28.10.08

An Important Notice ! - Önemli Bir Açıklama !

For the last four weeks, several entries of this blog have been deleted by Blogger due to copyright friction without any preliminary notification to my behalf. Unfortunately I have sent several e-mails to the related labels and did not receive a single reply whatsoever. I had two of the entries on back up, therefore I had a chance to re-publish them, but for the last three or four entries, this was not the case and those reviews are gone forever.

This blog has been and will always be a source for vinyl and album reviews, interviews and other music editorials. I have written lengthy reviews about each album featured on this blog and shared 2 tracks (With one track available for download for only 1 week and the other until Z-share deletes). These tracks were shared in order to give the readers a brief idea about how the album sounds like.

However, I have lost patience in the bizarre tactics of the labels and from now on, this blog will not live on as it is. I will move it to a web site which is currently being prepared. I should have done this earlier, but the motivation was probably lacking and now I've got that also. I am not willing to lose my entries (Efforts) to some dumb guys with suits. All I've done was to promote alternative sounds in Turkish where there are not so many reliable sources. If this is not acceptable by the smart guys, their ways of getting things done is not acceptable by me either.

All in all, I will be needing some time to get everything ready, but this won't be long as the general issues are already covered up. Hopefully everything will be settled in 1-2 weeks and I will announce the developments directly.

---------------------------------------------------------------

Türkçe de ifade etmek gerekirse son dört hafta içerisinde Proodos'taki birçok inceleme Blogger tarafından silindi. Gerekçe olarak da kanuni hakların ihlali gösterildi. Ancak öncesinde hiçbir uyarı yapılmadığı için düzeltme şansım da olmadı. Bu incelemelerden iki tanesini yedeği olduğu için hemen geri koyma imkanı buldum ama diğerlerinde böyle bir durum olamadı ve bu incelemeler tamamen gitti. Üstelik söz konusu plak şirketlerine mail de attım ama cevap verme cüretinde bile bulunmadılar.

Bu blogda birçoğunuzun da bildiği üzere sadece alternatif müzik projelerini tanıtmaya, bu projelerin sahipleri hakkında bilgi vermeye ve zamanım oldukça da bu kişilerle röportaj yapmaya çalıştım. İncelediğim her albümden 2 parçayı da incelemeyle birlikte sundum çünkü her ne kadar yazıyla açıklansa da dinlemeden bir şey anlamak oldukça zordur.

Ama plak şirketlerinin saçma sapan hareketleri sabrımı taşırdı. Ben burada onların albümleri satılsın diye zaman harcayıp albümlerini incelerken bu tarz yaklaşımlarla karşılaşmak insanın sinirini yıpratıyor. Şimdi bloğu, tüm buradaki incelemeleri ve yedekte beklettiğim, ileride yazacağım incelemeleri içerecek bir yapıya taşımakla uğraşıyorum. Bu konuda çalışmalara başlamakta biraz geç kalmış bile olabilirim ama işlerimdeki yoğunluk bunun temel sebebi oldu. Tabii kodlardan pek anlamamam da etkili oldu haliyle. Daha fazla inceleme kaybetmeden bu işi halletmeyi umuyorum. Sittin tane albüm paylaşan site varken bedavaya promosyon yapan bir blogla uğraşacak kadar ileri zekalı olan bu takım elbiseli andavalların emeğime el atamayacakları bir şekle sokacağım olayı. Ha tabii Türk Telekom engeller, ona bir şey diyemem.

En kısa zamanda gelişmeler hakkında size bilgi vereceğim. İşin ilginci Blogger kapatılmadan önce zaten bu konuda düşünüyordum ama o da bir fırsat oldu. 1-2 hafta içerisinde zaman ayırıp şu işi halledebilirsem derhal burada da bilgi verip yeni yapıyla karşınıza çıkacağım. Bu arada bugüne kadarki desteğiniz için de teşekkür ederim.

Sühan

22.10.08

Deadbeat - Roots And Wire (Wagon Repair, 2008)

Daha önce Proodos'a konuk olan isimlerden birine geldi sıra, Scott Monteith. "Journeyman's Annual" adlı albümüyle ve "Version Immersion" plağıyla incelenmişti burada. Bunun yanında 2007'nin en iyileri listesine de katkıda bulunmuştu Scott. Şimdi gönül borcumuzu ödeme zamanı geldi yeni albümü de çıktığı için.

Deadbeat konu Dub olduğunda ve elektronik müzikle ilişkisi konuşulduğunda akla gelen ilk isimlerden biridir. Zaman içerisinde kendine has tarzıyla büyük bir yer edindi ve ısrarla bu yeri korumaya, hatta büyütmeye çalışıyor.

Yeni albümü için Scape yerine Wagon Repair ile çalıştı Scott. Bu arada Berlin'e taşındı ve Avrupa'dak Dub çehresi ile daha bir yakınlaştı. Bunun ilk sonucunu Paul St. Hilaire ile ortak iki çalışmasından anlayabiliyoruz. Albümün açılış ve kapanış parçalarında vokali Paul yapmış.

Albümde iki farklı tema var. Birincisi daha önceden aşina olduğumuz Dub eksenli Techno yaklaşımı. Diğeri ise genel olarak plak ve düzenleme çalışmalarından aşina olduğumuz fakat albümlerde pek dikkatimizi çekmeyen Dub Tech House yaklaşımı. Ben aslında her daim ilkinin taraftarıyım ama bu sefer Dub Tech House konusunda çok iyi örnekler vermiş. Takdir etmeden geçmeyeceğim.

Albümü açan "Rise Again" güzel bir Dub'la karşımıza çıkıyor. Arkasından albüme adını veren "Roots And Wire" ve "Grounation (Berghain Drum Jack)" geliyor ki ne gelmek. Ev inliyor her vuruşla. Tüm gücünü baslara dayamış, bizlere diz çöküp dinlemek kalmış. Hey da hey. Muhteşem iki Dub Techno örneği ama günümüzün Minimalizm özentileri gibi kendini göstermekten çekinmeyen, hatta ayağını yere vura vura buradayım diyen çalışmalar.

Bu noktadan sonra albümde Dub Tech House'a yöneliyoruz. "Xberg Ghosts" açılışı yapıyor, ardından "Deep Structure" çok güzel bir şekilde devam ediyor. Hatta "Deep Structure"'ı tam arada olarak niteleyebilirim. "Night Stepping" ile tekrardan Dub Techno'ya dönüyoruz. Aksak vuruşlarla bir dönemin deneysel Detroit Techno'sundan bir hayli esinlenmeler mevcut. Onu takip eden "Sun People (Dub Divisionaire)" biraz daha Avrupa'daki Dub Techno yaklaşımından etkilenmiş. Daha sakin, daha modern, daha ısrarsız. Albümü kapatan "Babylon Correction"'da yine Paul St. Hilaire vokali var. 70'lerin Roots Reggae'sinin modern bir türevi demek sanırım yanlış olmaz. Eninde sonunda da mutlaka dinlenilmesi gereken bir albüm olmuş yine Dub'ın üstadından.

MP3: Deadbeat Ft Paul St. Hilaire - Rise Again
MP3: Deadbeat - Roots And Wire

Deadbeat'in resmi sitesi
Deadbeat @ MySpace
Albümü satın almak için

16.10.08

The Bug - London Zoo (Ninja Tune, 2008)

Üstad-ül Kevin Martin, projesi The Bug ile 1997 yılından kelli Dub ekseninde gönülleri ferahlatıyor. Bu adama normal bir giriş olmamalıydı. 2003 yılından aklımda kalan "Pressure" albümü bile buna yeterli sebeptir.

Döneminin benzer isimleriyle ortak bir noktası var Kevin Martin'in. Öncelikle Beat ustası. Boşuna üstad demiyoruz herhalde. George Evelyn aka Nightmares On Wax'ten çok aşağı kalır bir yanı yok. Bu da yeterince övgü.

Bugünlerde Dubstep olarak adlandırılan türün cılkını sittin sene önce çıkarmış bir isim kendileri. Dubstep'in yükselişte olması ve diğer elektronik müzik türevlerinin belirli oranda duraklamaya girmesi de The Bug'ı bu sene bir hayli öne çıkardı.

Temmuz ayında London Zoo adlı yeni albümünü çıkaran Martin hala İngiltere'de ziyadesiyle konuşuluyor. Kaiser Chiefs ve Oasis'in çocukça atışmasının yanında tabii. Albüm daha önce de olduğu gibi yine dinletiden ziyade Dancehall tabir edilen ve bana göre kalça sallatma temelli bir tarzda. Daha dakika 1 gol 1 modeli "Angry" adlı parça buna örnek teşkil ediyor. İleride karşımıza çıkacak "Insane" de tıpkısının aynısı. Albümdeki ikinci parça "Murder" da aynı tempoda olmasa da çok geride değil. Albümde ilk eli yüzü düzgün Dub "Skeng" ile karşımıza çıkıyor. Bu noktada vuruş yapısı sebebiyle aklıma Muslimgauze ve Rootsman'in albümü "City Of Djinn" geldi. Vokalde de Shaggy tarzı Killa P'nin olması parçayı biraz daha genele yakın yapmış.

Farklı Dub yaklaşımları tüm albüme etkisini seriyor. Bir başka dikkat çeken nokta da parçaların yapısına göre uygun bir şekilde vokallerin seçilmiş olması. The Bug'ın güçlü (Ya da yetenekli diyeyim) olduğu konulardan biri oldu her zaman vokal seçimi. Karşısına da iyi insanlar çıkmış olsa gerek. Ancak albüm boyunca hiç sırıtmadan gayet güzel gidiyor müzik altyapısıyla vokaller. Flowdan ve Ricky Ranking üçer parçaya vokal yapmış, Warrior Queen ise iki parçada yer alıyor. Hepsinin yanında vokalsiz tek parça var 12 parçalık albümde.

İlginçtir, albümde Dubstep'e çok geç uzanmış The Bug. Spaceape'in vokalini yaptığı "Fuckaz" taa 7. parça. Ama gereksiz örnek sergilemektense başarılı bir parçayla katkısını yapmış. Dub türevlerinis evenler için her zaman olduğu gibi mutlaka dinlenmesi gereken bir albüm yapmış The Bug.

MP3: The Bug Feat Tippa Irie - Angry
MP3: The Bug Feat Spaceape - Fuckaz

The Bug @ MySpace
Albümü satın almak için

14.10.08

Tahiti 80 - Activity Center (Victor Japan, 2008)

Fransızların ilgi çeken gruplarından biri Tahiti 80. Grubun ilk iki albümünü başarılı bir şekilde kaçırdıktan sonra 2005'teki "Fosbury" albümleriyle tanımıştım. Hatta Ekşi Sözlük'ün doğumgününde de çalmıştım "Big Day" adlı parçalarını tee zamanında. Rock N Seine festivalinde dağıtılan flyer'lardan biri onların yeni albüm lansmanıydı ve bir hayli mutlu olmuştum.

Grup eski dönemlerine göre tarz olarak Pop'tan hiç esirgemeyen bir şekilde yollarına devam ediyorlar. Ancak bu albümde daha sert bir tavır takınmışlar Pop çerçevesinde.

"Fosbury" albümüyle karşılaştırdığımda albüm boyunca etkili olan neşenin yerini biraz daha haşinlik almış diyebilirim. Yaşlandıkça bir nebze yaramaz mı olmuşlar diyeyim, yoksa daha mı sertleşmişler hayata karşı bilemiyorum. Brit Pop olarak tanımlıyordu bazıları eskiden. Şimdi daha bir doldurmuşlar o tanımın altını. Bazı noktalarda gitara fazla basan Beach Boys hissiyatı da veriyorlar. Bu daha önce de vardı yumuşak anlamda. Belki bu da sevmemin sebeplerinden biri olabilir.

Müzikal anlamda ise bunun dışında çok fark yok. Pop konusunda başarılılar ve buna eğilmişler. Bir önceki albüme göre akılda kalıcı parça sayısı daha az bana göre. Bu açıdan zayıflar. Ama yine dinleniyorlar. Yine güzel vakit geçiriyorlar. Bunda özellikle vokalin temizliği ve baterinin çok başarılı bir şekilde enerji veren yapısı etkili. Güzel bir zaman geçirmek için bu ara el atılabilecek kayıtlardan biri.

MP3: Tahiti 80 - Unpredictable
MP3: Tahiti 80 - One Parachute

Tahiti 80'in resmi sitesi
Tahiti 80 @ MySpace
Albümü satın almak için

10.10.08

Emiliana Torrini - Me And Armini (Rough Trade, 2008)

Gayet İtalyan bir isme sahip İzlandalı sanatçı Emiliana Torrini. Daha önce dinlemişim de tanımamışım insanlarından biri. Albümden sağolsun Cem Pekdoğru sayesinde haberim oldu. Teşekkürü es geçmeyeyim.

Bu arada daha önce nerede dinlediğimi de buldum ufak bir araştırmayla. "Lord Of The Rings" filmindeki "Gollum's Songéda tanışmışız kendisiyle. Kıymetlimissss... Bir de "Fisherman's Woman" albümünden "Sunny Road" adlı parçasını da biliyormuşum.

