albüm açısından söylenebilecek en önemli nokta adından da anlaşılabileceği gibi Amerika hakkında elektronik müzik bazlı bir etkileşim çalışması olması. Chicago ve Detroit etkileri yoğun ama ağırlık Detroit'te diyebilirim. Bu da albümde geniş bir bakış açısı yaratmış.

Albüm güzel bir acapella çalışmasıyla başlıyor, "Fedex". Burada önemli bir klasik olan Sunset Blvd filmindeki konuşmalardan kesitler babadan kalma kaset manipülasyonları eşliğinde bizlere güzel bir kompozisyonda sunulmuş. Daha sonra çok güzel bir future jazz geliyor "Ocean Shores Part 1" ile. Atmosferik melodi üzerine serilmiş piyano melodisi ile doğrudan albüme çekiyor dinleyiciyi. "Mrs. Daisy May" ise kendimize gelmek için vuruyor bizi tech-house yapısıyla. Burada parçanın aslen Kassandra Dimopoulou'ya ait olduğunu da söylemek lazım. Çalışmada Detroit havası oldukça yoğun. "Battery Calm"'la devam ediyoruz ve Gotan Project'i anımsatan bir melodi bizleri karşılıyor. Çalışma daha sonra biraz farklılaşıyor ve Jean Michelle Jarre'dan hatırladıklarımıza benzer bir melodi parçayı ele geçiriyor. Altyapılar ise tech-house'ta devam ediyor halen. "Girl One Day" ise uzayıp giden bir vokalin yanında ona eşlik eden güzel bir future jazz. Kruder & Dorfmeister'in açtığı yolda bir adım ileri gitmeyi amaçlıyor gibi. Gerçekten güzel. "Comin"'e geldiğimizde bizi jazzy house karşılıyor Chicago yöresinden. Saksofon çok güzel bir uyum yakalamış. Derken araya yeniden bir acapella giriyor, "Tupperware". Aslen eski bir reklamdan alınan acapella albümün yarısına geldiğimizi hatırlatıyor.

Albümün ikinci yarısı "Ocean Shores Part 2" ile başlıyor ve yine bir future jazz fırtınası esiyor. Bu sefer atmosferik melodi çok daha geri planda. Piyano ve saksofonun çok güzel bir birlikteliği var. Stokholm romantizmini hissettiriyor. "Medicine Bow" de eski Detroit tekno çalışmalarının bir nebze yavaşlatılmış ve jazzy bir versiyonu var. Oldukça başarılı kotarılmış. "Cigarette Springs" adı gibi ilginç bir çalışma. Funk, caz ve atmosferik melodilerin birleşimi. Çalışmada en çok dikkati gitar ve saksofon melodileri çekiyor. Gitar bir nebze Saint Germain'i hatırlatıyor. "Paradise Cove"'a geldiğimizde bizi yine Chicago'dan gelen bir jazzy house karşılıyor. Albümün genelinde olduğu gibi saksofon burada da yerini alıyor. Ayrıca Detroit etkisi yine mevcut. "Highway 61" ise albümde sona gelirken radikal bir değişimi işaret ediyor. Minimalistik yapısının üzerine Detroit nidalı tech-house giriyor. Albümdeki en dikkat çekici çalışmalardan biri özgünlüğü açısından özellikle. "America America"'ya geldiğimizde albümün de sonuna geliyoruz. Burada hiç çekinmeden albümde yoğun etkisi olan Detroit teknosuna dönüş yaşıyoruz. Bence bu albüm açısından çok başarılı bir seçim olmuş. Albümün adından da yola çıkarsak konu elektronik müzik olduğunda Amerika hakkında müzikal açıdan anlatılabileceklerin büyük bir kısmını teşkil eden bu türe güzel bir saygı duruşu yapılmış.

Klik Records

15.12.06

Kısa Kısa Albümler... (10)

Voafose - Voafose (Rephlex, 2006)

Voafose aslında hakkında birçok dedikodu olmasına rağmen gerçek bir kişi ve Jeremy Simmonds'dan başkası değil. Luke Vibert'le ortaya koyduğu ortak proje Vibert/Simmonds'dan da tanınıyor.

Rephlex'ten çıkan her albüm veya plağın normal olması beklenmiyor ancak Voafose şu ana kadar tanık olduğumuz sınırların da dışında. Albüm çok farklı ama bir o kadar da güzel. 20 yıldır yaptığı çalışmalardan 20 tanesi seçilmiş.

Albümde deneyselliğin bile sınırları zorlanıyor demek sanırım abartı olmaz. Synthisizer denemeleri, ambient zorlamaları ve kaset kayıtları üzerinde oynanan oyunlar albümün her noktasına hakim. Yine de dinlemek hiç de beklendiği gibi zor değil hatta aksine kolay.

Rephlex

Paul St Hilaire - ADSOM - A Divine State Of Mind (False Tuned, 2006)

Dominik doğumlu ve şimdilerde Almanya'da yaşayan reggae ve dub sanatçısı Paul St Hilaire aslen profesyonel müzik hayatına Tikiman adlı proje adı altında başladı. Bu projeyle Kruder & Dorfmeister başta olmak üzere birçok isimle çalışma imkan buldu.

Daha sonra tekrar kendi adı altında çalışmalar yapmaya başladı ve 2003 yılında çıkardığı ilk albümden sonra yeni albümünü de bu ay çıkardı. Almanya'nın dub ve reggae sahnesinin en önemli isimlerinden biri olması sebebiyle de albüm merakla bekleniyordu ve beklentiler genel anlamda karşılandı.

Elektronik müzik ve dub müziği ortak paydada buluşturmaya çalışan Paul St Hilaire bu konuda gerçekten cesur diyebileceğimiz sanatçılardan. İşin sonucuna bakılırsa da cesaretinin yanında bolca da yetenek var. Sakin bir zamanda dinlenmesi ve tadına varılması gereken bir albüm.

False Tuned

Contriva - Separate Chambers (Morr Music, 2006)

İlk çalışmalarını 1996 yılında yayınlayan Contriva Hannes Lehmann, Masha Qrella, Max Punktezahl ve Rike Schuberty'den oluşuyor. Grup 10. yılını bu sene doldurdu ve bu yılı da Morr Music'ten geçen ay çıkardıkları 4. albümleriyle kutladılar.

Albümdeki temel müzik rock olarak nitelendirilebilir ve bir alt klasmana indiğimizde pop rock ve indie rock'ın karışımı demek daha doğru olur. Albümde yükselişler ve düşüşler yoğunlukta. Hava bazen depresifken bazen neşeli duygusallığa yol verebiliyor. Ancak albümdeki Morr Music imzası çalışmaların çok başarılı bir şekilde yapılandırıldıklarını ortaya koyuyor daha dinlemeden. Dinledikten sonra da bize onay vermek kalıyor sessizce. Albümde gitarın kullanımı da elektronik altyapı ile etkileyici bir uyum içerisinde. Gerçekten güzel bir müzik.

