17.11.07

Jose Gonzalez - In Our Nature (Mute, 2007)

Pek bir İspanyol duruyor ismen. Hatta pek kelimesi fazla. Ama kazın ayağı öyle değil. İsveçli bu adam. Garip ama gerçek. Ama bu adamla alakalı tek gariplik bu. Bundan sonrası gayet güzel geliyor.

Akustik gitara karşı eskiden beri bir zayıflığım var. Bana göre gerçekten sade ve müziğin kendisini dinletmek için kullanılan bir çalgı. Bunun yanında sıcak, içten ve romantik geliyor. Eğer iyi bir eldeyse o zaman harikalar yaratılabiliyor.

Jose Gonzalez de albümlerindeki müzikal yapıyı bu düşüncenin üzerine inşa eden bir isim. Ülkemize bu sene IKSV Caz Festivali kapsamında geldi ve Antony & The Johnsons konseri öncesi dinleyenlere güzel bir ziyafet çektirdi.

Parçaların yapısındaki basitlik dikkat çekici. İddialılığa yer yok albümde. "Benim işim müzik ve işte yapıyorum" derecesinde kararlı ama popüler kültüre baş eğmeden yumuşak bir duruş sergiliyor. Bu arada basitlik demişken, bu Jose Gonzalez'in vermek istediği duyguları basit bir dille anlatabilme kabiliyetinden ileri geliyor, yoksa becerememiş parçaların yapısını doldurmayı anlamında değil. Kimisi 100 fırça darbesiyle anlatır resimdeki bir dokuyu, kimisi 10 fırça darbesiyle. Jose Gonzalez de 10'culardan.

Albümdeki yoğun folk yapısı akustik gitarın kanının son damlasına kadar destekleniyor. Ancak akustik gitarda denemelerin de sıkça yapıldığını söylemek lazım. Zaman zaman sertleşen, sesini yükselten, vurgudan kaçınmayan gitar rifleriyle dolu albüm.

Gelelim "Teardrop"'ın yorumuna. Daha önce Patti Smith'te de söylediğim gibi ben efsaneleşmiş parçaların tekrar yorumlanmasına sıcak bakmayan muhafazakar bir adamım. Evet bazen beklenmeyecek derecede güzel sonuçlar çıkabiliyor ama %75 oranda başarısızlıkla sonuçlanan bir deneme bu nezdimde. Tori Amos'u hala affetmiş değilim "Losing My Religion"'ı piç ettiği için, dayanamadım küfrettim yine. Jose Gonzalez'e gelince, küfretmeyeceğim ama yorumunu dinlemeyeceğim herhalde bir daha. Gidip bir modern ozanın çalışmasını ya da Amerikan folk rock benzeri bir sanatçının çalışmasını ele alsaydı daha iyiydi. Nereden çıktı be kardeşim Massive Attack'in "Teardrop"'ı. Otur, 1.

Bu kazanın haricinde albüm gerçekten güzel. Rahatça dinlediğimi ve ciddi anlamda zevk aldığımı söyleyeyim de hakkını yiyormuşum gibi görünmesin. Jose Gonzalez'e de verdiği huzur için teşekkür etmek düşüyor bana. Eline sağlık.

MP3: Jose Gonzalez - Down The Line
MP3: Jose Gonzalez - In Our Nature

Jose Gonzalez'in resmi sitesi
Jose Gonzalez @ MySpace
Albümü satın almak için

Buddha Lounge - Renditions Of Metallica - The Black Lounge

Geçen yazıda bahsetmiştim efsanevi parçaların yeniden yorumlanmasına sıcak bakmıyorum diye. Hazır lafı etmişken bunun başka bir örneği var karşımızda. Buddha Lounge serisi Metallica'ya adadığı bir albüm çıkardı.

Daha önce Metallica'ya adanan birçok albüm dinledim. Apocalyptica'nnı üst düzey başarısından tutun da Dubballica adıyla Dub yorumlarına kadar. Elbette bazısı iyi olacak bazısı kötü, bazısı rezalet. Ama Metallica'nın bir özelliğinden midir bilmiyorum, daha önce sözünü ettiğim %75 kuralı bu noktada bir istisnayla karşılaşıyor ve %50 civarına yerleşiyor.

Hani albüm hakkında söyleyecek şeyler ne dersek, yeni bir parça yok :) Genel olarak World Music yorumları var. Hatta birçoğunda Türk ezgileri de var. Darbuka büyük bir yer tutuyor. Bunun yanında Hindistan'a uzanıp Tabla ve Sitar'dan da yararlanılmış. Otantik ritmlerin bir o yana bir bu yana sallandığı bir tablo var karşımızda. Derinlerden de yıllardır ezbere bildiğimiz o tanıdık melodiler yansıyor yüzümüze arada bir.

Parçalar arasında güzel olanlar, dinlenebilir olanlar ve salla gitsinler var. Mesela bir "The Thing That Should Not Be" oldukça güzel. "Enter Sandman" yorumu dinleniyor gayet. Albümün açılışını yapan "The Four Horsemen"'deki sipsi benzeri çalgı her ne haltsa nefret ettim. Yine de genelinde ilginç valla. Hani dinlenmezse ölünmez ama kaçırılmasa da hiç fena olmaz.

MP3: Buddha Lounge - Metallica - The Thing That Should Not Be
MP3: Buddha Lounge - Metallica - Fade To Black

13.11.07

Roisin Murphy - Overpowered (EMI, 2007)

Evet umarsızca yoğun iş programım, gezilerim ve ufacık bir haftasonu tatilciğimden sonra yedek yazılarım da tükenince birkaç gün dükkan boş kaldı. Ama sonunda bir yemekli toplantısız akşamda yine oturdum albümlerin başına.

Bu sefer karşımızda ikinci albümüyle Roisin Murphy var. Hala bazıları kendisini Moloko'nun vokalisti olarak bilse de o artık solo kariyeri olan ve bunda da güzel ilerlemeler kaydeden yetenekli ve güzel bir vokalist. Ama dürüstçe söylüyorum, ben hala Dave Gahan'dayım. Neyse üzerimden atacağım onu da bir ara herhalde.

Albümle aynı adı taşıyan parça Temmuz ayında single olarak çıkmış ve büyük bir ilgi toplamıştı. Roisin'in ilk albümündeki başarılı çizgisinden sonra bu albüm açısından çok iştah açtı. Benim de dahil.

Sebeplerine gelince bir kere bu sene Acid yılı. "Overpowered"'da da biraz pop maskesi giymiş olsa da güzel bir Acid tandanslı melodi var altta. Bu da sevmemdeki sebeplerden biri. Ayrıca Roisin'in o güzel vokali parçaya çok uymuş.

Albümün genelinden bahsetmek gerekirse elektronik müziğin giderek artan etkisinden bahsedilebilir rahatça. Albüm doğrudan dans pistlerini hedef almıyor aslında. Ama göz kırpıyor. Özellikle çıkacak single'larda yer alacak düzenlemeler can yakabilir. Disko modundaki "You Know Me Better"'da, hafif kafası karışmış bir Chicago House olan "Let Me Know"'da bir potansiyel var mesela.

Albümde atlanılası parça kesinlikle "Cry Baby". Albüm kesinlikle 11 yerine 10 parça olsa daha mutlu olurdum. Olmamış, hiçbir bahanesi yok, tutulacak yeri hiç yok. Her yönden başarısız.