Akustik Pop ve Rock'ın birleşimi muhteşem bir albüm. Bu laftan bir adım geri atmayacağımı en baştan söyleyeyim. Her yönüyle albüme hayran kaldım. Vokal kullanımı zaten hayranlık uyandırıcı.

Tarz olarak pek bir taban tabana olsalar da Metallica'nın "Death Magnetic" albümüyle birlikte 3 haftadır durmadan dinliyorum bu albümü. Fnac'ta gördüğüm üzere de 1 numaraydı geçen hafta. Tebrik etmek istedim kendisini.

Yumuşak bir ses, naif pop melodiler eşliğinde akustik gitar takviyesiyle karşımızda. Bu bakımdan önceki albümü "Fisherman's Woman"'dan bir farkı yok. Sadece bu albümde biraz daha olumlu bir hava var. Sanırım 2000 yılında trafik kazasında kaybettiği erkek arkadaşının üzüntüsünü artık üzerinden atabilmiş. Daha önce salt akustik gitar eşliğinde yaptığı çalışmalara farklı enstrümanlar katarak renklendirmiş. Daha da geriye döndüğümüzde ise Björkvari bir yapıya sahip çalışmaları var. Özellikle "Love In the Time Of Science" albümünde bu açıkça ortada Trip Hop esintileriyle birlikte.

Albümün başındaki "Fireheads" ile başlayan çocuksu güzel hava albüme adını veren "Me And Armini", arkasından "Birds" ile devam ediyor. Sonbahar aşkı misali delip geçen "Heard It All Before" ise tadından yenmiyor. Bu arada "Fireheads"'in sözlerine de hayran kaldım, atlamadan belirteyim.

Trip Hop geçmişinden kalan bir vokal örneklemesiyle "Ha Ha" geliyor buğulu biçimde. Çocuksu havaya neşeli "Big Jumps" ile dönüyoruz ve bir anda 70'lere uzanmış buluyoruz kendimizi takip eden "Jungle Drum"'la. Vokalini çok farklı kullanabildiğini herkese ispatlamak istercesine saldırıyor parçaya. "Hold Heart" ise aşka adanan güzel ve iyi halli bir parça. Serenad havası taşıyor.

"Gun" ise Portishead'in "Machinegun"'ına nazire yaparcasına başlıyor. Beth Gibbons'la aşık atmaya çalışmak da bir hayli cesaret isteyen bir iş olsa gerek. Ama altından kalktığını da söyleyeceğim. "Beggar's Prayer"'da "Hold Heart" moduna dönüyoruz. Björk'ün varisi gösterilen Emilie Simon'la en yakınlaştığı nokta ise "Dead Duck"'ta ortaya çıkıyor. Elektronik temellerin akustik olarak atıldığı parça piyanonun da desteğiyle güzel bir havaya bürünmüş. Albümün kapanış parçası "Bleeder" ise yine akustiğe pop rock'a dönen bir Torrini gösteriyor bize. Her yönden dinlenesi, her şekilde zevk alınası bir albüm olduğu su götürmez bir gerçek. Bu senenin el üstünde tutulması gereken albümlerinden biri. Mutlaka edinin.

MP3: Emiliana Torrini - Fireheads
MP3: Emiliana Torrini - Heard It All Before

Emiliana Torrini'nin resmi sitesi
Emiliana Torrini @ MySpace
Albümü satın almak için

8.10.08

Antony & The Johnsons - Another World (Secretly Canadian, 2008)

Caz festivalinde ülkemize konuk olan bir isimden bahsetme zamanı. Aslında sürekli Antony'den bahsedildiği için bir nebze olayın "The Johnsons" tarafına haksızlık oluyor gibime geliyor ama benzerini Ben Harper, Stephen Malkmus ve hatta Bob Marley örneklerinde yaptığımızdan artık alışageldik.

Antony Hegarty 1971 doğumlu ve teatral yoruma sahip bir İngiliz. Vokalindeki farklı tını ona milyonlarca hayran kazandırdı. Bunun yanında başarılı söz yazımı da buna etken. 2005'ten bu yana bu projeyle sessizliğini korumuştu. Arada Bir Bob Dylan filminin müzikleri için mikrofon başına geçti, bir de Hercules & Love Affair adlı grubun vokallerini yapmak için. Ama sonradan turnelerinde yer almadı, üzdü. Velhasıl geldik bugüne ve Anthony yine karşımıza çıktı. Bu sefer albüm öncesi bir plakla.

Plağı genel bakış açısıyla değerlendirecek olursak sözlerden anlayacağımız üzere Antony dünyevi güzelliklerden ve en temeli doğadan fazlasıyla etkilendiği bir dönemde. Tüm bu duyguları da Senfonik Rock'la birleştirip bize sunmuş. Vokal yönünden zaten eleştirilecek bir şey yok, eleştirirsem taş çarpar. Müzikal anlamda ise her zamanki gibi sesine uygun şekilde gayet dingin ve ruhani bir yapı var parçalarda.

Dikkatimi çeken ufak bir nokta "Crackagen" ve "Shake That Devil" parçalarında Caza ciddi anlamda yaklaşması. Hatta olay dirsek temasından da öteye gidiyor. Baterinin de yapısını olaya katarsak bir hayli New Orleans havası var diyebilirim. İlginç geldi. Aslında kendisinden bu yönde de bir proje görsem hayır demem gibime geliyor. Elbette vokal olarak bir nebze ağır tonda kalıyor ama bu kadar yetenekli bir vokal için böyle ayarlamalar sorun olmasa gerek.

Bunun yanında plağa adını veren "Another World"'ün haricinde "Sing For Me" ve "Hope Mountain" var ve üçü de klasikleşen tondan gidiyor. Antony & The Johnsons'ı sevenler için ideal bir girizgah olmuş albümden önce. Zevkle dinleyiniz efenim.


Antony & The Johnsons'ın resmi sitesi
Antony & The Johnsons @ MySpace
Plağı satın almak için

6.10.08

Move D & Pete Namlook XVI - Travelling The Silk Route (Fax, 2008)

Bunca şeyi takip etmeye çalışırken yaklaşık 3 aylık bir süreyle nasıl oldu da bilemeden atladığım ve hayranı olduğum bir ikili var şimdi, Move D ve Pete Namlook. Ambient ve Minimalizm konusunda yeteneklerini haddinden fazla kanıtlamış iki kişi. Peter Kuhlmann (Pete Namlook)'ın Fax plak şirketinden çıkardıkları serinin 16.sı geldi Mayıs Ayında.

Bu ikilinin çalışmalarını takip edenler, serinin çoğu albümünün çok başarılı olduğunu fark etmişlerdir. Her zaman farklı öğeleri temel tarzlarının içine katan, bunun yanında Ortadoğu müziklerini de mutlaka içlerinde öğe olarak barındıran çalışmalar yapıyorlar. Daha önce Pete Namlook'la yaptığım röportajda da öğrendiğim üzere tüm albümler canlı olarak kaydediliyor. Daha sonra da Namlook tarafından editlenip bize ulaşıyor. Sırf bu yüzden bile saygım artıyor.

Albümün adı zaten doğrudan içerdiği müzik açısından bilgiler veriyor. Öncelikle mistisizm barındıran bir tarzları olduğundan İpek Yolu serüveni de doğrudan oryantal öğeler barındırıyor. Bunun yanında bazı noktalarda Minimalizm, bazı noktalarda Ambient yoğunlaşıyor, bazen ayırt etmek bile güçleşiyor.

Albümde 4 parça var ama hiçbirinin adı yok, yine klasik olarak numaralandırılmış Romen rakamlarıyla. I'de uzun bir mistik girişten sonra elektronik öğeler vuruşlarla tam anlamıyla yerini alıyor. II'de ise Füzyon Caz da karşımıza çıkıyor ve açıkçası beni bir hayli şaşırtıyor. Bu ikilinin çok yer verdiği ya da kompozisyonlarına kattığı bir tarz değil. III ve IV'te ise tamamen geniş melodilerin oluşturduğu destansı bir yapı var. Bu gerçekten ikiliden dinlemeye alıştığımız tarzın tam karşılığı.

Ufak değişimler olsa da yine dinlendiren, Ambient'ın tadına varmamızı sağlayan bir albüm olmuş ikiliden. Sevenleri için tekrardan güzel bir 50 dakikalık serüven sunuyorlar. Bu arada serinin devamı "There!" adlı albüm de 15 Eylül'de piyasaya çıkıyor.

MP3: Move D & Pete Namlook XVI - Travelling The Silk Road II

Pete Namlook ve Fax'ın resmi sitesi
Pete Namlook @ MySpace
Move D @ MySpace
Albümü satın almak için

26.9.08

Metallica - Death Magnetic (Warner, 2008)

Yaklaşık 9 yıllık bir gecikmeyle tanışmıştım 1990 yılında Metallica'yla bir abimin elime kasetlerini tutuşturmasıyla okul servisinde. Walkman'de Pink Floyd dinliyordum ve Onur abi "Onu sonra dinlersin, al bunu dinle" diye uzatmıştı "...And Justice For All"'un kasedini. Kasedi ertesi gün geri vermiştim çünkü o akşam Yeşilköy'de inip 4 albümün kasedini de almıştım. Vay be dediğimi bile hatırlıyorum. O noktadan itibaren ailemde de gözle görülen değişimler olmuştu. Bu değişimi anlamam ise Apocalyptica'nın Metallica'nın parçalarını 4 çelloyla yorumladığı ilk albümleriyle oldu. Annem odama gelip "Böylesi daha güzel olmuş" dedi ve çıktı geri. Şaşırmak buna denir.

Metallica'ya o gün de hayrandım, hala da hayranım. Değişim meğişim kime ne. 1990'dan bu yana ben ne kadar değiştim, adamlar da değişebilirdi. Sonuçta grup onların. Amma velakin insan elbette bu kadar beğendiği gruptan yine benzer tınıda şeyler duymak istiyor. Araya birkaç albüm ve bir hayli yıl koyduktan sonra kocayan Metallica bize "Alın da susun" dedikleri bir albüm verdiler. Şimdi kimi, "E niye bu kadar ara verdiniz o zaman o abuk şeyleri dinletirken" diyecek, kimi de "Yahu yeni Metallica daha yumuştu, güzeldi be" diyecek. Bitmez bu geyikler. Önemli olan sonuç.

Öncelikle Warner'a laflar hazırladım. Albümün Deluxe plak versiyonu 120 dolar mı olur kardeşim. Ayıp. Tamam limitli sayıda falan ama yok deve. R.E.M.'i 40 Euro'ya aldım. Biz de maaşlı adamız yani. Neyse.

Metallica Jason Newsted'in ayrılışından sonra 2. albümünü yayınlıyor. Arada kaynayan ama buna rağmen 30 ülkede 1 numaraya fırlayan "St. Anger"'dan sonra ilk dinlediğimde sarıldım bu albüme. 5 yıl geçmiş, Robert Trujillo gruba tam anlamıyla uyum sağlamıştı. Bunu geçen sene Rock Werchter'de "Sick Of It All" turnesi kapsamında rahatça görmüştüm her ne kadar "For Whom The Bell Tolls"'da Newsted'e oranla daha zayıf kaldıysa da.

Albüm geçmişe dönüşü işaret ediyor. Bunu artık söylemeye fazla gerek yok. İlk defa ben demiyorum. Sittin yerde incelendi bu ana kadar. Ancak tüm bunların Bob Rock olmadan yaşanması ilginç. Kimine göre prodüktör Bob Rock onları bu hale getirdi "Black" albümünden başlayarak.

Albüm hakkında en baştan olumsuz bir şey söyleyeceğim. "Unforgiven III". Sırf adı yüzünden ısınamadım parçaya. Hayır parçanın kendisi de öyle çok ahım şahım değil ama ismi daha da vahimleştiriyor durumu.

Gelelim albümün gerisine. Süper! "That Was Just Your Life"'tan başlayan Thrash Metal bazı noktalarda Robert Trujillo'nun da gazıyla Rage Against The Machine moduna bile giriyor "The End Of The Line"'ın girişinde olduğu gibi. Kirk Hammett'ın "St. Anger"'da ara verdiği süpersonik gitar sololarının da geri gelmiş olması albümü apayrı çekici yapmış. "Broken, Beat & Scarred"'da güneş gibi parlıyor her notası. Daha da etkileyicisi ise "All Nightmare Long"'da çıkıyor karşımıza.

James Hetfield'ın artık vokalist olarak muhteşem performanslarını bir yana koyarsak ritm gitarda güzel işlere imza atmış. Her adımını güçlü atmaya dikkat etmiş albüm boyunca. Nefes aldırmak istemediği bir hayli ortada. "Ölmedim, işte buradayım!" dercesine saldırıyor her imkanı olan noktada.

Bir söz de Lars Ulrich'e. Herkesin bildiği üzere kendine deliler gibi bakan, sürekli antreman yapan Ulrich albümün başından sonuna ritmi ayarlıyor ve hiç çekinmeden her yere imzasını atıyor.