Contriva @ MySpace

14.12.06

Rammstein - Volkerball (Universal, 2006)

Rammstein Christoph Schneider, Christian Lorenz, Till Lindemann, Oliver Riedel, Richard Kruspe Bernstein ve Paul Landers'den oluşan, çoğumuzun, özellikle de 90'larda ergenlik çağını yaşayan benim gibiler açısından geniş çapta bilinen bir grup.

Doğu Almanya'da 5 fabrika çalışanı olan Rammstein grubu kurmaya karar verdiklerinden isim olarak kendilerine Almanya'da bir uçak gösterisi sırasında 3 uçağın düştüğü yeri seçerler.

Bugüne kadar inanılmaz başarılı çalışmalar yapan Rammstein albümleri kadar konserleri ile de dikkat çeken bir grup. Konser DVD'leri en çok satan grupların arasında yer alıyorlar ve bunların arasında "Live Aus Berlin"'in DVD'si önde geliyor. Seyretmeyenler için buradan bir uyarı olsun.

Rammstein'ı müzikal açıdan incelemek gerekirse endüstriyel rock ve endüstriyel elektronik müziği ve hatta teknoyu birleştirmelerinden oluşan enerjik, ayaklandırıcı ve güç veren bir yapıdalar. "Herzeleid" albümleriyle 1995'te başlayan serüvenleri daha sonra 1997'de "Sehnsucht", 2001'de "Mutter", 2004'te "Reise Reise" ve 2005'te "Rosenrot" ile devam etti.

Aslında endüstriyel rock müzikle ilgili birçok kesim tarafından "Oomph"'un daha geniş kitlelere ulaşan kopyaları olarak anılsalar ve burun kıvrılsalar da bugüne kadar yaptıkları çalışmaların başarısı yadsınamaz. Bu çalışmalar arasında "Du Hast", "Du Reichst So Gut", "Engel", "Rammstein", "Asche Zu Asche", "Bück Dich", "Ich Will", "Links 2-3-4" ve "Sonne" ön planda yer alıyor. Ayrıca Depeche Mode'un "Stripped" adlı çalışmasına yaptıkları cover da bunların arasında yer alabilir.

Rammstein çalışmaları kadar bunların video klipleriyle de dikkat çekiyor. Farklı, vurgulu ve görsel olarak zengin kliplere sahip olan grup bu konuda en etkin çalışanlar arasında. Görselliği kullanarak çalışmalarını çok daha farklı bir şekilde vurguluyorlar ve bu da dinleyicileri gruba daha da bağlıyor.

Rammstein'in yeni albümü "Volkerball" bir CD ve bir de DVD olarak piyasaya sürüldü. Ayrıca 2 CD ve 2 DVD'lik bir limitli versiyonu ve 1 CD 2 DVD'lik bir özel versiyonu da var. Bu versiyonlardaki CD'lerde Fransa'daki Nimes Arena'da gerçekleşen konserlerinin kayıtları bulunuyor. DVD'lerde ise yine Nimes Arena'daki konserin görüntülerinin yanında Londra Brixton Academy konserinden, Tokyo Club Citta konserinden ve Moskova Olimpiyat kompleksi konserinden çeşitli görüntüler yer alıyor.

Bu çalışma her ne kadar yeni bir tad sunmasa da konserlerden görüntüler olduğu için tüm albümleri (Rosenrot albumunden Benzin var) kapsaması sebebiyle önemli. Rammstein'i canlı seyretmenin gerekliliğini vurgulamak açısından da en güvenilir kaynak.

Rammstein

13.12.06

Ximo Tebar & Fourlights - Eclipse (Omix, 2006)

Ximo Tebar İspanyol bir caz gitaristi. Henüz İspanya'da caz gitaristlerinin olmadığı, tek caz sanatçısının Tete Montoliu olduğu bir zamanda öne çıkacak kadar cesur ve kendini kanıtlayacak kadar da yetenekli bir isim.

Küçük yaşlarından beri aşık olduğu caz uğruna evini bırakıp Amerika'ya giden ve burada en iyi caz müzisyenlerinin seviyesine çıkmayı kendine hedef seçen Ximo Tebarin en büyük handikapı albüm çalışmasından pek hazzetmemesi.

Bugün kadar zorla 9 albüm çıkaran Ximo Tebar 10. albümünü de geçtiğimiz ay çıkardı.
Albümdeki 2 parçanın özel bir değeri var. Bunlardan ilki "Martino" adlı çalışma. Bu parça Ximo Tebar'ın hayatı boyu örnek aldığı isimlerden biri olan Pat Martino'ya adanmış. Bir diğer çalışma olan "My Evidence (About Monk And Trane)" ise Thelonious Monk ve Coltrane'e adanmış.

Albümdeki bir diğer çalışma Esp ise aslında Miles Davis'in bir çalışması. Albümdeki ise Ximo Tebar tarafından yeniden düzenleme sonucu ortaya çıkan çok güzel bir versiyonu. Ayrıca albümdeki bir diğer önemli nokta da Anthony Jackson'ın katkısı. Bas gitarıyla albüm boyunca harikalar yaratıyor.

Albümde cazın büyüsünü olanca gücüyle vermeye çalışan sanatçı her zaman olduğu gibi grubunda bir org saantçısı bulunduruyor ve parçalarında buna sık sık yer veriyor. Future Jazz'in muhteşem örneklerinin sergilendiği albümdeki "My Evidence" adlı çalışma future jazz'in tanımı olacak kadar başarılı.

Albümde dikkat çeken çalışmalar:

1) Inner Urge
2) Martino
4) My Evidence (About Monk And Trane)
5) Esp
8) Pinocchio
10) Puré De Patata

Ximo Tebar

Tanıtım linkleri de resmi sitesinden alınmıştır.

12.12.06

Kısa Kısa Plaklar... (9)

Reich - Remixed 2006 (Nonesuch, 2006)

Steve Reich 1936 doğumlu bir besteci. Klasik minimalist besteciler söz konusu olduğunda Philip Glass ile birlikte adı en önde anılan isim. Dostlukları da aynı oranda ön planda.

Steve Reich'a daha önce de 1999 yılında düzenlemeler yapılmıştı ve bu çalışmaları yapanlar arasında Mantronik, Coldcut, Ken Ishii, Andrea Parker ve Freq Nasty & BLIM gibi kendi dallarının önemli isimleri vardı. Şimdi çıkan plak ise Alex Smoke, Four Tet ve Ruoho Ruotsi'nin düzenlemelerini içeriyor.