Bunun yanında Moloko döneminden kalan yapısal şarkılar da var "Checkin On Me" gibi ve buradaki vokal düzeni de eskiyi şiddetle andırıyor. Albümde Big Beat etkisi de var Hip Hop'a dirsek temasıyla. Ancak bunlar hep Pop'un çatısı altında yapılıyor her ne kadar alternatif bir bakış açısı olsa da. E yani Beyonce değil bu, Moloko'ya vokalistlik yapmış Roisin Murphy.

MP3: Roisin Murphy - Overpowered
MP3: Roisin Murphy - Primitive

Roisin Murphy'nin resmi sitesi
Roisin Murphy @ MySpace
Albümü satın almak için bkz. DnR

10.11.07

Luke Vibert - Chicago Detroit Redruth (Planet Mu, 2007)

Elektronik müziğin yetenekli IDM prodüktörlerinden Luke Vibert'in yeni albümü Ağustos ayının sonunda çıktı. IDM dedim de, aslında birçok projesiyle farklı müzik türlerine de adım atıyor, özellikle son dönemde Acid'e, ama yine de onun tanınmasını sağlayan IDM prodüksiyonlarıydı.

Yeni albümde IDM'den, DnB'e, Acid'den piyano resitaline kadar her nevi çalışma mevcut. Hatta zaman zaman Techno'ya da kayıyor. Eteğinde ne kadar taş varsa dökmüş ve albümün adından da anlaşılacağı gibi bunu Amerikan müzik kültürünün temellerine oturtmuş.

Detroit'in endüstriyel havasını vermiş, başka bir parçada Chicago'dan Acid House'u alıp onun eğlenceli ve enerjik dünyasına bir kapı açmış. Aslında albüm için elektronik müzikte Amerika dünyasının bir reklamı da diyebiliriz. Birçok farklı yaklaşımla birlikte özünde bu kültürün uzantılarını ve bizleri nereden nereye getirdiğini hiç çekinmeden açıkça sorgulamış, göstermiş.

Albümde Luke Vibert'in son dönemdeki Acid hayranlığının çok açık emarelerini görmek mümkün. Bunun yanında Acid döneminden sonra prodüksiyona başlamış bir isim olarak bu türe bu kadar hakim olduğunu görmek sevindirici. Günümüzdeki "piyasa" tabir edilen kullanımlarından uzak olarak gerçek ruhuna hitap edebilmiş. Acid sevenler içinmuhteşem bir fırsat kesinlikle. E zaten bu sene çıkardığı ama incelemediğim "The Ace Of Clubs" projesinden çıkardığı albümde bu türde çok başarılı örnekler sergiliyordu. Neden incelemedim acaba.

Bu arada Luke Vibert yeni bir albüm daha çıkardı. Bu seneki üretim furyasının sonucu bunlar ama nasıl bir üretkenlik ben anlayamadım. Efsanevi elektronik müzik prodüktörü Jean Jacques Perrey'nin parçalarını yeniden düzenlediği albümü umarım en kısa zamanda inceleyeceğim.

Bu arada bunu yazarken Warp Records'ın sitesinde bir şey daha dikkatimi çekti.

MP3: Luke Vibert - Comfycozy
MP3: Luke Vibert - Breakbeat Metal Music

Luke Vibert @ MySpace
Albümü satın almak için

8.11.07

Van Zant - My Kind Of Country (Sony, 2007)

Van Zant aslında size bir yerden tanıdık gelebilir. Lynyrd Skynyrd grubunun vokalisti ve esas oğlanı Ronnie van Zant'tan geliyordur bu. Folk Rock/Country Rock/Southern Rock tarzının akla ilk gelen gruplarından birini yaratan Ronnie, birçok Rock efsanesi gibi 29 yaşında ölen bir yetenek gibi tarihte yerini aldı. Ancak Ronnie'nin ölümü herhangi bir sorundan değil bir uçak kazasıyla geldi. Grubun birçok elemanı da bu kazada hayatını kaybetti. Bu kaza da bizi yeni "Sweet Home Alabama"'lardan etti.

Van Zant ise Ronnie'nin büyük kardeşi Donnie ve küçük kardeşi Johnny'nin kurduğu bir ikili. 1988 yılında kuruldular ve o zamandan beri genel olarak inişteki bir Rock türünün önemli ismi olmaya çalışıyorlar. Açıkçası gerek aileden gelen bir yetenek, gerekse bu türde ortada fazla ismin kalmaması sebebiyle oldukça da başarılılar bu konuda.

Van Zant, Lynyrd Skynyrd benzeri bir yapıda çünkü Van Zant 2 gitarın arkasında saklanmış diğer enstrümanlarla devam ediyor ve Lynyrd Skynyrd döneminde de önde 3 gitar vardı. Bu o dönemde de garip algılanmıştı ama sonucu görülünce kopyalanmaya başlandı.

Albüme gelelim lafı uzatmadan. Son dönemdeki savaş, aşırı romantizm, aşırı milliyetçilik temaları işleyen Country şarkılardan sıkılanlar için ideal bir kaçış noktası. Genelinde eğlenceli, romantizme döndüğü parçalarda ise aşktan bahsediyor genel olarak. Özellikle "My Kind Of Country"'de tamamen olumlu bir hava çiziyor, futboldan, güzel kadınlardan, Johnny Cash'ten ve viskiden bahsediyor. Kafa yormuyor, kopyalıktan uzak duruyor. Hani eskiden bildiğimiz güzel güzel dinlenen Amerikan Rock yorumunu dinliyoruz. Hatta tavsiyem elde bir Budweiser dinleyin.

Albümde ilginç olan nokta hızlı ve romantik parçaların birer birer sıralanmış olması. Bir hızlı bir romantik diye albüm boyunca gidiyoruz neredeyse. Bon Jovi'nin daha az pop içereni (Daha iyisi yani) olarak adlandırmak mümkün en temelinde ve gayet güzel bir yapıda albüm. Sıkılmadan dinleniyor.

MP3: Van Zant - Train
MP3: Van Zant - My Kind Of Country

Van Zant'ın resmi sitesi
Van Zant @ MySpace
Albümü satın almak için

7.11.07

Dave Gahan - Hourglass (Virgin, 2007)

O bir erkek. O bir vokal. O bir bariton. O yazdığı sözlerle sessizliğin bile tadını çıkarmamızı sağlayan bir şair. O şarkı söylerken mimikleriyle ve sahnede duruşuyla milyonları hayran bırakan bir isim. O yıllardır kulaklarımızdan eksiklemeyen sesiyle Dave Gahan.

2003'te "Paper Monsters" albümüyle Depeche Mode dışına taşan Dave Gahan yeni albümüyle iki işi bir arada çok da güzel götürdüğünü gösteriyor herkese. İlk solo çalışmasına başladığını duyduğumda içimde inanılmaz bir burukluk oluştu açıkçası. Bugüne kadar onca hayran olduğum grubun dağılıp yittiğini gördükten sonra her yenisi daha çok yara yapıyor. Ama öyle olmadı, her şey daha da güzel oldu.