Şöyleydi de böyleydi de. Metallica'yı seven zaten albümü dinleyecektir. Sevmeyen de bu saatten sonra eğer 10 yaşında değilse sevmez. Fazla lafa gerek yok. Dinleyin, beğenirseniz düşünmeden alın. Önümüzdeki hafta gidip alacağım plağını.

MP3: Metallica - The End Of The Line
MP3: Metallica - Broken, Beat & Scarred

Metallica'nın resmi sitesi
Metallica @ MySpace
Albümü satın almak için
Plağı satın almak için

24.9.08

T. Raumschmiere - I Tank U (Shitkatapult, 2008)

Shitkatapult plak şirketinin sahibi Marco Haas'ın Elektronik müzik sahnesinde farklı ve güçlü bir şekilde yerini almasını sağlayan projesi T. Raumschmiere'den yeni albümü çıkıyor.

Eletronik müziğin Endüstriyel ve Rock türleriyle kesiştiği bir noktayı kendine hedef seçen ve biraz da anarşist bir ruha bürünen T. Raumschmiere projesi 2000 yılında ilk çalışmalarını sergilediğinden sonra 2006 yılına kadar sürekli çalışmalarıyla söz konusu oldu. Ancak bundan sonra çalışmalarda bir duraksama yaşandı ve bu ancak yeni albümün ve ondan önce de albümden bir parça olan "E"'nin Single olarak yayınlanmasıyla son buldu.

"I Tank U" eskilere göre biraz daha değişim sinyalleri veriyor. Öncelikle albümde distort olmayan vokallerde bolluk var. Bunun yanında Hip Hop yapısı da ağırlığını koymuş. Modeselektor'ün etkisi olarak adlandırabiliriz bunu rahatlıkla. Albüm birçok noktada da NIN'la dirsek temasında.

Eski parçalardan "Musick", "Monstertruckdriver", "Rabaukendisko", "The Game Is Not Over" ve "Radio Blackout"'u düşündüğümüzde bu albümde aradığımızı bulmamız zor görünüyor. Bunlara en yakın çizgideki "E" bir hayli Trance türevi olmuş desek yanlış olmaz. BPM'i biraz artırsak Armin Van Buuren setinde şekilli olarak yerini alır.

Gerisine gelince Endüstriyellik artık en temel noktayı oluşturuyor. "I Tank U", "The Front Row Is Not For The Fragile!!", "Crack A Smile" ve "What Are You Talking About?" bunlara örnek. Onların yanına Big beat denemesi ve Puppet Mastaz vokalli "Animal Territory", saçma sapan "111 Kg DNA" ve doğrudan dans pistlerine açık bir aday niteliğinde "Brenner" var. Unutmadan alternatif Electro Pop modeli "Pedal To The Metal"'ı da es geçmemek lazım.

Albüm uzun bir aradan sonra T. Raumschmiere'nin nereye yöneleceğini bilmemesinden kaynaklanıyor gibime geldi. Tam bir yön belirlememiş, Endüstriyellik temelinde farklı açılımlara yaklaşmış. Açıkçası "Anti" ve "Radio Blackout" albümlerinden sonra kendisinden daha emin bir albüm çıkarmasını dilerdim. Zira onun yaptığı türü birçok kişi kopyalamaya ama hiçbiri onun kadar etkili olamadı. Ama o da en iyi bildiği yoldan sapınca ortaya eskiye nazaran daha zayıf bir albüm çıkmış.

MP3: T. Raumschmiere - I Tank U
MP3: T. Raumschmiere - E

T. Raumschmiere'nin resmi sitesi
T. Raumschmiere @ MySpace
Albümü satın almak için

20.9.08

Metronomy - Nights Out (Because, 2008)

Joseph Mount, projesi Metronomy'den 2. albümünü çıkardı bu ay. Artık tek kişilik değil 3 kişilik bir proje olarak. Daha önce Kate Nash, Foals ve Roots Manuva'ya prodüksiyon yapan bir isim olan Mount, Metronomy projesinden çıkardığı 2. albümle yine bir hayli dikkat toplayacağa benziyor. İyi mi kötü mü, ya da kimin dikkatini toplayacak onu bilemem. Benim olmadığı kesin.

Metronomy'den Misak sayesinde haberim oldu. Daha önce dinlememiştim. Bu sebeple ilk albümüyle karşılaştırma imkanım da yok. Açık açık söyleyeyim. Amma velakin karşılaştırmaya çok gerek yok bence.

Albüm komik. Daha doğrusu komiklik derecesinde kötü. Hani öven birkaç yazı da gördüm. Ama övülecek bir yerini bulamadım. Albümün bazı noktalarında LCD Soundsystem takipçiliği yapmaya çalışmış. Bu parçalar da ortaya albümün en dinlenebilir olmuş. "The End Of You Too" ve "Radio Ladio" buna bir örnek. Daha sonra "My Heart Rate Rapid" gibi Chk Chk Chk benzeri de mevcut.

Ama kendine özgün olmaya çalıştığı yerlerde de ciddi anlamda sınıfta kalmış. "Heartbreaker" basit bir Elektronik menşeili Indie Pop olmuş. Müzikal anlamda elle tutulacak bir yön yok. Bir diğer örnek de Jean Jacques Perrey'in 30 yıl önce yaptığı, bundan daha modernlerini de Hague konseptinin sanatçılarının yaptığı Italo Disco "Back On The Motorway".

Bana göre gayet zaman kaybı bir albüm. Diğer parçalara girmeyeceğim bile. Dinlediğimden ve hiç beğenmediğimden yazmaya gerek dahi görmüyorum. İncelemediğim veya inceleyeceğim albümlere haksızlık olmasın kaybettiğim zaman.

MP3: Metronomy - The End Of You Too
MP3: Metronomy - Back On The Motorway

Metronomy'nin resmi sitesi
Metronomy @ MySpace
Albümü satın almak için (Emin misiniz?)

18.9.08

Muslimgauze - Armsbazzar (Essence Music, 2008)

Elektronik müzikte çığırlar açan farklı bir isim Bryn Jones. O ve Muslimgauze projesi hakkında fi tarihinde bir inceleme de yazmıştım ve hala bu yazı benim için ayrı bir yere sahiptir.

Muslimgauze ne yazık ki bugün aramızda değil. 1999 yılında kan zehirlenmesinden aramızdan ayrıldı. Ancak albüm ve plaklarını yayınladığı 17 yıl boyunca bizlere 200'den fazla eser bırakmayı da bilecek kadar yetenekli ve üretkendi. O öldükten sonra 10'dan fazla albümü yayınlandı. Daha önce yayınlanmış albümleri ise tükendiğinden her sene 5'er 10'ar tekrardan yayına giriyor.

Günümüz elektronik müzik dinleyicilerinden çoğunun bihaber olduğu isimlerden biri. İlk akla gelen özelliği tablayı elektronik müziğe sokan isim olması. Bunun yanında Dub öğelerini ustaca kullanımı, deneysel elektronik müziğe ve böylece genel anlamda elektronik müziğin gelişimine katkıda bulunması ise onu çok önemli yapıyor.

Muslimgauze'un 1994-1997 yılları arasında yaptığı iki albümden birer seçkinin (Hebron Massacre ve Gulf Between Us) yanında yayınlanmamış (Armsbazzar ve Zaffaran) 2 parçayı da içeren albüm bana göre sadece bu yönden bile çok önemli. Ayrıca albümü dinlediğimizde özellikle bu dönemde bile böyle kaliteli işler yapan insanların azlığı dikkati çekiyor (Kederlendiriyor da diyebiliriz).

Albüme adını veren "Armsbazzar"'dan başlayarak albüm boyunca giden bir Dub yapısıyla karşı karşıyayız. Bu aslında Rootsman'in de bir nebze Muslimgauze üzerindeki etkilerinden kaynaklanıyor demek doğru olur. Zira Rootsman'le ortak çalışmaları "City Of Djinn"'den başlayarak Muslimgauze'un bu türe ciddi anlamda sıcak bakmaya başladığı çalışmalarından belliydi.

Albüm 999 tane elle numaralandırılmış CD, 6 tane çizim ve bir posterden oluşan paketlerde satılıyor. Limitli sayıda basılması diğer Muslimgauze çalışmalarından bir hayli alışık olduğumuz bir durum zaten. Albümün Box Set versiyonu ise 149 adet basılmış ve çoktan tükenmiş durumda.

Bence kaçırılmaması gereken bir çalışma. Muslimgauze ile tanışmamış insanlar için artık bir nebze geç de olsa güzel bir fırsat. Nadiren artık Muslimgauze'un bilinmeyen çalışmalarını dinleme imkanı buluyoruz ve hazır bulmuşken tadını çıkarmak gerekiyor. Bu arada eski albümlerinin 300 dolara kadar alıcısı olduğunun da altını çizeyim. Bu henüz 18 dolar.

MP3: Muslimgauze - Armsbazzar
MP3: Muslimgauze - Zaffaran

Muslimgauze'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

16.9.08

CSS - Donkey (Sub Pop, 2008)

Modern dans gruplarının öncülerinden sayılan CSS, Cansei De Ser Sexy geri döndü. Ben oradan oraya gezinirken albüm çıktı, bir hayli konser verdiler, festivallere katıldılar. İncelemek de anca bugüne kaldı.

Yaptıkları müzikte sanat adına fazla bir şey aramamak gerekiyordu ilk albümlerinde. Ama eğlence adına birçok şey bulmak mümkündü. Bir nevi Pop'un tanımı gibi gelse de tarz olarak dansa daha dönüktüler.

Donkey albümünde bu havayı ne kadar korumaya çalışmışlar bilmiyorum. Aslında temel mantalite aynı. Fakat olayın biraz daha sanatsal yönüne kaymak istemişler gibime geldi. Burada da pek güçlü olmadıklarından toslamışlar.

Albüm eğlenceli. Basit olduğu, yani CSS'in güçlü olduğu nokta, gayet güzel de. Fakat dediğim gibi bazı noktalarda kaymalar olmuş. Oralar da şöyle etrafa biraz bakınca zayıf kalıyor bir hayli. Bazı parçalarda bu iki elementi birleştirmeye çalışmışlar. İşte oraları hiç olmamış. İnsanlar gayet memnundu arkasını düşünmeden dans edip eğlenmeye. Hiç gerek yoktu bunu sulandırmaya. Şekil A-1 Kaiser Chiefs. Eblek sözlerle süper idare ediyorlar.

"Jäger Yoga", "Give Up", "Beautiful Song" ve "Move" güçlü olduğu noktalar albümün. Keza "Rat Is Dead" ve "I Fly" bu sapıtanlara örnek olabilir. Başı gayet güzel ama sonradan kendi içinde çatışıyor. CSS'in düşmek üzere olduğu hataya tüm albümle Ladytron düştü. Gereksiz oldu ve sonucu da bir hayli ağırdı. Rezil bir albüm. Umarım CSS bildiği şeyi, güçlü olduğu noktayı zorlamaya devam eder ve daha fazla bulandırmaz suyu.

Not: MP3 linkleri kaldırılmıştır. Hiçbir uyarı göndermeden yazıyı sildirten CSS'in ve Sub Pop'un bir daha albümünü incelemeyeceğim. Belki daha hayırlı olur bu onlar için.

14.9.08

Promocity 1 - August

Yeni bir köşeyi karşılama zamanı. Ne zamandır elime gelen tek ya da iki üç parçalık promoları değerlendirmenin ve kayda değer olanları paylaşmanın bir yolunu arıyordum. Promocity ile bunu karşılamayı umuyorum.

Daha önceden bu köşeyi yapmadığım için elimde olan beğendiğim promoları şimdi biraz daha uzunca bir liste olarak paylaşacağım bu ay. Daha sonrakiler biraz daha ufak olabilir.

MP3: Tim Young Band - Kerouac
MP3: Bakers At Dawn - Endless
MP3: Bakers At Dawn - Hopeful
MP3: Centro-Matic - I, The Kite
MP3: Miracles Of Modern Science - MR2
MP3: South San Gabriel - Trust To Lose

12.9.08

Bloc Party - Intimacy (Wichita, 2008)

1.5 yıl önce "A Weekend In The City" albümleriyle buraya konuk olan Bloc Party yeni albümünü çıkardı. Ziyareti tekrarlamak lazım. Bu sefer karşımıza neler çıkacağı konusunda ise ilk aldığım tepkiler ilginç.

Bloc Party Post-Punk Revival olarak adlandırılan ve The Cure, Joy Division gibi grupların devamı niteliğinde görülen akıma ait. Ancak elektronik öğelerin kullanımı konusunda ciddi bir potansiyel var Rock temelinin yanında.

Geçen sene Rock Werchter'de kendilerini izlediğimde performanslarının beklediğimin de üzerinde olduğunu söylemem gerek. Onlardan daha ünlü olan birçok yeni yetme Indie Rock grubunun fersah fersah üzerindeydiler. Üstelik diğerleri gibi pek Pop yapmamalarına rağmen.