Alex Smoke'un "Proverb"'e yaptığı düzenleme minimalizmin doruklarında. Çalışmada orjinal çalışmadan alınan kesitler yenilenen yapıya başarıyla konumlandırılmış ve Alex Smoke'un kendi tarzını da andıran bir sonuç ortaya çıkmış. Four Tet ise "Drumming" adlı çalışmaya düzenleme yapmış ve minimalizmin yanında deneyselliği elden bırakmayan bir yapıda. Ruoho Ruotsi'nin "Music For 18 Musicians"'a yaptığı düzenleme ise aslında orjinal çalışmaya olan hayranlığım yüzünden objektif olamasam da bana en başarılı gelen.

A1) Reich - Proverb (Alex Smoke Remix)
B1) Reich - Drumming (Four Tet Remix)
B2) Reich - Music For 18 Musicians (Ruoho Ruotsi's Pulse Section Dub)

Nonesuch

Gabriel Ananda - Ananda's Bassmaschinchen Part 2 (Treibstoff, 2006)

Gabriel Ananda Levermann küçüklüğünden beri içinde olduğu müzik dünyasında aslında bir Rock yıldızı olmak isterken Steve Reich ile müzikal anlamda tanışmasından sonra minimalist elektronik müziğe yönelen bir isim. Kilit nokta ise Sven Vath'in 1995 yılındaki bir performansını izlemesi olmuş.

Bu plak Ananda'nın bu yılın Ocak ayında çıkardığı 1. plağın devamı niteliğinde. Plak 3 farklı çalışma içeriyor. İlki "Lo Go", güçlü vuruşlarla başlıyor ve tech house türünün ağırlığı hissedilirken ortaya trance benzeri bir melodi giriyor ve her şey berbat oluyor. "Medulationen" adlı ikinci çalışma ise yine Ananda'nın klasikleşen vuruşlarıyla başlıyor ve gelişerek güzel bir tech house'a dönüşüyor. "Take Off Sweep" ise tamamen deneysel ve ambient bir çalışma. Oldukça yoğun atmosferik bir havası var ve parça boyunca giderek tizleşen bir melodiye sahip.

1) Lo Go
2) Medulationen
3) Take Off Sweep

Gabriel Ananda

Meat Katie & Aquasky - Feathers (Lot49, 2006)

Meat Katie veya asıl adıyla Mark Pember breakbeat dünyasının çok yakından tanıdığı bir isim. Uzun zamandır prodüksiyon yapan Avustralyalı prodüktör Unkle, Underworld gibi birçok isimle çalışmalar yaptı. Aquasky ise Dave Wallace, Kieron Bailey ve Brent Newitt'tan oluşan yine ünlü bir breakbeat triosu. 1995'te başlayan birliktelikleri önce Masterblaster ile ortak projeleri sayesinde drum n bass türünün başarılı örneklerini sergiledi ve Aquasky da kendi başına breakbeat sahnesinde yerini aldı.

Bu iki önemli ismin birleştiği plakta ortak çalışmaları Feathers'ın yanında bu çalışmaya Radioactive Man, Marco Bailey ve James Talk'un yaptığı düzenlemeler de yer alıyor. James Talk'un düzenlemesi acid house olarak nitelendirilebilir ve eğlenceli bir düzenleme. Marco Bailey'nin düzenlemesi ise haliyle tekno türünde ve uplifting yapısıyla gerçekten çekici. Radioactive Man ise breakbeat türünde biraz daha karanlık bir düzenleme yapmış. Düzenlemedeki filtreli org melodisi genel karanlık atmosfere çok farklı bir hava katmış.

Meat Katie
Aquasky

Parçaların tanıtım linkleri Juno Records'dan alınmıştır.

11.12.06

John Dahlback - At The Gun Show (Pickadoll, 2006)

John Dahlback 1985 Stockholm doğumlu oldukça genç bir prodüktör. 15 yaşından beri plakları yayınlanan John, kuzeni ve başarılı bir prodüktör olan Jesper Dahlback'ten de aldığı destek ile çok yol ilerledi.

Jesper ile Hugg & Pepp adlı bir projeye imza attı ve bu proje ciddi anlamda başarı kazandı. Bu arada Hugg ve Huggotron projeleriyle de kendi başına çeşitli çalışmalar yayınladı. Kendi kurduğu Pickadoll plak şirketi ise daha şimdiden sıradan plak şirketleri arasından sıyrılmış durumda.

Bu arada John'un Özgür Can'la olan yakınlığı da diğer bir önemli nokta. Bu yakınlığın sonucu olarak da Özgür Can Pickadoll'dan "With Shades Of Grey" adlı plağını 2006 yılının Nisan ayında yayınladı. Bu plak Özgür Can'ın en başarılı plaklarından biri olarak kabul ediliyor.

John üçüncü albümünü Kasım ayının sonunda piyasaya sürdü. Albümden 8 çalışma ayrıca 2 plak olarak yayınlandı. Yine Pickadoll etiketi taşıyan bu plaklar albümle aynı gün piyasaya sürüldü.

Albümde genel prodüksiyon çizgisi olan elektro, elektro house ve tech house türleri açısından çok başarılı çalışmalar var. Aslında John Dahlback'in en büyük yeteneği veya özelliği birçok insanın oldukça sert olarak üzerine gittiği tarzları çok daha yumuşak ve kulağa hoş gelen bir şekilde sunması. Albümün başından itibaren de bu dikkati çekiyor.

John Dahlback'in prodüksiyonlarındaki çeşitlilik de dikkati çekiyor. Bazen old skool elektro havasına bürünen çalışmalar yeri geliyor sakin bir house, yeri geliyor eğlenceli bir elektro house/disko olabiliyor. Albümdeki bu çeşitlilik her ne kadar birçok kişiye bazen itici gelse de bence bu devinim ayrı bir artı puan kazandırıyor.

Albümde geliştirilmesi gereken tek nokta vokallerin kullanımı. Vokaller albümde kullanıldığı noktalarda (3 parçada var) gerçekten etkisiz ve kullanılmasa daha iyi olacağını düşündürüyor. Kullanacaksa da bence kuzeninden biraz feyz almalı bu konuda.

John Dahlback önümüzdeki dönemde geleceğin yıldız adayları arasında önemli bir yere sahip. Bugüne kadar yayınladığı yığınla plağın yanında diğer projeleri ve müziğe olan bakış açısı sebebiyle daha şimdiden edindiği yeri ileride çok daha sağlamlaştıracağı kesin.

Albümden dikkat çeken çalışmalar:

1) Get Over It
3) Lane Of Love
4) See My Show
5) Express
8) S For E
13) Short Terms

John Dahlback
Pickadoll

Linkler Juno Records'dan alınmıştır.