Yeni albümü de 22 Ekim'de piyasaya çıktı. Şimdiden söylüyorum, bugüne kadar burada saygısızlık yapmamaya çalıştım elimden geldiğince. Ama Pitchfork'a "Hassiktir" demek istiyorum artık "Hourglass"'e 5.7 verdikleri için. Aslında sadece Pitchfork da değil. Rolling Stone (Zaten neye doğru puan vermişler onu sormak lazım), Spin, Mojo vs. Indie rock akımının yalakalığından artık bir nefes almaları gerekiyor çünkü zerre adım ileri gidemiyorlar bu şekilde.

Albümde Dave Gahan'ın Depeche Mode tandanslı prodüksiyonları var. Bunun yanında bir nebze NIN'e doğru kaydığı sert endüstriyeller de var. Ama bunun yanında bir nebze deneysellik katmış olayın içine. Parçaların arasında ortalama altı ben bulamadım, ortalamanın bir hayli üstünde parçalar ise gani.

Albüm "Saw Something" ile başlarken Dave Gahan vokalindeki tüm seksapelliği gözler önüne sermiş. Parça yapısal açıdan romantik endüstriyel desek doğru olur. Daha sonradan elektronik altyapılara isyan eden bir bateri geliyor ve parça bana göre daha etkileyici oluyor. "Kingdom" geldiğinde ise o ayağa kalkmak elzemleşiyor. Daha düşük tondan vokal kullanıyor ama parçanın her yerinde enerji var. Zaten albümden çıkan ilk single. Sözler çok güzel ama öyle alışmışız. Bu sesle ne söylese sesleri güzel olarak adledeceğiz zaten. Çok güzel bir parça. "Deeper And Deeper" geldiğinde synth'lerle karşılıyor, hem de devasasından. Masam yerinde zıplıyor desem yeridir. Muhteşem bir endüstriyel yapının üstüne dizilmiş güzel sözler. Tartışmasız albümdeki favorim. Konserde izlersem çevredekilere vereceğim geçici rahatsızlıktan dolayı şimdiden özür dilerim.

Bir anda "21 Days" ile dibe vuruyoruz. Synth yine var elbette ancak bu sefer çok daha sakin. Back vokalli bir yorum dinliyoruz ve parçanın göreceli olarak sakin yapısına çok uyuyor. Sözler ise hala etkilemeye devam ediyor. "Miracles" ise bizi yeni bir dünyaya götürüyor doğrudan. Elektronik parçalardan oluşan bir okyanusta sadece Dave Gahan'ın vokali var. Biraz depresif sözlerle de tüm bu melankolik yapıyı destekliyor. Sonunda "Use You" ile kendimize geliyoruz. Endüstriyellik ve New Age'in çok güzel birleşimini dinliyoruz. Parçanın sözlerinde ise aynı aykırılıklarla karşılaşmak mümkün. Konserde dinlenesi ve dağıtılası bir parça daha. Synth'ler coştuğunda sert ve keskin vuruşlar apayrı bir etkileyicilik kazanıyor.

"Insoluble" ile albümün en deneysel parçasına geliyoruz. Biraz minimalizm etkili yapısı var. Genel duruşu ise bugüne kadar Dave Gahan'ın sesinin eşlik ettiği parçalardan çok farklı. Bir nebze Thom Yorke'çuluk mu var diye düşünesi geliyor insanın. Ama daha değişik temellerde olduğu açık. Hani hayran bırakacak yapıda değil ama kesinlikle vasat değil. Derken "Endless" ile romantik bir havaya gireceğimizi düşünürken bir anda karşıma başka bir şey çıkıyor. Oysa "Endless" adı çok da uygundu romantik bir parçaya. Neyse. Synth'ler giriyor erkenden ve vokal hazırlıyor. Giderek yükselen enerji yapısı bir türlü tepe noktaya çıkamayınca beklenti yükseliyor. Albüm de adını bu parçanın sözlerinden alıyor. Parça sonlara doğru synth'lerin üste çıkmasıyla biraz daha enerji dışa vuruyor ama yine de romantik ve hareketli parça yapıları arasında sıkışmış kalmış. Keşke birini seçseymiş. "A Little Lie" biraz Rock esintili geldi bana. Her ne kadar melodi synth'ten gelse de Rock parçalarının yapısı var. Ancak melodi durduğunda dalgalar da diniyor ve vokal sakince ipi ele alıyor. Ama agresifleştiği an parçanın yapısı değişip direk saldırganlaşıyor. Albüm noktayı "Down" ile koyuyor. Idam sehpasında yer alan bir hali var Dave Gahan'ın. Belli yapıda giderken aniden sert bir dönüşle synth'ler giriyor back vokallerle. Koro bölümünden sonra geriye dönüyoruz. Bu sert değişimler biraz keskin olmuş, hazırlıksız yakalıyor. Ama genelinde başarılı parçanın yapısı.

Albümle alakalı son söz, altında Depeche Mode imzası olsa o verilen puanlar 80'leri bulurdu herhalde. Hepsi kıskanç bunların. Dave Gahan 2008'de turneye çıkacak ve festivallerde o puanları verenlerin suratlarını görmek isterim.

MP3: Dave Gahan - Deeper And Deeper
MP3: Dave Gahan - Use You
MP3: Dave Gahan - Kingdom (Booka Shade Club Mix)

Dave Gahan'ın resmi sitesi
Dave Gahan @ MySpace
Albümü satın almak için

2.11.07

David Sylvian - When Loud Weather Buffeted Naoshima (Samadhisound, 2007)

David Sylvian'ı Japan grubunun vokalisti ve söz yazarı olarak tanıyoruz. Ancak Japan grubunun dağılmasının ardından kendisi çok farklı müzik türlerine genel olarak deneysel bakış açısıyla yaklaşan önemli bir müzisyen olarak karşımıza çıktı. Alternatif müzik severlerin her zaman dikkatini çekmeyi başaran güçlü bir isim oldu.

Bu blog'da en son Burnt Friedman ve Steve Jansen ile birlikte kurduğu Nine Horses grubunun "Money For All" albümüyle yer almıştı. Şimdi ise Ağustos ayında çıkardığı albümüyle karşımızda.

70 dakika 21 saniyelik albüm tek parçadan oluşuyor. Albüm aslında Japonya'daki Naoshima adasındaki Naoshima Standard 2 adlı sanat festivalini düzenleyen Naoshima Fukutake Art Müzesi Vakfı'nın isteği üzerine hazırlanıyor. Albüm bu festival boyunca gösterilerde ve etkinliklerde temel müzikal öğe olarak kullanılıyor. Kapağından müzikal içeriğine kadar adanın birçok özelliği de albümde yansıtılıyor. Hatta o derece ki kapakta işlenilen tema albümün ilk hazırlanan versiyonunda atlandığı için David Sylvian tekrar stüdyoya girmiş ve kapakla ilişkinin tam oturması için yeni bir bölüm eklemiş.

Albümde David Sylvian'ın yanında birçok önemli sanatçının da katkısı var, Clive Bell, Akira Rabelais, Arve Henriksen ve Christian Fennesz. Sonuç olarak da karşımıza yine bir sanat eseri çıkıyor. Kesinlikle Japon halk müziğiyle alakası yok baştan uyarayım. Elbette esinlenmeler, ses kesiti olarak kullanımlar mevcut ama bununla sınırlı. Genel olarak avant garde bir bakış açısı gerek adaya gerekse adanın kültürüne.

Bazen kuş sesleri çıkıyor karşımıza, bazen vapuru andıran bir saksafon geliyor. Ama genel olarak Sylvian'ın kendine has buğulu havası hakim. Kullanılan vokaller ise derinden ama yapısına dokunulmadan iletilmiş. Derinden bir Japon türküsü geliyor kadın vokaliyle. Genel olarak sınırları oldukça esneten güzel bir sanatsal çalışma.