"Intimacy" ile ilgili ilk söyleyebileceğim nokta yaptıkları Rock anlayışındaki Elektronik müzik ağırlığı bir hayli artmış durumda. O derece ki bazı noktalarda ElectroRock yaptıklarını söylemek bile yanlış olmaz. Albümün açılışını yapan "Ares" Chemical Brothers veya Apollo 440 imzası da taşıyabilirdi gayet güzel olarak. Big Beat temelinde ilginç bir çalışma. Kele'nin vokalde Hip Hop esintileri sunması da güzel bir iş. Aynı yoğunlukta olmasa da benzer Big Beat yapısını "Mercury"'de de bulabiliyoruz. İlginçtir ikisi de parlayacak çalışmalar. Ama resmin genelinde doğal olarak Rock var. Zaten arkalarındaki "Halo"'ya geldiğimizde bunu açıkça yüzümüze vuruyorlar. Güzel de bir geri dönüş oluyor.

Albümde dikkati çeken bir nokta grubun tam anlamıyla hangi yola sapacağını kestirememiş olması. Sanki ilk albümle 2. albüm arasında bir adım bu. "A Weekend In The City" bu albüme oranla daha olgundu. Burada ise duruş biraz daha belirsiz. Müzikal açıdan istekleri belirsiz olabilir ama müzikal öğeleri parça parça incelediğimizde hepsinin ne yaptıklarını çok iyi bildikleri belli. İş birleşince belirsizlik çıkıyor ortaya.

"Halo" aslında bunun bir örneği. Yenilikçi iki parçanın arkasında "A Weekend In The City"'nin Bonus parçası gibi duruyor. "Zephyrus", "Biko" ve "Sings"'ı ise henüz bir yere oturtamadım. Belki biraz fazla Thom Yorke dinleyip özendiler ama alışkın olmadıklarından beceremediler. "Trojan Horse", "One Month Off" ise zayıf gelen baterisi ve synth melodisi hariç yine eskilerden kalan bir çalışma.

Albümün rezaleti "Better Than Heaven" adlı Electro Pop olmuş. Hiç olmamış. Arkasından gelen "Ion Square" çok farklı değil ama o kadar kötü değil. Sadece başarısız.

Bloc Party'den ricam (Çok iplerler ya) bir sonraki albüm için daha geniş zamanlı bir stüdyo çalışması yapıp hangi yöne seyredeceklerini kestirmeleri. Çünkü albümde çok güzel parçalar olmasına rağmen iki farklı yöne eğilmeleri karışıklık ve beğeni eksikliği yaratacak.

MP3: Bloc Party - Mercury
MP3: Bloc Party - Trojan Horse

Bloc Party'nin resmi sitesi
Bloc Party @ MySpace
Albümü CD olarak satın almak için Ekim ayını bekleyeceksiniz ama ön sipariş alınıyor, dijital olarak ise hemen alabilirsiniz

10.9.08

Nightmares On Wax - Thought So (Warp, 2008)

DJ Ease aka Geroge Evelyn aka Nightmares On Wax (NOW). Warp Records'ın en gözlerden uzak sanatçısı desem pek de hatalı sayılmam. Oldukça deneyimli olmasına rağmen her zaman örtünün altında kalmayı seven bir müzisyen. İbiza'ya taşınmış olmasının sebeplerinden biri de bu zaten.

1995 yılından bugüne uzanan serüvende Chill Out türünün çizgilerinin yeniden çizilmesine neden olan isimlerin başında geliyor NOW. Halen bu çizgileri zorluyor. Neredeyse yaptığı her parça Hip Hop temellerinde yer alıyor ama en sade haliyle.

Bir önceki albümü "In a Space Outta Sound"'un üzerinden 2 yılın üzerinde zaman geçti ama hala tadı damağımda. O sene 10 kişilik bir oylama sonucunda yaptığım en iyiler listesinde 37. sırada yerini almıştı albüm. Bu albüm listeye girecek mi bu sene bilmiyorum ama yine birkaç iz bırakacağa benzer.

Albüm aslında bir yolculuğu betimliyor. Albüm hazırlıkları sırasında Leeds'den Ibiza'ya taşınma işlemleriyle uğraşan NOW, bu süreç zarfında parçaları hazırladı. Albümde onun Leeds'deki tavrına karşılık İbiza'nın etkisini de görmek mümkün. Bundan sonraki albümünde ise İbiza ruh halini daha çok göreceğiz ve buradaki parçalar sayesinde neler bekleyebileceğimizi de daha iyi görüyoruz tadımlık olarak.

Albümde vokal olarak karşımıza Ricky Ranking, Chyna Brown ve Ella May çıkıyor. Kendi vokaliyle alakası olmayan NOW'ın her zaman başvurduğu konuk vokalistlere alışkınız zaten. Değişen parça havasına uygun vokal seçimini ise başarılı diye adlandırmak en doğrusu.

George Evelyn kötü bir albüm yapmayacak kadar tecrübeli ve yetenekli bir isim. Ayrıca vuruş yapılarındaki üstadlığı ise bunlara ek oluyor. Bu konuda kurduğu plak şirketi Wax On'dan bizlere sunduğu yetenek Guts aka Henry Fabrice ise kendisinden birçok şey öğrendiğini söyledi ve albümündeki başarıda Evelyn'in büyük emeği olduğunu da belirtti. Şu aralar İbiza'da yakın oturmalarına rağmen ilişkileri pek iyi değil. Henry ile son konuştuğumda Wax On'un tutum ve yönetim şeklinden pek hazzetmiyordu.

Albümde büyük anlamda başarı sağlayacak bir parça yok. Ama akılda kalacak ve kendini birkez daha dinletecek parça bol. "Da Feelin", albümden çıkan ilk single "195 Lbs", Leeds döneminden bizlere esen "Be There" ve "Moretime" yer alıyor. Bunun yanında "Pretty Dark" ve Reggae etkili "Still? Yes!" ise albümün geneline oranla bir hayli zayıf kalanlar arasında.

Warp'ın en deneyimli ve eski sanatçısı konumundaki George Evelyn'den ortalığı karıştırmayacak kadar sade bir albüm. Belki bazılarının beklentisini karşılayamayacak kadar sade bile olabilir. Artık yeni bir döneme giren NOW için önce bu albümü özümsemek, sonra da bir sonrakini beklemek gerekiyor. Bakalım İbiza nasıl etki edecek kendisine tam olarak.

MP3: Nightmares On Wax - 195 Lbs
MP3: Nightmares On Wax - Be There

Nightmares On Wax'in resmi sitesi
Nightmares On Wax @ MySpace
Albümü satın almak için

8.9.08

Klaus Schulze & Lisa Gerrard - Farscape (Synthetic Symphony, 2008)

Klaus Schulze'a olan sevgim ve saygımı belirtmeme gerek yok. Her ne kadar onunla röportaj yaptığımda (Buradan bakabilirsiniz) bir nebze yaşlı ve huysuz ihtiyar modeli yaklaşımını gördüysem de müziğin son 40 yılda yaşadığı devinime birebir şahit olmuş ve bunun önemli bir bölümüne etki edebilmiş bir isim. Bunun yanında Lisa Gerrard'a geldiğimizde ise "Dead Can Dance" ile hayran kaldığımız, solo projesiyle de saygımızı her vokal performansıyla sonuna kadar hak etti.

Peki bu ikilinin bir araya gelmesinde önemli olan nokta ne dersek öncelikle Klaus Schulze'un ölümün eşiğinden döndüğü hastalığını atlatarak yeniden stüdyoya girmesi bile başlı başına önem taşıyor. Arkasından bugüne kadar insan seslerini sadece bir müzik enstrümanı olarak kullanmış ve böyle olmasını seven bir ismin Lisa Gerrard gibi bir vokal virtüözü ile çalışması güzel bir deneyimin ilk habercileri.

Müzikal açıdan altyapı gerçekten çok başarılı. Aslında albüm için 300 dakikalık müzik hazırlayan Klaus Schulze'dan da daha azı beklenemezdi. KS bu kadar materyali 2 haftada hazırlamış. Lisa Gerrard ise kayıt için buluştuklarında hayran kalıp 2 gün içinde 150 dakikalık bölümüne vokal yapmış. İki büyük yeteneğin buluşması hızlı ve bereketli sonuç vermiş. Bu da şaşırtmamalı bence. KS'nin kendi tabiriyle, bir albüm hazırlığı uzun sürerse illa ki içinde bazı yanlışlar vardır. İnsan gerçekten üretken olduğunda işler çok hızlı gelişir kendiliğinden.

Destansı yapı albümün tamamında mevcut. Müzik vokale kapıyı açıyor, vokal da o kapıdan giriyor, bizi de sürüklüyor. Synthesizer kullanımı hayranlık uyandıran kalitede. Zaten şu anda Pete Namlook, Move D ve KS söz konusu olduğunda bu noktada herhangi bir şüphe de olmuyor.

Albüm 2 CD'den oluşuyor. 7 parçalık bir ziyafet sunuyor bizlere. Sanki her saniye karşımızda bir resmin darbeleri vuruluyor. Parça bitmeye yakın da resmin tamamlanmış hali tüm güzelliğiyle size betimleniyor. Mutlaka dinleyin. Özellikle seyahat sırasında dinlediğinizde (Ben ilk öyle yaptım) mükemmel bir rahatlama ve mutluluk hissi aşılıyor.

MP3: Klaus Schulze & Lisa Gerrard - Liquid Coincidence 1

Klaus Schulze'un resmi sitesi
Klaus Schulze @ MySpace
Lisa Gerrard'ın resmi sitesi
Lisa Gerrard @ MySpace
Farscape @MySpace
Albümü satın almak için

7.9.08

Ay Tutulması - Ağustos 2008

İş ve özel gezilerimin yoğun olduğu bir aydı Ağustos ve bu yüzden sadece 11 albüm inceleyebildim. Neyse arayı Eylül'de kapatmayı umuyorum. Eylül ayı çok önemli sanatçıların albümlerini yayınladıkları bir ay olacak. O sebeple heyecanlı da geçecek. Lafı uzatmadan Ağustos'un Ay Tutulmasına geçelim.

1) Alejandro Escovedo - Chelsea Hotel '78
2) Asian Dub Foundation - Burning Fence
3) Heartthrob - Blind Item
4) Heaven And - Scarlet Woman
5) Ketz - Walkthrough
6) One Day As A Lion - Last Letter
7) Opeth - Coil
8) Pivot - In The Blood
9) Ryoji Ikeda - Test Pattern #0100
10) Stanton Moore Trio - (Late Night At The) Maple Leaf
11) Steinski - Jazz

3.9.08

JD And The Straight Shot - Right On Time (Artist Garage, 2008)

Jim Dolan'ın başını çektiği Blues grubu JD And The Straight Shot, 2005 yılında çıkardığı ilk albüm "Nothing To Hide"'ın ardından önlenemeyen bir yükselişe geçti. Blues'un daha bir göz ardı edildiği günümüzde ise önemli modern Blues oluşumları arasında yerini almış durumda.

Grubun 2. albümü "Right On Time" ise 2 senelik uzun, yorucu ve alabildiğine başarılı bir turnenin bitişini işaret ediyor. Birçok ünlü gitar üstadı da albümde destek amacıyla yerini almış. Sonuç olarak da kaçırılmadan dinlenesi bir Blues albümü ortaya çıkmış.

Albümde Blues var. Yer yer Rock N Roll ile dirsek temasına giriyor, hatta dahada ilerliyor. Yeri geliyor sade Down N Dirty Blues'a geri adım atıyor. Ama eğlendirdikçe eğlendiriyor. Turnenin neden bu kadar başarılı olduğuna şaşırmamak lazım. Albümde Gary Moore tarzı balada yaklaşan bir tek "Slow Motion" var. O da çok ciddi bir denklik yaratmış Gary Moore'a. Parçada viskinin güzelliklerini anlatmış olması kararımı etkilemiyor.

Albümde birçok güzel parça var. Jump Blues'a kaymadan bu kadar güzel bir eğlence havası yakalanması ise apayrı memnun etti beni. Jump Blues'a kaymasının kötü olacağından değil, sadece tek eğlence Jump Blues'dan çıkar gibi yanlış bir anlayışın zaman zaman etkili olmasından dolayı. Bir "Gonna Kill That Dog" var ki sözler basit, hikaye basit, müzik de sade. Ama parçanın bütünü muhteşem.

Her yönden hiç düşünmeden tavsiye edebileceğim çok güzel bir albüm. Söz konusu Blues olduğunda da yılın en güzel albümlerinden biri olacağını şimdiden kestirmek zor değil. Mutlaka edinin.

MP3: JD And The Straight Shot - Lie No Better
MP3: JD And The Straight Shot - Gonna Kill That Dog

JD And The Straight Shot'ın resmi sitesi
JD And The Straight Shot @ MySpace
Albümü satın almak için

25.8.08

Asian Dub Foundation - Punkara (Phantom Sound & Vision, 2008)

Asian Dub Foundation, beni 1990'lardan 2000'lere taşıyan özel gruplardan biri. Jungle döneminde, 1993 yılında başlayan 6 kişilik grup bugüne kadar yüksek oranda dinlediklerimden. 2005'te çıkardıkları "Tank" albümünden beri bir çalışmaları olmadığından da hayal kırıklığına sürüklenmiştim. Hatta belirli bir süre dağıldıklarından bile şüphelendim. Artık kafamda öyle bir şüphe yok.