10.12.06

The Rapture - Pieces Of The People We Love (Universal Motown, 2006)

The Rapture Gabriel Andruzzi, Luke Jenner, Matt Safer ve Vito Roccoforte'den oluşan bir indie rock grubu. Bir saniye olmadı. Bu tabir hafif kaldı. Indie rock, funk, groove vs. grubu. Bu daha iyi.

1999 yılında ilk albümleri "Mirror"'ı çıkardılar ve bunu 2003 yılında "Echoes" takip etti. Ancak bu albüm çıkmadan önce piyasaya 2002 yılında sürülen "House Of Jealous Lovers" adlı çalışmalarını plak olarak yayınladıkları anda tüm dünya onları tanıdı. New York'tan tüm dünyaya yayılan bu indie disko havası yeni albümle aynı hızda devam etme amacında.

Grup Marshall Jefferson'dan Uriah Heep'e kadar geniş bir etkilenme içerisinde olduklarını ve amaçlarının insanları eğlendirmek olduğunu belirtiyor. "DJ'lerin 70'lerin rock şarkılarını kullandıkları, hip hop sanatçılarının elektro house yaptığı bir dönemdeyiz. Kendi açımızdan tarzlara takılı kalmayıp bizi ve insanları eğlendireceğine inandığımız müziği yapıyoruz" diye açıklıyor durumu perküsyonist Andruzzi.

Dürüstçe söylemek gerekirse grubun en önemli çekiciliği de türlere bağımlı kalmamalarından ve çok farklı etkileşimleri başarılı bir şekilde birleştirmelerinden kaynaklanıyor. Ayrıca grupta 2 vokalist olması da onların esneklik payını ciddi ölçüde artıran bir faktör.

Aslında Rapture'ı tebrik etmek gerekiyor. "House Of Jealous Lovers"'ın bomba gibi ortalığı karıştırmasından sonra heyecana kapılıp gelişi güzel bir albüm hazırlamadılar. Zamanı kullandılar, beklediler ve "Echoes"'dan tam 3 yıl sonra sabrımızın tükenmeye başladığını anlayıp yeni albümlerini bize sundular. Beklediğimize değdi.

Yeni albümlerine gelince söylenebilecek ilk şey yüksek ses seviyesinde olduğu ve dans pistlerini ortadan ikiye ayıracağı. Albümde kanımı kaynatan o kadar çok çalışma var ki derdimi anlatmam çok zor. O sebeple her birini ayrı incelemek gerekiyor.

Bu arada lafı uzatmadan Ewan Pearson ve Paul Epworth'e de değinmek gerekiyor. Albümün prodüktörleri çok başarılı bir iş çıkarmışlar. Her ne kadar sesler açısından karmaşık bir yapıda olsa da her şey çok temiz ve insanın kulağına en uygun hitap edecek notkada.

Çalışmalar:

1) Don Gon Do It - Albümün açılış parçası "House Of Jealous Lovers"'ın 2006 versiyonu. Funk ve indie'nin birleştiği bir altyapısı var. Ayrıca melodi sebebiyle 80'lerin havası da eksik olmuyor. Koro bölümü geldiğinde ise şarkıya bağırarak eşlik etme isteği had safhada.

2) Pieces Of The People We Love - Doors döneminden kalan bir koku taşıyor çalışma ancak modern olduğunu da söylemek lazım. Çok güzel yapısı olan, eğlenceli ve enerjik bir çalışma.

3) Get Myself Into It - Afro funk girizgahına sahip çalışma daha sonradan muhteşem bir indie rock diskoya dönüşüyor. Vokal ise kulaklara tüm gücüyle hükmediyor. Çalışmadaki saksafon ise kimin fikriyse elini öpmek lazım. Salına salına dans edesim var.

4) First Gear - Elektronik ağırlıklı bir girişin arkasından gelen vokalle indie'nin ilk adımı atılıyor. İlk üç çalışmaya göre de daha yavaş bir tempoda ancak melodi her devreye girdiğinde ortalık şenleniyor.

5) The Devil - Güzel bir gitar girişinin arkasından delicesine eğlenceli bir yapıya bürünüyor. Luke Jenner grupta 2 vokal olmasının faydasını en güçlü biçimde ortaya koyuyor. Çok başarılı. Groove'un tavan yaptığı an.

6) Whoo! Alright-Yeah... Uh-huh - Groove'un tavan yaptığı derken biraz erken davranmış olabilir miyim acaba? Yeni bir groove'la karşımızda çalışma. Doğrusu The Devil kadar ön planda değil groove ancak kendi yapısı içerisinde yine çok güzel.

7) Callin Me - Oldukça sert bir girişe sahip. Özellikle bateri hafif de efektlerin etkisiyle ortalığı karıştırıyor. Vokal ise tüm bu gücün aksine çok sakin ve yumuşak. Indie Rock tanımına daha uygun duruyor. Karşama arasında huzur.

8) Down For So Long - 70'lerin funk havasının indie ile karışımının yoğun olduğu bir çalışma. Eğlenceyi güzel bir havayla kucaklıyor. Özellikle Andruzzi açısından dikkat çekici.

9) The Sound - Yine yoğun gitar girişli bir çalışma. Çok sürmeden indie rock olaya el koyuyor. Bateri enerji ve hareket katıyor. Bunun yanında vokal de aşağı kalmıyor.

10) Live In Sunshine - Aksak vuruşlu anternatif rock havasında başlıyor. Bu bakımdan "A Perfect Circle"'dan çok da farkı yok gibi duruyor. İngiltere'nin yağmurlu havasının etkisi var desem de New York'da böyle bir hava fazla yok.

The Rapture

Parçaların tanıtım linkleri Juno Records'dan alınmıştır.

9.12.06

Susumu Yokota - Triple Time Dance (Koplatiko, 2006)

Susumu Yokota adından da anlaşılabileceği gibi Japon bir müzisyen. Elektronik müziğe olan ilgisi erken yaşta başlayan sanatçı 1992'den beridir profesyonel olarak müzik hayatını sürdürüyor. Bugüne kadar 21 albüm çıkardı ve tüm bunları 14 yıla sığdırdı. Şimdi ise 22. albümüyle karşımızda.

Japonya'nın elektronik müziğe en büyük katkısı olarak görülen prodüktör özellikle 1990'lı yıllar boyunca Japonya'da farklı türlerdeki çalışmaları sebebiyle öncü görevi gördü. 1990'ların sonuna gelindiğinde dünyada da iyice tanınıyordu. Ambient'a fazla kaymadı bu süre boyunca ve bu konuda tartışmasız ağırlığı olan bir diğer prodüksiyon fabrikası Tetsu Inoue ile de çakışmadı.

Susumu Yokota'nın "Triple Time Dance" adlı albümü Japonya'da Eylül ayında piyasaya sürüldü ancak Avrupa'ya ve keza ülkemize gelmesi biraz zaman alabilir.