David Sylvian resmi sitesi
Albümü satın almak için

1.11.07

Stanton Warriors - The Remixes (Skint, 2007)

Stanton Warriors yine yapacağını yaptı. Breakbeat'in bu sene biraz daha sessiz kalmasını içine sindiremeyen Dominic Butler ve Mark Yardley ortalığı karıştıracak bir albümle karşımıza çıktı.

Stanton Warriors bugüne kadar birçok düzenlemeyle karşımıza çıktı ve bunların büyük bir kısmı çok başarılıydı. Burada ise çok başarılı yeni bir düzenleme serisiyle başımızı döndürüyor. Gorillaz, Alter Ego, Apollo 440 ,Basementt Jaxx ve Fatboy Slim bu girişimden payını alan sanatçılar arasında. Düzenlemeler de Old Skool ve 2 Step Breakbeat tarzları yoğunluk kazanmış. Bunun yanında Big Beat'e de dirsek temasında bazı noktalarda. Eğlenmek için tartışılmaz derecede uygun bir albüm. Ama uyarayım, yüksek sesle dinlerseniz çok tehlikeli.

Agresif tarz genelde albümün temelini oluşturuyor. Nefes aldırmak istemezmişcesine saldırıyor kulaklarınıza ve ruhunuza. Açıkçası albümdeki parçaları kullanarak bir Breakbeat seti yapsanız bir anda ünlü olabilirsiniz.

MP3: Apollo 440 - Dude Descending A Staircase (Stanton Warriors Remix)
MP3: Coburn - We Interrupt This Program (Stanton Warriors Remix)

Stanton Warriors'ın resmi sitesi
Stanton Warriors @ MySpace
Albümü satın almak için

30.10.07

Robert Plant & Alison Krauss - Raising Sand (Rounder, 2007)

Bir tarafta Robert Plant, diğer tarafta evinde Grammy koyacak yeri kalmayan Country şarkıcısı Alison Krauss. Birlikte albüm çıkarmışlar. Bekler miydim, evet diyemem. Ama olmuş bir kere. Sonuç önemli elbette. Tabii şunu da belirtmek gerekir, albümdeki parçaların hepsi eski Country, Blues ve Folk şarkıları. Yapılarında ufak değişiklikler ve vokal yorumlamaları ile hazırlanmış albüm.

Albüm aslında gayet sessiz çıktı. Robert Plant'in son dönemde müzik dünyasına geri dönüş sinyalleri, konser turnesi (Ki Türkiye'ye de geldi dememe gerek yok herhalde) aslında bir beklenti içine girmemizi sağladı. Ama bu şekilde olacağı sürpriz oldu bana.

Albümdeki müziğin kıvamı pamuk helvası benzeri. Hani derinden fon müziği misali dinleniyor. Varlığını hissettirmeyecek kadar yumuşak. Bir tek "Gone Gone Gone"'da albümün çizgisini aşıp coşuyor, bir de Doors/Beach Boys karışımı bir hissiyatı yaratan "Fortune Teller" var. Eğer çok zorlarsam Southern Pop Rock'a sokabileceğim "Let Your Loss Be Your Lesson" var ama o fasülye gibi arada.

Alison Krauss'un albümün müzikal yapısında ağırlığı var diyebilirim bu sebeple de. Ancak müzikal altyapının güzelliği kesinlike Robert Plant'ten geliyor diyerek taraf tutacağım. E bana ne kardeşim, Robert Plant'e biraz fazla paye vermem lazım.

İki kuş tüyü yastık yapısındaki vokal zaten dinlendiren parça yapılarıyla birlikte çok güzel bir ikili oluşturmuş. En ufak zorlama, en ufak kulağa batma yok. "Killing Blues" bu konudaki en iyi örnek. Ama yapısal anlamda beni en çok etkileyen "Sister Rosetta Goes Before Us" oldu. Alison Krauss'a da burada vokali için kucak dolusu tebrikler. Hani albümdeki genel Country yapısına biraz modern bir bakış diyebiliriz rahatça ama kendi başına çok etkileyici olduğu kesin. Kemanın bu güzel tabloya ustaca yerleştirilmesi beni bitiren nokta oldu tabii.

Açıkçası baştan biraz çekingendim. Benden önce albümü dinlemiş olan Misak Tunçboyacı'nın sanırım Country ile arasının sıcak olmamasından gelen beğenmemişliğinin de biraz bunda etkisi vardı. Yine de ben beğendim. Hatta çok beğendim. Ama bu demek değilki Robert Plant böyle devam etsin.

MP3: Robert Plant & Alison Krauss - Killing The Blues
MP3: Robert Plant & Alison Krauss - Rosetta Goes Before Us

Raising Sand albümünün resmi sitesi
Albümü satın almak için

29.10.07

Susumu Yokota - Love Or Die (Skintone/Lo Recordings, 2007)

Susumu Yokota hakkında gerek burada gerek diğer birçok mecrada demediğimi bırakmadım. Proodos'ta 2006 yılında çıkardığı "Triple Time Dance" albümüyle de yer almıştı zaten kendisi. Japonya'nın yetiştirdiği bana göre en önemli elektronik müzik sanatçısı.

Ciddi anlamda farklı bir kişiliğe sahip. Sosyalleşmeyi pek sevmiyor. Hakkında pek röportaj bulamamıştım ve ben yapmaya heveslendim ancak 3 kere ulaşmaya çalıştığım halde bir tek ses gelmedi. Sonra niye pek röportajı bulunmadığını anladım tabii geç de olsa. Bunun yanında inanılmaz bir müzikal zeka ve beğeniye sahip.

Susumu Yokota tonlarca albümüne bir yenisini ekliyor. Aslında albüm Japonya'da Temmuz ayında çıktı ancak Avrupa'ya dağıtılmadı ve 6 Kasım'da Avrupa macerasının da başlaması bekleniyor. Ben de Avrupa'ya dağıtılan promosunu Equinox Müzik'in bana ulaştırması sayesinde edindim.

Albümde Susumu Yokota'nın klasik tarz değişimlerinden birine maruz kalıyoruz. Son albümünde Techno türünü vurgulayan sanatçı bu sefer piyano temelli yumuşak bir Ambient'la bizi karşılıyor. Ancak "Triple Time Dance"le ortak olarak albümdeki tüm çalışmalar üç ritmli. Bunun haricinde zaman zaman aksak ritmlere giriyor ve Kruder & Dorfmeister tarzı bir Ambient'la karşılıyor bizi. Gitarı da çok yoğun olmasa da piyanoya ek olarak kullanmış ve filtrelemesi sayesinde albüme işlemiş olan havayı destekliyor.

Albümde dikkat çeken bir nokta da parça isimlerinin destansı olması. Bu sebeple her parçadan 2 kelimeyle bahsetsem bile 2-3 paragraf tutar en azından. Albümde en beğendiğim parçayı söyleyeyim, siz anlarsınız "For The Other Self Who Is Far Away That I Can Not Reach". "Symbol" albümü hariç pek bu uzun isimlendirmelere de girmemişti daha önce ki o albümde de bu derece değildi açıkçası.