"Punkara" ilk olarak Japonya'da piyasaya sürüldü Nisan ayında. Avrupa'da ise bu yaz Asian Dub Foundation System olarak festivallerde verdikleri performanslardan birkaç canlı kayıt da içererek 23 Eylül'de piyasaya sürülecek. Ben ise Japonya versiyonunu inceledim haliyle.

"R.A.F.I." albümleriyle tanışmıştım 1998 yılında kendileriyle. Hemen arayı kapatıp önceki iki albümlerini de dinledim. Internetin artık Superonline yerine Kablonet'e geçtiği dönemdi yanılmıyorsam. Amazon da herhalde yeni kurulmuştu. Bize apayrı bir enerji veriyordu o dönemde ADF.

Albüm ilk dinlemede şöyle bir serin rüzgar gibi esiyor insanın yüzünde. Politik duruş aynı. Hala hastasıyız. Ama müzikal olarak nüanslar var. Bunları sevip sevemeyeceğimi tartmakla geçti ilk 3-4 dinleme seansı. Şimdi daha iyi bir fikir sahibiyim.

"Tank"'i ilk dinlemede sevmiştim. Bunu biraz daha zaman aldı. Ama artık çok fark göremiyorum kalite olarak aralarında. Öncelikle albümdeki yavaş parçalar da tam anlamıyla yavaş hüviyetinde değil. Biraz daha agresiflik hissediyorum. Belki de artık yavaş parça yapmıyorlardır. Bilemem. Ama hiçbiri tam yavaş gelmedi.

Hızlı parçalar ise gerek enerjileriyle, gerekse vurgularıyla çok başarılı. Sitar ve tablanın yeri her daim ayrı zaten grup için. Bunun yanında zılgıta varana kadar yeni eklemeler de bulunuyor parçaların içinde. "Superpower", "Burning Fence", "Speed Of Light" doğrudan beni içine çeken parçalar. "No Fun" biraz garipsediğim Punk yapısıyla benden bir iki adım uzakta duruyor ama kötü değil kesinlikle. Bunlar dışında eski tarzı andıran "Ease Up Ceasar", yine Punk esintili "S.O.C.A." da güzel çalışmalar.

MP3: Asian Dub Foundation - Superpower
MP3: Asian Dub Foundation - Burning Fence

Asian Dub Foundation'ın resmi sitesi
Asian Dub Foundation @ MySpace
Albümü satın almak için

23.8.08

Pivot - O Soundtrack My Heart (Warp, 2008)

Warp Records'dan ilk albümünü çıkaran Pivot huzurlarınızda. Avustralyalı (Kuruluşu itibariyle) bu üçlü geçen seneki "Battles"'dan sonra bu sene Warp'ın yeni keşif kontenjanından dünyaya uzanıyor. Laurenz Pike, Richard Pike kardeşlerin kurduğu grup İngiliz Dave Miller'ın katılımıyla bugünkü halini alıyor. Yeni keşif değil aslında ikisi de ama sonuçta ilk albümleri olduğundan bu kategoriye alınabiliyor. Bu arada Warp'ın Pivot'a 16 albümlük bir anlaşma önermiş olması da bu gruptaki potansiyeli bir nebze ortaya koysa gerek.

Albüm gitarın ses kesiti niyetiyle kullanımıyla bizi karşılıyor. Albümden çıkan ilk single "In The Blood"'da bu sıkça yer alıyor. Ancak bunun yanında basit bir gitar melodisi yine arka planda eşlik ediyor havayı yumuşatmak için. Vuruş altyapıları ise Warp olmasından kelli elektronik ve keskin, sert bir yapıda.

Albüme adını veren parça "O Soundtrack My Heart" da keza şekilde çok da farklı olmayan bir yapıda. Ancak sonuca baktığınızda gayet değişik. Bir nebze farkı distortion'la giren gitar aniden ortamı Rage Against The Machine'e yaklaştırıyor. Daha sonra eski yapıya geri dönüş ve eli yüzü düzgün İstanbul beyefendisi modunda ilerleyiş.

Arkasından karşımıza Jean Michel Jarre 2008 modeli olan "Fool In Rain", AphexRock Twin misali "Sing You Sinners" geliyor. "Sweet Memory" başladığında ise zaman duruyor. Naif güzelliğiyle devam eden melodi sizi alıp götürüyor. Sonunda ufak bir sürpriz var ama o noktaya kadar kendinize gelemiyorsunuz.

Albümde vokal yok ama New Age klavye yapılarından tutun da üstün bir müzikal kompozisyona kadar her şey var. Genel anlamda popülerlikten uzak olmasından kelli geniş çapta başarıya ulaşamayabilir ama Autechre, Aphex Twin ve Jean Michel Jarre ile yetişen nesiller için dinlenmesi elzem bir kayıt olduğu kesin. Grubun üyelerinin bundan önce Prefuse73, Flanger, Jan Jelinek ve Burnt Friedman'la çalışmış olmaları bu ortaya çıkan sonucun da bir rastlantı olmadığının açık kanıtı olsa gerek.

MP3: Pivot - In The Blood
MP3: Pivot - Sweet Memory

Pivot'un resmi sitesi
Pivot @ MySpace
Albümü satın almak için

19.8.08

One Day As A Lion - One Day As A Lion (Anti, 2008)

Ülkemizde güzide Rage Against The Machine ile birlikte seyretme ve aşka gelme şansına varamadığımız isimlerden biri Zach De La Rocha. Daha önce RATM'in dağılma durumuna göre zaten yeni projelere ışık yakmıştı. Şimdi RATM birleşik ama yine de yeni projeler peşinde koşuyor kendisi.

Jon Theodore ile birlikte kurduğu "One Day As A Lion" projesiyle Anti'den ilk plaklarını çıkardılar. Elbette grup yine Zach De La Rocha'nın daha önce RATM'in sözlerinde de vurguladığı gibi belirli bir politik duruş temelinde. Bu projenin bir uyarı ve daha da öncelikli olarak verdikleri bir sözün karşılığı olduğunu belirtiyor. Grubun adı da "Bin yıl koyun gibi yaşayacağıma bir gün aslan gibi yaşamayı yeğlerim" sözünden geliyor.

Grupta Zach hem vokalde hem de klavyede yer alıyor. Jon ise bateride. Tabii bu RATM'in yapısından ziyadesiyle farklı. Gitar doğal yollardan elde edilmiyor ve Zach klavyeyle karşılıyor bu durumu. Bu noktada Tom Morello'nun eksikliği haddiden fazla hissediliyor. Ama bunun dışında çok ciddi bir fark yok. Yine distortion'lar, güçlü bateri yapısı ve mikrofonu eline aldığında ortalığı karıştırma gücüne sahip bir Zach De La Rocha vokali.

Gerek parçaların yapısı, gerekse Zach'in vokali daha agresif ve deyim yerindeyse militarist. Bunun sebebi RATM'in artık öyle ya da böyle genel bir dinleyici kitlesi olması ve insanların sadece belirli bir kısmının verilen mesajı alması. Bu noktada Tom Morello da benzeri bir şekilde geçen sene çıkardığı solo albümünde daha farklı bir çalışmayla yine öze dönüşe yol açmaya çalışmıştı. Sözlerini tam anlamıyla seyirciyle paylaşmak ve mesajlarını verebilmek istiyorlar. Mesaj iletme mecrası biraz sekteye uğradığında hemen araçta düzenlemeye gidiyorlar.

Plakta 5 parça var. "Wild International"'da savaş ve savaşın insanlar için anlamını sorgulamanın yanında, kendince Los Angeles'tan başlayacak bir savaş özlenimi var. Doğrudan damara saldırı bu. Müslümanlık ve Hristiyanlığı da hiç unutmadan işin içine katıyor ve her şeyin basit bir aldatmacadan ibaret olduğunu vurguluyor. "Ocean View" ise sistemin geneline karşı yoğun bir eleştiri bombardımanından sonra masumların da önyagılar sebebiyle damgalandığını vurguluyorlar. "Bir korku okyanusu onları parçalayacak yangını yaratacak."

"Last Letter" ise genel tanrı anlayışını baştan sonra yeriyor. Dünyada bu kadar haksızlık ve cinayetler varken bu yerme konusunda elinde birçok malzeme de var. Tanrının elini attığı yerlerde toplu mezarlardan başka bir şey yok diye vurgulamayı da ihmal etmiyor. Benzeri George Carlin'de de vardı bu bakış açısının. "If You Fear Dying" Venezüela'ya olan desteğiyle başlayıp Hristiyan Beyaz Amerikalı'ya nefretiyle devam ediyor. "Zaman yaklaşıyor, kırmızı güneşin doğduğu gibi. Ölümden korkuyorsanız zaten ölmüşsünüzdür." Son olarak grupla aynı ismi paylaşan parçaya geldiğimizde dünyanın genelindeki sorunlar için kendilerinin geleceklerini, aç kalan, çıplak ayaklı insanlar için savaşacaklarını söylüyor. "Güneş battıktan sonra şehrim fitil gibi ve bir gün diyeceğim ki aslanlar gibi yaşayalım".

Tabii bunca laftan sonra plağı Anti'den çıkartıp parayla satınca elbette ben de parçalardaki sözlerin bir yere kadar takipçisi olurum. Bu noktada albümünü sitesinden bedavaya indirmiş olsam da plağını ve CD'sini aldığım Radiohead'e daha saygı duyuyorum dengeli duruşlarından dolayı. Ha Zach De La Rocha albüm paralarıyla bir ordu hazırlıyorsa o zaman özür dilerim kendisinden. O zamana kadar görüşüm sabit.

MP3: One Day As A Lion - One Day As A Lion

One Day As A Lion'ın resmi sitesi
One Day As A Lion @ MySpace
Plağı satın almak için

17.8.08

Heaven And - Sweeter As The Years Roll By (Staubgold, 2008)

Birçok yetenekli ve kendini kanıtlamış elektronik müzik sanatçısının bir araya gelmesinden oluşan yeni bir grup Heaven And. Grubun iki üyesi Tony Buck ve Martin Siewert daha önceden Komfort 2000'in de üyeleriydiler. Steve Heather ve yetenekli basçı Zeitblom ile birleşince de ortaya Heaven And çıktı. Ayrıca bir güzellik de Einstürzende Neubauten'den tanıdığımız Alexander Hacke'nin de albümdeki 2 parçada vokalde yer alması.

Saygıdeğer Markus Detmer'in Staubgold'dan çıkan albüm aslında uzunca bir süredir elimde. Hatta dinledikten sonra Markus Detmer'e de teşekkürlerimi sundum ama albümü incelemek yoğun tempo arasında biraz gecikti.

Albüm minimalizm temelinde deneysellik sınırlarında. Buna ek olarak farklı müzik kökenlerinden vurmalı çalgılar da yer alıyor. Daha ikinci parça olan "Scarlet Woman"'da bu dikkat çekiyor marimba ile. Alexander Hacke'nin vokali de inanılmaz bir güzellik katıyor parçaya. Ondan önceki "As If A Star" ise kendi içinde apayrı devinimlere sahip. Krautrock ve Caz arasında gidip geliyor. "Bring Back Those Happy Days" bizim doğrudan füzyona döndüğümüzü işaret ediyor endüstriyel bir Caz ile. Nefesimi kesen bir gitar rifi var.

Albümün ilerleyen noktalarındaki "Parade", her bakımdan adına yakışır bir tablo çıkarıyor karşımıza. Baterinin Japon Kodo benzeri vuruşlarının yanında gitar rifleri ve ziller derken görkemli bir mimariye bakıyormuş hissi yaratıyor.

Alternatif sesler dinlemek isteyenler ve karmaşanın da güzel olabileceğini algılayabilecek genişliğe sahip olanlar için denenesi bir albüm. Albüme elini atan her ismin de önemli bir yetenek olduğunu unutmamak gerekiyor.

MP3: Heaven And - Scarlet Woman
MP3: Heaven And - Parade

Staubgold'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

15.8.08

Alejandro Escovedo - Real Animal (Back Porch, 2008)

Alejandro Escovedo müzisyenin bol bulunduğu bir sülaleden gelen Texas'lı bir sanatçı. Ailede müzisyen bol ama baterist veya perküstyonist olmayan tek müzisyen Alejandro olmuş.

Gençliğinde Punk Rock olarak başlayan müzik yaşantısı daha sonra yerini Alternative Folk'a (Alternative Country lafını sevmiyorum) ve Alternative Rock'a bırakmış. Derken solo çalışmalar ve müzik hayatına ara vermesine sebep olan Hepatit C gelmiş. Gerçek hayatına da az daha son verecek bir durumdan dostlarının ve ailesinin yardımıyla kurtulduktan sonra aramıza geri döndü. 2008 söz konusu olduğunda da en önemli geri dönüşlerden biri diyebiliriz.