Albümün temelinde bir sisteme bağlı olarak hazırlanmış. Tüm çalışmalarda 3 ritm var ve albümün adı da buradan geliyor. Albümde minimalist, teknovari ve nadir de olsa house türevi tınılara rastlamak mümkün.

Albüm mixlenmiş olarak karşımıza çıkıyor ve toplamda 14 çalışma var. Albüm genelinde güçlü vuruşlar dikkat çekiyor. Bu sebeple de saydığım üç tür arasında ağırlık olarak tekno en önde olanı diyebilirim. Ancak ses kesiti kullanımları sebebiyle tüm çalışmalarına tek düzelikten uzak, özgün bir hava katmış. Albümdeki 2 çalışmada acid melodilerle karşılıyor. Bazı ses kesitleri ile de tribal bir atmosfer yaratıyor.

Albümde çalışmaları tek tek dinlemenin gereksizliğini ve anlam bozuculuğunu düşünerek beğendiğim çalışmaları sıralamayı gereksiz görüyorum ancak 1, 4, 5, 9, 10, 11 ve 13 yapısal olarak bana en ilginç gelenler. Yine de tümünü dinlemek çok daha güzel.

Susumu Yokota

Albümden örnekleri dinlemek için buradan buyurun

8.12.06

Xzibit - Full Circle (Koch, 2006)

Xzibit rap müziği ya da bazı çalışmaları sebebiyle popüler müziği takip edenlerin bildiği bir isim. En olmadı MTV'nin efsanevleşen programı "Pimp My Ride"'ın sunucusu olarak tanınıyor. Ancak şu anda bizi ilgilendiren onun sadece rap müzikle olan ilgisi. Aktör olarak da zaman zaman karşımıza çıkıyor.

Alvin Nathaniel Joiner IV (Xzibit) 1974 Detroit doğumlu bir rap sanatçısı. 1996 yılında ilk albümünü yayınlayan Xzibit o zamandan beri 2 yılda bir yeni albüm çıkarıyor.

Profesyonel müzik hayatına West Coast Rap kültüründe yeri olan Likwit Crew'un üyesi olarak başlayan Xzibit, yeteneği ve kendine özgün tarzı sebebiyle yaklaşık 1.5 yıl sonra keşfedildi ve solo albümünü çıkardı. 1998'de 2. albümünü çıkardığında ise hala geniş çevrelerce tanınmamış olmasına rağmen rap dünyasında geleceği en parlak yıldız adaylarından biri olarak gösteriliyordu.

Dünyaya tanıtımı ise batı sahillerinin iki kralı Dr.Dre ve Snoop Dogg ile yakınlaşmasından sonra oldu. Xzibit'deki yeteneği gören iki ünlü prodüktör olaya el koydu. Snoop Dogg'la birlikte Dr. Dre'nin eseri olan "Bitch Please" adlı çalışmaya vokal yaptılar ve bir anda tüm dünya Xzibit'i tanıdı. Arkasından Dr. Dre'nin 6 platin albüm kazanan "Chronic 2001"'i için dünyayı birlikte turladılar. Ayrıca 2000 yılında efsane "Up The Smoke" turuna katıldı ki turdaki diğer isimler arasında Dr. Dre, Snoop Dogg, Eminem ve Ice Cube vardı.

Bu turu Xzibit'in "Restless" adlı albümü izledi ve "X" adlı çalışma ciddi başarılara ulaştı. Xzibit'in artık bir platin albümü vardı. Bir sonraki albümü "Weapons Of Mass Destruction" altın albüm kazandırırken Xzibit'in batı sahillerine olan yakınlığı onun hayranlarının sayısını sürekli artıran bir etken oldu.

Xzibit yeni albümü "Full Circle"'da yine son 2 albümünün benzeri bir çizgide. Çalışmalarının müzikal gücünün yanı sıra sözlere de ciddi ağırlık veren bir isim. Her ne kadar o döneme yetişemediyse de parçalarının sözlerinde bir nebze NWA tarzını hissetmek mümkün. Bunu da zamanında NWA üyesi olan Dr. Dre ile olan yakınlığına bağlayabiliriz.

Albümdeki temel hava ise batı yakasının g-funk rap etkisi. Bazılarına göre bu Xzibit açısından bir nebze değişim olarak görünüyor ve tepki doğurmadı da değil ancak sonuçta batı tarzının temellerinden birini oluşturan bir tarzdan Xzibit'in de etkilenmemesini beklemek komik olurdu.

Albüm Xzibit'in X'ten Z'ye serüvenini anlatıyor ve albümün adı da bu düşünce baz alınarak seçilmiş. 10 yıllık bir profesyonel müzik yaşantısı boyunca yaşadıkları, iç dünyası ve aklındakiler albümde. Xzibit'in kendisine göz atmak için bir otobiyografi niteliğinde.

Bu arada albümün prodüktörleri arasında Public Enemy'nin çalışmalarının çoğunda imzası olan ve Ice Cube'un ilk iki albümünü de hazırlayan Bomb Squad'dan Keith Shocklee var.

Albümdeki etkileyici çalışmalar:

2) Rollin’ (Vokal Jelly Roll)
3) Ram Part Division
7) Concentrate
9) Family Values
10) Black & Brown (Vokal Jelly Roll)
14) Thank You

Xzibit
Xzibit @ MySpace

7.12.06

Tom Waits - Orphans (Anti, 2006)

Thomas Alan Waits 1949 California doğumlu bir müzisyen. İrlanda, İskoçya ve Norveç kanlarının bütünleşmesiyle hayata kendine özgü bir bakış açısına sahip müzisyenin dünya çapında çok büyük bir hayran kitlesi var.

Müziğe önceleri söz yazarak başlayan Tom Waits daha sonra komşusunun piyanosunda kendi kendine piyanoyu öğrendi. Arkasından gazete dağıtarak biriktirdiği paralarla aldığı Gibson'la da gitar çalmayı öğrendi ve sonunda yazdığı sözlere eşlik edebileceği müzik aletine kavuştu.

San Diego'da bir barda şovlar arasında çalarak başlayan sahne hayatı Herb Cohen'in onu keşfetmesiyle 22 yaşında başladı. Çıkardığı ilk iki albüm o dönemde fazla olumlu tepki almadı çünkü müziğin değişmesi gereken yönü gösteriyordu ve değişim sancılarını kimse sevmiyordu. Bu noktada Francis Ford Coppola'nın yönettiği "One From The Heart" filmi için yaptığı müzikler onun nefes almasını sağladı çünkü dilediği müziği yapmakta özgürdü. Arkasından gelen evlilik ve bunun müziğine etkisi Waits'in hayatında mihenk taşlarıdır.