Bu büyük Japon sanatçısıyla tanışmamış olanlar için güzel bir girizgah olabilir. Sonuçta "Triple Time Dance"'e göre çok daha yumuşak başlı bir tanışma sefası olabilir. Tanıyanlar için de yeteneklerinin biraz daha tadına varma imkanı elbette.

MP3: Susumu Yokota - For The Other Self Who Is Far Away That I Can Not Reach
MP3: Susumu Yokota - The Sin Of Almighty God, Respected And Believed By The Masses

Susumu Yokota'nın resmi sitesi
Albümü satın almak için

28.10.07

Devendra Banhart - Smokey Rolls Down Thunder Canyon (XL, 2007)

Phonem geliyor. Gümbür gümbür geliyor. Halihazırda Akbank Caz Festivali de var. Herkese tavsiye edip Soil & Pimp Sessions'ı da kaçırmışım. Üstüne herkes geri aramış konserden sonra ve güzelliğini yüzüme vurmuş. Biraz kendime geleyim dedim ben de. Ve karşımızda Phonem kapsamında 3 Kasım Cumartesi akşamı Garajistanbul'da konser verecek olan Devendra Banhart var.

Devendra Banhart benden küçük bir folk müziği sanatçısı. Country demedim dikkat çekerim. Hatta Folk'a da gerçekten farklı bir yaklaşımı var. Bazen sürrealist, bazen naturalist. Albümlerinde genel olarak dingin bir havayla ilerlemesinin yanında bazı noktalarda inceden Rock N Roll esintileriyle de dinleyenleri hareketlendiriyor.

Amerika'daki farklılığa olan ısınmanın yavaşlığı düşünüldüğünde ve Folk'un Country versiyonu hatta bunun da daha çok Pop'a yakın noktaları byük beğeni kazandığından Devendra Banhart'ın Avrupa'da daha çok beğenilmesine şaşmamak lazım. Bu beğeni özellikle Fransa'da daha da dikkat çekici bir hal alıyor.

Sözleri açısından hani doğru bir betimleme olur mu bilemem ama bazı noktalarda Jimmy Morrison'ı andırıyor. Bazen vokalde de ona benziyor ya da sözler benzer temalarda yer aldığı için bana da öyle geliyor olabilir. Ancak sözlerin yoğunluğu dikkat edilesi bir öğe her zaman. Hayatı, toplumu ve ilişkileri sürrealist bakış açılarıyla yarattığı hikayelerle anlatmaya çalışıyor dinleyiciye. Bunun için zaman zaman gerçek, zaman zaman fabl türü karakterler kullanıyor. Ama tarz genelde benzer ve etkileyici.
Albüm çok güzel dinleniyor. Hani dinlerken deneysel ve kendine has bir Folk dinleyeceğinizi baştan özümserseniz o zaman muhteşem bir şekilde gidiyor albüm. Albüm aslında ikiye bölünebilir. Rockabilly'ler ve Folk'lar. Genelde güzel incelenmiş iki yönü de. Folk bölümü daha çok rahatlatma ve dururken zevk aldırma tabanlı çalışmalardan oluşurken Rockabilly ise havayı biraz daha yumuşatmak ve eğlenceyi artırmak için. Elbette söylediğim gibi "Shabop Shalom" ile Rockabilly'ye el uzatması albüme enerji ve alternatif his katmış ama ne gerek var Elvis triplerine şimdi. Orjinallik bozulmuş bence burada. "Lover" gibi bir Rockabilly çok daha uygun kalıyor albüme hafif Pop havasını çaktırmadan gözardı edersek. Ama albümde bir "Seahorse"'un yarattığı havadan çok uzaklar. O hava ne öyle. Ağzım açık dinledim. Daha hareket sahibi parçalardan da en beğendiğim İspanyolca vokalli "Carmencita" oldu.

Sonuçta hem oturarak, hem de hafifçe sallanarak dinlenebilecek güzel bir albüm. E Phonem kapsamında Türkiye'ye de geliyorlar. Garajistanbul'da kendileriyle biraz duygulanıp biraz dansetmek için gün sayıyorum ben de. Güzel müzik dinlemek ve bu arada eğlenmek isteyenler için uygun bir konser olacak. Bu arada aşağıda Conan O'Brian'ın şovunda "Love" adlı parçasının performans kaydı da var. Konser öncesi ufak bir göz atmak isteyenlere.

Albümden örnekler:

MP3: Devendra Banhart - Seahorse
MP3: Devendra Banhart - Carmencita

Ayrıca:

MP3: Devendra Banhart - Don't Look Back In Anger
Video: Devendra Banhart & The Spiritual Boner - Lover (Conan O'Brian Show 26.09.2007) @ YouTube

Devendra Banhart resmi sitesi
Devendra Banhart @ MySpace
Albümü satın almak için

25.10.07

Edwyn Collins - Home Again (EMI, 2007)

"Girl Like You" parçasıyla bizlere kendini tanıtmış, klibindeki gölgede duran seksi kadın figürüyle ergenlik dönemimizde dikkat çekmişti. Aradan uzun yıllar geçti. Albüm çıkardı, sesi çıkmadı, yine o başarıyı yakalamaya çalıştı ama dikkatleri üzerine çekemedi. Sonuç olarak da 12 yıl geldi geçti.

Edwyn Collins Eylül ayının 2. yarısında yeni albümü "Home Again"'i çıkardı. Aslında bu albümü çıkarması pek de kolay olmadı. 2 kere beyin ameliyatı oldu kanama sebebiyle. Ölümden döndü. Uzun süre yürüyemedi ve konuşamadı. Albümdeki parçaları önceden hazırlamıştı ancak sağlık problemleri sebebiyle beklemedeydi. Ve sonunda uzun bir terapinin ardından aldı eline gitarı ve albümü tamamladı.

Bu sefer "Girl Like You" ile olduğu gibi tek parçayla vurmak yerine tüm albümle bir şeyler yapmayı hedeflemiş görünüyor. Genel olarak Blues ekseninden Rock ve Pop'a dirsek temasıyla devam etmiş albümde. "Superstar Talking Blues" albümün en hareketli ve eski Blues havasını yansıtıyor temelinde. Folk'la birlikte karşımı güzel olmuş. "7th Son"'da da benzerlikler var ancak onda Folk daha baskın bir noktada.

Albümde Indie Pop olarak tek parça var, "Then I Cried" ama onda da derinden Folk yapısı ağır hissediliyor. Blues ve Folk'u albümde oldukça güzel kullandığını söyleyebilirim. Hani albüm olarak şaheser değila am dinlenebilirliği gayet yüksek. Hatta araba kullanırken veya kitap okurken çok da güzel dinlenir, en ufak rahatsızlık hissi vermez. Hele "You'll Never Know (My Love)"'da biraz daha Chris Rea tarzı bir vokal yaratabilseydi o zaman benim için tam olurdu.

Edwyn Collins bu albüm sayesinde 1995'te yaşadığı popülerlik patlamasına kesinlikle ulaşamaz. Ama çok daha sağlam bir adım atmış oldu profesyonel müzik hayatı açısından ve ileride kendisinden bir beklentim olmasını sağladı. Umarım böyle devam eder. Tek parçalık albüm yapmaktansa öne fırlayan bir parça olmadan bir bütün albüm yapmak çok daha iyi bana göre.