Albüm çok güzel. İlk tepkim olarak "Dig!!! Lazarus Dig!!!" ile benzer bir değerde diyebilirim. Neden bunu örnek verdim diyen olursa, tarzların benzeştiği birçok nokta olduğundan. "Chelsea Hotel '78"'i Nick Cave'in albümüne koysanız olduğu gibi, pek yadırgayan olmaz. Hani vokal haricinde en ufak bir nota farkı yok gibi.

Olaya Folk Rock olarak bakacak olursak albüm yılın en başarılısı şu ana kadar. Yeri geliyor, sakin, romantik, yeri geliyor Bruce Springsteen'in koltuğunu sallıyor (Bu arada menejerini de yürütmüş). Bu kadar değişim ve değişime rağmen kalite seviyesinin düşmemesi bana ciddi anlamda yetenekli ellerden çıktığını gösteriyor. Blues ve Punk esintili bir Alternative Folk örgüsü albüm boyunca tüm ağırlığını hissettiriyor.

Tarz olarak sert ve keskinliği bir bakıma imza edinmiş Alejandro bu albümde de "Chelsea Hotel '78", "Smoke", "People", "Nuns Song", "Real As An Animal" ve "Chip N' Toy"'da bunu doğrudan yüzümüze vuruyor. Aralarında da hep dinlendirme niteliğinde daha ağır tonda. Ağır tondaki parçalarda vokal açısından daha etkileyici bir performans sunduğunu da söylemek lazım.

Zor dönemler yaşamış bir sanatçının talihine yakarışı. Bunun sonucunda karşımıza çıkan bu güzel albüm. 2008'in kaçırılmaması gereken güzidelerinden biri.

MP3: Alejandro Escovedo - Chelsea Hotel '78
MP3: Alejandro Escovedo - Nun's Song

Alejandro Escovedo'nun resmi sitesi
Alejandro Escovedo @ MySpace
Albümü satın almak için

13.8.08

Stanton Moore Trio - Emphasis! (On Parenthesis) (TelArc, 2008)

Stanton Moore yetenekli ve özgün bir baterist. Caz ve Funk konusunda bizleri bugüne kadar Trio'suyla haddinden fazla mutlu eden isimlerden biri. Bu işe hala devam etmek konusunda da ısrarlı olduğuna göre bana dinlemekten ve tadını çıkarmaktan başka bir şey kalmıyor. Çok yaşa New Orleans!

Aslında Trio olmak kolay bir şey değil. Özellikle herkesin müzikal açıdan anlaşabilmesinin yanında canlı performanslarda da uyum ciddi anlamda zor bir olay. Fakat Stanton Moore Trio'su bunu ciddi biçimde başarmış durumda.

Uzun lafın kısası gelelim biz albüme. Albümde "Stanton Moore"'un ısrarcı eğlence tavrı her zamanki gibi tüm etkisini gösteriyor. Neşeden gram kayıp yok. Başlangıcı yapan "(Late Night At The) Maple Leaf" ile birlikte girişilen bu hezeyan "(Proper) Gander" ile devam ediyor. Cazın yanına bukle bukle yerleştirilen Funk ile istenilen enerjinin dozajı tam olarak elde ediliyor. Güzel bir Cardinal Melon benzeri bir müzikle karşı karşıyayız. Tadına doyulmuyor. Elbette bu doğru karışımda piyanist ve org üstadı Robert Walter'ın da etkisi unutmamak ve saygımızı belirtmek lazım.

Albümde hiçbir şekilde yenilik getirmek gibi bir uğraşı yok. Daha önceden bir albümlerinin bulunmasının getirdiği alışmış olma ve birbirinin telini bilme duygusu doğrudan bildiklerini en güzel şekilde ortaya koymalarına sebep olmuş. New Orleans cazı, Soul Funk ile birleşiyor albüm boyunca ve ortaya muhteşem sahneler çıkıyor. İnsana hayat veren, hayattan da tad veren bir albüm. 70'lerin Funk'ından bize örnekler sunan çalışmalar nasıl tad vermez zaten di mi? Hani ola ki Pazartesi sendromunuz varsa, açın dinleyin albümden 2 parça sabahtan, ne gam kalır, ne keder, ne stres. Akşamları işten döndükten sonra içilen bir kadeh şarap veya tek buzlu bir duble viski görevi görüyor. Ben de nedense habire alkolden örnek veriyorum. Hayırdır inşallah.

MP3: Stanton Moore Trio - (Late Night At The) Maple Leaf
MP3: Stanton Moore Trio - (Sifting Through The) African Diaspora

Stanton Moore'un resmi sitesi
Stanton Moore @ MySpace
Albümü satın almak için

11.8.08

Ryoji Ikeda - Test Pattern (Raster Noton, 2008)

Yeni bir "normal kafayla dinlenemeyecek" müzikler bölümümüze hoş geldiniz. Emin olun bunu boşuna demiyorum. Neyse isteyen okur da anlar, isteyen dinler de anlar. Ama bir şekilde anlaşılacağı kesin.

Ryoji Ikeda ham müziği seviyor. Hamdan kastım, insanların önüne bir kütük koyup onu kendi hayal güçlerine göre şekillendirmeleri. Müzikal açıdan ise önümüze basit bir yapı koyup onu bizim algılamadaki seçiciliğimizle şekillendirmemiz. Çok edebi oldu, evet.

Albümde adından da anlaşılacağı üzere çeşitli şablonlar üzerine oturtulmuş drum machine vuruşları ve basit sentetik tınılar var. Sentetik tını derken çook eski IBM bilgisayarların çalışırken çıkardıkları Bip seslerinin bir benzeri.

Bu şablonlar albüm boyunca farklı şekillendirmelerle ve farklı kombinasyonlarla karşımıza çıkıyor ama temelde kendi özlerini kaybetmiyorlar. Elbette Ryoji Ikeda'nın bu ham öğelerle yarattığı örgüler dikkat çekiyor ancak bu tamamen sizin içine girip girmemenizle bağlı. Kimine göre hoparlörlerin jakı tam yerine oturmamış havası verebilir dinlenilen şey. Hoparlörlerinizin ayarlarıyla oynamayın.

Daha önceki bir albümünün kapanış parçasında fark edilmesi zor yüksek bir frekansta tek notanın yer alıyordu ve nota bitene kadar notanın varlığını anlamak zordu. Bu tür farklı yaklaşımlara sahip birinden yine deneyselliğin temellerine inen güzel ve ham bir çalışma olmuş. Bu arada hani illa tür belirteceksek atlamadan geçmeyelim Techno'nun en saf hali bu.

Parçaların içinden örnek seçmek de zor olmadı zira hepsi dinleyenin algısına ve kafasında yaratacağı anlayışına bağlı. Bu güzel olmuş demek bu albümde tam anlamıyla kişisel bir olgu.

MP3: Ryoji Ikeda - Test Pattern #0100
MP3: Ryoji Ikeda - Test Pattern #1111

Ryoji Ikeda'nın resmi sitesi
Ryoji Ikeda @ MySpace
Albümü satın almak için

7.8.08

Heartthrob - Dear Painter, Paint Me (M_nus, 2008)

Jesse Siminski'nin M_nus etiketiyle bize sunduğu projesi Heartthrob ilk albümünü Haziran ayında piyasaya sürdü. Richie Hawtin ve Magda'nın keşfi olarak karşımıza çıkan bu yetenekli sanatçı bugüne kadar gerek yaptığı çalışmalarla, gerekse de düzenlemelerle bir hayli dikkat çekmişti. Bunun yanında ortaya koyduğu DJ setlerle de adını ciddi anlamda geniş bir kitleye duyurdu.

Minimalizmin suyunun çıktığı şu güzide günlerde Kuzey Amerika'da öze dönüş akımını yarım ağızla karşılamak en aptalca şey olur herhalde. İyice çorbaya dönen, tekdüzeliğe doğru giden bu türü ayakta tutmaya çalışan plak şirketlerinden birisi olan M_nus zaten bu türün geniş kitlelere yayılmasından da sorumlu.

Aslında M_nus'un bu retro yaklaşımı son 1.5 seneye yayılan bir süreçle başladı. Clever Music aslı Netlabel'ından keşfedilen JPLS ve bir başka yeni keşif Ambivalent derken zaten eski olan elemanların da ağırlıklarını ortaya koymalarıyla eskiye dönüş başladı ve bu hem çalışmalarında hem de performanslarında dikkat çekiyor.

Heartthrob aslında inanılmaz seviyede üretken değil. Onunla ilk tanışmam 2005'te M_nus'tan çıkardığı "Time For Ensor" adlı plakla oldu ve asıl ilgimi Troy Pierce'ın "25 Bitches" adlı parçasına yaptığı düzenlemeyle çekti. Sonrasında Seph, The Knife, Audion ve Depeche Mode'a yaptığı düzenlemelerle ve "Baby Kate Remixes" adlı plağıyla iyice takip etmeye başladım.

Albümde minimalizme sıkı sıkıya bağlı bir yapıda. Parçalar boyunca belirli loopların ufak alterasyonlarla yoğun biçimde tekrarlandığını görüyoruz. Buna iyi bir örnek "Confession" adlı parçasında 4. dakikasından 11. dakikasına 3 loopla idare etmesi temelde. "Interference"'ın Marc Houle benzeri yapısı da aynen örnek olabilir. Bu arada "Confession"'ın melodik loop'u da Red Robin ve Jakob Hilden'in "Lazy Jack"'ine inceden benziyor. En azından aynı temelde piyasavari. Ambiyane oldu ama olsun.

"Signs" önceden bir plağında yayınlanıp da albümde de yer alan tek parça. Ama o plak da Haziran ayında çıktı. Bu sebeple pek eski denemez.

Techno minimalizmden sonra albümdeki diğer temel öğe. M_nus'un geleneği tabii. En azından Minimal Tech-House gibi minimalizmin tabiatına aykırı bir türe kaymadıklarından şükran duyuyorum. Bunun yanında Minimal Techno'yu çok iyi örneklendirdikleri için de apayrı mesut ediyor insanı albüm "Out Of Here" adlı parça hariç.

Bir gün Robert Babicz'in yazdığı baslar hakkında konuşurken "Öküz bası" deyimini kullanmıştı biri, Muzo ya da Fuchs olabilir. Heartthrob da birçok yerde altta kalmamak için elinden geleni yapmış. "Sings", "Blind Item" ve "Slow Dance" sadece benim evi değil apartmanı da sarsmıştır herhalde.

Bu arada ufak bir sürpriz de albümü alanlara. Albüm sınırlı sayıda 2 CD olarak piyasaya sürüldü ve 2. CD'de tüm albümün mixlenmiş versiyonunu da dinlemek mümkün. Orjinal ve güzel bir hareket olmuş. Parça sıralarında en ufak oynama da yok. Aferin Heartthrob'a.

MP3: Heartthrob - Futures Past
MP3: Heartthrob - Blind Item

Heartthrob @ MySpace
M_nus'un resmi sitesi
Albümü satın almak için

5.8.08

Steinski - What Does It All Mean - 1983-2006 Retrospective (Illegal Art, 2008)

Steve Stein aka Steinski. Cut & Paste türünün yaratıcısı efsanevi DJ. Bugüne kadar gün ışığına çıkmamış, bizlerin de haliyle sağdan soldan Bootleg olarak dinleyebildiğimiz çalışmalarını bir albümde toplayıp karşımıza geçmiş. Eminim kıkır kıkır da gülüyordur. Hani DJ Shadow denince heyecanlanıyoruz ya. İşte Steinski ve konudan ayrı olarak Double Dee (Doug DeFranco) onun, Cut Chemist'in, Coldcut'ın vs. hocaları, idolleri.

Albümün Cut & Paste türü açısından muhteşem bir örneklem olduğunu zaten söylemeye gerek yok. Ama atlanmaması gereken nokta Old-Skool Hip Hop konusunda da akıl almaz bir kaynak. Albümün tek eksiği Double Dee. İlginçtir albümün hiçbir noktasında onun imzası yok. En azından görünen bir şey yok.

Hani nereden ele alacağımı şaşırdım. Daha albümün başından itibaren ağzım açık dinlemeye başladım. Sonra gözümün önüne DJ diye dinlediğim tonlarca insan geldi. Vay canına dedim. Burada Hande Yener modeli polemik başlatıyor konuma da düşmek istemem ama valla öyle.

Sadece "Jazz" adlı parça bile başlı başına insanın aklını almaya yetiyor. İçinde birçok parça barındırıyor haliyle ve geçmişe dönük antoloji olarak bile ele alınabilir. "Voice Mail"'deki 2 saniyelik ua ua bölümü de Lee Cooper reklamlarını hatırlayanlara doğrudan 80'leri ve 90'ların başlarını hatırlatır kesin.

Albümde Steinski'nin özünde Hip Hop DJ'liğinden gelmesi sebebiyle hatrı sayılır oranda scratch de var. Her parçanın çeşitli yerlerinde kendine hakim olamayıp scratch atmış. Bazı noktalarda sadece ilginçlik katmak için, bazılarında ise doğrudan parçaya uygun olarak melodik kullanmış scratchleri.