Tom Waits 1980'lerin ortasından itibaren folk ve caz kökeninden bir nebze uzaklaştı ve kendi tarzını daha açık ortaya koydu. Onun müziği belki de popüler radyolarda çalınan ilk "farklı" müzikti. Bu müzik onu gitgide tüm dünyanın gözleri önüne taşıdı ve bugün 23 solo albümlük inanılmaz bir kariyerden sonra 3 disklik yeni albümüyle karşımızda.

Albümde daha önceki albüm ve plaklarında yer alan 26 eski çalışmanın yeniden yorumlanması ve düzenlenmesi haricinde 30 yeni çalışma bulunuyor. Albüm 3 disk ve diskler arasında bakış açısı farkı da mevcut. Brawlers adlı ilk diskte blues etkisi çok açıkça görülüyor. Hatta dinlerken arkadan gelen yoğun viski kokusunu bile duymanız mümkün. Bawlers aslı ikinci diskte ise metamorfoza uğramış folk altyapısı ve insanı aşık ederken hayata küstürebilecek kadar tehlikeli baladlar var. Disk 3 Bastards'a geldiğimizde ise Tom Waits'in bilinçaltıyla karşılaşıyoruz. Garip vokaller, alabildiğince deneysel bir bakış açısı ve Waits'in hayal gücü birleşince ortaya ürperten bir sonuç çıkıyor. Açıkçası Tom Waits'in dikkatini çeken her sesi veya vokali kullanma isteği bazen çok garip sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Bastards'da bunu açıkça görebiliyoruz.

Ancak sonuç olarak şunu söylemek gerekir ki Tom Waits her zaman olduğu gibi sözünde duruyor ve bize bilmediğimiz bir şeyler söylüyor. Daha önce duymadığımız, belki de kimsenin bize söylemeye cesaret edemediği gizleri açıklıyor. Albümü toplu olarak 1 kere dinlemek zaten bir hayli zaman alıyor ancak 2 kere dinleyince aslında daha da fazla dinlemek gerektiği anlaşılıyor.

Road To Peace
You Can Never Hold Back Spring

Tom Waits

Linkler Anti Records'un sitesinden alınmıştır.

6.12.06

Markus Enochson - Night Games (Sonar Kollektiv, 2006)

Markus Enochson 1975 doğumlu Stockholm'lü bir prodüktör ve küçük yaştan beri prodüksiyon yapıyor. Bunda ünlü bir prodüktör ve aranjör olan babasının etkisi var.

Markus'un babası Lars Enochson, aralarında James Ingram'ın da bulunduğu dönemin birçok ünlü sanatçısıyla çalışmış. Zaten bu yakınlık sebebiyle Markus Enochson da James Ingram'la çalışma imkanı buldu ve aralarına Masters At Work'ü de katarak "Lean On Me" adlı çok başarılı bir çalışmaya imza attılar.

Babası sebebiyle Avrupa'dan ziyade Amerika'ya daha yakın duran Enochson, ilk çalışmalarını Kenny Dope ve Louie Vega'nın plak şirketi olan MAW'dan yayınladı.

Kendi müziğini temel olarak soul'un üzerine konuşlanan farklı deneyimler olarak adlandıran Markus, zaman zaman aksak ritmler, zaman zaman house ve hatta rnb'ye ağırlık veriyor ve kendine özgün çalışmalar ortaya koyuyor.

Soul müzik son 3 jenerasyondur ciddi bir yapılanma içerisinde ve baba oğul son 2 jenerasyonda etkin biçimde yer almış durumdalar. Markus Enochson kendi çalışmalarının Soul müziğin yeni olası yönlerini bulma ve eskiden gözardı edilen çalışmaları farklı bakış açılarıyla dinleyicilere sunma amacı güttüğünü belirtiyor.

Albüm açısından söylenebilecek ilk nokta Markus Enochson'un ilk albümü olması vesilesiyle üzerinde fazla titrenen bir çalışma olduğu. Hatta bazı noktalarda dikkatin biraz fazla yoğunlaştığı fark ediliyor. Buralarda çalışmalarla fazla oynandığı ve biraz zorlandığı görüşü var bende ancak bunu da ilk albüm heyecanına vermek lazım.

Albümde soul'un house hali var. Bu yapının Chicago house ile karıştırılmaması gerekiyor. Chicago house da soul'dan yoğun olarak etkilenen bir tür ancak Markus Enochson çalışmalarını soul müziğin üzerine kurmuş, etkilenme burada hafif kalan bir tanım. Chicago House'un soul'a birkaç adım daha yakın bir duruşu denilebilir. Ancak orjinalliği su götürmez.

Albümde James Ingram'ın vokal yaptığı ve Markus Enochson'un düğününe geldiği zaman Stockholm'de yazdığı "Day And Night" adlı bir çalışma da var. Böyle büyük ustalardan aldığı destek eminim Markus açısından çok büyük bir güç oluyordur.

Albümde ruha hitap eden çalışmalar:

1) How Good Is Your Imagination (Vokal Rachel Wilkie)
4) Love Is On The Way (Vokal Demetreus)
6) For You To See (Vokal Masaya)
7) Day And Night (Vokal James Ingram)
11) No Stopping This (Vokal Masaya)
13) Take Me Away (Vokal Cornelia)

Markus Enochson

Çalışmaların linkleri 30 saniyeliktir ve Juno Records'dan alınmıştır.

5.12.06

Koop - Koop Islands (Studio !K7, 2006)

Magnus Zingmark ve Oscar Simonsson adlı iki İsveçli'den oluşan Koop, future jazz, acid jazz, downtempo türlerinde başarılı çalışmalar sergileyen bir oluşum. İkili 1995 yılından bu yana birlikte prodüksiyon yapıyorlar ve geniş çapta başarıya ulaştılar.

İlk albümleri "Sons Of Koop"'un 1997 yılında onları dünyaya tanıtmasının ardından 2001 yılında gelen "Waltz For Koop" albümleriyle modern caz konusunda her zaman iddialı olduklarını kanıtladılar. Bu arada ilk albümlerinin ardından Compost'un alt şirketi olan Jazzanova Compost Records'la yaptıkları anlaşma onlara çok daha büyük kitlelere ulaşma imkanı tanıdı.

"Waltz For Koop" albümleri 5 ayrı plak şirketinden basıldı ve bu bakımdan da ne kadar başarılı olduğu anlaşılabilir. 2002 ve 2003 yıllarında bu albümden birçok çalışmanın düzenlemeleri plak olarak piyasaya sürüldü. Ancak Koop nedense 5 senelik uzun bir ara verdi. Bu ara sırasında dünyayı turladılar ve başka birçok sanatçıya düzenleme yaptılar ancak kendi albümlerinden hiç ses çıkmadı. Sonunda bu uzun aranın bitişi geçen sene Stockholm'de stüdyoya girmeleriyle başladı. Şimdi ise karşımıza "Koop Islands" albümleriyle çıktılar.