Beğendiğim parçalar:

3) You'll Never Know (My Love)
4) 7th Son
7) Superstar Talking Blues
10) Written In Stone
12) Then I Cried

MP3: Edwyn Collins - You'll Never Know (My Love)
MP3: Edwyn Collins - 7th Son

Edwyn Collins resmi sitesi
Edwyn Collins @ MySpace
Albümü satın almak için

24.10.07

Keith Jacobson - Turn On The Charm (CD Baby, 2007)

Smooth Jazz seven var mı? E illa vardır. Keith Jacobson ismi yabancı gelebilir, gelmeyebilir. Geçen sene çıkardığı "I Wanna Be With You" albümüyle dikkatleri ziyadesiyle çekmişti kendileri. Elektronik müzikten sadece vuruşlar için faydalanan bir yapıdaydı albüm, bunun yanında saksafonun güzel melodileriyle döşenmişti geri kalanı.

Bu albümde kaldığı yerden devam etmemiş ama. Birkaç gömlek üste çıkmış. Hani Michael Bolton'ın birçok şarkısındaki o saksafon soloları vardır, içimiz erir. Asıl bir de bunu dinlemek lazım. Vokal olmadan, Michael Bolton'ın o hipnoz edici sesi olmadan safi saksafon. Hiç altta kalır yanı da yok hani.

Albüm boyunca çok güzel bir Smooth Jazz dinletisi sunuluyor bizlere. Hani hemen gidip akşam yemeği hazırlayasım, 2 mum yakasım ve karşıma da kız arkadaşımı alasım var. Aman ne diyorum ben saat olmuş gecenin bir yarısı, kız arkadaşım binlerce kilometre ötede. Sağlıklı emareler değil bunlar. Neyse.

Her şey bir yana, cidden muhteşem bir dinleti sunuyor. Keith Jacobson'ın saksafonda tüm ihtişamı yanında gitar zaman zaman etkin rol oynuyor duygusallık açısından. Albümde de beğendiğim parça moduna girmeyeceğim, haksızlık olur. Tüm albümü bir oturuşta zevkle dinledim.

MP3: Keith Jacobson - Zip In My Zap
MP3: Keith Jacobson - Rendezvous

Keith Jacobson resmi sitesi
Keith Jacobson @ MySpace
Albümü satın almak için

22.10.07

The Verve

Uzun bir aradan sonra gündemdeki geri dönüş akımına kapılıp birleşen gruplar arasına girdi The Verve de. Aslında işin ilginç yanı grup birleştiğinde açıklama yapmadı. Doğrudan stüdyoda buluştular ve çalışmalara başladılar. Sonucunda ise şu anda ismi açıklanan 6 parça var. Bunlardan bir tanesi "The Thaw Sessions" ise NME dergisinin Internet sitesinde 1 hafta süreyle dinleyicilere sunuluyor. Bu fırsatı kaçırmayın ve The Verve'ün geri dönüşünü kutlayın derim.

"The Thaw Sessions" konusuna gelince. 14 dakikalık çok güzel bir çalışma. Zevkle dinledim biraz deneysele kaçan Rock türündeki parçayı. Biraz çağdaş ozan havası var vokalde ve gerçekten etkileyici bir halde dönüyor The Verve. Diğer parçalar da bu şekildeyse eğer, The Verve ortalığı bir hayli sallayacağa benziyor. Mutlaka dinleyin derim.

Bunu geç okuma ihtimali olanları göz önünde bulundurarak parçayı ayrı bir yere de yükledim. Oradan da edinebilirsiniz.

İsmi açıklanan parçalar şöyle:

Sit And Wonder
Judas
Appalachian Springs
Mona Lisa
Rather Be
The Thaw Sessions

Buradan formu doldurup "The Thaw Sessions"'ı indirebilirsiniz
Alternatif olarak buradan da formsuz indirebilirsiniz

The Verve resmi sitesi
The Verve @ MySpace

The Orb - The Dream (Traffic Inc, 2007)

3 haftalık süre içerisine bu kadar güzel müzik sıkıştırıp bizleri şapşala çevirmenin sebebi ne gerçekten çok merak ediyorum. Radiohead, Mark Knopfler ve Beirut sanki yılda başka zaman yokmuş gibi ard arda albümlerini çıkardılar ve şimdi de The Orb onları izliyor. Bu kadar güzel müziğe böylesine kısa sürede maruz kalmak psikolojimizi bozabilir.

The Orb Alex Paterson ve eski KLF üyesi Jimmy Cauty'nin kurmuş olduğu bir grup. 1990'lar boyunca bana elektronik müziği sevdirmede önemli bir mihenk taşı. Daha sonra Jimmy ayrılıyor ve birkaç değişimden sonra The Orb son halini alarak Thomas Fehlmann'la devam ediyordu. Bunun bir açılımı olarak da bundan önceki albümlerini Kompakt'tan yayınlamışlardı zaten. Derken bu albüm için Fehlmann'ın da ayrıldığını öğrendikten sonra grubun şu anda eski üyesi Orbster Youth ve Dreadzone'dan Tim Brian ile yola devam ettiğini söyleyelim. Ancak değişim sadece 2. elemanlarda oldu her zaman. Albümlerin prodüktörü ve müzik yönetmeni Alex kaldığından The Orb değişimlere rağmen müzik anlayışında her zaman sabit kaldı. Techno ve Ambient'ın eşsiz bir bileşimi.

The Orb'un müziğini tanımlamak için en uygun şey After Party müziğidir. Ama bunu elbette basit olarak algılamamak lazım. Kruder & Dorfmeister'le birlikte en güzel parti sonrası rahatlama müziğinin yaratıcılarıdır kendileri. Hatta daha da ileri gitmek gerekirse Türkiye'de 2002'de Solar Beach'te düzenlenen Bughole festivalinde yer aldıklarında onları seyreden bir avuç insandan biriydim. Aldığım haz o denli yüksekti ki kendimi bir anda yanımda tanımadığım 45-50 yaşında bir adamla The Orb'u tartışırken buldum. Oradaki herkes hipnoz olmuş gibi bu güzel müziği dinliyordu.

"The Dream"' gelelim şimdi de. Grup bildiğimiz müziğini yapıyor. Dönemsel olarak oryantal öğeler katmışlar parçalarına. Ama temelde bildiğimiz ve sevdiğimiz The Orb. Albümde yine Alex Paterson'un yönetmenliği mevcut. Vokaller yine her zamanki o uzaysal melodiler hazırlayacak biçimde yer alıyor. Techno asla atlanan bir öğe değil ancak Ambient'ın havasını da bozmayacak bir biçimde varlığını sürdürüyor. Zaman zaman yerini diğer türlere de bırakıyor. Örneğin DDD (Dirty Disco Dub)'da biraz trip hop moduyla başlıyor ve tabla vuruşları da eşlik ediyor. Daha sonra synth'lerle durumu biraz eşitliyorlar. Benzeri "Lost & Found"'da da var. Ama bu sefer biraz daha Dub ağırlıklı. Biraz Rootman esintisi var diyelim. "Mother Nature"'da ise hip hop etkisi oldukça açık. Zaten vokal de bu yönde.

Melodisel anlamda yine dinleyeni alıp başka yerlere götürmesi an meselesi. Dikkat etmek gerekiyor. Çabucak kapılabiliyorsunuz albümün yörüngesine. Aman kapılın ne olacak. Böyle albümler insanın karşısına her zaman çıkıyor. Tadını çıkarmak lazım.

