8.5.07

Peter Kuhlmann Aka Pete Namlook Röportajı

Elektronik müziğin önemli kollarından biri olan “Ambient” tarzının günümüzde belki akla gelen ilk isimlerinden biri olan Peter Kuhlmann aka Pete Namlook ile geçmişi, geleceği, müziği ve hayatı hakkında zevkli bir röportaj yapma imkani buldum. Türkiye’de de Burhan Öcal’la projesi sebebiyle daha çok tanınan bu önemli prodüktörü daha yakından tanıma fırsatı bulabilirsiniz.

SG – Aslında röportaj isteğimi kabul etmenizden sonra bir süre ne soracağım hakkında kafamı toplamam gerekiyordu çünkü soracak çok soru var. Aklıma ilk gelen soru ile başlayalım. “Ambient” tarzı söz konusu olduğunda çok önemli bir yeriniz var ve Almanya’da bu müzik tarzının bir bakıma öncüsüsünüz. 1992 yılında sizin çıkardığınız albümleri büyük risk olarak görenler bugün yaptığınıza saygı duyuyorlar. “Pete Namlook” nereden geldi? Müzikal ve zihinsel olarak bu proje nasıl gelişti?

PK – Caz, Soul ve Elektronik müzik geçmişim ile başladı her şey. Ama kapıyı açan anahtar 16 yaşındayken Türkiye’ye yaptığı 6 haftalık gezi oldu. Klasik Türk müziği ve arabesk altyapısına o anda tutuldum. Daha sonra da bu tınılar asla beni bırakmadı. Oryantal müzik, bu şekilde adlandırırsak, her zaman aklımdaydı ve bunu kafamdaki elektronik müzik yapısıyla saygın bir şekilde birleştirmek ilk hayalimdi.

O zamanlar müzikten para kazandığım söylenemez. Fakat Türk müziği hakkında hatıralarımı hep canlı tuttum ve her imkanım olduğunda bu altyapıyı uygulamaya döktüm. 9 ay boyunca Türk düğünlerinde çaldım ve çoğu zaman düğünde yabancı uyruklu bir tek ben vardım. 500-1500 Türk’ün karşında ben ve Türklerden oluşan grubum. Bu çok büyük bir tecrübeydi.

İlk Jazz-Rock-Fusion grubum “Romantic Warrior”u kurdum ve grupla performanslarımızda sürekli birkaç Türk ezgileriyle süslenmiş parça da çaldım. Fakat kendimi yalnız hissediyordum çünkü grubun diğer elemanları benim yaşadığım tecrübeyi yaşamamışlardı ve benimle aynı hisleri paylaşmadılar.

Daha sonra Fax’ı kurdum ve onunla birlikte Peter Kuhlmann ufak bir fonetik oyunla Namlook’a döndü. (Kuhlmann’ı İngilizce tersten okuyunca Namlook ortaya çıktı)

SG – Fax birçok kişiye göre dalının en iyi plak şirketi ancak bir konu var ki soru işaretleri doğuruyor. Çıkan tüm albümler sınırlı sayıda basılıyor. Bu bir bakıma olumlu ancak özellikle Türkiye’deki insanları göz önünde bulundurursak albümlere ulaşmak çok zor bir hal alıyor. Bu sınırlama nereden geldi ve gelecekte de devam edecek mi?

PK – Önce iltifat için teşekkür edeyim. Bence birçok kaliteli plak şirketi var ancak onların çoğu Türk ve doğu müziğinin büyüleyici özelliğini keşfedemediler.

Sınırlama ise müziğimizin bizim için değerinden kaynaklanıyor. Çıktığı an tükenme diye bir şey yok. Bizim popüler kaygılarımız yok. Bu sanatsal değerlerle alakalı ve açgözlü davranıp saygı duyduğum değerleri yıkmadan müzikten geçimimi sağlayabildiğim için de çok mutluyum.

Eğer insanlardan gelen talepler üst düzeydeyse o albümü Fax’ın altındaki bir plak şirketi olan “Ambient World”’den tekrar çıkartıyoruz ve bunda sınırlama yok ama orjinal sayısı hep o şekilde kalıyor. Ayrıca tüm parçalarım ITunes’da da yer alıyor.

SG – Burhan Öcal önemli bir Türk sanatçı. Onunla beraber “Sultan” adlı bir projeniz var ve bu projeden üç albüm çıkardınız. Onunla çalışmayı nasıl buldunuz ve bu “Sultan” serisi ileride de devam edecek mi?

PK – Bu seriye elbette devam edeceğiz. Burhan’la birlikte 3 albüm çıkardık. “Sultan”’la başladık, “Sulta Osman” ve “Sultan Orhan”’la devam ettik. İlk iki albüm “Ambient World”’den tekrar yayınlandı talep üzerine.