Albümde eski albümlerdeki İsveç romantizminin yerine daha çok Karayip havası hakim. Özellikle "Come To Me" adlı çalışma bu konuda en iyi örneği teşkil ediyor. Gerek vokal, gerekse altyapı açısından İsveç'te yaşayan bir Karayipli edası taşıyor.

Her zaman prodüksiyonlarının caz çizgileri etrafında olacağını söyleyen ikili hayat tarzlarının ve dünya görüşlerinin de bu doğrultuda olduğunu söyledi albüm tanıtımında.

Bu arada albüm hakkında söylenmesi gereken bir diğer nokta da Yukimi Nagano'nun eşsiz vokali. "Come To Me, "I See A Different You" ve "Wherever There Is You"'da başarılı müzikal altyapının üzerine serilen ipekten bir örtü etkisi yaratıyor. Albümde Norveçli prodüktör Ane Brun, "Waltz For Koop" albümünde de yer alan Mikael Sundin ve daha önce Koop ve Tosca ile çalışmış olan ünlü vokalist Earl Zinger'in de başarılı vokalleri var.

Albümdeki başarılı çalışmalar:

2) Come To Me
3) Forces...Darling
4) I See A Different You
6) The Moonbounce
7) Beyond The Son
8) Wherever There Is You

Koop

Çalışmaların linkleri 30 saniyeliktir ve Juno Records'dan alınmıştır.

4.12.06

Carl Craig - From The Vault/Planet-E Classics Collection Vol 1 (Planet E, 2006)

Carl Craig Detroit Teknoyu yeniden canlandıran 2. nesil prodüktör ve DJ'ler arasında en önemlisi olarak algılanıyor. 1969 Detroit doğumlu prodüktör 1990'ların başında prodüksiyon yapmaya başladı ve o günden itibaren çok başarılı bir kariyere imza attı.

Aslında Carl Craig'i Detroit Teknoyla sınırlandırmak çok da doğru olmaz. Birçok proje adı altında ambient, downtempo, future jazz ve hatta breakbeat prodüksiyonlar yapan Carl Craig elektronik müzik açısından hatrı sayılır bir konuma sahip. Türkiye'ye de birkaç kez gelen ve her geldiğinde başarılı bir performans sergileyen Carl Craig açısından aslında övgünün sınırı yok.

Bu projeleri arasında en bilinenleri 69, Paperclip People, ve Psyche yer alıyor. Bu projelerinden her ne kadar farklı müzik türlerini ele alarak değişik tarzda çalışmalar yaptıysa da her birinde genel olarak kendi tarzını hissettirecek öğeler var.

Ayrıca Carl Craig'in kurduğu Planet E plak şirketinin de Detroit açısından önemi büyük. Planet E çatısı altında Carl Craig adı altında ve diğer projelerinden birçok çalışma yayınladı. Bu çalışmalar Planet E'yi belirli bir saygınlığa ulaştırırken sonraları Kevin Saunderson, Alton Miller ve Moodymann gibi Detroit sahensi açısından çok önemli sanatçıların da çalışmalarını buradan yayınlamasıyla şirketin başarısı pekişti.

Carl Craig kendi plak şirketi Planet E'den çıkardığı bu yeni albümü "From The Vault/Planet-E Classics Collection Vol.1"'de bugüne kadar çeşitli projeler altında çıkardığı en sevdiği parçaları topladı. Açıkçası Carl Craig'i sevenler açısından aranıp da bulunamayan bir eser karşımızda. Hatta daha güzeli ise bunun serinin ilk albümü olması. Takip edecek albümleri de merakla beklemek gerekiyor.

Albümde benim açımdan yeri doldurulamayacak Carl Craig klasikleri Angel, Demented, Slam Dance (Paperclip People), Good Girls (Designer Music), Jam The Box (69) ve At Les yer alıyor.

Planet E

3.12.06

Johann Johannsson - IBM 1401, A Users Manual (4ad, 2006)

Johann Johannsson İzlandalı bir müzisyen ve prodüktör. Ayrıca ülkesinde de sanat camiasıyla yakından ilişkili bir sima. Uzun zamandır Ambient müzik tarzını takip edenler açısından önemli bir isim oldu ve bu konumunu giderek pekiştiriyor.

Bugüne kadar Marc Almond, Pan Sonic, The Hafler Trio gibi çok değişik türlerden isimlerle çalışan Johannsson, İzlanda'nın en önemli kültür ve sanat topluluklarından olan Kitchen Motors'un da kurucuları arasında yer alıyor.

30 yıl önce babasının IBM bilgisayarı için gelen bir kullanma kılavuzu ses kaydından esinlenen sanatçı aslında bu albümü koreograf Erna Omarsdottir'in hazırladığı bir dans çalışması için düzenlemiş. Bir yaylı dörtlüsü için hazırlanan albüm ise stüdyoda altı yaylı ile kaydedilmiş. Daha sonra bir bölüm daha ekleyen ve elektronik müzil altyapılarıyla tüm albümü bütünleştiren Johannsson kullanma kılavuzu ses kaydını da eklemeyi unutmamış.

Albümde modern klasik müzik olarak adlandırılabilecek bir tür hakim. Yaylıların duygusallığının yanında IBM'in kullanma kılavuzunun ses kaydı mekanik ve soğuk bir duruş sağlıyor. Elektronik öğeler ise ön plana çıkmıyor ve tüm bu ambiansı destekler biçimde kullanılmış. Klasik müzik açısından değerlendirmek gerekirse IBM kullanma kılavuzunun nelere yol açabildiğini görmek etkileyici. Gerçekten çok güzel kurgulanmış 5 çalışma var ve her biri kendi içinde çok güzel.

Ses kesitlerini dinlemek için:

Part I
Part II
Part III
Part IV
The Sun's Gone Dim And The Sky's Turned Black

Johann Johannsson

Ses kesitlerinin linkleri albümün resmi sitesi IBM 1401, A Users Manuel'dan alınmıştır.

2.12.06

Gürol Ağırbaş - Köprüler - İki Dünya (Ada Müzik, 2006)

Gürol Ağırbaş Türkiye'nin en yetenekli sanatçıları arasında yer alıyor. Bugüne kadar göz önünde olmaktansa daha arka planda çok kaliteli işler yapmayı amaçlamış biri olarak artık projeleri ve çalışmaları daha çok karşımıza çıkıyor ve bu da yüzümüzü güldürüyor.

Aslında Gürol Ağırbaş'ı çoğumuz öyle ya da böyle gördük ve dinledik bilmesek de. Bülent Ortaçgil'in grubunda yer alıyor ve konserlerde de birlikte çalışıyorlar. Ayrıca daha başka birçok sanatçı ile de çalışmalar yapmış bir isim. Bas gitarıyla bizlere her zaman güzel şeyler hissettirdi tüm çalışmalarıyla.