Beğendiğim çalışmalar:

1) The Dream
2) Vuja De
4) A Beautiful Day
5) DDD (Dirty Disco Dub)
11) Katskills
12) High Noon
14) Codes

MP3: The Orb - Vuja De
MP3: The Orb - A Beautiful Day

The Orb resmi sitesi
The Orb @ MySpace
Albümü satın almak için (Tükenmiş ama gelecek)

Not: Albümün Japonya'da yayınlanan versiyonunda "Let The Music Set You Free" adlı bir bonus parça var. Ama bir şey kaybetmiş değilsiniz. Sevmedim hiç.

21.10.07

Proodos Setleri

Herkese selam,

İş değiştirme safhasında evde otururken boş durmama amacıyla 2 adet set hazırladım. Aslında bunları daha önce Eksiwave adlı Internet bazlı bir radyoda düzenlemiş olduğum "Dark Side Of The Moog" ve "Light Side Of The Moog" programlarını baz alarak yaptım. İlgilenenler için aşağıda setlerle ilgili bilgiler ve linkleri var.

Dark Side Of The Moog seti - Electro, Tech House, Techno

Parça listesi:

01) Wink - Thick As Thieves
02) Levan - Dresscode (Original Mix)
03) Swat-Squad - Complicaciones
04) Ulysse - Sometimes
05) Maximilian Skiba - Transphormer
06) Moonbeam - Eclipse
07) Adam Beyer - China Girl
08) Guy Gerber - X-Factor
09) Swen Weber - Bassmann (Chris Count´s Access Mix)
10) Alex Carbo - Scorpio
11) A2Z Aka Acquaviva & Zenker - Swimming With Sharks (Olivier Giacomotto Remix)
12) Pryda - Armed
13) Alex Connors - Trust (Original Mix)
14) Roberto Rodriguez - The Days We Lost
15) Alex Gopher - Brain Leech (Bugged Mind Remix)
16) Zeta - Disco Daddy (Keller Dub Mix)
17) Justice - D.A.N.C.E (Mstrkrft Remix)
18) Kavinsky - Wayfarer
19) Kavinsky - Testarossa (SebastiAn Remix)

Set süresi: 124:12
Ses kalitesi: 192 Kbps

1. Parça
2. Parça

Seti dinleyebilmek için iki parçayı da indirmeniz gerekmektedir.

Light Side Of The Moog seti - Minimal House ve Minimal Techno

Parça listesi:

01) Luna City Express - Freaky Suckers (Dave Shokh Treatment 1)
02) Terje & Anders - Timian (Nicolas Stefan Remix)
03) Davide Squillace - U Are Like Sunray
04) The Viewers - Blank Images (Lazy Fat People Remix)
05) Pele - Mars Marijh
06) Anja Schneider - Loop De Mer (Original Mix)
07) Delon & Dalcan - Freak (Martin Eyerer Remix)
08) Ash turner - Under Par (Original Mix)
09) Danilo Vigorito - Chastity
10) Spektre - Chiral
11) Pier bucci - Hay Consuelo (Original Edit)
12) Brian Sanhaji - Reaction
13) Joseph Capriati - Microbiotik (Massi DL Remix)
14) Paul Ritch - Winter Ceremony
15) Swat-Squad - Mania
16) Guido Schneider - Transmission
17) Axel Bratsch - Dark
18) Yapacc - Boutique Minimal (3 Channels Remix)
19) Tigerskin - Crazy
20) Davide Squillace - Bcn Slices

Set süresi: 123:15
Ses kalitesi: 192 Kbps

1. Parça
2. Parça

Seti dinleyebilmek için iki parçayı da indirmeniz gerekmektedir.

Yorum yazmak, atıp tutmak serbest.

20.10.07

PJ Harvey - White Chalk (Island, 2007)

Albümün haberi ilk geldiğinde şöyle bir yerime oturup düşünmüştüm karşımıza çıkacak diye. Sonuçta bahsettiğimiz kişi PJ Harvey. Rolling Stone dergisinin gelmiş geçmiş en iyi 500 albüm listesinde 2 albümü olan biri. 2 kez yılın sanatçısı ödülünü almış tabii bununla beraber.

Tarz olarak İngiliz olmanın verdiği agresifliğe sahip olan PJ Harvey, protest sözleri ve melodileriyle de bazen hissettirerek, bazen hiç hissettirmeden bize aşıladı duygularını.

Açıkçası antisosyal ve sessiz olması, tüm duygularını müziğiyle dışarı vurmasını sağlıyor. Bunlar da genel olarak kızgınlık ve hayal kırıklığı olarak karşımıza çıkıyor çünkü dışa vurulma ihtiyacı bu duygularda en çok kendini gösteriyor. Bunun yanında bu albüme göre eskilerde daha sert bir bakış açısıyla yaklaşıyordu her zaman. Ancak gerek müziği, gerekse yazdıkları o derece etkileyici ki insanların hepsini bir gerçek olarak algılamasına şaşılmamalı. "Down By The Water" şarkısının sözleri yüzünden bazı eleştirmenler PJ Harvey'nin bir çocuğu olduğunu ve onu suda boğarak öldürdüğünü yazmışlar. Gaza gelmek bu olsa gerek.

Albüme gelince, albümde hala bazı noktalarda aynı dışavurum dikkat çekse de genelinde eskiye oranla daha sakin bir albüm. Bunun temel sebebi de PJ Harvey'in geçtiğimiz sene içerisinde sosyal anlamda biraz daha olgunlaşması. Ayrıca geçen senenin büyük bölümünde Los Angeles'taki bir grupta bas gitar çalarak geçirmiş ve turne sırasında insan ilişkilerinin geliştiğini söylüyor. İnsanlara kendini daha yakın hissettiğini ve artık konuşmaktan çekinmediğini söylemiş.

Bunun dışında albümde yoğun etkisi bulunan klasik müzik konusu var. Bach, Beethoven, Handel, Arvo Part gibi isimleri yoğun bir dinleme safhasından sonra pek de uzmanı olmadığı piyanonun başına geçip beste yapmaya koyulmuş. Zaten albümde de bunu görüyoruz. Parçaların çoğu ya piyano temelli, ya da piyanonun önemli rolü var.

Albümde sözler açısından karanlık hava bazı noktalarda yine baskın. Özellikle vokalin vurgusuyla oldukça kararıyor hava. Elbette alışkanlıklar ve karakter öyle 1-2 yılda değişmiyor. "The Devil", "Dear Darkness", "Broken Harp", "Silence" ve "Before Departure" bu konuda etkin rol oynuyor albümde. Aslında piyanonun kullanımının artması sanırım duygularının ifadesinde de daha etkin bir ortam yaratmış.

"Grow Grow Grow" eski albümlere göre çok tanıdık geliyor. Sanki daha önce, bir yerlerde duymuştuk. Ya da yaşamış mıydık? Bir deja vu hissi veriyor ama nerede ve nasıl sorularının cevabı parça çalarken daldığınız hayallerde saklı. Piyano melodisi sayesinde dalga dalga geliyor hayaller.

"When Under Ether" ise kafası güzel bir insanın hikayesini anlatıyor. Oldukça duygusal bir altyapıdan giriyor ve çarpık duygu hallerini iletiyor bize.