Burhan’la çalışmak muhteşem bir duygu. İnanılmaz bir performans sergiliyor ve birkaç enstrümanı çalabilenler arasında tanıdığım en iyisi. Ayrıca saygı duyulması gereken bir aktör. Aslında ona ilk “Türk Maximilian Schell” diyen bendim 1996 yılında ve o zaman aktör olabileceğine de inanmıyordu. Ancak onun canlı performansını seyrettiğinizde şovundaki o teatral vurgular inanılmaz ve sizi o anın derinliğine çekip götürüyor bu yeteneğiyle.

Elbette biz müzik sayesinde yakın dost olduk ve her yeni çalışmada mükemmele yönelen bir misyonumuz var. Misyonumuzun bir parçası da Türk müziğine ve kültürüne duyduğumuz saygı ile birlikte yöresel çalgılarla elektronik müziğin aynı duyguda birleşmesi. Osmanlı İmparatorluğu’nu fazla popülerliğe kaymayan modern bir şekilde tanıtmaya çalışıyoruz.

Bazıları onunla çalışmalarımda benim etkimin az olduğunu düşünüyor. Burhan bana gerekli tüm yapıtaşlarını veriyor ve ben de bunları düzenleyerek vermek istediğimiz duyguya en uygun hale getirmeye çalışıyorum. Elektronik olarak öne neyi çıkarmak gerekirse çıkarıyorum fakat genelde sonuç önemli. Burhan’ın inanılmaz yeteneği ve üretkenliği ile benim Türk müziğine bakış açım birleştiğinde ortaya güzel bir yemek çıkıyor.

SG – Burhan Öcal’ın yanında Bill Laswell, Richie Hawtin, Klaus Schulze, David Moufang, Tetsu Inoue, Uwe Schmidt (Atom Heart) gibi dünyaca ünlü diğer birçok sanatçı ile de ortak çalışmalarınız var. Bu çalışmalar nereden doğuyor ve nasıl şekilleniyor?

PK – Müzik dünyasında görünmese de her şey birbirine bağlıdır. Tanıdığınız insanlar başkalarını tanır, onlar da başkalarını. Bazen ben birine ulaşırım, bazen başkası bana, bazen biri bizi buluşturur. Her seferinde farklı oluyor.

Bir ortak çalışmaya başladığınızda önce bir süre geçmesi gerekiyor. Evlilik öncesi tanışma gibi burada birbirimizi tanımaya çalışıyoruz ve bakış açılarımızı öğreniyoruz. Ortak bir projede ortaya çıkan sonuç genel olarak ihtimallerin toplanmasından farklı oluyor. Bu da zaten asıl güzel kılan nokta. Ben ortak projelere çok açık olduğumdan da sürekli yeni projeler ortaya çıkabiliyor.

SG – Bir albüm hazırlarken ortak proje yapmanın etkisi nedir? Avantajı ya da dezavantajı var mı? Diğer sanatçılarla da Burhan Öcal’la çalıştığınız gibi mi çalışıyorsunuz?

PK – Her ortak çalışma farklıdır. Burhan’la çalışmalarımızda onun üretkenliği ve katkısı o kadar yüksek ki benim düzenlemeyi yaparken elimde çok büyük bir hazinem oluyor. David Moufang ile biz genel olarak stüdyoda canlı performans sergileriz ve her şeyi kaydederiz. Daha sonra o bunları CD boyutuna göre aranje eder ve bana da mastering ve sorround ayarlamaları kalır.

Ortak çalışmanın en büyük avantajı hız. Her zaman size “bu güzel” veya “işte bu olmadı” diyebilecek biri var. Yalnızken bunu kendinize söylemeniz, söyleseniz bile inandırmanız uzun sürebiliyor. Ayrıca diğer büyük avantajı ise bu çalışmaları yapmak çok ilginç. Her seferinde yeni bir macera, yeni bir kişi ve o kişiden öğrenilecek milyonlarca şey. Bundan güzel ne olabilir?

SG – Peki sizin Türkiye’deki hayranlarınıza söyleyeceğiniz bir şey var mı?

PK – Müziğimi dinlediğiniz için gerçekten çok memnunum. Türk ezgilerinden birer küçük parça alıp bunları popüler ama saygısız parçalar haline getirmek istemiyorum. Umarım Türk mziğine saygı ve sevgimi prodüksiyonlarımda yeterince doğru vurgulayabilmişimdir. “Sultan Murad” için de gözlerinizi dört açın diyebilirim.

Sühan Gürer 2006

1 yorum:

Adsız dedi ki...

röportajı paylaştığın için teşekkürler, zira sultan orhan'ı ilk dinlediğim gün burhan öçal'a eşlik eden bu adamın kim olduğunu oldukça merak etmiştim. daha önce namlook ile ilgili olan bir diğer yazından sonra bu röportaj pek şık oldu (:

yalın ve abartısız dilinden dolayı da teşekkürler. sitenin tasarımına çok takma ama bir ufak öneri: amaç okunmak olsun. bu yüzden aynı yazım dilin gibi sade bir şeyler üzerine yoğunlaş tasarımda da.

sevgi ve huşu ile