Ayrıca 80'lerdeki efsanevi "Lesson" serisinden de birkaç bukle örnekleme mevcut. Bunları dinleyebilmek bile apayrı bir zevk. "Lesson" serisi ünlü olmalarına açılan yolda katıldıkları yarışmada yarıştıkları çalışmaydı. Haliyle yarışmayı da kazandılar. O jüride Afrika Bambaata da vardı. Hey da hey.

Hip Hop DJ'liğinin en üst seviyesindeki bu 2 Disklik çalışmayı dinlemek büyük bir zevk. Her ne kadar yeni çalışmalardan oluşmuyor diyebilecek olsak da bu kesinlikle yeni bir albüm ve bize yeni çalışmalar. Bu sebeple gayet uygun bir şekilde yılın albümleri listesine de girecek hakkı olarak. Kesinlikle iyi bir yeri olacağını da düşünüyorum şimdiden. Metehan'ın bu albümü bir süre elinden düşüremeyeceğine eminim.

MP3: Steinski - Jazz
MP3: Steinski - Ain't No Thing

Steinski'nin resmi sitesi
Steinski @ MySpace
Albümü satın almak için

4.8.08

MySpace'in Incileri 6 - Ketz - Walkthrough

Hırvatistan'dan çıkan yetenekli bir isim Ketz. Genç yaşta bir arkadaşıyla evde gitar çalarken başladığı şarkıcılık kariyeri zamanla daha sağlam adımlar ile bugünkü halini bulmuş. İlk albümü "Walkthrough" ile de karşımızda.

Etkilendiğini söylediği sanatçılara (U2, Leonard Cohen, Bob Dylan, Radiohead, Nick Cave) baktığımızda çoğunun kendi türlerinde efsane olduğunu ama bir o kadar da farklı müzikal yapılar içerdiklerini eklemek gerek. Amma velakin müziğinde en büyük ağirlik U2 olarak dikkat çekiyor.

"Walkthrough" albümü 2006 ve 2007 yılları içerisinde hazırlanmış çalışmalardan oluşuyor. Uzun ve yorucu bir dönemden sonra emeğinin hakkını almış diyebilirim. Gitar rifleri ve vokal tarzı olarak bu bir hayli ortada. Albüme adını veren "Walkthrough"'dan başlayarak "Lovers", "New Delphi", "Before The Rain" ve "Song That Escaped" hep bu etkileşimden nasibini almış. Ama şunu eklemek lazım, kopya dememek gerekir. Çünkü her parçaya kendisinden de bir nebze özgünlük katmış. Ayrıca U2'nun izinden yürümek pek de kötü bir şey olmasa gerek zira U2 dünyamızda kalan son birkaç Stadyum grubundan biri.

Albümdeki parçaların sözleri konusunda oldukça iddialı Ketz. Birçok acısı, yaşadığı karmaşık olayların etkisi ve kendini bulma arayışları sözlerde yerini bulmuş. Edebiyatla da yakından ilgili olmasının bir sonucu olarak iddialı olması konusunda hak veriyorum ama henüz kendisiyle övünme noktasına geldiğini de sanmıyorum. Daha yolun başı. Ciddi derecede umut verici. Bir sonraki çalışmasını dinledikten sonra artık yerini kendisi bulacaktır nasılsa. Şimdilik başarılı çıkış albümünü dinleyelim biz.

MP3: Ketz - Song That Escaped
MP3: Ketz - Walkthrough

Ketz @ MySpace
Albümü indirmek için

3.8.08

Opeth - Watershed (Roadrunner, 2008)

Death Metal'den Folk ve Jazz'a kadar uzanan inceden çizmiş İsveçlilerden oluşan bir grup Opeth. Bir süredir bilinçli bir salınım içindeki grubun bu dönemine nokta koyacak cinste bu albüm.

Opeth başlarda saf ve doğal bir yapıdaydı. Daha sonra zamanla bu yapıyı kaybetti ve yerini daha hesaplı ve insana eskisi kadar sıcak gelmeyen çalışmalara bıraktı. Oysa Opeth'i ilk başta sevdiren ise bu hesapsız ve kendine özgün çatlak yapısıydı.

"Watershed" sanki adını da andıran bir soğuk duştan sonra ortaya çıkmış hissi yaratıyor. Bu yeni sayfa ise genelinde "Evet bu Opeth" diye düşündüren ve dikkat çeken bir yapıda. Bu değişimde en büyük etki de belki eleman değişikliğinde yatıyor. "Peter Lindgren"'in gitmesi büyük bir tepki yaratmıştı ve birçoğu kişi değişimleri sevmediğinden Opeth'ten de bir uzaklaşma söz konusu oldu.

Albümü incelemeye gelirsek eski Metal tabiriyle birçok albümde bulunan "Slow" parçalardan bir örnek. Akustik gitar eşliğinde girdik, yumuşak yapılı kadın ve erkek vokaliyle devam ettik hadi bakalım derken "Heir Apparent" komşuda el bombası patlamış hissi yaratıyor. Death Metal bizi kucaklıyor. Brutal vokalin önünde sert bateri ve yarı melodik yarı ritimsel elektro gitar tabiri caizse şakraları açıyor.

"The Lotus Eater" gelgitlerle dolu. Bir öyle bir böyle. Parça sakin başlarken sonra bir anda sanki parçanın intro'su es bölümüymüşçesine girişiyor Death Metal'e. Sonra yine düşüş. Ayağa kalkıp headbang mi yapayım yoksa kıçımın üstünde oturup efendice mi dinleyeyim şaşırdım. Böyle düşünürken "Burden" geldi ve yine "Slow"laştık. Aradaki gitar riflerini falan yemezler. Parça içindeki klavye ise dinlenilenin "Opeth" olduğunu açıkça yüzümüze vuruyor diğer klasiklerde olduğu gibi.

"Porcelain Heart" ve "Hessian Peel"'da Mikael'in vokali her yönden ağırlığını koyuyor artık albüme. Bu arada gün gibi apaçık bir nokta da grubun yeni 2 üyesinden biri olan baterist Martin Axenrot'un pek yabancılık çekmediği. Keza benzeri lead gitardaki Fredrik Akesson için de söylenebilir özellikle "Porcelain Heart"'tan sonra. Hatta gruba uyum sağlamakla kalmamışlar, kendilerinden de bir hayli ekstralar katmışlar. Martin'in "Hessian Peel"'in sonundaki performansı ne öyle. Amma velakin "Hex Omega"'ya diğerleri kadar ısınamadım dersem yalan olmaz. Sonundaki rif ise tad veriyor ama tüm parçayı kurtarmıyor.

Opeth 18 yıllık Opeth. Geçirdiği değişime rağmen. Tekdüzelikten uzak, Progressive Rock'a doğru adım atan Opeth için doğru bir çalışma. Sonuçta Opeth ölmedi, hatta ölmeyle alakası bile yok şeklinde bir cevap oldu bu albüm.

Bu arada uygun olamadığımdan gidemedim konserlerine ama aldığım yorumlar da gayet olumluydu konserle alakalı. Albümden daha sert olduğunu ise tamin etmek zor olmadı. Artık bir başka bahara diyorum.

MP3: Opeth - Coil
MP3: Opeth - Hessian Peel

Opeth'in resmi sitesi
Opeth @ MySpace
Albümü satın almak için

31.7.08

Amir Perelman - New Songs Of Jerusalem (Zigota, 2008)

1967 doğumlu telli çalgı üstadı Israilli Amir Perelman'a geldi sıra. Aslında albümü elime geçene kadar kendisini tanımamıştım ama dinledikten sonra mutlaka tanımam gerektiğini hissettim.

Bugüne kadar birçok grubun içinde yer almış ve bunun yanında kendi kurduğu grubuna Djivan Gasparyan, Irshad Hussein Khan ve neyzen Amir Shahasar gibi birçok ünlüyü de konuk etmiş.

Çocukluğundan beri başta Caz olmak üzere özellikle Ortadoğu ve Güney Amerika'dan bize ulaşan müzik tarzlarıyla ilgilenmiş. Zaten müziğinde bu tarzlardan ufak anekdotlar bulmak mümkün. World music adı altında incelenen birçok çalışması var ve hatta bu kadar değişik bölgelerden esinlenmeler içerdiğinden bu tanıma tam olarak uyduğu da söylenebilir.

"New Songs Of Jerusalem" adlı albümü 2002-2007 yılları arasında yaptığı çalışmaların toplamından oluşuyor. Bu sayede bir stüdyo çalışmasından çok Perelman'ın son 6 yılına ışık tutuyor diyebiliriz. Bu albümde özellikle dikkat çeken 2 nokta ise ilk olarak parçaların yoğun Israil, İran, Türkiye ve Ermenistan ezgileriyle bezenmesi ve Perelman'ın gitarı bir sitar gibi çalması.

Albüm genel anlamda çok güzel bir dinleti sunuyor. Ancak albüme adını veren "New Songs Of Jerusalem" adlı çalışma bende inanılmaz izler bıraktı. Başından sonuna kadar muhteşem bir çalışma. Dinlerken insanı kendinden geçiriyor. Bu insanüstü ezgiyi mutlaka dinlemenizi öneririm.

Bunun haricinde albümde tablanın yoğun ve güzel olarak kullanıldığı "Hushi" ve "Hansadwani" çok başarılı. İlki daha Ortadoğu ağırlıklı melodisi sayesinde ancak diğeri kesinlikle Hindistan havası taşıyor.

Dünya müziklerinden hoşlananlar için dinlenesi bir kolaj olmuş. Benim de yeni tanıştığım bu yeteneği dikkatle izlemek lazım bundan sonra. Geç olsun güç olmasın. Bu arada Amir Perelman yeni bir oluşumla (Altı kişiden oluşuyor) birlikte yakın zamanda karşımıza çıkacak. Yeni oluşumun adı "New Song Of Jerusalem Ensemble". Bu oluşum albümdeki dünya müziğinden bir nebze daha geleneksel Yahudi türkü ve şiirlerinin caz versiyonlarını sergileyecek. Bu yeni oluşuma buradan ulaşabilirsiniz. Amir Perelman'dan gelişmelerle ilgili başka bilgi alırsam ileteceğim.

MP3: Amir Perelman - New Song Of Jerusalem
MP3: Amir Perelman - Hushi

Amir Perelman @ MySpace
Albümü satın almak için

29.7.08

Speedmarket Avenue - Way Better Now (Elephant, 2008)

Indie Pop, Indie şu, Indie bu. Günümüzde çıkan müziklerin bir hayli büyük bir kısmı bu kategorilere giriyor öyle ya da böyle. Çıtır grup Speedmarket Avenue da bunlardan bir tanesi ve Indie Pop dalında hayatımıza giriyor.

Speedmarket Avenue 6 kişiden oluşan İsveç'li bir grup. İsveç'lilerin Indie'nin genelindeki yeteneğine sygı duyduğumdan grup hakkında ilk bilgi aldığımda dinlemek için kafamda olumlu birkaç sinyal yanmıştı. Dinledikten sonra söyleyebileceğim grubun kesinlikle müziğin geneline yeni bir şey katmadığı. Ama var olanı güzel bir şekilde kullanmışlar.

Belle And Sebastian sevenler için uygun bir lokma bu grup. Farklı vokaller var albümde ve parçalar akılda kalıcı naif melodiler içeriyor. Genel olarak Folk ezgileri yerleşmiş parçaların arasına, bazıları gizli saklı, bazıları gözümüze çomak gibi sokuluyor. Trompet bu konuda onlara biraz yardımcı olmuş.

"Way Better Now" adlı parça albümde gerek bateri performansı gerekse yapısıyla Greenday'i andıran tek parça ve albümden çıkan ilk single. Elbette parçadaki klavyenin Greenday'den ziyade içinde bulundukları Indie Pop'a ait olması farklılaştıran tek nokta ama bunun yanında parça hızlı ve albümde direk dikkat çekiyor. Vokalin belli oranda zayıf kaldığını da eklemeden geçmeyelim. Gerisi ise ağır çekimde çayır çimen çıplak ayakla koşuyorum sevdiceğimle müziği. Buna en iyi örnek "Don't Fall In Love". Bir nebze 60'lar İngiltere'si havası da var üstüne parçada. Vokal yapısı (Çarpık düet sebebiyle) biraz bozuk olsa da "The State Of Harmony" de bu kategoride yarışmaya katılmış.

Rahatça dinlenen, başarıyla kotarılmış bir alternatif pop karşımızda. Melodileri sayesinde akılda kalabiliyor ama bize kattıkları parçaların geneli itibariyle sınırlı. Yine de İsveç'ten beklenen kaliteli bir çalışma olduğunu söylemek lazım. Dinlemeye değer kesinlikle.

MP3: Speedmarket Avenue - Way Better Now
MP3: Speedmarket Avenue - Don't Fall In Love

Speedmarket Avenue'nun resmi sitesi
Speedmarket Avenue @ MySpace
Albümü satın almak için

27.7.08

Beck - Modern Guilt (Intersope/XL, 2008)


Underworld'e kendimi kaptırdığımdan Rock Werchter'de bir notasını bile dinleyemediğim Beck'e gönül borcum var. Bu sebeple incelenecek çok albüm olmasına ve sırasına aslında bir süre daha olmasına rağmen ufak bir iltimas durumu söz konusu. E olsun o kadar da.