"Broken Harp" ve "The Piano" benim albümde yüzümü biraz olsun ekşitmeme sebep oldular bana göre başarısız yapıları ve müzikal anlayışlarıyla. Açıkçası hani laf etmeye dilim varmıyor ama dinlemekten pek hazzetmedim bu ikisini ve dinlesem de bir şey kaybetmezmişim.

MP3: PJ Harvey - The Devil
MP3: PJ Harvey - Grow Grow Grow

PJ Harvey resmi sitesi
PJ Harvey @ MySpace
Albümü satın almak için

19.10.07

SuperMayer - Save The World (Kompakt, 2007)

Kompakt elektronik müzikle alakalı olanların yakından tanıdığı bir plak şirketi. Kompakt adının yanında Kompakt Extra ve Kompakt Pop gibi uzantıları da var ve geçen sene itibariyle Kompakt Mp3 adlı siteyi de kurarak elektronik müzik açısından önemli bir satış mecrası haline geldi.

E bunların başında kim var, Michael Mayer. Bu oluşumda önemli bir pozisyonda yer alan bir diğer kişi kim, Superpitcher. Ortalamalarını al, SuperMayer. Elbette Minimalist elektronik müziğin bu denli iki önemli ismi bir oluşuma giriştiklerinde bu gerçekten dikkat çekici bir hal alıyor. Elbette kendilerinin de gaza gelip SuperMayer, Save The World gibi Superman moduna girmeleri de ayrı bir mesele.

Elbette ikiliden beklenen doğal olarak minimalist eksende inanılmaz çalışmalar ortaya koymalarıydı. Aslında ilk başlarda ortaya koydukları setler ve düzenlemelerle bu yönde bir sinyal verdiler. Daha sonra albümlerinin çıkacağı haberi beklentilerin yükselmesine yol açtı.

SuperMayer'in albümü 17 Eylül'de piyasaya çıktı ve genel anlamda şaşırtıcı bir yapısı var. Albümde Indie pop'tan, Minimal House'a, Synth Pop'tan, Disco'ya kadar çeşitli türler mevcut. Aaa pardon Minimal Tekno'yu unutmuşum. Albümdeki en beğendiğim parça olan "Two Of Us"'ı nasıl unuturum, ayıp oldu şimdi.

Evet albüm biraz çorba. Müzikal açıdan genel olarak beklenen seviyelere yaklaştıysa da albümün kendi içindeki tutarsızlığı bir nebze rahatsız ediyor. Ancak açıkça söylemek gerekirse ikilinin uzman oldukları türlerde yaptıkları çalışmalar dikkat çekici. "Saturndays" ve "Two Of Us" çok başarılı. Bunun yanında "The Lonesome King", "Us And Them" ve "Planet Sunrise" oldukça sıradan çalışmalar. Indie Pop türündeki "The Art Of Letting Go" ise farklı ve kaliteli tek deneme olarak dikkatimi çekti.

Sonuç olarak plak olarak çıksa da çok üzülmeyeceğim, fazla bir şey kaybetmeyeceğim bir çalışma olmuş. Keşke böyle iki arada bir derede kalacağına minimalist olanları bir plakta birleştirip tamamen farklı bir albüm çıkarsalardı. Neyse artık başka bahara diyoruz.

MP3: SuperMayer - The Art Of Letting Go
MP3: SuperMayer - Two Of Us (Extended Version)

SuperMayer @ MySpace
Albümü satın almak için

16.10.07

Israel Vibration - Stamina (RAS, 2007)

Ey güneşin çocukları. Gelin! Toplanın! Dünyanın en güzel ve güzide müziklerinden birine giriyoruz şimdi. Bu girişimize ön ayak olacak grup ise yeni albümü "Stamina"'yı yayınlayan Israel Vibration.

Önce hemen belirteyim, Israel Vibration eğlenceye yönelik ortaya çıkan Dancehall Reggae akımından değil. Rastafari hareketine mensuplar ve Bob Marley benzeri dinlenmesi ve oturduğun yerden zevk alınması için çalışma yapıyorlar. Ha bunda da dans edemez misin, edersin. Ama zıp zıp değil.

Israel Vibration, rehabilitasyon merkezinde tanışan Lascelle "Wiss" Bulgin, Albert "Apple Gabriel" Craig ve Cecil "Skeleton" Spence'ten oluşuyor. 1978'de ilk albümünü çıkaran grup ancak 3 albüm dayanabildi ve daha sonra Dancehall akımını sebep göstererek Amerika'ya yerleştiler ve albüm çıkarmadaki maddi problemleri sebep göstererek grubu dağıttılar. Daha sonra 1988'de baskı üzerine birleştiler ve çalışmalarının sonucunda efsanevi "Strength Of My Life" albümü çıktı. O zamandan beri 20 albüm çıkardılar ve 21. de hoş geldi. Ama atlamadan Albert'ın gruptan ayrıldığını ve solo kariyer peşinde olduğunu söyleyelim.

Gelelim albüme. Güneşin çocukları diye boşuna demedim. Güneşli bir albüm tamamen. Her ne kadar sözlerinde genel olarak yoksulluktan, Jah'dan ve sosyal sorunlardan bahsetse de elinize kitapçığı almadıkça sözleri pek anlayamadığınız için bu sorunları da anlayamıyorsunuz.

Bunun yanında güzel bir dub reggae dinleme imkanı sunuyor albüm istisnalar hariç. İlk yarısında genel olarak aynı ritmde gidiyor. Bu da aynı ritmle sallanmanızı sağlıyor. Trompet oldukça sık kullanılmış. Bu da biraz ekstra enerji katmış. Ama rahatlamanızı engelleyecek ölçüde değil orası kesin.

"Far Beyond" ile çok güzel başlıyoruz. Ritmimiz uygun, keyfimiz yerinde. Albümün yarısına kadar da bu şekilde gideceğiz zaten. Sonra biraz sapıtacak ama olsun. Bunu henüz bilmiyoruz. "Herb Is The Healing" bu arada en dikkat çeken çalışma oluyor. Ritm ve vokalin ahengi çok güzel.

Albümün 2. yarısı "Stamina" ile başlıyor ve şaşırmaya da başlıyorum. Hız olarak albümün ilk bölümüne fark atıyor. Biraz fazla Dancehall geldi ve açıkçası sırf bu yüzden beğenmedim. "Little Children"'da ilginç bir şekilde Ska havası var. Hani İngiltere'deki Reggae ve Ska hareketinin beraber yürüdüğü düşünülürse anlaşılabilir bir hedef kayması. "Cleanliness" ise albümün yüz karası bana göre. 89'daki albümlerini dönüp bir dinlesinler mümkünse. "Free Loafter" ise Fransa'daki hayranlarını memnun etmeye yönelik diye tahmin ediyorum. Gerçek Israel Vibration sevenleri değil. Keza Sautez Reggae de aynı şekilde.

Mümkünse albümün ilk yarısını zevkle dinleyin, 2. yarısına da göz atın sadece. Bu kadar fark nasıl oldu bilmiyorum ama albümün beğenisini düşürüyor. Keşke 7-8 parçayla çıksaydı albüm. Yine de ilk yarısı uğruna dinlenecek bir albüm. Zaten o 8 parçayı bugünlerde mumla aradığımızı düşünürsek kaçırmamak en iyisi.

MP3: Israel Vibration - Far Beyond
MP3: Israel Vibration - Herb Is The Healing

Israel Vibration @ RAS Records
Israel Vibration @ MySpace
Albümü satın almak için