Bu çalışmalarının yanında aslında çıkardığı solo albümler onu bugünkü konuma getirdi. "Bas Şarkıları 1" ve "Bas Şarkıları 2" adlı albümleriyle bir anda içimizi ısıtan Gürol Ağırbaş, şimdi yeni projesi ve etkileyici bir çalışma ile karşımızda.

Gürol Ağırbaş, başlattığı projenin ilk çalışmasında birçok kişinin hayalini kurduğu ancak cesaret edemediği bir işe kalkışıyor. Ona bu zor amacında Erkan Oğur, Ercan Irmak ve Halil Karaduman'ın arasında bulunduğu bir yetenek güruhu eşlik ediyor ve bu da azıcık da olsa işini kolaylaştırmıştır.

Köprüler projesinin ilk albümü "İki Dünya", farklı dönemlerden ünlü klasik müzik bestecilerinin çalışmalarını bugüne uyarlıyor ancak bunu yaparken de Türk müziği temelli düşünüyor. Ortaya çıkan sonuçtan bahsetmeye dilim varmıyor çünkü albümü en az 10 kere dinledim ve hala ağzım açık dinliyorum.

Albümde yer alan çalışmaları ya da bestecileri örnek vererek saymak haksızlık olacağı ve hatta haddime düşmediği için aşağı albümün parça listesini sıraladım. Albümdeki her çalışma çok güzel düzenlenmiş ve muhteşem bir uyarlama ancak Faure'nin Pavane'i beni inanılmaz etkiledi. Sanırım bunda Erkan Oğur'un perdeli gitarının etkisi var.

1) Vivaldi - Four Seasons - Spring
2) Brahms - Hungarian Dances
3) Faure - Pavane
4) Carl Orff - Carmina Burana
5) Albinoni - Adagio
6) Rodrigo - Concierte De Aranjuez
7) Bizet - Carmen
8) Ravel - Bolero
9) Mozart - Eine Kleine Nachtmusik
10) Dvorak - From The New World

http://www.gurolagirbas.com

Albümün yurtdışında satışı konusunda hiçbir bilgim yok ancak umarım satışı vardır ve Türk müziğinin, Türk müziğini oluşturan enstrümanların ve bunların icrasının ortaya çıkardığı o etkileyici havayı herkes dinleyebilir. Gürol Ağırbaş ve ona bu albümde destek olan tüm sanatçıların ellerine ve nefeslerine sağlık. Bu arada böyle bir projeyi destekleyen Ada Müzik'e de teşekkürler.

1.12.06

Snoop Dogg - Tha Blue Carpet Treatment (Geffen, 2006)

Herkes gider Mersin'e, o gider tersine. Snoop Dogg'u anlatmak için en uygun söz bu olsa gerek. Elbette Snoop Dogg'u anlatmak için bu yetmez ancak genel olarak müziğe katkıları açısından bu şekilde anlatılabilir.

Calvin Cordozar Broadus Jr. veya bildiğimiz adıyla Snoop Dogg, 1971 yılında California'da doğdu. Snoop takma adı Charlie Brown adlı çizgi filmdeki Snoopy karakterinden geliyor ve patent sahibi kişi annesi.

Batı kıyısının en iyi rapçi ve MC'lerinden biri olarak adlandırılıyor ve ünü şimdiden bu yerkürenin sınırlarını aşmış durumda. Bunun yanında katil zanlısı olarak yargılandı ve parçalarındaki sözler sebebiyle uzun zaman eleştirilen bir isim oldu. Ayrıca Ekim ayının sonlarında bir kez daha tutuklandı. Sebep ise havalaanından çıkarken hatalı sürüş yapması ve araçta yapılan aramada esrar ve kayıtsız silah bulunması.

Bugüne kadar çıkardığı 7 albümden 5'i Amerika'da listelerde 1 numaraya yükseldi. 14 Bu albümler de toplamda 16,6 milyon sattı ve ona 14 platin albüm kazandırdı. Efsanevi parçaları arasında "Who Am I (Whats My Name)", "Murder Was The Case", "Snoop's Upside Your Head", "Tha Doggfather", "Still A G Thang", "Bitch Please!", "Lay Low", "Wrong Idea", "Drop It Like It's Hot", "Let's Get Blown" ve "Beautiful" sayılabilir.

Death Row Records'dan yakın dostu Tupac Shakur'un 1996 yılında öldürülmesinden sonra büyük bir şok yaşayan ve Doğu yakasına olan nefreti iyice ortaya çıkan Snoop Dogg 2 yıllık bir aradan sonra yeni albümünü çıkarabildi.

G-Funk rap tarzının en iyi temsilcileri arasında yer alan Snoop Dogg, Jay Z gibi ünlü prodüktörlerin tabiri caizse parayı bulduktan sonra köklerinden uzaklaşmalarına nazire yaparcasına bu albümde özüne dönüş yaşıyor. G-Funk açısından gerçekten çok güzel çalışmalar içeren albüm çıkışının daha ilk haftasında Amerika'da listelere 5 numaradan girdi ve daha da yükseleceğe benziyor.

Albümde toplam 19 çalışma var ve bunlar arasında R.Kelly, Ice Cube, Nate Dogg, Dr. Dre, B-Real, E-40 ve Jamie Foxx'un vokal olarak desteği var. Aslında albümde sadece Snoop'un vokalini içeren 5 çalışma var. Ancak Snoop'un önceki albümlerinden feyz alırsak bu konuk vokal konusu hiç de yeni değil. Konuk vokal almayı seviyor ve bunu da oldukça iyi kullanıyor. Konuk aldığı rapçiler de düşünülürse bu sonuca da hiç şaşırmamalı.

Albümde beğendiğim çalışmalara gelince:

03) Crazy (Ft Nate Dogg)
04) Vato (Ft B-Real)
05) That's That (Ft R. Kelly)
07) Get A Light (Ft Damian Marley)
11) 10 Lil' Crips
12) Round Here
15) Which One Of U (Ft Nine Inch Dix)
17) Psst! (Ft Jamie Foxx)

Not: Liste albümün yayınlanan parça listesine göre yapılmıştır. Albüm hakkında önceden Snoop Dogg tarafından açıklandığı söylenen farklı bir liste vardır. Bu liste ve buna ait albüm tamamen dekmandır. Örneğin bu dekman listede yer alan ve Ice Cube'un vokal yaptığı söylenen "Gotta Lotta That" adlı çalışma aslında Ice Cube'un yayınladığı albümde yer almaktadır. Snoop'un albümüyle alakası yoktur.

Snoop Dogg