Son 2 albümüyle bekleneni veremedi. Nerede "Odelay" nerede "Guero" ve "The Information" demek gayet mümkün müzikal açıdan. 37 yaşına gelen Beck Hansen'dan beklentiler her zaman yüksek oldu ve belki de böyle eleştirilebilmesinin sebebi de bu. Bizi yüksek bir kalite seviyesine alıştırmasaydı.

Yeni albümle eski hazzı vermeye çalışmış. Şöyle bir durum bakıyorum albümü bir hayli dinledikten sonra. Kesin olan şey son iki albümden çok daha iyi. Bir "Odelay" mi? Değil tabii, zaten onun üzerinden 10 yıldan fazla geçmiş. Üretkenlik ve müzikalite olarak bir hayli yakın ama.

Albümün prodüktörü Brian Burton bu sene bir hayli yoğundu. Gnarls Barkley, The Black Keys, The Shortwave Set derken inanılmaz bir sürede sabahlara kadar çalışıp Beck'in albümüne de imzasını attı.

Albüm Beck'in daha önceki Alternative Rock yapısından birkaç adım ötede. Tabii Beck pop yapmış demiyorum. Çok farklı tarzlardan esinlenmelerle yine kendine özgün bir ortaya karışık müzikal oluşturmuş. Mesela bir "Replica" var ki tüm albüme göğüs germiş tek düze ezberinden uzak yapısıyla parıldıyor Aphex Twinselliğiyle. O kadar yoğun olmasa da elektronik altyapılar "Volcano"'da da var. Buna bir gıdım ek olarak da marjinal Blues dalında yarışmaya katılan "Soul Of A Man" (Hayır Breakbeat değil) de var.

Albümde zevk aldığım parçalar arasında Cat Power vokalli "Orphans"'i es geçmeyeyim. Basit ve zevk dolu bir çalışma. Arkasından gelen ve Beach Boys klasiklerini andıran "Gamma Ray" de beni mest etmeyi başardı. "Profanity Prayers"'da da filtrenin suyunu çıkarıyor gitarda. Güzel de çıkarıyor ama mübarek. Hepsine rağmen albüme adını veren "Modern Guilt" sıradan bir Indie Pop parçası olmaktan öteye gidememiş. Niye albüme adını verdiyse artık anlamadım.

"Modern Guilt" çok değişik yorumlar aldı. Çok iyisi de var, bir nebze kötüsü de. Ama genele bakarsak yorumlar olumlu. Bende de pek farklı diyemem. Yılın en iyi çalışmalarından değil. Beck'in en iyi albümü de değil. Ama Beck'e uygun, yakışan bir albüm. Gerisini yorumlamak da size kalmış.

MP3: Beck - Gamma Ray
MP3: Beck - Modern Guilt

Beck @ MySpace
Albümün resmi sitesi
Albümü satın almak için

20.7.08

Rock Werchter 2008 - 4 - You Bring Light In

4 günlük festivalin son gününe gelmiştik artık. Cep telefonlarında ne şarj kalmıştı ne de bizde derman. Gruplara bakıldığında en zayıf gün olarak duruyordu bugün zaten. Ama 12:50'de sahneye çıkacak DeVotchKa'yı kaçırmaya niyetim yoktu. Sabah kahvaltıyı Werchter kasabasında bulduğumuz sote bir kafede yaptıktan sonra arkadaşımı telefonları bir nebze şarj etmesi için orada bıraktım ve doğrudan güneşin altında yanan omuzlarım sebebiyle gölgelerden sekerek festival alanına doğru yöneldim.

Alana girdiğimde insanların erkenden girdiğini gördüm. Ama hala kitapçık kaldığına göre daha çoğunluk dışarıdaydı. Çadıra yöneldim. Bu arada çalmaya başlamış olan John Butler Trio ana sahnedekileri bir hayli eğlendiriyordu. Fakat hedefe odaklanmıştım ve sadece 5 dakika dinledim.

DeVotchKa sahneye çıktığında çadır doluydu ama kendilerini tanıyan bir avuç insan vardı içeride desem yeridir. Çalmaya başladıklarında fotoğraf makinemin hafızasında bir önceki günden yer kalmamış olmasına ve cep telefonumun da şarjının bitmişliğine giydirdim habire. Şarkılara eşlik ederken bir baktım insanlar da kopmuş halde. Çok başarılı bir performans ve umarsız eğlence vardı çadırda. "Head Honcho", "Basso Profundo", "Along The Way", "Transliterator", "The Clockwise Witness" ve "Comrade Z" yeni albümden çaldıkları parçalar oldu. Doyamadım valla. Keşke videolarını kaydetmiş olmayı diliyordum hala çadırdan çıkarken. Bu arada grubun Black Cat White Cat'e gönderme yapmaları da hoşmuş.

Daha sonra Recep'le çadırda buluştuk ve erzakları tamamlayıp Tim Vanhamel'e doğru koyulduk. Alana tekrar girdiğimizde Panic At The Disco ana sahnede şenlendiriyordu ortalığı. Ona birer bira eşliğinde göz attıktan sonra hedef yine çadır oldu. Hem de bu sefer uzun süreliğine. Tim Vanhamel sahnedeydi ve yeni albümünden parçaları söylüyordu. Belçikalı olduğundan arada konuşmaları Flemenkçe yaptı ve bir kelime dahi anlamadım. Kıl oldum. Parçalarda gitar sololarını biraz abarttı ama genel olarak uygun bir performanstı.

Misak'ın da biraz etkilemesiyle Hercules & Love Affair'e şans tanımaya karar verdim Anouk yerine. İyi ki de öyle yapmışım. Sahneye çıktılar ve tüm seyirciyi kapsayan bir performans sergilediler. New York'un barlarından çıkan grupların aslında bu işte uzman olduklarını geçen sene görmüştüm. Parçaları ciddi oranda uzatarak ve albüme pek de bağlı kalmayarak Live PA performans sergilediler ama vokallerin emeklerini es geçmemek lazım. Andy Butler'ın yönetmenliğinde vokalde seksi transseksüel Nomi ve gay Kim Ann gerçekten etkileyici. Albümdeki tüm parçaların daha disko versiyonları vardı karşımızda. Hatta albümü tekrar dinleyince "Bunları mı dinledik yahu biz?" diyesim geliyor. Video da yok kimseyi inandıramam. Bu arada geçen hafta da yeni single'ları çıkmış ve ITunes'da bedava dağıtılıyordu yanılmıyorsam. Biz Türkler account alamadığımızdan öyle uzaktan izliyoruz.

Çadırda kalmaya devam ettik Mark Ronson'ı dinleme heyecanıyla. Sahneye çıkmadan önce birkaç Belçikalı'yla muhabbet ettim ve kitapçıktan okudukları sebebiyle izlemeye karar verdiklerini söylediler. Ben de çok eğlenceli geçeceğini tahmin ettiğimi söyledim. Zaten sahneye çıktıkları an bunu açıkça ortaya koydular. Mark Ronson prodüktörlükten gelen tecrübesini çok başarılı bir şekilde sahne performansına ve albüme dönüştürmüş. Albümde birçok ünlüyle çalışmış ve bunlar elbette tura katılmamış (Ummadım değil ne yalan söyleyeyim) fakat yerlerine gelen vokaller de oldukça yetenekli. Özellikle isimlerini hatırlamadığım rap vokalisti ikili muhteşemdi. Bir tanesi sonlarda yanıma kadar gelince daha da bir ısındım adamlara. "God Put A Smile Upon Your Face", "Oh My God", "Stop Me", "Toxic", "Valerie", "Apply Some Pressure", "Pretty Green" ve "Just" yorumları ortalığı yıktı geçti. Hele bir önceki gece Radiohead'i dinlemiş ve kendinden geçmiş seyircilere "Just"'ı çalması ile yer yerinden oynadı. Mark Ronson çıkacak albümünden de yeni bir parça çaldı ama ne olduğunu hatırlayamadım şimdi. Bu arada Kaiser Chiefs'ten Ricky Wilson'ı da sahneye çıkartıp tef çaldırması ve mikrofona uzandığında "sen tef çalmana bak" der gibi bir hareket yapması herkesi yerlere yatırdı.

Bu kadar eğlenceden sonra ağırlaşan program sebebiyle önce ihtiyaç molası ve arkasından da The Raconteurs'den Jack White'a bir saygı duruşu için ana sahneye yöneldik. Yaklaşık yarım saat dinledikten sonra mahsun bir şekilde Grinderman'e yöneldim. Açıkçası The Raconteurs'daki hayal kırıklığım doğrudan Grinderman'e de yansıdı ve hatta sonrasında Justice'e de. Grinderman'de Nick Cave yine güçlü bir performans sergiledi. Ama dikkatimi toplayamadım bile.

Justice başladığında çadır dışından izlemeyi yeğledim çünkü inanılmaz bir çılgınlık vardı çadırın içine girmeye yönelik. Milletin elinde plastik bira şişelerinden, kartonlardan, şundan bundan yapılmış haçlar ve bir adet kocaman dildonun arasında biz usulca biramızı içiyorduk. Justice çıktı, parçalarını çalmaya başladı, millet zıpladı, ben hala elimde yedekte tuttuğum 2. biramla öyle kalakaldım. Bunca zamandır öve öve bitirilemeyen performans buysa vay halimize. Geçen sene Daft Punk'ı, Underworld'ü gördükten sonra şöyle ukalaca etrafı süzdüm ve "Siz buna eğlence diyorsanız akşam Underworld'ü görün lan veletler" diye bağırasım geldi. Bağırmadım.

Beck ve Underworld arasındaki program aranjmanım geçen sene seyrettiğim için yaklaşık yarım saatlik bir Underworld hasreti giderme çalışması ve arkasından hiç görmediğim ve görmeyi de istediğim Beck'i izlemekten oluşuyordu. Underworld sahneye çıktığı an Beck yalan oldu. Hem de ne yalan. Aklıma geldiyse şerefsizim. Yaklaşık 30.000 kişi (Çadır dışı kum gibi insandı, sayamadım) akıl almaz derecede ulvi bir performansa şahit olduk. Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemedim. Aklıma geldikçe geçen sene kıçlarını kaldıramayıp bu efsaneyi Efes One Love Festival'da izlemeye gelmeyen hödüklere giydirmeden edemedim. Orada 2-3.000 kişi yerine 10.000 kişi olsaydı o zaman tam tadını çıkarırdı herkes. Çadır kendinden geçti. Böyle çığlıklar, böyle alkış, böyle her şeyi bir arada az görür insan. Geçen seneki Beastie Boys halt etti bunun yanında. Karl Hyde en sonunda dayanamadı, "Bu gece çadırı ana sahneye çevirdiğiniz için size teşekkür ederim" dedi. Ortalık yine yıkıldı. Yemin ederim, hayatımın en güzel anlarından birini yaşadım. Kendimi kaybettim 1.5 saat boyunca. Doyamadım, doyamam. Videolarını seyredin. Hele en son videoda performans bittiğinde insanların yerde nasıl tepindiğini ve kameranın artık kontrolden çıkışını izleyin. Olmadı "Born Slippy", "King Of Snake" ve "Rez"'de insanların delirişini, elden ele uçan devasa balonları ve "Two Months Off"'ta 30.000 kişinin "You Bring Light In" diye tüm festivali inetişini dinleyin.

Underworld'ün aslında dEUS'tan sonra çıkması gerektiğini düşünerek ana sahneye yöneldim. Yaklaşık 2 saattir ne yeme ne içme hiçbir şey düşünemediğimden dEUS başlamadan hemen depoları doldurmaya yöneldik. dEUS başladığında ise hala aklımda Underworld vardı ama tüm Belçikalı'lar tek bir ağızdan dEUS'a eşlik ediyordu. Aslına bakarsanız dEUS gerçekten başarılı bir performans gösterdi. Yeni ve eski albümlerden birçok parçayı önümüze güzel bir şekilde koydular. Ama olmadı, olamadı, ben hala "You Bring Light In" diye mırıldanıyordum. Her şey bitip de A3'e döndüğümüzde bile avazım çıktığı kadar "You Bring Light In" diye bağırıp dans ediyordum. Yatmadan önce önümüzdeki senenin Line Up'ına dair hayaller üzerinden konuşarak ve hala ama hala "You Bring Light In" diye mırıldanarak zaman geçirdik. Bu arada önümüzdeki sene için istek listemizi oluşturduk:

U2, Rammstein, Red Hot Chilli Peppers, Daft Punk, Foo Fighters, Massive Attack ve tabii ki Portishead.

Günün performansı:

Underworld

Günün hayal kırıklığı:

Justice

Günün parçaları:

MP3: Underworld - Born Slippy (Live At Tokyo)
MP3: Underworld - Two Months Off (Live At Tokyo)
MP3: Hercules & Love Affair - Athene
MP3: Mark Ronson Ft Amy Winehouse - Valerie

Günün videoları:

Underworld

Beautiful Burnout


Two Months Off


King Of Snake


Kapanış - İnanılmaz!!!